Dosya: 7 Ekim ve Soykırım Sonrası ABD – İsrail İlişkileri

ABD Kongresi’nde İsrail: Azalan Destek ve Partiler Arası Ayrışma

ABD-İsrail ilişkileri, İsrail’in kuruluşundan bu yana, dış politika öncelikleri ve Orta Doğu meselelerine yaklaşımları farklılık gösterse de gerek Cumhuriyetçi gerekse Demokrat yönetimler döneminde Amerikan dış politikasında istisnai bir konuma sahip olmuştur.

Bu durum, ABD ve İsrail hükümetleri arasındaki ilişkinin anlaşmazlıklardan veya görüş ayrılıklarından tamamen uzak olduğu anlamına gelmemektedir. Ancak tarihsel olarak bu farklılıklar, ittifakın önemi ve İsrail’in Amerikan stratejisindeki konumu konusunda var olan daha geniş bir uzlaşı çerçevesinde kalmıştır. Zaman içinde bu ilişki, siyasi tanıma ve diplomatik destekten, birikimli kurumsal ve hukuki çerçevelere dayanan güvenlik ve askerî ortaklığa dönüşmüştür.

Bu nedenle, Ekim 2023 sonrasında ortaya çıkan dönüşümleri anlamak, yalnızca Amerikan yönetimlerinin tutumlarını veya iki ülkenin siyasi liderlikleri arasındaki ilişkilerin niteliğini takip etmekten daha fazlasını gerektirmektedir. Bunun için, ilişkinin üzerine inşa edildiği siyasi uzlaşının ve partiler üstü desteğin temelini incelemek; bu yapının aynı ölçüde bütünlüğünü koruyup korumadığını ya da ilişkinin niteliğini ve geleceğini etkileyebilecek dönüşümler yaşamaya başlayıp başlamadığını değerlendirmek gerekmektedir.

Süregelen değişimler karşısında ABD-İsrail ilişkilerini mercek altına alan makale dizisinin ikincisi olan bu çalışma, İsrail nüfuzunun en önemli merkezlerinden ve Amerikan siyasetindeki başlıca etki alanlarından biri olan ABD Kongresi’nde yaşanan dönüşümlerin niteliğine odaklanmaktadır.

Partiler Arası ve Kurumsal Uzlaşı: ABD-İsrail İlişkilerinin Tarihsel Temeli

ABD-İsrail ilişkileri tarihsel olarak, Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında bu ittifakın önemi, güvenlik iş birliğinin devamlılığının sağlanması, İsrail’in niteliksel askerî üstünlüğünün korunması ve Beyaz Saray’da hangi parti iktidarda olursa olsun İsrail’in Amerikan dış politikasındaki konumunun güvence altına alınması konusunda oluşan geniş bir uzlaşıya dayanmıştır. Askerî yardımlar ve savunma alanındaki iş birliği, bu ilişkinin sürekliliğini sağlayan başlıca araçlar haline gelirken Kongre de siyasi taahhütlerin uzun vadeli finansman programlarına, yasal düzenlemelere ve güvenlik mekanizmalarına dönüştürülmesinde temel bir rol oynamıştır.

Bu çerçevenin kökleri, ilişkinin oluşmaya başladığı ilk dönemlere kadar uzanmaktadır. Başkan Harry Truman yönetimi, Mayıs 1948’de İsrail’in kuruluşunun ilan edilmesinden yalnızca birkaç dakika sonra İsrail’i tanımıştır. İlişkiler, Haziran 1967 Savaşı’nın ardından kademeli olarak gelişmiş, Ekim 1973 Savaşı sonrasında ise Soğuk Savaş bağlamında İsrail’in Amerikan stratejik hesaplarındaki konumu daha da güçlenmiştir.

ABD Kongre Araştırma Servisi’nin (CRS) araştırma sonuçları, ilişkinin o tarihten itibaren siyasi, askerî ve güvenlik alanlarında giderek artan iş birliği düzeyleri üzerinden geliştiğini ve 1980’li yıllarda uzun vadeli kurumsal bir çerçeveye kavuştuğunu göstermektedir.

Nitekim 1981 yılında iki taraf, stratejik iş birliğine ilişkin ilk Mutabakat Zaptı’nı imzalamıştır. Ardından 1983 yılında güvenlik alanındaki iş birliğini koordine etmek amacıyla Ortak Siyasi-Askerî Grup (JPMG) kurulmuştur.

Ortak askerî tatbikatlar 1984 yılında başlamış, İsrail ise 1986’da Stratejik Savunma Girişimi’ne (SDI) katılmıştır. 1987 yılında Reagan yönetimi İsrail’e “NATO üyesi olmayan önemli müttefik” statüsü vermiş; Kongre ise 1996’da Dış Yardım Yasası’nda yaptığı değişiklikle bu statüyü hukuki açıdan daha da güçlendirmiştir. Böylece İsrail, savunma alanındaki iş birliği ve Amerikan silah sistemlerinden yararlanma konusunda ek ayrıcalıklar elde etmiştir.

Kongre, ABD-İsrail ilişkilerinin kurumsal niteliğini gösteren en önemli unsurlardan biridir. Nitekim zaman içinde oluşan bazı siyasi düzenlemelerin daha kalıcı hukuki kurallara dönüşmesine katkıda bulunmuştur. Örneğin İsrail’e yönelik askerî yardım ve savunma iş birliği programları, onlarca yıl boyunca her iki partinin de geniş desteğini korumuştur.

Birbirini izleyen Amerikan yönetimleri de İsrail’e bazı Amerikan savunma teknolojilerine erişimde öncelik tanımayı sürdürmüştür. Bu kapsamda İsrail, 1976 yılında F-15 savaş uçaklarını teslim alan ABD dışındaki ilk “devlet” olmuş, 1980 yılında ise F-16 savaş uçaklarını teslim almıştır. Bu durum, İsrail’e bölgedeki diğer ülkelere kıyasla en gelişmiş Amerikan savaş uçaklarına daha erken sahip olma avantajı sağlamıştır.

Aynı bağlamda Kongre, İsrail’in Niteliksel Askerî Üstünlüğünün (QME) korunması ilkesini Amerikan hukukuna dahil etmiş ve 2008 yılında çıkarılan yasayla bu ilkeyi iki ülke arasındaki savunma iş birliğini düzenleyen hukuki çerçevenin bir parçası haline getirmiştir.

Kongre, Amerikan yönetimini bu üstünlüğü düzenli olarak değerlendirmekle yükümlü kılmış; ayrıca Orta Doğu’daki başka bir ülkeye yönelik herhangi bir Amerikan silah satışının incelenmesi sırasında, söz konusu satışın İsrail’in niteliksel askerî üstünlüğü üzerindeki etkisinin belirlenmesini ve bu üstünlüğe zarar vermediğinin teyit edilmesini şart koşmuştur. Böylece İsrail’in askerî üstünlüğünün korunması, bir yönetimden diğerine değişebilecek siyasi bir tutum veya tercih olmaktan çıkarak, ABD’nin bölgeye yönelik silah satışlarında karar alma sürecinin kurumsal bir unsuru haline gelmiştir.

Bu kurumsal taahhüdün sürekliliği, ABD’nin İsrail’e sağladığı yardımların büyüklüğünde de görülmektedir. ABD Kongre Araştırma Servisi’nin (CRS) verilerine göre, 1946’dan 2025 mali yılına kadar İsrail’e sağlanan Amerikan yardımlarının toplam değeri yaklaşık 175 milyar dolara ulaşmıştır. Bu rakam ekonomik ve askerî yardımların yanı sıra füze savunma programlarına sağlanan finansmanı da kapsamaktadır. CRS’ye göre İsrail, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kümülatif olarak ABD dış yardımlarından en fazla yararlanan ülke konumundadır.

Askerî yardımlar da birbirini izleyen mutabakat zaptları aracılığıyla uzun vadeli bir taahhüde dönüştürülmüştür. Bunların en önemlilerinden biri, Barack Obama yönetiminin 2016 yılında İsrail hükümetiyle imzaladığı güvenlik alanındaki Mutabakat Zaptı’dır. Bu anlaşmayla ABD, 2019–2028 döneminde toplam 38 milyar dolar sağlamayı taahhüt etmiştir. Bunun 33 milyar doları Dış Askerî Finansman Programı, 5 milyar doları ise füze savunma programları kapsamında tahsis edilmiştir.

ABD yönetimi bu mutabakatı, Amerikan tarihinde askerî yardım alanında verilen en büyük taahhüt olarak nitelendirmiştir. Üstelik söz konusu mutabakat, Obama yönetimi ile Binyamin Netanyahu hükümeti arasında İran nükleer anlaşması konusunda siyasi anlaşmazlıkların yaşandığı bir dönemde imzalanmıştır. Bu durum, ABD-İsrail ilişkilerinin kurumsal yapısının, iki hükümet arasındaki siyasi anlaşmazlıkları bünyesinde barındırabilme ve ilişkinin temel unsurlarındaki sürekliliği koruyabilme kapasitesini göstermektedir.

Uzlaşı Krizi: Soykırım Savaşı ve Kutuplaşmanın Belirginleşmesi

1. Bir Dönüşüm Alanı Olarak Kongre

Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye yönelik yürütülen soykırım savaşı, Amerikan siyasi kurumları içinde bu uzlaşı üzerindeki baskının giderek arttığını ortaya koymuş; Kongre ise söz konusu dönüşümün en açık biçimde ölçülebildiği alan olarak öne çıkmıştır. Burada Kongre ile Temsilciler Meclisi ve Senato birlikte kastedilmektedir.

Bununla birlikte, oylamaların taşıdığı siyasi anlam değerlendirilirken iki meclis arasındaki farklılıkların dikkate alınması gerekmektedir. Temsilciler Meclisi, iki yıllığına seçilen ve her biri bir seçim bölgesini temsil eden 435 üyeden oluşurken Senato’da her eyaletten iki kişi olmak üzere toplam 100 üye bulunmaktadır. Senatörlerin görev süresi altı yıldır ve Senato üyelerinin yaklaşık üçte biri her iki yılda bir seçilmektedir.

İki meclis, yasama süreçlerinin işleyişi bakımından da birbirinden ayrılmaktadır. Herhangi bir federal yasanın kabul edilebilmesi için her iki meclisin de aynı metni onaylaması gerekir. Bununla birlikte Senato, başkan tarafından yapılan atamaları onaylama ve uluslararası anlaşmalara muvafakat etme gibi özel anayasal yetkilere sahiptir. Ayrıca Senato’nun usul kuralları, Temsilciler Meclisi’ne kıyasla müzakere ve sürecin geciktirilmesine daha geniş bir alan tanımaktadır. Buna karşılık Temsilciler Meclisi’nin kuralları, çoğunluğa yasaları daha hızlı geçirme imkânı sağlamaktadır.

Bu farklılıklar, bu çalışmanın konusu açısından önem taşımaktadır. Temsilciler Meclisi’ndeki bir oylama, belirli bir yasama sürecinde parti grubu içindeki ayrışmanın boyutunu daha açık biçimde ortaya koyabilir. Bunun nedeni, Temsilciler Meclisi üyelerinin seçim bölgelerindeki değişimlere ve parti tabanındaki tutum dönüşümlerine daha doğrudan bağlı olmalarıdır; zira Meclis üyelerinin tamamı iki yılda bir yeniden seçime girmektedir. Bununla birlikte, Temsilciler Meclisi’ndeki bir oylama tek başına ABD politikasını değiştirmek için yeterli değildir; bir düzenlemenin yasalaşabilmesi için Senato’dan da geçmesi gerekmektedir.

Senato’da ise nihai oylama aşamasına ulaşılması veya usule ilişkin engellerin aşılması, Senato’nun kurallarının niteliği ve komitelerinin nihai oylama öncesindeki rolü nedeniyle farklı bir sınama teşkil etmektedir. Bu nedenle, iki mecliste kullanılan karşı oylar aynı siyasi anlamı taşımamaktadır. Bununla birlikte her ikisi de ABD-İsrail ilişkilerinin, geçmişte partiler arası kutuplaşmanın ötesinde konumlanan bir mesele olmaktan çıkarak yasama tartışmalarının ve siyasi anlaşmazlıkların konusu haline gelmesini ölçmek açısından önemlidir.

Kongre oylamaları ayrıca özel bir önem taşımaktadır; çünkü ABD-İsrail ilişkileri, Kongre’nin belirlenmesinde rol oynadığı yasama, mali ve güvenlik araçlarıyla doğrudan bağlantılıdır. Bunların başında bütçe ödenekleri, askerî yardımlar ve silah satışlarının denetlenmesi gelmektedir. Dolayısıyla anlaşmazlığın siyasi açıklamalar ve eleştiriler düzeyinden çıkarak askerî yardımlar veya silah satışları hakkında yapılan oylamalara taşınması, tartışmanın niteliğinde bir değişime işaret etmektedir.

Bununla birlikte, Kongre’nin iki kanadından yalnızca birinde yapılan oylamanın sonucu, tek başına ABD’nin İsrail politikasında yürürlüğe girmiş bir değişiklik anlamına gelmez. Bir düzenlemenin yasalaşabilmesi için aynı metnin hem Temsilciler Meclisi hem de Senato tarafından kabul edilmesi ve ardından başkana sunulması gerekmektedir. Bu nedenle bu çalışma, söz konusu oylamaların taşıdığı anlamı, Amerikan siyasi kurumları ve partiler içinde yaşanan dönüşümün göstergeleri olarak ele almaktadır.

Uzlaşı üzerindeki baskı, savaşın oldukça erken bir aşamasında kendini göstermeye başlamıştır. Aralık 2023’te Senatör Bernie Sanders, Dışişleri Bakanlığı’nın İsrail’in insan hakları uygulamaları ve Amerikan yardımlarını kullanırken uluslararası insancıl hukuka ne ölçüde uyduğu konusunda Kongre’ye bilgi sunmasını talep eden bir karar tasarısı sundu.

Senato, Ocak 2024’te tasarının Dış İlişkiler Komitesi’nden çıkarılarak ilerletilmesi girişimini 72’ye karşı 11 oyla sonlandırmış olsa da bu girişim, Ekim 2023 sonrasında İsrail’e verilen Amerikan yardımlarının kullanım koşullarının Kongre’nin yasama mekanizmalarının gündemine girmesinin ilk göstergelerinden biri olmuştur.

Bu dönüşüm, İsrail’e yönelik politikanın değiştirilmesi talebinin siyasi protesto düzeyinden çıkarak Kongre’nin sunduğu araçların kullanılmasına yönelmesiyle yasama söyleminde daha belirgin hale gelmiştir. Nisan 2024’te Temsilciler Meclisi, “İsrail Güvenliği Ek Ödenek Yasası”nı 366’ya karşı 58 oyla kabul etti. Cumhuriyetçi ve Demokrat çoğunluk paketin kabul edilmesini sağlamış olsa da 37 Demokrat ve 21 Cumhuriyetçi milletvekili tasarıya karşı oy kullandı.

Bu sonucun dikkatli değerlendirilmesi gerekmektedir; çünkü yasa tasarısı İsrail’e askerî finansman ile Gazze’ye insani yardımı aynı paket içinde bir araya getiriyordu. Dolayısıyla karşı oyların gerekçeleri farklılık göstermekteydi. Bununla birlikte oylamanın önemi, Amerikan desteğinin İsrail’e yöneltilmesiyle bağlantılı temel bir pakete karşı oy vermeye hazır bir muhalif bloğun Temsilciler Meclisi içinde bulunduğunu ortaya koymasında yatmaktadır. Zira bu tür ödenekler tarihsel olarak yüksek düzeyde partiler arası uzlaşıyla kabul edilmekteydi.

Bu muhalefetin önemi, savaşın başlamasından yalnızca birkaç ay sonra İsrail’e yönelik yardıma ilişkin kritik bir oylamada ortaya çıkmış olmasından da kaynaklanmaktadır. Söz konusu oylama, tartışmanın yardıma genel destekten, yardımın belirli biçimlerine veya koşullarına itiraza kaydığı bir dönemde Demokrat Parti içindeki muhalefetin boyutunu ölçmek için erken bir gösterge sunmuştur.

Kasım 2024’e gelindiğinde ise anlaşmazlık, bir yardım paketine yönelik tartışmanın ötesine geçerek belirli silah satışlarını doğrudan engelleme girişimine dönüşmüştür. Eylül 2024’te Senato’daki Demokrat grupla birlikte hareket eden bağımsız Senatör Bernie Sanders, İsrail’e yapılacak Amerikan silah satışlarına itiraz etmek amacıyla altı adet ortak ret kararı (JRD) sundu. Sanders, bunlardan üçünü Kasım ayında nihai oylamaya taşıdı ancak girişim başarısız oldu. Senato’daki çoğunluk, söz konusu kararların Dış İlişkiler Komitesi’nden çıkarılmasına karşı oy vererek geleneksel tutumunu korudu.

Kararları destekleyen oyların sayısı, kabul edilmeleri için gerekli çoğunluğun oldukça gerisinde kalmış olsa da bu girişimler, İsrail’e silah transferlerinin hangi koşullarda yapılması gerektiğine ilişkin tartışmayı Senato’daki yasama faaliyetlerinin merkezine taşıması bakımından bir ilk oluşturmuştur. Aynı zamanda bu girişimler, İsrail’in güvenliğine bağlılık ile her türlü askerî desteğin ve İsrail hükümetinin tüm kararlarının koşulsuz biçimde kabul edilmesi arasında ayrım yapan yeni bir siyasi alanın ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur.

2. İlerici Muhalefetten Demokrat Parti İçindeki Ayrışmaya

Bu dönüşümler, meselenin Kongre içindeki Demokrat Parti’nin ilerici kanadında giderek daha fazla öne çıkması ve Ekim 2023 sonrasında bu eğilimin daha belirgin biçimde yasama faaliyetlerine taşınması bakımından ayrıca önem kazanmaktadır. Bu durum, silah transferleri ve askerî yardımlarla doğrudan bağlantılı girişim, yasa tasarısı ve kararlarla kendini göstermiştir. Kongre İlerici Grubu, bu dönüşümün kurumsal düzeydeki önemli göstergelerinden birini sunmaktadır.

Eylül 2025’te grup, kendi ifadesiyle ilk kez doğrudan “Filistin-İsrail çatışması” ile ilgili bir yasama girişimini desteklemiş ve Block the Bombs Act (H.R. 3565) adlı yasa tasarısına desteğini açıklamıştır. Söz konusu tasarı, Demir Kubbe gibi savunma sistemlerini kapsam dışında bırakarak, en yıkıcı silah sistemlerinden bazılarının İsrail’e transferini sınırlandırmayı hedeflemektedir. Bu adımın önemi, tartışmanın Sanders gibi tek tek üyelerin tutumlarından çıkarak Demokrat Temsilciler Meclisi üyelerinden oluşan kurumsal bir grubun kolektif pozisyonuna taşınmasında yatmaktadır.

Dolayısıyla bu eğilimin yükselişi yalnızca Sanders’ın girişimlerini destekleyen oyların sayısındaki artışla ölçülemez. Aynı zamanda, daha önce esas olarak ilerici kanatla özdeşleşen bazı taleplerin Kongre içinde kolektif siyasi eylem düzeyine taşınmasıyla da değerlendirilmelidir. Bu açıdan bakıldığında, 2025 boyunca bu eğilimin genişlemesinin ardından Senato ve Temsilciler Meclisi’nde yapılan sonraki oylamalar, Demokrat Parti içindeki dönüşümü gösteren önemli göstergeler olarak öne çıkmaktadır.

Temmuz 2025’te Sanders, İsrail’e saldırı amaçlı silah satışlarının engellenmesine yönelik iki kararın Dış İlişkiler Komitesi’nden çıkarılarak görüşülmesi için Senato’da yeni bir oylama yapılmasını sağladı. Kararlardan biri, değeri 675 milyon doları aşan bomba ve mühimmat satışına, diğeri ise on binlerce otomatik saldırı tüfeğinin satışına ilişkindi.

Bomba satışına ilişkin karar, Demokrat gruptan 24 üyenin desteğini alırken, tüfek satışını durdurmaya yönelik kararı 27 üye destekledi ve 17 üye karşı çıktı. Her iki karar da Senato’da çoğunluğu sağlayamadığı için başarısız olsa da bu rakamlar, Demokrat grubun yarısından fazlasının artık İsrail’e yönelik bazı silah satışlarını durdurmayı amaçlayan yasama tedbirlerini desteklemeye hazır olduğunu göstermektedir.

Bu eğilim, Nisan 2026’da tarihî bir dönüşüm olarak değerlendirilen yeni bir aşamaya ulaştı. Senato’daki 47 Demokrat üyeden 40’ı, 295 milyon dolar değerindeki askerî buldozer satışının engellenmesi yönünde oy kullanırken, 36 Demokrat da 151,8 milyon dolar değerindeki bomba satışının durdurulmasını destekledi. Her iki girişim de Cumhuriyetçi muhalefet nedeniyle başarısız oldu.

Ancak Demokrat grup içindeki çoğunluğu kapsayan bu desteğin büyüklüğü, İsrail’e silah transferi konusundaki tartışmayı başlangıçta olduğu gibi sınırlı sayıdaki üyenin tutumu olmaktan çıkararak, kurumsal düzeyde geniş bir karşılık bulan bir meseleye dönüştürmüştür. Bununla birlikte bu durum, Demokrat Parti içinde İsrail’e yönelik tek ve ortak bir tutumun ortaya çıktığı anlamına gelmemektedir. Ancak askerî desteğin koşulları ve araçları konusunda parti içindeki görüş ayrılıklarının belirgin biçimde genişlediğine işaret etmektedir.

Temsilciler Meclisi’nde de buna paralel olarak, İsrail’e yönelik bazı askerî yardım biçimlerinin sürdürülmesine karşı sınırlı sayıda Cumhuriyetçi itiraz görülmektedir. Ancak bu itirazlar, kapsam ve süreklilik bakımından Demokrat Parti içindeki dönüşümle kıyaslanabilecek düzeyde değildir. Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, İsrail’in finansmanına yönelik itirazın artık mutlak biçimde yalnızca Demokratlarla sınırlı olmadığını gösteren en belirgin örneklerden biridir.

Massie, 2024 yılında 20 Cumhuriyetçi temsilciyle birlikte İsrail Güvenliği Ek Ödenek Yasası’na karşı oy kullanmış, Temmuz 2026’da ise Dış Askerî Finansman Programı kapsamında İsrail’e sağlanan yıllık yaklaşık 3,3 milyar dolarlık askerî yardımın kaldırılmasını amaçlayan bir değişiklik önergesi sunmuştur. Önerge reddedilmiş olsa da Massie’nin yanı sıra 103 Demokrat temsilcinin desteğini almıştır. Bu durum, Cumhuriyetçi muhalefetin bu örnekte neredeyse bireysel düzeyde kaldığını, buna karşılık İsrail’e yönelik askerî finansmana itirazın Demokrat Parti içinde geniş bir destek tabanı kazandığını göstermektedir.

2026’daki bu sonucun önemi, daha önce değinilen 2024 tarihli İsrail yardım paketine karşı yapılan yasama oylamasıyla karşılaştırıldığında daha da belirginleşmektedir. O dönemde 37 Demokrat temsilci pakete karşı oy kullanmışken, bu sayı 2026’da 103’e yükselmiştir. Bu, ABD’nin İsrail’e yönelik askerî desteğinin koşulları konusunda Demokrat Parti içindeki ayrışmanın genişlediğini gösteren en güncel oylamalardan biri olmuştur. Karşılaştırma, itirazın parti içindeki sınırlı bir gruptan çıkarak üyeler arasında neredeyse başa baş bir bölünmeye dönüştüğünü göstermektedir.

Ancak bu dönüşüm, yalnızca oy sayıları üzerinden okunmamalıdır. Zira 2026’da sunulan değişiklik önergesi doğrudan İsrail’e yönelik askerî finansmanı hedef alırken, 2024’teki yardım paketi Gazze’ye insani yardım da dahil olmak üzere birden fazla unsur içeriyordu. Dolayısıyla iki oylamanın siyasi anlamı aynı değildir.

Bu değişim, Demokrat muhalefetin Nisan 2024’te yardım paketine karşı oy kullanan 37 temsilciden, Temmuz 2025’te Senato’daki Demokrat gruptan bir silah satışının engellenmesini destekleyen 27 üyeye, Nisan 2026’da 40 üyeye ve nihayet Temmuz 2026’da Temsilciler Meclisi’nde güvenlik yardımı finansmanının kaldırılmasını destekleyen 103 Demokrat temsilciye ulaşmasıyla açık biçimde görülmektedir. Bu gelişme, askerî yardımlara ilişkin tartışmanın siyasi eleştiri düzeyinden çıkarak, desteğin niteliği ve sınırları konusunda doğrudan ve kurumsal bir yasama anlaşmazlığına dönüştüğünü ortaya koymaktadır.

Söz konusu dönüşümün önemi, söz konusu yardımların onlarca yıl boyunca iki parti arasında daha geniş bir uzlaşıya dayanan meselelerden biri olması nedeniyle daha da artmaktadır. Üstelik geçmiş on yıllarda oluşturulan hukuki ve mali altyapı hâlen varlığını korumaktadır. Dolayısıyla mevcut anlaşmazlık, sıfırdan yeni bir politika inşa etmekten çok, hâlihazırda yerleşmiş olan bu yapının belirli unsurlarını değiştirme mücadelesi niteliği taşımaktadır.

Sonuç

Yukarıda ortaya konulan çerçeve, Amerikan siyasetindeki görüş ayrılıklarının giderek İsrail’le ilişkinin koşulları, araçları ve sınırlarını sorgulayan bir niteliğe büründüğünü göstermektedir. Bu gelişmeler, önemli bir dönüşüme işaret etmektedir.

Zira ABD-İsrail ilişkileri, uzun yıllar boyunca çoğu zaman partiler arası kutuplaşmanın ötesinde konumlanan bir alan iken, artık özellikle Demokrat Parti içinde doğrudan siyasi çekişmenin konusu haline gelmiştir. Bu anlaşmazlık daha sonra Kongre’ye de taşınmış; yardımların niteliği, silah transferlerinin koşulları ve bu silahların kullanım biçimi etrafında somut yasama tartışmalarına dönüşmüştür.

Temel askerî yardımlar ve savunma iş birliği hâlen devam etmekle birlikte, ABD-İsrail ittifakının Amerikan siyasetindeki parti ayrışmalarını aşma kapasitesi, geçmişte ilişkinin tarihsel dayanaklarından biri olduğu döneme kıyasla artık daha az istikrarlı görünmektedir. Bunun sonucunda, bu ilişkinin Amerikan siyasetinde savunulması da giderek daha fazla siyasi rekabete, itiraza ve hesap verme taleplerine açık hale gelmektedir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu