İsrailliler Neden Kıbrıs’a Kaçıyor?

Kıbrıs, giderek artan sayıda İsrailli için artık yalnızca bir tatil veya gayrimenkul yatırım destinasyonu olmaktan çıkmış; coğrafi yakınlığı, göreli güvenliği, daha düşük yaşam maliyetleri ve İsrail’den tamamen kopmadan Avrupa’da yaşama imkânı sunması nedeniyle ikinci bir yurt hâline gelmeye başlamıştır.
Adada yaşayan İsraillilerin sayısı 2018’de yaklaşık 6.500 iken, 2025 yılının ortalarında 15.000’e yaklaşmıştır. Aynı dönemde, 2021-2025 yılları arasında İsraillilerle bağlantılı yaklaşık 4.000 gayrimenkul işlemi gerçekleştirilmiş; bu yatırımlar özellikle limanlara ve havalimanlarına yakın stratejik kıyı kentlerinde yoğunlaşmıştır.
Bu demografik dönüşüm, Tel Aviv ile Lefkoşa arasındaki güvenlik ve askerî iş birliğinin derinleşmesiyle paralel ilerlemektedir. Süreç, 2010 yılında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma anlaşmasıyla başlamış; İsrail yapımı hava savunma sistemlerinin tedarikiyle devam etmiş, Gazze’ye yönelik savaş ve 2025-2026 İran savaşı sırasında ise Kıbrıs’ın lojistik ve istihbarat faaliyetleri için bir platform olarak kullanılmasına kadar uzanmıştır.
Bu nedenle Haaretz gazetesi, Ağustos 2023’ten itibaren bu olguyu “İkinci İsrail” (The Second Israel) olarak adlandırmış; bununla, 2004’ten beri Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs’ta İsrail’in coğrafi, toplumsal ve ekonomik bir uzantısının oluşmaya başladığına dikkat çekmiştir.
Bu çalışma, Kıbrıs’ı İsrailliler için ayrıcalıklı bir hedefe dönüştüren dinamikleri analiz etmektedir. İçerideki itici faktörler ile Kıbrıs’ın sunduğu çekici koşulların birlikte nasıl bir nüfus ve emlak hareketliliği oluşturduğunu incelemekte; adanın Siyonist düşüncedeki yerini, 19. yüzyılın sonlarından itibaren “alternatif rezerv alan” olarak ele almakta ve günümüzdeki gayrimenkul edinimlerinin yatırım mantığından yerleşim mantığına doğru nasıl evrildiğini, 1948 öncesi Hayfa deneyimiyle tarihsel bir karşılaştırma üzerinden değerlendirmektedir.
Siyonist Zihniyette Kıbrıs: Bir Geçiş Noktasından İkinci Vatana
Siyonist projenin Kıbrıs ile ilişkisi yeni bir olgu değildir; aksine İsrail Devleti’nin kuruluşundan önceye uzanmaktadır. İlk Siyonist hareketler, Kıbrıs’ı Filistin’e ulaşmak için uygun bir geçiş noktası veya coğrafi yakınlığı nedeniyle geçici bir sığınak olarak değerlendirmiştir.
1878-1915 yılları arasında, Hovevei Zion (Siyon Severler) ve Yahudi Kolonizasyon Derneği gibi kuruluşlar Margo ve Kuklia gibi bölgelerde çeşitli tarım yerleşimleri kurmuş; ancak bu girişimler başarısız olmuş ve 1915 yılı itibarıyla en fazla yaklaşık 60 aile (150 yerleşimci) seviyesinde kalmıştır.
1946-1949 yılları arasında ise Kıbrıs, Filistin’e gitmeye çalışan “yasadışı” Yahudi göçmenlerin tutulduğu İngiliz gözaltı kamplarına ev sahipliği yapmış; yaklaşık 52.000 kişi bu kamplardan geçmiş, Lefkoşa’daki askerî hastanede ise yaklaşık 2.200 çocuk dünyaya gelmiştir. Bu tarihsel süreç, Kıbrıs’ın Siyonist düşüncede hiçbir zaman tali bir unsur olmadığını; İsrail projesinin ihtiyaç duyduğu dönemlerde başvurabileceği coğrafi ve lojistik bir rezerv alan olarak görüldüğünü göstermektedir.
Ancak günümüzde yaşanan süreç, önceki dönemlerden önemli ölçüde farklıdır. Geçmişte Kıbrıs daha çok Filistin’e ulaşmada bir ara durak olarak görülürken, bugün doğrudan ikinci bir vatan hâline gelmektedir. Kıbrıs’taki Chabad House ağına göre, İsrail ile İran arasında yaşanan on iki günlük savaş sırasında yalnızca on gün içinde adadaki altı merkezlerinden 12.000’den fazla İsrailli geçmiş ve bunların önemli bir bölümü İsrail’e geri dönmeyi planlamadığını ifade etmiştir.
Haaretz gazetesi bu dönüşümü, İsraillilerin adada “satılık olan her şeyi satın alma” eğilimi olarak tanımlamaktadır. Gazeteye göre bu süreci üç ardışık göç dalgası hızlandırmıştır: İlki, 2020-2021 dönemindeki COVID-19 salgını sırasında varlıklı İsraillilerin sıkı kapanma tedbirlerinden kaçışı; ikincisi, Başbakan Netanyahu’nun 2023 yılında yürüttüğü yargı reformu sürecinin yarattığı siyasi kriz; üçüncüsü ve en güçlü dalga ise 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze savaşının derinleşmesi ve Haziran 2025’te İran’ın İsrail ve ABD’nin saldırılarına balistik füze saldırılarıyla karşılık vermesiyle ortaya çıkmıştır.
Bu tarihsel arka plan, Kıbrıs’ın Siyonist tahayyüldeki yerini açıklarken, günümüzde yaşanan gelişmeler bu tahayyülün artık düşünce düzeyinden fiilî uygulamaya geçtiğini göstermektedir. Bu süreç, artan gayrimenkul alımları ile sosyal ve dinî altyapının güçlendirilmesi yoluyla İsrail’in adadaki varlığını giderek daha kalıcı bir zemine oturtmaktadır.
İsrailliler Neden Kıbrıs’a Kaçıyor?
İsraillilerin Kıbrıs’a yönelmesinin arkasında jeopolitik, ekonomik, psikolojik ve toplumsal unsurların iç içe geçtiği çok boyutlu bir nedenler bütünü bulunmaktadır. Bu eğilimi anlamak için hem İsrail içindeki itici faktörlere hem de Kıbrıs’ın sunduğu çekici koşullara birlikte bakmak gerekmektedir.
Daha önce değinilen Haaretz analizinde göç dalgalarının genel nedenleri ele alınırken, İsrail toplumunda yurt dışına yerleşme eğiliminin giderek yaygınlaştığı da görülmektedir. İsrailli AllJobs şirketinin yaptığı bir ankete göre çalışanların yaklaşık %62’si yurt dışına taşınmayı (relocation) ciddi biçimde düşünmektedir.
Katılımcıların %31’i bu tercihi doğrudan kötüleşen güvenlik ortamına bağlarken, %30’u İsrail’deki mevcut siyasi ve toplumsal durumdan duyduğu hayal kırıklığını gerekçe göstermektedir. Aynı araştırmada katılımcıların %14’ü, tercih edilen göç destinasyonları arasında Kıbrıs ve Yunanistan’ı ilk sıraya yerleştirmiş; bu oran Avustralya ve Yeni Zelanda (%9), Uzak Doğu (%7) ve Afrika’nın (%3) önüne geçmiştir.
Bu veriler, İsrailli gazetecilerin sahadaki gözlemleriyle de örtüşmektedir. Ynet tarafından yayımlanan bir haberde, yaklaşık yirmi yıldır devam eden İsrail-Kıbrıs göçü, başlangıçta “damla damla” ilerleyen, son dönemde ise “sel hâline gelen” bir hareket olarak tanımlanmaktadır.
Genel olarak İsrail’den göç eğilimini artıran başlıca nedenler; yaşam ve konut maliyetlerinin özellikle ülkenin merkez bölgelerinde hızla yükselmesi, derinleşen siyasi ve toplumsal kutuplaşma, yargı reformu girişimleriyle sembolleşen demokratik gerileme, yaklaşık üç yıldır devam eden savaşın iç cepheyi de çatışmanın bir parçası hâline getirmesi, kişisel güvenlik hissinin zayıflaması ve suç oranlarının artması ile siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında yakın gelecekte iyileşme beklentisinin giderek azalmasıdır.
İsrailliler farklı ülkelere yönelse de Kıbrıs, birçok kişi tarafından bir tür “güvence poliçesi” ya da “B Planı” olarak görülmektedir.
Adada faaliyet gösteren İsrailli göç danışmanlık şirketleri, Kıbrıs’ın cazibesini stratejik konumu ve İsrail’e yalnızca yaklaşık 40 dakikalık uçuş mesafesinde olması, Avrupa Birliği üyesi olmasının sağladığı ekonomik ve hukuki istikrar, geniş ve örgütlü bir İsrail topluluğunun bulunması, yüksek yaşam standardı ve düşük suç oranları, uluslararası okullar ve Avrupa tarafından tanınan üniversiteler, İsrail toplumuna kültürel yakınlık ve görece kolay göç prosedürleri gibi unsurlarla açıklamaktadır.
Ekonomik faktörler, İsraillilerin Kıbrıs’a yönelmesinde en belirleyici unsurlar arasında yer almaktadır. Limassol gibi büyük kent merkezleri dışında kalan bölgelerde konut fiyatları İsrail’e kıyasla yaklaşık %30-40 daha düşük seviyededir. Adadaki gayrimenkul yatırımlarının yıllık getirisi %4-8 arasında değişirken, yeni yerleşimcilere uygun koşullarda konut kredisi de sunulmaktadır.
İsrail’in Mako haber sitesine göre Kıbrıs’ta iki odalı bir dairenin ortalama aylık kira bedeli 2.500 avro, dört kişilik bir ailenin eğitim, sağlık ve gıda dâhil aylık yaşam maliyeti ise 3.000-4.000 avro civarındadır. Bu rakamlar, Tel Aviv’e kıyasla yaklaşık %30 daha düşük maliyet anlamına gelmektedir.
Aynı kaynak, Kıbrıs’ta yakıt fiyatlarının da İsrail’den belirgin şekilde daha düşük olduğunu belirtmektedir. Hatta bazı yatırımcılar, Tel Aviv’in merkezindeki bir daireyi satarak Larnaka yakınlarında havuzlu bir villa satın almanın ve kalan parayla uzun yıllar yaşam giderlerini karşılamanın mümkün olduğunu ifade etmektedir.
Ekonomik nedenlerin yanı sıra, psikolojik ve güvenlik kaygıları da göç kararında önemli rol oynamaktadır. İsrailli göçmenlerin ifadeleri, Kıbrıs’a yalnızca ekonomik gerekçelerle değil, çocuklarını savaş, füze saldırıları ve siren seslerinden uzak daha güvenli bir ortamda büyütme isteğiyle taşındıklarını göstermektedir. Bazıları ise Kıbrıs’ta ilk kez geceyi kesintisiz uyuyabildiklerini ve sürekli sığınaklara koşma zorunluluğundan kurtulduklarını dile getirmektedir.
Kıbrıs’ın İsrailliler açısından en önemli avantajlarından biri de coğrafi yakınlığıdır. Yaklaşık 40 dakikalık uçuş mesafesi sayesinde birçok kişi yaşamını iki ülke arasında sürdürmektedir. Aile bireylerinin bir kısmı Kıbrıs’ta yaşarken, diğerleri İsrail’deki işlerini ve ticari faaliyetlerini sürdürmekte; düzenli uçuşlar bu çift merkezli yaşam biçimini mümkün kılmaktadır.
Buna ek olarak Kıbrıs; iklimi, doğal yapısı ve yaşam tarzı bakımından İsrail’e benzemekle birlikte daha sakin ve daha az yoğun bir yaşam sunmaktadır. Pek çok İsrailli, adayı “İsrail’in 20-30 yıl önceki hâli” olarak tanımlamakta ve bu huzurlu atmosferi özellikle tercih etmektedir.
İbranice basında yer alan haberler, Kıbrıs’ta oluşan yeni yaşam modelini de ortaya koymaktadır. Buna göre bazı ailelerde baba Tel Aviv’de çalışmaya devam ederken hafta sonları Kıbrıs’a dönmekte; anne ve çocuklar ise adada sürekli yaşamaktadır. Çocuklar uluslararası veya yerel Yahudi okullarına devam ederken, bazı aileler sağlık hizmetleri gibi ihtiyaçları için düzenli olarak İsrail’e gidip gelmeyi sürdürmektedir. Bu durum, Kıbrıs’ın İsrailliler için yalnızca bir göç noktası değil, İsrail ile eş zamanlı sürdürülen ikinci bir yaşam alanına dönüştüğünü göstermektedir.
İsrail’den Kıbrıs’a yönelen göç dalgası yalnızca seküler ve liberal Yahudilerle sınırlı değildir; son yıllarda bu eğilim, dinî gerekçelerle ultra-Ortodoks (Haredi) Yahudiler arasında da yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu sürecin en dikkat çekici örneklerinden biri, Batı Şeria’daki Beitar Illit yerleşiminden Haredi bir çift olan Yosef ve Hava Laufer tarafından 2022 yılının sonunda başlatılan Kıbrıs’ta bir Haredi topluluğu kurma girişimidir.
“İsrail’e sadece 45 dakikalık uçuş mesafesinde, rüya gibi bir ortamda Tevrat merkezli yaşam” sloganıyla tanıtılan proje, Haredi çevrelerinde büyük ilgi görmüş; projeye ait WhatsApp grubuna yalnızca bir gün içinde 2.000’den fazla kişi katılmış, ayrıca Kıbrıs vatandaşlığı ve kalıcı oturum imkânlarının ele alındığı çevrim içi bilgilendirme toplantıları düzenlenmiştir.
Laufer çifti, bu girişimi Yahudi dinî literatüründeki bazı yorumlara dayandırmaktadır. Orta Çağ’ın önemli Yahudi âlimlerinden Raşi’nin, Talmud’un Gittin risalesine ilişkin yorumuna göre Tevrat’ta geçen “İsrail Toprakları” yalnızca kuzey-güney ekseninde değil, batıya doğru da uzanmakta; Kuzey Sina, Kuzey Lübnan, Kıbrıs ve Güney Türkiye’yi de kapsamaktadır. Bu yoruma göre Kıbrıs’a yerleşmek, Yahudi dinî anlayışı açısından “İsrail Toprakları”nın dışına çıkmak anlamına gelmemekte; hatta bazı çevrelerde Yahudi yerleşiminin genişlemesi ve “kurtuluş sürecinin başlangıcı” olarak değerlendirilmektedir.
Bununla birlikte Haredilerin Kıbrıs’ı tercih etmesinin temel nedenleri, genel İsrail toplumundan büyük ölçüde farklı değildir. Tanıtım kampanyalarında öne çıkarılan unsurlar arasında bağımsız sinagoglar, Talmud okulları ve koşer üretim tesislerinin kurulmasına elverişli dinî yaşam ortamı; gıda, yakıt ve otomobil gibi temel kalemlerde İsrail’e kıyasla %30-40 daha düşük yaşam maliyetleri; avantajlı vergi sistemi ve Kıbrıs’ın dünyanın en güvenli ülkeleri arasında gösterilmesi yer almaktadır. Ayrıca adanın Kudüs’e yalnızca 45 dakikalık uçuş mesafesinde olması da önemli bir avantaj olarak sunulmaktadır.
Kıbrıs’ta İsrail Varlığına Yönelik Artan Endişeler
Kıbrıs’taki İsrail kaynaklı gayrimenkul alımları incelendiğinde, tercih edilen bölgelerin yalnızca turistik yatırım amacıyla seçilmediği görülmektedir. Satın almaların önemli bölümü Larnaka, Limasol, Baf ve Aya Napa gibi limanlara, havaalanlarına ve askerî tesislere yakın kıyı kentlerinde yoğunlaşmaktadır.
Gayrimenkul danışmanı Loizos Loizou, İsrailli yatırımcıların büyük araziler ile turistik tesisleri satın almaya yöneldiğini, Larnaka yakınlarındaki Pyla kasabasının ise fiilen İsraillilerin gayriresmî merkezi hâline geldiğini belirtmektedir. Bu bölgelerde güvenlikli siteler, sinagoglar, koşer marketler ve özel Yahudi okulları hızla yaygınlaşırken, sosyal ve kültürel açıdan İsrail’i andıran paralel yerleşim alanları oluşmaktadır.
Bu süreç bireysel yatırımlarla sınırlı kalmayıp, toplu arazi alımlarına kadar uzanmaktadır. Dağlık Trozena köyünde Macaristan-İsrail vatandaşı iş insanı Uriel Curtis, köyün merkezindeki gayrimenkullerin yaklaşık %70-80’ini oluşturan 94 araziyi satın alarak yaklaşık 25 dönümlük bir alanı “sürdürülebilir agro-turizm tesisi” kurma gerekçesiyle kontrolü altına almıştır.
Bu gelişme Kıbrıs’ta geniş tartışmalara yol açmış; Avrupa Parlamentosu üyesi ve siyasetçi Fidias Panayiotou, bunu “İsrailliler Kıbrıs’ı satın alıyor” şeklinde nitelendirerek, İsrail sermayesine artan bağımlılığın adanın demografik yapısını ve kimliğini değiştirebileceği uyarısında bulunmuştur. İsrail yanlısı çevreler ise bu eleştirileri antisemitizm olarak değerlendirmiş, ancak söz konusu gayrimenkul alımlarının gerçekleştiğini inkâr etmemiştir.
Bu gelişmeler üzerine Kıbrıs’ın en büyük muhalefet partisi olan Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL), Haziran 2025’te yaptığı açıklamada yaşananların sıradan bir gayrimenkul hareketliliği olmadığını, aksine İsrail’in Kıbrıs’ta kendisine bir “arka bahçe” (Backyard) oluşturma girişimi olduğunu savunmuştur. Parti Sözcüsü Stefanos Stefanou, İsrailli yatırımcıların büyük arazileri ve stratejik ekonomik varlıkları satın aldığını, Siyonist okullar, sinagoglar ve kapalı yerleşim alanları kurduğunu belirterek, bunun Kıbrıs açısından ciddi bir güvenlik ve egemenlik meselesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Bu değerlendirme, Lemkin Soykırımı Önleme Enstitüsünün Temmuz 2025 tarihli raporuyla da örtüşmektedir. Enstitü, İsraillilere ait arazi alımlarının limanlar, stratejik noktalar ve askerî üslerin çevresinde yoğunlaştığını tespit ederek, bunu “erken aşama yerinden etme modeli” (Early-stage displacement pattern) olarak nitelendirmiştir. Soykırım süreçlerinin erken belirtilerini izleme konusunda uzmanlaşmış bir kurumun bu değerlendirmesi dikkat çekici bulunmuştur.
Her ne kadar son yıllarda Kıbrıs’a yoğun şekilde yerleşen tek topluluk İsrailliler olmasa; Ruslar, Ukraynalılar ve Hintliler gibi daha kalabalık göçmen grupları da bulunsa, İsraillilere yönelik endişelerin temelinde göçün niceliğinden ziyade niteliği yatmaktadır. Eleştiriler, Kıbrıs’ta ortaya çıkan yerleşim modelinin, 20. yüzyılın ilk yarısında Filistin’de İsrail Devleti’nin kuruluşuna zemin hazırlayan süreçle benzerlik taşıdığı iddiasına dayanmaktadır.
Yunan Stratejik ve Savunma Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Theodosis Pepis, 1948 öncesi Hayfa ile günümüz Larnaka’sını karşılaştırarak iki kentin düşük nüfus yoğunluğuna sahip kıyı şehirleri olması, stratejik limanlara ev sahipliği yapması ve ekonomik amaçlı başlayan arazi alımlarının zamanla demografik ve siyasi sonuçlar doğurması bakımından benzer özellikler taşıdığını ileri sürmektedir. Pepis’e göre, Hayfa’da yaşanan tarihsel dönüşümün temel dinamikleri bugün Larnaka’da da gözlemlenmektedir.
Sonuç
Sonuç olarak, İsraillilerin Kıbrıs’a yönelmesinin arkasındaki motivasyonlar, bunların tarihsel arka planı ve adadaki güncel yerleşim biçimleri birlikte değerlendirildiğinde, yaşanan sürecin ekonomik göç ya da geçici güvenlik kaygılarıyla açıklanamayacağı görülmektedir. Aksine bu durum, İsrail toplumunun hem İsrail Devleti’yle kurduğu ilişkiyi hem de “güvenli sığınak” fikrini yeniden tanımlayan daha derin bir dönüşüme işaret etmektedir.
İsrail toplumunun bir kesiminin, devletle ekonomik, toplumsal ve güvenlik bağlarını korurken aynı zamanda ülke sınırları dışında kendisine coğrafi bir güvence alanı oluşturma arayışına girmesi, Siyonist düşüncenin kuruluşundan bu yana temel dayanaklarından biri olan “güvenli vatan” söyleminin belirli ölçüde aşınmaya başladığını göstermektedir.
Bununla birlikte bu hareketlilik, çoğu durumda Siyonist projeden bir kopuş anlamına gelmemektedir. Aksine, gayrimenkul edinimi, dinî ve eğitim kurumlarının inşası ile kapalı yerleşim alanlarının oluşturulması aracılığıyla İsrail’e özgü toplumsal örgütlenme modelinin işgal altındaki Filistin’in dışındaki yeni bir coğrafyada yeniden üretilmesine hizmet etmektedir.



