Knesset Seçimlerinde Siyonist Partilere Arap Oyları: Kökenler, Motivasyonlar ve Seçim Rekabeti

Filistinli Arapların (48 Arapları olarak bilinen İsrail vatandaşı Araplar) Siyonist partilere oy vermesi yeni bir olgu değildir. Bu durum, kapsamı, biçimleri ve nedenleri zaman içinde değişmiş olsa da 1949’dan bu yana Knesset seçimlerine eşlik etmektedir. Başlangıçta iktidar partilerine bağlı Arap listeleri ve Arap adaylara yer veren partilere doğrudan oy verme şeklinde ortaya çıkmış, daha sonraki dönemlerde ise “sol”, “merkez” ve “sağ” olarak adlandırılan siyasi kamplar arasında dağılmıştır.

Bu makale, söz konusu olgunun tarihsel gelişimini, bundan yararlanan partileri ve adaylarla yerel ilişkilerin oyları çekmedeki rolünü ele almaktadır. Ayrıca 26. Knesset seçimleri öncesinde bu oylar üzerindeki rekabeti, özellikle suçla mücadele, hakların elde edilmesi ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi söylemleri üzerinden analiz etmektedir.

Makale, bu seçmenleri homojen bir kitle olarak ele almamakta; aksine siyasi, çıkar odaklı ve yerel saiklerin çeşitliliğini incelemektedir. Mevcut verilerin elverdiği ölçüde, Filistinli Arapların oyları ile Dürzi yerleşim yerlerindeki oy verme davranışı arasında da ayrım yapılmaktadır; zira her iki grubun siyasi ve toplumsal bağlamı birbirinden farklıdır.

Siyonist Partilere Arap Oylarının Tarihsel Kökenleri

İlk on yıllarda Arap seçmenlerin oy verme davranışı üç temel doğrultuda şekillenmiştir: iktidar partilerine bağlı Arap listelerine oy verilmesi, Arap adaylara yer veren Siyonist partilere doğrudan oy verilmesi ve Arap ve Yahudi üyeler ile adayları bünyesinde barındıran, ancak Siyonist akıma mensup olmayan İsrail Komünist Partisi’ne oy verilmesi.

İlk eğilim, iktidara bağlı listeler ya da diğer adıyla “gölge listeler” aracılığıyla ortaya çıkmıştır. Bu listeler esas olarak David Ben-Gurion liderliğindeki iktidar partisi “Mapai” tarafından kurulmuş ve desteklenmiştir. Nasıra Demokratik Listesi, Tarım ve Kalkınma, İlerleme ve Çalışma ile İş Birliği ve Kardeşlik listeleri bunlar arasında yer almaktadır. Bu listeler bağımsız Arap partileri değildi; kendilerini destekleyen partinin siyasi çizgisine bağlı kalıyor ve onun liderliğindeki hükümet koalisyonlarıyla birlikte oy kullanıyorlardı.

Söz konusu listeler seçimlerden hemen önce, farklı aşiret, mezhep ve bölgelerin önde gelen isimlerinden oluşturuluyordu. Aile, mezhep ve yerel ilişkiler üzerinden seçmenleri çekmeye yönelik bu yapıların seçim dönemleri arasında düzenli ve sürekli bir siyasi ya da toplumsal faaliyeti bulunmuyordu. Örneğin 1951 seçimlerinde “Mapai” ile bağlantılı üç ayrı Arap listesi yarışmış ve bunların her birinde birden fazla toplumsal veya dinî gruptan temsilcilere yer verilmişti.

İkinci eğilim ise Arap adayların doğrudan Siyonist partilerin listelerine dâhil edilmesiydi. Bu konuda ilk adımı atan parti “Mapam” oldu. Parti, 1948 yılında bir Arap birimi kurarak saflarını Araplara açtı ve 1951 seçimleri için hazırladığı aday listesine Arap isimleri de dâhil etti. Rüstem Bastuni, bir Siyonist parti listesinden seçilen ilk Arap milletvekili oldu ve “Mapam”ı temsilen Knesset’e girdi. Daha sonraki yıllarda başka partiler de benzer bir yol izledi.

Bu siyasi katılım, 1966 yılına kadar 1948 Filistinlilerine uygulanan askerî yönetim koşulları altında gerçekleşti. İzin sistemi, Filistinlilerin hareketleri, çalışma hayatları ve siyasi-toplumsal örgütlenmeleri üzerinde sıkı bir denetim kurulmasına imkân sağladı. Aynı sistem, oyların “Mapai”ye, ona bağlı listelere ve Siyonist partilerin adaylarına yönlendirilmesi amacıyla da kullanıldı.

Bu nedenle Siyonist partilere verilen yüksek Arap oylarını yalnızca özgür siyasi tercihle açıklamak mümkün değildir. Bu oyların önemli bir bölümünü baskı, korku, çalışma ihtiyacı, kamu hizmetlerine erişim ve iktidarın kaynaklarından yararlanma zorunluluğu bağlamında değerlendirmek gerekmektedir.

Seçim sonuçları da bu ilişkinin boyutlarını ortaya koymaktadır. 1949 seçimlerinde Arap oylarının %51,7’si iktidara bağlı listelere, %26,1’i doğrudan Siyonist partilere giderken, Arap ve komünist siyasi güçlerin aldığı oy oranı %22,2’de kaldı.

1955 yılında bu oranlar sırasıyla %57,8, %26,6 ve %15,6 oldu. 1965 yılında ise bağlı listeler yaklaşık %43,8, Siyonist partiler %32,5, Arap ve komünist güçler ise %23,7 oranında oy aldı. Böylece askerî yönetim dönemindeki seçimlerin büyük bölümünde iktidara bağlı listeler ile Siyonist partiler birlikte Arap oylarının yaklaşık dörtte üçünü veya daha fazlasını elde etti.

İktidara bağlı listelerin yalnızca seçim dönemlerinde etkinleşen yapısı, Arap oylarının seçimler öncesinde harekete geçirilen bir seçim kaynağı olarak görülmesine dayanan erken bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. Bu anlayış, farklı araçlar ve söylemler kullanılarak daha sonraki dönemlerde de devam etmiş ve günümüzdeki seçim kampanyalarında da kendisini göstermiştir.

Askerî yönetimin kaldırılmasının ardından iktidara bağlı listelerin etkisi giderek azaldı ve 1981 seçimlerinden itibaren Knesset’te artık temsil edilmez hâle geldiler. Buna karşılık Siyonist partilere doğrudan verilen Arap oylarının oranı 1980’ler ve 1990’ların başlarında yüksek seviyesini korudu. 1992 yılında Siyonist partilere verilen oylar, Arap oylarının yaklaşık %53’üne ulaştı.

Böylece Arap oylarını kazanmak için kullanılan araçlar zaman içinde değişirken, Arap adayların, yerel ilişkilerin ve iktidar partileri üzerinden devlet kurumlarına erişilebileceği düşüncesinin rolü varlığını sürdürdü.

Siyonist Partilere Verilen Oyların Oranı ve 1996’dan İtibaren Değişimi

1996 yılı, modern parti haritasının şekillenmesi ve bağımsız siyasi temsilin güçlenmesiyle birlikte Arap seçmen davranışında yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Ulusal Demokratik Birlik Partisi’nin (Balad) kurulması ve İslami Hareket’in Güney Kanadı’nın Birleşik Arap Listesi çatısı altında seçimlere katılması bu dönüşümün başlıca göstergeleriydi. Bu tarihten itibaren Siyonist partilerin Arap oylarından aldığı pay, 1980’ler ve 1990’ların başlarına kıyasla gerilemeye başladı. Ancak bu düşüş doğrusal bir seyir izlemedi; seçimden seçime önemli farklılıklar görüldü.

1996-2022 yılları arasında gerçekleştirilen 12 seçimde Siyonist partiler, istatistik serisinde yer alan geçerli Arap oylarının ortalama yaklaşık %22,7’sini alırken, Arap listelerinin ortalama payı yaklaşık %77,2 oldu. Ancak bu oranların dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü veriler, Arap yerleşimlerinin yanı sıra Celile ve Kermil’de Dürzi olarak sınıflandırılan yerleşimlerin sonuçlarını da birlikte içermektedir. Oysa bu yerleşimlerdeki oy verme davranışları arasında belirgin farklılıklar bulunmaktadır.

Rakamlar, her seçmenin dinî veya toplumsal aidiyetini değil, yerleşim yerlerinin toplam seçim sonuçlarını göstermektedir. Muğar, Ebu Sinan, Rame, Peki’in ve Şefaram gibi farklı dinî toplulukların birlikte yaşadığı yerleşimler tek bir seçim birimi olarak hesaplandığından, Dürzi seçmenlerin oylarını Müslüman ve Hristiyan seçmenlerin oylarından ayırmak mümkün değildir.

İşgal altındaki Golan Tepeleri’nde yaşayan Dürziler ise bu istatistik serisinde ayrı bir seçmen kitlesi olarak yer almamaktadır. Bunun nedeni, büyük çoğunluğunun İsrail vatandaşlığına sahip olmaması ve dolayısıyla Knesset seçimlerinde oy kullanma hakkının bulunmamasıdır. İsrail vatandaşlığı alanların oyları ise resmî seçim sonuçlarına dâhil edilmektedir.

Bu nedenle aşağıdaki tablo, yalnızca Filistinli Arapların oy verme davranışını kesin biçimde ölçmek için değil, genel seçim eğilimini ortaya koymak amacıyla kullanılmalıdır.

Tablo: İsrail İçindeki Arap ve Dürzi Yerleşimlerinde Seçime Katılım Oranı ile Oyların Arap Listeleri ve Siyonist Partiler Arasındaki Dağılımı (1996–2022)

Seçimler

Katılım Oranı

Arap Listeleri

Siyonist Partiler

1996 %79,3 %66,4 %33,6
1999 %75 %70,6 %29,4
2003 %62 %70,6 %29,4
2006 %56,3 %75 %25
2009 %53,6 %82,1 %17,9
2013 %57,3 %77,2 %22,8
2015 %64 %82 %18
Nisan 2019 %49 %70 %30
Eylül 2019 %60 %80 %20
2020 %65 %87 %13
2021 %45 %79,5 %19,4
2022 %53,2 %85,7 %14,3
Yaklaşık ortalama %60 %77,2 Yaklaşık %22,7

Seçime katılım oranı ile Siyonist partilerin aldığı oy oranı arasında sabit bir ilişki bulunmamaktadır. Örneğin katılım oranı 1999’da %75 iken 2003’te %62’ye düşmesine rağmen, Siyonist partilerin oy oranı %29,4’te sabit kalmıştır. Bu durum, katılımdaki düşüşün daha fazla seçmenin Siyonist partilere yönelmesinden değil, sandığa gitmeyenlerin sayısının artmasından kaynaklandığını göstermektedir.

Bununla birlikte veriler, Siyonist partilerin Arap oylarından aldığı payda genel bir düşüş eğilimine işaret etmektedir. Bu oran 1996–2006 döneminde yaklaşık dörtte bir ile üçte bir arasında değişirken, 2013–2022 yılları arasındaki yedi seçimde ortalama yaklaşık %20 seviyesine gerilemiştir.

Bu farklılık, kısmen Arap listelerinin birlik ya da bölünmüşlük durumuyla ilişkilidir. 2015 yılında Ortak Liste’nin kurulmasıyla Siyonist partilerin oy oranı %18’e gerilemiş, Ortak Liste’nin Nisan 2019’da dağılmasının ardından %30’a yükselmiş, 2020’de yeniden kurulmasıyla ise %13’e düşmüştür. Bununla birlikte 2022 yılında Arap listeleri seçimlere ayrı ayrı katılmasına rağmen Siyonist partilerin oy oranı %14,3’e gerilemiştir. Bu da birlik veya bölünmüşlüğün söz konusu olguyu tek başına açıklamadığını göstermektedir.

Dürzi yerleşimleri de genel oranlar üzerinde belirgin bir etkiye sahiptir. 2021 yılında bu yerleşimlerde sandığa giden seçmenlerin %82,4’ü Siyonist partilere oy vermiştir. Bu yerleşimler yaklaşık bir hesaplamayla dışarıda bırakıldığında, Siyonist partilerin diğer Arap yerleşimlerindeki oy oranının %19,4’ten yaklaşık %12–13 seviyesine düştüğü görülmektedir. Karma nüfuslu yerleşimlerin sonuçları kesin bir ayrıştırmaya imkân vermese de bu fark, olgunun gerçek boyutunu değerlendirirken ihtiyatlı olunması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Arap Oyları Hangi Siyonist Partilere Yöneliyor?

Siyonist partilere verilen Arap oyları tek bir siyasi kampa yönelmemekte; “sol”, “merkez” ve “sağ” olarak sınıflandırılan partiler arasında dağılmakta ve seçimden seçime farklılaşmaktadır. Tarihsel olarak İşçi Partisi, Mapai döneminden miras kalan yerel ve ailevi ilişkiler sayesinde bu oylardan önemli ölçüde yararlanmıştır. Daha sonra Meretz, Likud, Şas ve Yisrael Beiteinu gibi partiler; ilerleyen yıllarda ise Mavi-Beyaz, Yesh Atid ve Ulusal Birlik bu oylar için rekabet etmeye başlamıştır. Dolayısıyla bu olguyu yalnızca Siyonist sola verilen oylarla sınırlamak doğru değildir.

Sol partiler, barış, eşitlik ve Arap-Yahudi ortaklığı söylemi ile listelerine Arap adaylar dâhil etmeleri sayesinde bu oyların bir bölümünü çekmiştir. Bazı seçimlerde Meretz bu alanda öne çıkan partilerden biri olmuştur. Örneğin Nisan 2019 seçimlerinde Arap ve Dürzi yerleşimlerinde 30 binden fazla oy almış ve bu oylar partinin seçim barajını aşmasında belirleyici rol oynamıştır.

Ancak bu destek kalıcı olmamıştır. 2022 seçimlerinde parti, verilerde yer alan yerleşimlerde yaklaşık 13 bin oy, yani toplam oyların %2,7’sini almış; bu oran baraj altında kalmasını engellemeye yetmemiştir. Arap toplumunda tarihsel olarak daha geniş desteğe sahip İşçi Partisi’nin oy oranı da oldukça sınırlı bir seviyeye gerilemiştir.

Oyların bir bölümü ise özellikle Netanyahu’ya alternatif bir hükümet kurma rekabetinin öne çıktığı dönemlerde merkez partilere yönelmiştir. 2022 seçimlerinde Ulusal Birlik, Arap ve Dürzi yerleşimlerinde 15 binden fazla oy ve %3,2’lik oranla Siyonist partiler arasında ilk sırada yer almıştır. Onu Meretz, Likud, Yisrael Beiteinu ve Yesh Atid izlemiştir. Ancak Ulusal Birlik’in aldığı oyların yaklaşık 11 bini Dürzi yerleşimlerinden gelmiştir. Bu nedenle söz konusu sonuçları yalnızca Filistinli Arap seçmenlerin siyasi yöneliminin göstergesi olarak okumak dikkat gerektirmektedir.

Sağ partiler de bu oy dağılımının dışında değildir. 2022’de Likud, veriler kapsamındaki yerleşimlerde oyların %2,2’sini, Yisrael Beiteinu ise %2’sini alırken, merkez partisi Yesh Atid’in oranı %1,7’de kalmıştır. Bu oyların coğrafi ve toplumsal dağılımı da farklılık göstermektedir. Örneğin Meretz, Celile’deki bazı Hristiyan yerleşimlerinde %11,7’ye ulaşırken Likud; Ebu Goş, Ayn Nakuba ve Ayn Rafa gibi Kudüs koridorundaki köylerde %6,2 oranında oy almıştır. Bu veriler, 2022 seçim sonuçlarına ilişkin bir analize dayanmaktadır.

Bu farklılıklar her zaman tamamlanmış ve tutarlı ideolojik aidiyetleri yansıtmamaktadır. Oy verme davranışı, adayın kimliği ve yerel ya da ailevi konumu, listedeki sırası, partinin söylemi ve iktidara yakınlığı gibi faktörlerden de etkilenebilmektedir. Bu durum, Arap ve Dürzi adaylar ile aktivistlerin yerel ve parti bağlantılarını seçim desteğine dönüştürmedeki rolünü ayrıca incelemeyi gerekli kılmaktadır.

Yair Golan liderliğindeki “Demokratlar” Partisi’nde de, partinin Arap toplumu içindeki varlığını genişletme çabaları kapsamında 2026 ön seçimlerine Arap adaylar katıldı. Sümeyye Beşir listede onuncu sırayı aldı. Ancak bu sıranın fiilî olarak seçilebilir olup olmadığı, partinin seçimlerde kazanacağı sandalye sayısına bağlıdır. Ayrıca partideki Arap adaylar homojen bir grup oluşturmamaktadır; savaş, işgal ve Arap-Yahudi ortaklığı kavramı konusunda farklı tutumlara sahiptirler.

Sağ cenahta ise medya aktivisti Yusuf Haddad, eski subay Ofer Winter tarafından kurulan “Amha Yisrael” Partisi’ne katılmış ve Knesset aday listesinde ikinci sıraya yerleştirilmiştir. Haddad, kendisini İsrail devletinin resmî anlatısını ve siyasi-güvenlik politikalarını benimseyen İsrail milliyetçisi bir söylem üzerinden konumlandırmaktadır. Bu nedenle, temel olarak sivil hak ve talepleri elde etme ya da belirli bir yerleşim yerini temsil etme iddiasıyla Siyonist bir partiye katılan adaylardan farklı bir örnek teşkil etmektedir.

Bu örnekler, Siyonist bir parti listesinde Arap veya Dürzi bir ismin bulunmasının tek bir anlama gelmediğini göstermektedir. Bu durum gerçek bir parti bütünleşmesini ifade edebileceği gibi, yerel bir seçmen tabanına dayanabilir veya propaganda ve seçim stratejisinin bir parçası olarak işlev görebilir. Bu temsilin gerçek anlamı; adayın listedeki konumu ve seçilme ihtimali, parti programı ve kararları üzerinde ne ölçüde etkili olabildiği ve partinin seçimlerden sonra Arap toplumu içindeki faaliyetlerini ne ölçüde sürdürdüğü üzerinden değerlendirilmelidir.

Bu nedenle adayların rolünü incelemek, Siyonist partilerin Arap oyları üzerindeki rekabetinin niteliği ve bazı seçmenleri bu rekabete karşılık vermeye yönelten motivasyonlar hakkındaki daha geniş tartışmayla doğrudan bağlantılıdır.

Arap Oyları Üzerindeki Rekabet ve Siyonist Partilere Oy Verme Nedenleri

26.Knesset seçimleri öncesinde, Arap toplumu içindeki varlığını genişletmeye çalışan Siyonist partilerin dikkat çekici bir faaliyet yürüttüğü görülmektedir. Ancak bu durum, söz konusu partilerin Arap toplumuyla ilişkilerinde kalıcı bir dönüşüm yaşandığı anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda siyasi bloklar arasındaki rekabetin sertleşmesiyle de doğrudan bağlantılıdır.

Zira on binlerce oy bir ya da daha fazla Knesset sandalyesine karşılık gelebilmekte, bir partinin seçim barajını aşmasını ya da siyasi kamplardan birinin hükümet kurabilmesini etkileyebilmektedir. Bu nedenle özellikle Arap listeleriyle örgütsel bağı bulunmayan Arap seçmenler, soldan sağa uzanan geniş bir yelpazedeki partilerin seçim kampanyalarının hedefi hâline gelmiştir.

Bu çerçevede Yair Golan liderliğindeki “Demokratlar” Partisi öne çıkmaktadır. Parti, medya görünürlüğünü ve Arap yerleşimlerine yaptığı ziyaretleri artırmış, ön seçimlerine dokuz Arap aday katılmıştır. Golan ayrıca Nasıra’da suç ve şiddetle mücadeleye yönelik bir plan açıklamıştır.

Plan; olağanüstü hâl ilan edilmesini, bütçe ayrılmasını, kolluk kuvvetlerinin çalışmalarının güçlendirilmesini ve suç örgütlerine ilişkin davaların hızlandırılmasını öngörmektedir. Parti söyleminde Arap-Yahudi ortaklığı, yurttaşlık eşitliği ve suçla mücadele temaları bir araya getirilmekte; böylece geçmişte İşçi Partisi ve Meretz’e yönelen Arap oylarının bir bölümünün yeniden kazanılması hedeflenmektedir.

Bu çaba yalnızca sol partilerle sınırlı değildir. Yesh Atid de Arap toplumuna yönelik özel bir ekip oluşturmuştur ve kendisini Netanyahu’ya alternatif bir hükümetin kurulmasına ortak olabilecek merkez partisi olarak sunmaktadır. “Yisrael Beiteinu” ise Hamad Amar’ın varlığından ve yerel ilişkiler ağından yararlanarak daha çok Dürzi yerleşimlerine yönelmektedir.

Sağcı “Amha Yisrael” Partisi ise Yusuf Haddad üzerinden, entegrasyon ve yurttaşlık haklarını devletin resmî anlatısını benimsemekle ilişkilendiren bir söylem geliştirmektedir. Parti, Arap seçmenleri Gazze, Cenin ve Ramallah yerine Nasıra, Şefaram ve Rahat ile ilgilenen temsilcilere oy vermeye çağırmaktadır; bu yaklaşım kampanya söyleminde de açık biçimde dile getirilmektedir.

Netanyahu da 2021 seçimlerinde benzer bir yaklaşım benimsemişti. Arap yerleşimlerine yaptığı ziyaretleri artırmış ve kendisini “Ebu Yair” adıyla tanıtmaya çalışmıştı. Ayrıca Nail Zoabi’yi Likud listesinin 39. sırasına yerleştirmiş ve hükümeti kurması hâlinde onu Arap toplumunun kalkınmasından sorumlu bakan olarak atayacağını vadetmişti.

Kampanya; suçla mücadele, hizmetlerin iyileştirilmesi ve hükümetle doğrudan iletişim kurulması temalarına dayanıyordu. Bu söylem, Netanyahu’nun Arapların siyasi katılımını hedef alan geçmişteki kışkırtıcı açıklamalarına rağmen yürütülmüştü. Likud bazı Arap yerleşimlerinde oylarını artırsa da bu artış, kampanyanın büyüklüğüyle kıyaslandığında sınırlı kaldı. 2022 seçimlerinde ise Likud’un Arap seçmenlerden aldığı oylar yeniden geriledi.

Suç meselesi bu kampanyaların merkezinde yer almaktadır. Bunun başlıca nedeni, suç ve şiddetin Arap toplumunun en acil sorunlarından biri olması ve partilere seçmenlere Filistin meselesi ile ideolojik ayrışmalardan uzak, doğrudan günlük hayatları üzerinden hitap etme imkânı sunmasıdır. Buna bütçe, konut, imar ve planlama, eğitim, istihdam olanakları ve yurttaşlık eşitliği gibi vaatler de eklenmektedir.

Ancak ziyaretlerin ve vaatlerin yoğunluğu, tek başına eşit temellere dayalı bir siyasi ortaklığın kurulduğunu kanıtlamaya yetmemektedir. Asıl ölçüt; Arap adayların parti listelerindeki konumu, karar alma süreçlerini etkileme kapasiteleri ve partilerin seçimlerden sonra da Arap toplumundaki faaliyetlerini ve programlarına bağlılıklarını sürdürüp sürdürmedikleridir. Rekabetin arttığı dönemlerde Arap toplumundaki görünürlüğün yoğunlaşması, ardından yeniden azalması ise, kullanılan araçlar ve söylem iktidara bağlı listeler döneminden bu yana değişmiş olsa da Arap oyuna yönelik mevsimsel yaklaşımın bir ölçüde devam ettiğine işaret etmektedir.

Seçmenler bu kampanyalara tek bir saikle karşılık vermemektedir. Bazıları, iktidar partisine ya da hükümete katılma ihtimali bulunan bir partinin adayına oy vermenin bakanlıklara ve karar alma merkezlerine doğrudan erişim sağlayabileceğini düşünmektedir. Bu beklenti, bireysel bir çıkar elde etmekten bir yerleşim yerinin planlama, inşaat, hizmet ve bütçe ihtiyaçlarının karşılanmasına kadar farklı biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, farklı biçimler alarak da olsa, Arap toplumunun bazı kesimleri ile iktidar partileri arasında ilk on yıllardan itibaren kurulan araçsal ve klientelist ilişkilerin bir devamı olarak değerlendirilebilir.

Arap ya da Dürzi aday da özellikle yerel bir konuma, ailevi ilişki ağına veya parti bağlantılarına sahipse ek bir rol oynamaktadır. Seçmen, kimi zaman adayın partisinin programından çok onun “memleketin insanı” olmasına dayanarak oy verebilmekte ve bu kişinin yerel talepleri karar merkezlerine taşıyabileceğine inanmaktadır.

Partiler de adayı seçilmesi gerçekçi olmayan bir sıraya yerleştirseler dahi, onun yerel ağırlığından seçim büroları açmak, toplantılar düzenlemek ve aktivistleri seferber etmek suretiyle yararlanabilmektedir. Olgunun bir başka boyutu ise Arap partilerine duyulan güvenin zayıflaması, bu partilerin bölünmelerine veya performansına yönelik tepki ve muhalefette kaldıkları için etkili olamadıkları yönündeki kanaatle ilişkilidir.

Oy verme davranışı kimi zaman stratejik bir nitelik de taşımaktadır. Bazı seçmenler sağı zayıflatmak veya Netanyahu’suz bir hükümetin kurulmasına katkı sağlamak amacıyla merkez ya da sol partilere yönelmekte; böylece hükümetin oluşum süreci üzerindeki etkilerini artırmayı hedeflemektedir. Bunun tersine bazı seçmenler ise iktidar partisiyle ilişki kurmanın onun rakiplerini desteklemekten daha faydalı olacağı düşüncesiyle Likud’a ya da başka bir sağ partiye oy verebilmektedir. 2021 yılında Likud’a oy veren Arap seçmenlerle yapılan görüşmeler, pragmatik saiklerin Netanyahu’ya duyulan kişisel beğeni veya politikalarına fiilî destekle birlikte bulunabildiğini göstermiştir.

Bu saikler çoğu zaman iç içe geçmektedir. Bir seçmen aynı anda yerel bir adayı destekleme, hizmetlere erişme ihtiyacı, Arap partilerine duyduğu güvensizlik ve hükümetin oluşumunu etkileme isteğiyle hareket edebilir. Mevcut çalışmalar, bu faktörlerin her birinin ağırlığını standart ve kesin biçimde ölçmeye imkân vermemektedir. Ancak seçim sonuçlarının bir seçimden diğerine önemli ölçüde değişmesi, bu oyların bir bölümünün hareketli olduğunu; kampanyalardan, adaylardan ve siyasi koşullardan etkilendiğini ve dolayısıyla sabit bir parti tabanını temsil etmediğini göstermektedir.

Sonuç

Sonuç olarak, Arap seçmenlerin Siyonist partilere verdiği oylar ilk dönemlere kıyasla azalmış olsa da tamamen ortadan kalkmamış ve tek bir siyasi kamp lehine istikrarlı hâle gelmemiştir. Bu oyların yönü; adaylara, seçim kampanyalarına, siyasi güç dengelerine ve Arap partileriyle kurulan ilişkiye göre değişmektedir. Dürzi yerleşimlerinin sonuçları ayrı değerlendirildiğinde, Filistinli Araplar arasında Siyonist partilere verilen oyların oranı daha düşük görünmektedir; ancak bu durum söz konusu eğilimi önemsiz hâle getirmemektedir.

Bu seçmenler homojen bir kitle oluşturmamaktadır. Bazıları belirli bir partiyle doğrudan bağ kurarken, bazıları yerel bir adaya oy vermekte, bir kısmı partinin iktidara yakınlığına yatırım yapmakta, bir kısmı ise Arap partilerine tepki göstermektedir. Bu nedenle olgunun tamamını yalnızca çıkar ilişkileri veya ailevi bağlarla açıklamak mümkün olmadığı gibi, bunu Arap toplumunda yaşanan kolektif bir ideolojik dönüşüm olarak değerlendirmek de doğru değildir.

Mevcut seçim rekabeti, Siyonist partilerin Arap toplumunu oy kazanılabilecek bir siyasi alan olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Ancak bu yönelimin ne ölçüde ciddi olduğu; seçim ziyaretleri, vaatler veya listelere Arap adayların dâhil edilmesiyle değil, bu adayların listedeki konumları, karar alma süreçlerini etkileme kapasiteleri, partilerinin seçimlerden sonra da Arap toplumundaki varlığını sürdürüp sürdürmediği ve verilen vaatlerin mevsimsel bir seçim aracından çıkarak gerçek politikalara dönüşüp dönüşmediği üzerinden değerlendirilmelidir.


Kaynak: Yazar tarafından Esad Ganim ve Muhanned Mustafa’nın (2007) çalışması, Mada el-Karmel Politika Birimi’nin (2021) verileri, Arik Rudnitzky’nin (2022) çalışması ve İsrail Merkez Seçim Komisyonu’nun resmî sonuçları temel alınarak hazırlanmıştır. İstatistik serisi Arap yerleşimleri ile Dürzi yerleşimlerinin sonuçlarını birlikte içermekte; karma şehirlerde yaşayan Arapları ve çift zarflı oyları kapsamamaktadır. Arap listeleri ile Siyonist partilerin oy oranları, toplam seçmen sayısı üzerinden değil, geçerli oyların toplamı üzerinden hesaplanmıştır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu