İsrail Neden Yüksek Teknolojideki Öncülüğünü Yapay Zekâda Küresel Güce Dönüştürmek İstiyor?

İsrail, ekonomik imajını yeniden şekillendirmeye ve medyada yeni teknoloji şirketlerinin yoğunluğuna atıfla kullanılan “Start-Up Nation” (Girişim Ülkesi) modelinden, yapay zekâya daha fazla dayanan bir ekonomiye geçmeye çalışıyor. Zira teknolojik rekabet artık yalnızca uygulama ve girişim sayısıyla değil; gelişmiş algoritmalara, süper bilgisayarlara, veri merkezlerine, ileri teknoloji çiplere ve büyük veri tabanlarına sahip olmanın yanı sıra bu kaynakları ticari ürünlere ve güvenlik ile askerî alanda kullanılabilecek araçlara dönüştürebilecek nitelikli insan kaynağıyla da ölçülüyor. Bu yönelim, İsrail’in ulusal yapay zekâ programında açık biçimde görülüyor. Program; araştırma ve geliştirmeyi, yetenekli insan kaynağını ülkeye çekmeyi ve araştırmalar ile buluşları yatırım yapılabilir ürün ve şirketlere dönüştürmeyi, İsrail’in küresel ölçekte etkili teknoloji güçleri arasındaki konumunu pekiştirmeyi amaçlayan projenin merkezine yerleştiriyor.

Bu proje sıfırdan başlamıyor. İleri teknoloji, yani “high-tech” sektörü, İsrail ekonomisinin temel direklerinden birini oluşturuyor. Knesset Araştırma ve Bilgi Merkezi verilerine göre, 2021 yılında bu sektörde çalışanlar tüm çalışanların yaklaşık %10,4’ünü oluştururken sektör, gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık %15,3’ünü ve ihracatın %54’ünü meydana getiriyordu. Ayrıca gelir vergisi gelirlerinin yaklaşık dörtte biri de bu sektörde çalışanlardan elde ediliyordu. Dolayısıyla yapay zekâya geçiş, aynı zamanda ekonomik büyümeyi, ihracatı ve kamu gelirlerini korumaya yönelik bir girişim niteliği taşıyor. Sektör; üniversiteleri, teknoloji şirketlerini, araştırma merkezlerini ve küresel şirketlerin Ar-Ge merkezlerini birbirine bağlayan bir ağ içerisinde gelişirken devlet de bilgi işlem kapasitesi, veri, eğitim ve altyapı alanlarındaki müdahalesini giderek genişletiyor. Böylece yapay zekâ, salt ticari bir faaliyet alanı olmaktan çıkarak ulusal rekabet meselesine dönüşüyor.

Bu makale, İsrail’in girişim şirketlerinin yoğunluğuna dayanan bir modelden bilgi işlem kapasitesine daha fazla yaslanan bir modele geçme arayışında, mühendis ve fikir bolluğunun tek başına yeterli olmadığını savunuyor. Yeni model; gelişmiş çiplere, veri merkezlerine, ileri yapay zekâ modellerine ve küresel sermayeye kesintisiz erişimi de zorunlu kılıyor. Bu çerçevede devlet yeniden daha doğrudan bir rol üstleniyor; yalnızca araştırmaları finanse etmekle yetinmeyerek altyapıyı düzenlemeye, nitelikli insan kaynağını geliştirmeye, kamu talebi oluşturmaya ve dış tedarikçilere bağımlılığın doğurduğu riskleri azaltmaya çalışıyor. Bu nedenle İsrail İnovasyon Otoritesi’nin 2026 stratejisi, hesaplama kapasitesini yapay zekâ şirketlerinin rekabet gücünü koruyabilmesinin temel koşullarından biri olarak tanımlıyor. Böylece tartışmanın odağı, “Kaç girişim şirketimiz var?” sorusundan “Bu şirketlerin rekabette kalmasını sağlayacak kaynaklara sahip miyiz?” sorusuna kayıyor.

“Start-Up Ülkesi”nden Yapay Zekâ Ekonomisine

Yüksek teknoloji ve inovasyona dayanan İsrail ekonomi modeli, büyük ölçüde küresel sermaye akışlarına bağımlıdır. Ancak siyasi istikrarsızlık, küresel ölçekte yapay zekâya doğru yaşanan dönüşüm ve İsrail’in bu alanda güçlü rakiplerle karşı karşıya bulunması, ülkenin yalnızca mevcut modele dayanarak yoluna devam etme kapasitesini giderek sınırlandırmaktadır.

Nitekim yüksek teknoloji sektörüne yapılan yatırımlar 2021 yılında 24,9 milyar dolarla zirveye ulaşmış, 2022’de yaklaşık 15 milyar dolara gerilemiş ve 2023’te yeniden düşüş göstermiştir. 2025 yılında ise şirketler yaklaşık 14,6 milyar dolar yatırım toplamıştır. Bununla birlikte toparlanma ağırlıklı olarak büyük finansman turlarında yoğunlaşırken erken aşamadaki girişimlerin finansmanındaki gerileme devam etmiştir. İsrail İnovasyon Otoritesi’nin 2026 raporu, finansmanın yeniden yükselmesinin şirket tabanının genişlediği anlamına gelmediğini; aksine pazarın, büyük ölçüde yapay zekâ ve onun uygulamaları alanında faaliyet gösteren, ileri büyüme aşamasına ulaşmış ve yabancı yatırımcıları çekme kapasitesi daha yüksek sınırlı sayıdaki şirkette giderek yoğunlaştığını ortaya koymaktadır.

İsrailli AI21 Labs şirketi bunun belirgin örneklerinden biridir. Büyük dil modelleri ve kurumsal kullanıma yönelik ürünler geliştirmek amacıyla kurulan şirket, 2023 yılında gerçekleştirdiği C Serisi yatırım turunda Google ve Nvidia’nın da katılımıyla yaklaşık 155 milyon dolar yatırım almış ve böylece şirketin değerlemesi 1,4 milyar dolara ulaşmıştır. Şirketin açıkladığı veriler, küresel sermayenin yalnızca piyasaya hazır bir ürüne yatırım yapmadığını; aynı zamanda temel yapay zekâ modelleri geliştirebilecek ve kendilerinden çok daha fazla kaynağa ve hesaplama kapasitesine sahip şirketlerle rekabet edebilecek araştırma ekiplerine de yatırım yaptığını göstermektedir.

Aynı yaklaşım, altyapı yatırımlarında ve şirket satın almalarında da kendini göstermektedir. Nvidia, İsrail’de üretken yapay zekâ uygulamalarının test edilmesi ve çalıştırılması amacıyla gelişmiş çipler ve ağ teknolojilerine dayanan “Israel-1” adlı süper bilgisayarı kurmuştur. Bu teknolojilerin önemli bir bölümü, Nvidia’nın İsrailli Mellanox şirketini satın almasının ardından geliştirilmiştir. Google ise 2025 yılında bulut güvenliği şirketi Wiz’i 32 milyar dolar karşılığında satın almak üzere anlaşmaya vardığını açıklamış ve bu, şirket tarihindeki en büyük satın alma anlaşması olmuştur. Bu yatırımlar, İsrail’in teknolojik değerinin artık yalnızca sahip olduğu start-up sayısıyla değil, küresel yapay zekâ ekonomisinin ihtiyaç duyduğu hesaplama ağları, güvenlik ve veri altyapısını sağlama kapasitesiyle de ölçüldüğünü göstermektedir.

İkinci sorun ise ekonomik faaliyetlerin ve istihdamın giderek artan bir bölümünün yurt dışına kaymasıdır. Mart 2026 itibarıyla İsrailli özel teknoloji şirketlerinde çalışanların yalnızca %62’si İsrail’de istihdam edilirken bu oran 2019’da yaklaşık %69 düzeyindeydi. Aynı dönemde şirketlerin ABD’deki faaliyetleri genişlerken İsrail’de ikamet eden üst düzey yöneticilerin oranında da düşüş yaşanmıştır. Ayrıca 2025 yılında araştırma ve geliştirme alanında çalışanların sayısı yaklaşık 3.500 kişi azalmış ve on yılı aşkın bir sürenin ardından ilk kez böyle bir gerileme kaydedilmiştir. İsrail İnovasyon Otoritesi, bu düşüşün yapay zekâ araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte işlerin niteliğinde yaşanan dönüşümü yansıtabileceğini belirtirken, savaş ve siyasi belirsizlik ortamında nitelikli iş gücü ile karar merkezlerinin yurt dışına kaymasıyla da ilişkili olabileceğine dikkat çekmektedir.

Intel’in İsrail’deki varlığı, İsrail ekonomisinin çok uluslu şirketlerle kurduğu ilişkinin ne denli köklü olduğunu göstermektedir. Şirket, 1970’li yıllarda İsrail pazarına girmesinden bu yana üretim ve Ar-Ge faaliyetlerini genişletmiş, dokuz binden fazla kişiyi istihdam etmiş ve 2023 yılına kadar toplamda yaklaşık 86 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir. Şirketin İsrail’deki faaliyetleri özellikle işlemciler, iletişim teknolojileri ve yapay zekâ çözümleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Ancak bu entegrasyon beraberinde bir çelişkiyi de getirmektedir: Çok uluslu şirketler finansman, hesaplama altyapısı ve küresel pazarlara erişim sağlarken aynı zamanda fikrî mülkiyeti, yönetim merkezlerini ve stratejik karar alma süreçlerini yurt dışına taşıyabilmektedir. Dolayısıyla İsrail, bilgi ve teknoloji üretim merkezi olmayı sürdürürken bu üretimden doğan ekonomik değerin tamamını ülke içinde tutamayabilir.

Üçüncü sorun ise toplumsal niteliktedir. Yapay zekânın başlangıç seviyesindeki pozisyonlara, yazılım testlerine ve rutin programlama işlerine yönelik talebi azaltması hâlinde, Arapların, Haredi Yahudilerin ve başta Tel Aviv olmak üzere ekonomik ve teknolojik merkezlerden uzakta yaşayanların yüksek teknoloji sektörüne girişi daha da zorlaşabilir. Zira bu kesimler, teknoloji elitlerinin sahip olduğu askerî ve akademik bağlantı ağlarına çoğu zaman aynı ölçüde erişememektedir. Knesset’in 2025 tarihli bir araştırması da yapay zekânın işlerin niteliği ve yapısı üzerindeki etkisinin giderek arttığı bir dönemde, high-tech sektöründeki istihdamın toplam iş gücü içindeki payında göreli bir gerilemeye işaret etmektedir. Böyle bir dönüşümde üretkenlik artarken yüksek ücretli işlere erişimi sağlayan eğitim ve mesleki fırsatlar daralabilir; bunun sonucunda teknolojik eşitsizlik daha geniş bir sınıfsal eşitsizliğe dönüşebilir.

Bu nedenle birkaç yıldır İsrail’de, ülkenin “yapay zekâ alanında küresel bir güce” dönüştürülmesi gerektiğini savunan söylem giderek daha fazla öne çıkmaktadır. Bu söylem, güçlü bir ekonomik ve teknolojik altyapıya dayanmaktadır. Nitekim 2012 ile Şubat 2023 arasında high-tech sektöründe çalışanların sayısı yaklaşık 274 binden 392 bine yükselmiştir. Sektörde aylık ortalama ücret 30.241 şekel düzeyine ulaşırken ekonominin genelinde bu rakam 12.061 şekel olarak gerçekleşmiş; böylece high-tech sektöründeki ortalama ücret yaklaşık %151 daha yüksek olmuştur. Araştırma ve geliştirme harcamaları ise 2021 yılında GSYH’nin yaklaşık %5,6’sına ulaşarak OECD ülkelerindeki %2,7’lik ortalamanın oldukça üzerine çıkmıştır. Bu göstergeler, teknolojik üstünlüğün İsrail ekonomisinde tali bir faaliyet alanı olmadığını; yüksek ücretli istihdam yaratılması, ihracatın artırılması ve vergi gelirlerinin güçlendirilmesi açısından temel bir dayanak oluşturduğunu göstermektedir.

Sektör, savaş ve ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlamaya rağmen önemini korumuştur. High-tech sektörünün üretimi 2024 yılında yaklaşık 317 milyar şekele ulaşarak GSYH’nin %17,3’ünü oluşturmuştur. 2025 yılında ise sektörün toplam ihracattaki payı %58 ile rekor seviyeye yükselmiş ve ekonomik büyümenin yaklaşık yarısını sağlamıştır. Sektörde çalışanların sayısı 400 bine yaklaşmakla birlikte istihdam artış hızı önceki on yılın ortalamasına kıyasla yavaşlamıştır. İsrail İnovasyon Otoritesi’nin 2026 raporuna göre sektörün toparlanması artık yalnızca yazılım alanına dayanmamakta; yapay zekâ çağının ihtiyaç duyduğu çip, sunucu, ağ donanımı ve hesaplama altyapısı sektörlerinin yükselişiyle de yakından ilişkili hâle gelmektedir.

Bu noktada yapay zekâya geçiş, İsrail açısından doğrudan ekonomik önem kazanmaktadır. Dijital sistemleri saldırı ve sızmalara karşı korumayı amaçlayan siber güvenlik İsrail’e güvenlik teknolojilerinin pazarlanmasında önemli bir avantaj sağlamışken; metin, görsel ve yazılım üretebilen üretken yapay zekâ sistemleri ile veri analizi teknolojileri bu avantajın sağlık, finans, eğitim, imalat ve savunma gibi çok daha geniş alanlara taşınmasına imkân vermektedir. İsrail İnovasyon Otoritesi’nin verilerine göre ülkede yapay zekâyla bağlantılı araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürüten yaklaşık 2.158 şirket bulunmakta ve bunların 199’unu çok uluslu şirketlerin İsrail’deki birimleri oluşturmaktadır. Buna paralel olarak veri bilimi, veri mühendisliği ve makine öğrenmesi modellerinin geliştirilmesi ve işletilmesi alanlarında uzmanlaşmış çalışanlara yönelik talep de giderek artmaktadır.

Gösterge Değer Anlamı
High-tech sektörünün GSYH içindeki payı %17,3 (2024) Ekonomik büyüme ve kamu maliyesinin seyrini belirleyen temel sektör
High-tech sektörünün ihracattaki payı %58 (2025) Döviz gelirlerinin ve dış ekonomik dayanıklılığın başlıca kaynaklarından biri
Sektördeki istihdam Yaklaşık 400 bin kişi (2025) Görece sınırlı büyüklükte ancak yüksek üretkenliğe sahip iş gücü
Araştırma ve geliştirme harcamalarının payı GSYH’nin %5,6’sı (2021) Gelişmiş ekonomiler arasında en yüksek oranlardan biri
Yapay zekâ şirketlerinin sayısı Yaklaşık 2.158 şirket Geniş bir şirket tabanı bulunmakla birlikte bunların çoğu küçük ölçekli
Yapay zekâ yatırımlarının büyüklüğü Yaklaşık 15 milyar dolar (2013–2024) Güçlü finansman kapasitesine karşın yabancı sermayeye belirgin bağımlılık

Dağınık Girişimlerden Devlet Projesine

İsrail’in yapay zekâya yönelimi 2026 yılında başlamamış, ancak yıllarca tamamlanamayan planların ardından daha acil bir nitelik kazanmıştır. 2019 yılında, İsrail’i bu alanda dünyanın önde gelen beş ülkesi arasına sokmak ve siber güvenlik sektörünün inşasında elde edilen başarıyı tekrarlamak amacıyla devletin yılda 1 ila 2 milyar şekel arasında yatırım yapması yönünde öneriler gündeme gelmiştir. Yapay zekâ, büyük miktardaki verinin analiz edilmesi, araştırma ve geliştirme süreçlerinin hızlandırılması, nitelikli iş gücünün verimliliğinin artırılması ve geniş bir sanayi altyapısı gerektirmeyen dijital ürünlerin ihraç edilmesi yoluyla İsrail’e nüfus ve coğrafi alan bakımından sahip olduğu sınırlılıkları telafi etme imkânı sunmaktadır. Ulusal Yapay Zekâ Programı’na göre İsrail, çeşitli göstergelerde dünya sıralamasında üst sıralarda yer almakta, bazı göstergelerde ise nüfusa oranla dünyada ikinci sıraya kadar yükselmektedir. Ayrıca 2013-2024 yılları arasında yapay zekâ alanında faaliyet gösteren 492 İsrailli şirket, toplamda yaklaşık 15 milyar dolar finansman sağlamıştır. Buna paralel olarak araştırmacı insan kaynağında önemli bir birikim oluşmuş ve İsrailli araştırmacılar gelişmiş yapay zekâ modellerinin geliştirilmesinde giderek daha fazla rol üstlenmiştir.

Bununla birlikte piyasanın gelişim hızı, devletin bütünlüklü bir düzenleyici ve kurumsal çerçeve oluşturma kapasitesinin önüne geçmiştir. İsrail Devlet Denetçisi’nin 2024 yılında yayımladığı rapor, uzun vadeli bir strateji ve bütünleşik bir uygulama planının bulunmadığını; yüksek performanslı bilgi işlem altyapısı ile beşerî sermayenin geliştirilmesi için ayrılan bütçelerin kullanılmasında yavaş kalındığını ve İsrail’in çeşitli uluslararası göstergelerde gerilediğini ortaya koymuştur. Böylece sorun, idari koordinasyondaki eksiklik olmaktan çıkarak ülkenin ekonomik ve teknolojik konumuna yönelik bir tehdit olarak değerlendirilmeye başlanmış; bu durum Nagel Komitesi’nin tavsiyelerine ve daha merkezi bir ulusal çerçevenin oluşturulmasına zemin hazırlamıştır.

Bu tablo başka bir çelişkiyi de ortaya koymaktadır. İsrail, küresel ölçekte güçlü şirketlere ve araştırmacılara sahip olmasına rağmen sivil politikaların koordinasyonu, verilerin erişime açılması ve yabancı şirketlerden görece bağımsız bir kamusal hesaplama altyapısının oluşturulması konusunda aynı ölçüde güçlü değildir. Bu durum 2026 Dijital Devlet Endeksi’nde de görülmektedir. İsrail; verilerin mevcudiyeti, erişilebilirliği ve yeniden kullanımının desteklenmesi alanlarında sırasıyla 0,42, 0,57 ve 0,28 puan alarak OECD ortalamasının altında kalmıştır. Dolayısıyla gelişmiş teknoloji şirketlerine sahip olmak, tek başına birbiriyle entegre dijital kurumlara ve ortak kullanıma elverişli veri tabanlarına sahip olmak anlamına gelmemektedir. Yapay zekâ çağında jeopolitik güç; ordunun ve özel şirketlerin bünyesinde birbirinden kopuk ileri teknoloji merkezlerine değil, veri, hesaplama altyapısı ve eğitimi birbirine bağlayan bütünleşik bir ekosisteme dayanmaktadır.

Kurumsal alandaki asıl sıçrama, İsrail hükümetinin yıllar içinde biriken eksiklikleri gidermek amacıyla Haziran 2026’da yeni bir Ulusal Yapay Zekâ Programı kabul etmesiyle gerçekleşmiştir. Programın uygulanmasının koordinasyonu, Başbakanlık bünyesindeki Ulusal Yapay Zekâ Direktörlüğüne verilmiştir. Plan; ulusal bir enstitünün kurulmasını, yapay zekânın sağlık, eğitim ve ulaşım alanlarında uygulanmasına yönelik laboratuvarların oluşturulmasını, eğitim programlarının genişletilmesini, üniversitelerde yaklaşık on yeni programın açılmasını ve yurt dışındaki uzmanların ülkeye dönmesini teşvik edecek mekanizmaların geliştirilmesini öngörmektedir. Bunun yanı sıra yaklaşık dört milyon çalışanın yeni teknolojilere uyum sağlamasına yönelik kapsamlı bir eğitim programının hazırlanması planlanmaktadır. Uygulamanın yıllık maliyetinin yaklaşık 5 milyar şekel olacağı tahmin edilmektedir. Bu tablo, yapay zekânın sektörel bir inovasyon alanı olmaktan çıkarak eğitim, finansman ve kamudaki uygulamaların eş zamanlı olarak geliştirilmesini hedefleyen, birden fazla bakanlığı kapsayan bir devlet projesine dönüştüğünü göstermektedir.

Bununla birlikte uygulamadaki hızlanma, öncelikler ve harcamaların büyüklüğü konusunda tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Bazı araştırmacılar, pratik getirilerinden ziyade sembolik değeri öne çıkan büyük ölçekli projelere yönelme riski konusunda uyarıda bulunurken, bazı tahminler hesaplama kapasitesine ilişkin hedeflerin maliyetinin birkaç yıl içerisinde on milyarlarca dolara ulaşabileceğine işaret etmektedir. Buna karşılık iş dünyası, gecikmenin maliyetinin artık daha yüksek olduğunu savunmakta; insan kaynağının ticari uygulamalar, altyapı ve eğitimle bütünleştirilmesini ve sınırlı girişimlerle yetinmek yerine büyük ölçekli ulusal projelerin hayata geçirilmesini talep etmektedir. Mali ihtiyat ile sektörün hızlı hareket etme isteği arasındaki bu gerilim, yapay zekâ rekabetinde zamanın kritik bir unsur hâline geldiğine ilişkin farkındalığı yansıtmaktadır. Başarı hız gerektirmektedir; ancak ihtiyaçlar ve karşılaştırmalı üstünlüğe sahip sektörler doğrultusunda öncelikler doğru belirlenmediği takdirde bu hız, kaynakların dağınık ve verimsiz kullanılmasına yol açabilir.

Hesaplama Egemenliğinin Genişletilmesi

İsrail’in yapay zekâ alanındaki rekabeti, yazılım ve girişim şirketlerini desteklemenin ötesine geçerek “hesaplama egemenliği” olarak adlandırılan kapasitenin oluşturulmasına yönelmektedir. Bu kavram, gelişmiş yapay zekâ modellerini çalıştırabilecek yeterli yerel kapasiteye sahip olmak ve böylece yabancı veri merkezleri ile hizmet sağlayıcılarına tamamen bağımlı kalmamak anlamına gelmektedir. Bu çerçevede Knesset’in gündemindeki plan, yapay zekâ için yaklaşık 100 bin özel işlemcinin kullanıma sunulmasını, gelişmiş bir yarı iletken üretim tesisinin ve bir kuantum bilgisayarının kurulmasını öngörmektedir. Ayrıca sunucu çiftliklerinin ulusal altyapı olarak sınıflandırılması ve bunların kurulmasına ilişkin süreçlerin hızlandırılması hedeflenmektedir.

Ancak bu planların uygulanması, başta elektrik arzı, enerji şebekeleri ve arazi ihtiyacı olmak üzere önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Yeni sunucu çiftliklerinin elektrik şebekesine bağlanmasına yönelik talepler yaklaşık 20 bin megavata ulaşmış durumdadır. Bu miktar, İsrail’in mevcut toplam elektrik talebinin dahi üzerindedir. Sorun yalnızca sunucu altyapısının kurulmasıyla da sınırlı değildir. Yüksek hesaplama maliyetleri ve gelişmiş işlemcilere erişimde yaşanan güçlükler de önemli bir engel oluşturmaktadır. Orta ölçekli bir İsrail şirketinin hesaplama için yılda yaklaşık 200 bin dolar harcaması gerekebilirken, küresel teknoloji şirketlerinin mevcut arzın büyük bölümünü satın alması nedeniyle gelişmiş işlemcilere erişimde bekleme süreleri altı aya kadar çıkabilmektedir.

İsrail, bu kısıtları aşmak amacıyla ortak hesaplama kapasitesine dayalı uluslararası modellerden yararlanmayı ve kendi sınırları dışındaki mevcut kapasitelere erişim sağlayacak bölgesel anlaşmalar yapmayı değerlendirmektedir. Bu arayış, Avrupa, Körfez ülkeleri ve Asya’nın yapay zekâ alanındaki rekabetinin hızlandığı bir dönemde daha fazla önem kazanmaktadır. Hesaplama egemenliği kavramı aynı zamanda gelişmiş yapay zekâ modellerine kesintisiz erişimin güvence altına alınmasını da kapsamaktadır. Bunun temelinde, hükümetlerin veya teknoloji şirketlerinin düzenleyici ya da jeopolitik gerekçelerle bu modellere erişimi sınırlandırabileceği endişesi bulunmaktadır. Bu nedenle öneriler; temel düzeyde yerli bir hesaplama kapasitesinin oluşturulmasına, gerektiğinde modellerin İsrail içinde çalıştırılabilmesine, İbranice ve kamu hizmetleri için özelleştirilmiş modeller geliştirilmesine ve tedarikçi çeşitliliğinin artırılmasına odaklanmaktadır.

Bu çerçevede egemenlik, yalnızca fiziksel hesaplama altyapısına sahip olmakla sınırlı görülmemekte; gelişmiş modellere erişimin stratejik ilişkiler aracılığıyla güvence altına alınmasını da kapsamaktadır. Düzenleyici veya jeopolitik nedenlerle teknolojiye erişimin kısıtlanması potansiyel bir baskı aracına dönüştükçe, teknolojiye erişim güvencesinin stratejik ilişkilerin bir unsuru hâline getirilmesi de önem kazanmaktadır. Dolayısıyla hedef tam anlamıyla teknolojik kendine yeterlilik sağlamak değil, dışa bağımlılığı yönetilebilir düzeyde tutmak ve İsrail’in yazılım ile nitelikli insan kaynağındaki üstünlüğünün dış kaynaklara bağımlılık nedeniyle bir kırılganlık unsuruna dönüşmesini engellemektir.

Sonuç

İsrail’in high-tech sektöründen yapay zekâya geçiş arayışı, yalnızca teknolojik bir dönüşümü değil; Siyonist anlatının “İsrail ekonomik mucizesi” olarak tanımladığı büyüme modelinin devamlılığını sağlama açısından acil bir gerekliliği de ifade etmektedir. Söz konusu model, İsrail’in ülke içindeki, bölgesel ve uluslararası düzeydeki cazibe unsurlarının sürdürülebilirliğiyle organik bir ilişki içerisindedir.

Diğer taraftan hükümetin mevcut girişimleri, devlet, üniversiteler, yerli şirketler ve küresel teknoloji şirketleri arasındaki ilişkinin yeniden yapılandırıldığı bir sürece işaret etmektedir. Bu iş bölümünde şirketler uygulama ve modelleri geliştirirken devlet altyapıyı, nitelikli insan kaynağını ve kamu talebini oluşturmakta; çok uluslu şirketler ise çip, bulut altyapısı, küresel pazarlara erişim ve sermaye sağlamaktadır. Yapay zekâ yatırımlarının giderek artmasıyla birlikte İsrail ekonomisinin geleceği de fikir ve nitelikli insan kaynağını; yeterli hesaplama kapasitesine, enerjiye, finansmana ve küresel pazarlarla bağlantıya sahip bir ekosistem içerisinde tutabilme kapasitesine giderek daha fazla bağlı hâle gelmektedir.

Bununla birlikte bu yükseliş önemli çelişkiler ve kırılganlıklar barındırmaktadır. İsrail ekosistemi araştırma ve geliştirme alanında güçlü olmakla birlikte koordinasyon ve verilerin erişime açılması konusunda daha zayıf kalmaktadır. Bir yandan büyük küresel teknoloji şirketlerini kendisine çekerken diğer yandan çip, hesaplama kapasitesi ve gelişmiş yapay zekâ modelleri açısından bu şirketlere bağımlılığını sürdürmektedir. Buna ek olarak sunucu çiftliklerinin hızla genişlemesi, elektrik arzı ve diğer altyapı sistemleri üzerinde giderek daha fazla baskı oluşturmaktadır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu