Netanyahu Düştüğünde Ne Değişecek?

İsrail’de önümüzdeki ekim ayında yapılacak Knesset seçimlerinin olağanüstü bir önem taşıdığı yönünde yaygın bir kanaat bulunmaktadır. Bunun temel nedeni, seçim sonuçlarının İsrail’in Benjamin Netanyahu liderliğindeki mevcut hükümetin benimsediği politika çizgisini sürdürüp sürdürmeyeceğini ya da muhalefet partilerinin bir sonraki hükümet koalisyonunu kurmasına imkân vermesi hâlinde, özellikle Filistin halkıyla çatışmaya ilişkin İsrail politikalarında bir değişimin önünü açıp açmayacağını belirleyebilecek olmasıdır.

Art arda yayımlanan kamuoyu yoklamalarının tamamının, muhalefet partilerinin mevcut hükümet koalisyonunu oluşturan güçlerin önünde olduğunu göstermesi, muhalefet güçlerinin teorik olarak İsrail’de iktidara alternatif oluşturduğu anlamına gelmektedir. Bu nedenle İsrail muhalefetinin Filistin meselesine ilişkin tutumlarının incelenmesi önem kazanmaktadır. Özellikle Gazze Şeridi’nin geleceği ve burada devam eden İsrail’in soykırım savaşı ile Batı Şeria’da hız kazanan ilhak ve sömürgeci yerleşim projelerine ilişkin yaklaşımlarının ele alınması gerekmektedir. Böylece Netanyahu ve aşırı sağın yer almadığı bir hükümetin İsrail’in bu konulardaki politikalarında gerçekten bir değişime yol açacağı yönündeki varsayımın ne ölçüde gerçekçi olduğu sınanabilecektir.

Bu doğrultuda çalışma, farklı siyasi eğilimlere sahip önde gelen İsrail muhalefet liderlerinin tutumlarını inceleyerek, muhalefetin farklı siyasi çizgileri arasındaki çeşitliliği de dikkate alan genel bir çerçeve ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Muhalefetin Filistin Meselesine Yönelik Yaklaşımları

İsrail siyasetinde muhalefet partilerinin başında birçok isim bulunmaktadır. Ancak çalışmanın bu bölümü, muhalefetin muhtemel yönelimlerini değerlendirmedeki temsili ve siyasi önemleri nedeniyle özellikle “Yashar” Partisi lideri Gadi Eisenkot, “Birlikte” listesinin lideri Naftali Bennett —ki bu liste seçimlere “Bennett 2026” ile Yair Lapid liderliğindeki “Yesh Atid” partilerinin oluşturduğu yapı içinde katılmaktadır— ve “Demokratlar” Partisi lideri Yair Golan’ın tutumlarına odaklanacaktır.

Kamuoyu yoklamaları, “Yashar”ın bir sonraki Knesset’te en fazla sandalyeyi kazanacağını öngörmektedir. Bunun yanı sıra İsrail kamuoyunun çoğunluğu Eisenkot’u başbakanlık görevi için en uygun isim olarak görmektedir. Bennett ise muhalefet liderleri arasında en “sağcı” tutumlara sahip isim olarak değerlendirilmektedir. Golan ise kendisini Siyonist solun temsilcisi olarak tanımlayan tek İsrail partisinin başında bulunmaktadır. Dolayısıyla bu üç liderin tutumlarının incelenmesi, İsrail muhalefetinin en solundan en sağına kadar uzanan siyasi yelpazeye ilişkin genel bir tablo ortaya koymayı mümkün kılmaktadır.

Eisenkot, Bennett ve Golan, Filistin halkıyla çatışmaya ilişkin güncel tartışmalara hâkim olan temel meselelerde çeşitli tutumlar ortaya koymuştur. Bu meseleler üç ana başlık altında toplanabilir: çatışmanın çözümüne ilişkin formül, İsrail’in Batı Şeria politikası ve Gazze Şeridi’ne yönelik gelecekte izlenecek yaklaşım.

Gadi Eisenkot

Eisenkot, 7 Ekim olayları nedeniyle çatışmaya kalıcı bir çözüm bulmaya odaklanılmasına karşı çıkmaktadır. Bunun yerine, “iki uluslu” bir devletin ortaya çıkmasını engellemeye yönelik aşamalı çözümler önermekte, ancak bu çözümlerin niteliğini açık biçimde tanımlamamaktadır. Eisenkot, bir Filistin devletinin kurulmasını reddetmektedir. Bununla birlikte mevcut Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Filistin Yönetimi’ni tasfiye etmeyi amaçlayan planına da karşı çıkmakta ve İsrail’in Batı Şeria’da yaşayan yaklaşık 3 milyon Filistinlinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalmaması için Filistin Yönetimi’nin varlığının korunmasını savunmaktadır. Ayrıca Filistin Yönetimi’nin güvenlik koordinasyonuna bağlı kalmasının önemine dikkat çekmektedir.

Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimleri konusundaki tutumuna gelince Eisenkot, kendisiyle yapılan bir röportajda, Batı Şeria’daki sömürgeci yerleşim projesini güçlü biçimde desteklediğini, yerleşim bloklarının korunmasından ve buralardaki inşaat faaliyetlerinin sürdürülmesinden yana olduğunu belirtmiştir. Ancak “[İsrail] hukukunun dışında kalan ve İsrail’in güvenlik çıkarlarıyla çelişen” yapılaşmaya karşı olduğunu ifade etmiştir. Batı Şeria’daki sömürgeci yerleşim projesine verdiği desteği vurgulamak amacıyla Eisenkot, geçtiğimiz nisan ayının başlarında Batı Şeria’nın kuzeyindeki bazı yerleşimleri ziyaret ederek bu yerleşimlerin “temel ihtiyaçlarını” yerinde incelemiş ve Gazze Şeridi’ndeki soykırım savaşı sırasında Siyonist yerleşimcilerin savaş çabalarına sunduğu katkıyı övmüştür. Bu bağlamda bazı İsrail medya kuruluşları, Eisenkot ailesinin Batı Şeria’nın kuzeybatısındaki Selfit vilayetine bağlı Karava Beni Hassan köyünün toprakları üzerine kurulan “Yakir” yerleşimini kuran aileler arasında yer aldığına özellikle dikkat çekmiştir.

“Yashar” Partisi’nin ikinci ismi olarak görülen Matan Kahana,[1] Eisenkot’un çatışmayla ilgili meselelerde “Netanyahu’nun sağında yer aldığını” ve “yerleşimleri elde tutma konusunda Netanyahu’dan daha kararlı olacağını” ifade etmiştir.

Öte yandan Eisenkot, bir Filistin devletinin kurulmasına kesin biçimde karşı çıkmasına rağmen, partisinin Filistin halkıyla çatışmanın nihai çözümünün niteliğine ilişkin kapsamlı bir vizyonunu henüz ortaya koymamıştır. Bununla birlikte, İsrail iç istihbarat servisi Şin Bet’in eski başkanı ve “Yashar”ın önde gelen isimlerinden Yoram Cohen, partinin yaklaşımını şu sözlerle açık biçimde ifade etmektedir: “Kalıcı çözümde Filistinlilerin elde edebileceği azami şey özerkliktir.”

Gazze Şeridi konusunda ise Eisenkot, Hamas’ın hem askerî bir güç hem de yönetim otoritesi olarak ortadan kaldırılmasının güvence altına alınmasını istemektedir. Bununla birlikte bu hedefe, ABD ve Arap ülkeleriyle iş birliği içerisinde diplomatik araçlar kullanılarak ulaşılmasını tercih etmektedir. Eisenkot, mevcut hükümetin Gazze politikasında askerî yaklaşıma bağımlı kalmasını eleştirmekte ve “savaşların siyasi bir adımla sona erdirilmesi” gerektiğini savunmaktadır. Ayrıca “reforme edilmiş” bir Filistin Yönetimi’nin gelecekte Gazze’nin idaresinde rol üstlenmesi gerektiğini düşünmektedir. Ona göre Gazze’nin gelecekteki yönetimi “aşırılıkla mücadele etmeli ve eğitim müfredatını değiştirmeli”; buna karşılık İsrail de Gazze Şeridi’nde askerî operasyon yürütme özgürlüğünü korumaya devam etmelidir.

Naftali Bennett

Batı Şeria’daki Yerleşimler Konseyi’nin genel müdürlüğünü yapmış ve siyasi kariyerinin ilk dönemlerinde Netanyahu’nun danışmanı olarak görev almış olan Bennett, çatışmanın çözümüne ilişkin yaklaşımını Kan kanalına verdiği röportajda ortaya koymuştur. Bennett’e göre Batı Şeria’nın yaklaşık %62’sini oluşturan “C Bölgesi”, nihai çözüm çerçevesinde İsrail’e ilhak edilmelidir.

Bennett, bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkmakta; bunun yerine Filistinliler için “A” ve “B” bölgelerinde özerk bir yönetim oluşturulmasını önermektedir. Ayrıca “C Bölgesi”nde, İsrail hükümetinin onayıyla ve “devlet arazisi” olarak tanımlanan topraklar üzerinde yeni Siyonist yerleşimlerin kurulmasını desteklemektedir.

Esasında Bennett burada, 2014 yılında “İstikrar Planı” (Stabilization Plan) ya da “Marshall Planı” adıyla ortaya koyduğu öneriye atıfta bulunmaktadır. Bu planda Bennett, C Bölgesi’nin ilhak edilmesi ve Yeşil Hat’ın ortadan kaldırılması; buna karşılık Filistinlilerin A ve B bölgelerinde özerk yönetime sahip olması yönünde bir çözüm tasavvur etmişti. Sınırlar, geçiş noktaları ve hava sahası ise tamamen İsrail’in kontrolünde kalacaktı. Yüksek teknoloji sektöründe başarılı bir iş insanı geçmişine sahip olması nedeniyle Bennett, Batı Şeria’daki ekonomik koşulların iyileştirilmesine yönelik bölgesel yatırım boyutunu da bu yaklaşımının bir parçası hâline getirmektedir.

Bennett’in söz konusu planında Filistinlilerin hareket özgürlüğünün sağlanmasına özel önem verdiği ve kontrol noktaları ile diğer engellerin kaldırılmasını savunduğu görülmektedir. Ancak planın ayrıntılarına bakıldığında asıl hedefin A ve B bölgelerini C Bölgesi’nden ve bu bölgelerin içinde bulunduğu yerleşimci çevreden ayırmak olduğu anlaşılmaktadır. Genel görünüm itibarıyla bir Filistinli, örneğin Ramallah’tan Beytüllahim’e İsrail kontrol noktasından geçmeden ulaşabilecektir; ancak kullandığı yol tamamen işgal yönetiminin kontrolü altında olacaktır. Nitekim Bennett’in 2020 yılında Savunma Bakanı iken “Yaşam Dokusu” (Merkam Hayim) adı verilen yol projesini gündeme getiren isim olması da tesadüf değildir. Filistinlilerin Batı Şeria’nın orta kesimlerinden güneye ulaşımı için öngörülen bu yol, uygulamada Doğu Kudüs’teki E1 projesinin hayata geçirilmesine yönelik bir adım niteliği taşımakta ve Batı Şeria’nın kuzeyi ile güneyi arasındaki coğrafi bütünlüğü kesintiye uğratmaktadır.

Bennett’in Batı Şeria’daki Filistinlilere A ve B bölgeleriyle sınırlı bir özerk yönetim önerisi, aslında yaklaşımının ulaşabileceği en ileri sınırı göstermektedir. Buna göre Filistin Yönetimi, Batı Şeria’daki Filistinlilerin büyük çoğunluğunun A ve B bölgelerinde yaşaması nedeniyle yalnızca nüfusun günlük işlerinin idaresinden sorumlu olmaya devam edecektir. Böylelikle İsrail işgal yönetimi bu büyük nüfus kitlesinin doğrudan sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalmayacaktır. Bu bakımdan Bennett’in yaklaşımı Eisenkot’un önerisinden önemli ölçüde farklılaşmamaktadır. Genel mantığı itibarıyla da Netanyahu hükümetindeki dinî sağın en radikal temsilcilerinden biri olan Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in savunduğu “Karar Planı” ile belirli noktalarda örtüşmektedir.

Gazze Şeridi’nin geleceğine ilişkin olarak Bennett, İsrail’in Sarı Hat’tan çekilmesini ve Gazze’nin yeniden imar sürecinin başlamasına izin vermesini Hamas’ın silahsızlandırılması şartına bağlaması gerektiğini savunmaktadır. Bununla birlikte Bennett de Eisenkot gibi mevcut hükümetin izlediği “sürekli savaş” yaklaşımını eleştirmektedir. Bennett bu konuda, “İsrail’in güvenlik doktrini hiçbir zaman İsrail toplumunu, yedek askerleri ve ekonomiyi tüketen, uluslararası konumumuza ağır zarar veren kesintisiz bir savaş yürütmeyi öngörmemiştir” ifadelerini kullanmıştır.

Bennett, Netanyahu hükümetinin Gazze’deki tutumunun İsrail’in uluslararası konumuna, özellikle de Amerikan kamuoyu nezdindeki imajına zarar verdiğini ve “Sünni Arap” ülkeleriyle “bölgesel anlaşmalara” ulaşma imkânlarını azalttığını açık biçimde ima etmektedir. Hamas’ın ortadan kaldırılmasını garanti altına alma konusunda ısrar etmekle birlikte Bennett, bu hedefin diplomatik girişimlerle veya kendi ifadesiyle “yeni bir anlatı” benimsenmesi yoluyla da gerçekleştirilebileceğini düşünmektedir. Buna göre bölge ülkeleri bu hedef doğrultusunda harekete geçirilmelidir. Bennett, İsrail’in Gazze Şeridi’ni ilhak etmeyeceğini ve burada yerleşimler kurmayacağını açık ve net biçimde ilan etmesi gerektiğini savunmaktadır. Ayrıca İsrail liderliğinin Mısır Cumhurbaşkanı, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı, Ürdün Kralı ve bölgedeki diğer liderlerle doğrudan temas kurarak onları bu çabaya katılmaya ikna etmesi gerektiğini düşünmektedir.

Yair Golan

Yair Golan, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimciler ile Filistinliler arasında aşamalı bir çözüm olarak “ayrışmayı” önermektedir. Bu yaklaşımın ilk aşamasında Filistinlilere kendi sivil işlerini yönetme imkânı verilmesini savunmaktadır. Golan bu görüşünü, “İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler üzerindeki kontrolünü sürdürmesi hâlinde varlığının güvence altına alınamayacağı” düşüncesine dayandırmaktadır. Bununla birlikte Golan, iki devletli çözümün şu aşamada tartışılmasına karşı çıkmaktadır. Bu formülün “en ideal” çözüm olduğunu belirtmesine rağmen, özellikle 7 Ekim sonrasında iki taraf arasındaki ilişkilerde yaşanan dönüşümler nedeniyle bunun yeniden tartışılabilmesi için uzun bir zamana ihtiyaç olduğunu ifade etmektedir.

Golan, muhalefetin kuracağı bir hükümetin “yasadışı” yerleşimci karakollarını kaldıracağını ve Batı Şeria’da Filistinlilere karşı uygulanan Yahudi terörüne son vereceğini taahhüt etmiştir. Gazze Şeridi’nin soykırım savaşından sonraki geleceğine ilişkin ise Golan, Donald Trump’ın planının desteklenmesini, Hamas yönetiminin sona erdirilmesini ve direnişin silahsızlandırılmasını öngören bir yaklaşımı benimsemektedir. Buna göre Gazze’de bir teknokrat hükümeti kurulmalı ve bu yapı, Gazze’yi yönetmekten resmen sorumlu otorite olarak tanınmalıdır. Gazze’nin yeniden imarı ise Hamas’ın yönetimden çekilmesi şartına bağlanmalı; uluslararası ve Körfez ülkelerinin finansmanıyla yürütülmesi öngörülen yeniden imar süreci, Hamas’ın kontrolünde olmayan bölgelerden başlatılmalıdır.

Sonuç olarak, İsrail muhalefetinin ortaya koyduğu yaklaşımların büyük ölçüde somut siyasi programlardan ziyade genel siyasi söylemler ve sloganlar düzeyinde kaldığı söylenebilir. Üstelik bu yaklaşımlar, birçok temel konuda mevcut hükümet koalisyonunun izlediği politikalardan esaslı biçimde farklılaşmamaktadır.

Özü ve Yönelimleri İtibarıyla Sağcı Bir Muhalefet

7 Ekim olayları, İsrail’deki Yahudi toplumunun geniş kesimlerini çatışmaya ilişkin daha sert tutumlar benimsemeye yöneltmiştir. Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) için hazırlanan bir kamuoyu araştırmasının sonuçları da bu eğilimi ortaya koymaktadır. Bu durum, İsrail muhalefetinin Filistin halkıyla çatışmaya ilişkin tutumlarını da etkilemiş ve muhalefet liderlerini çözüm perspektiflerinden söz ederken daha ihtiyatlı davranmaya sevk etmiştir. İsrailli araştırmacı Dahlia Scheindlin, muhalefet liderlerinin Yahudi kamuoyundaki eğilimlerin farkında oldukları için Filistin halkıyla barış konusunda istekli görünmekten özellikle kaçındıklarına dikkat çekmektedir.

Ancak bu sertleşmiş yaklaşım, 7 Ekim öncesinde de İsrail muhalefetine yabancı değildi. Nitekim muhalefetin daha önce iktidara geldiği ve “Değişim Hükümeti” olarak adlandırılan 2021-2022 dönemine bakıldığında, söz konusu hükümetin Filistin meselesinde herhangi bir çözüm veya siyasi uzlaşı yönelimi sergilemediği görülmektedir.

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan bir çalışma, Filistin meselesi söz konusu olduğunda bu hükümetin Netanyahu hükümetinin politikalarını sürdürdüğünü ortaya koymuştur. Çalışmada, hükümetin Filistin Yönetimi ile müzakereleri yeniden başlatmayı ve iki devletli çözümü tartışmayı reddederek “zaman kazanmaya” çalıştığı, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın görüşme çağrılarının hükümet liderleri tarafından görmezden gelindiği belirtilmiştir. Buna karşılık hükümet, Filistin Yönetimi ile güvenlik koordinasyonunun devam etmesini sağlayacak koşulların korunmasına önem vermiştir.

Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetleri açısından da benzer bir tablo ortaya çıkmıştır. İsrailli “Şimdi Barış” hareketinin yayımladığı bir rapora göre Bennett-Lapid hükümetinin iktidarda bulunduğu bir yıl içinde Batı Şeria’da inşa ettiği yerleşim birimi sayısı, Netanyahu hükümetinin bir önceki yıl inşa ettiği konut sayısından yüzde 26 daha fazla olmuştur.

Bunun yanı sıra muhalefet içindeki güç dengeleri de Filistin halkıyla çatışmaya ilişkin daha sert tutumları benimseyen sağ partiler lehine şekillenmektedir. Muhalefet cephesinde Avigdor Lieberman liderliğindeki “Yisrael Beiteinu” gibi sağ partiler ile temsilcileri, Yesh Atid’in de yer aldığı “Birlikte” listesindeki sandalyelerin çoğunu alacak olan “Bennett 2026” Partisi bulunmaktadır.

Aynı zamanda “Yashar” Partisi içerisinde de sağın, özellikle dinî sağın önde gelen isimleri güçlü bir varlık göstermektedir. Matan Kahana ve Yoram Cohen’in yanı sıra parti, eski Şin Bet ve Mossad yöneticilerinden Devora Sherifian-Bachar gibi “sert milliyetçi” çizgisiyle tanınan seküler isimleri de kadrosuna katmıştır. Ayrıca İsrail ordusunun eski Güney Komutanlığı Komutanı Tal Russo gibi, Filistinlilerle mücadelede askerî seçeneklerin kullanılmasını güçlü biçimde savunmalarıyla bilinen eski askerî isimler de parti içinde yer almaktadır. Bu isimlerin “Yashar”ın siyasi yönelimi üzerindeki etkisini artıran bir diğer unsur ise Eisenkot’un kişisel karizmadan yoksun bir lider olarak görülmesi ve dolayısıyla çevresindeki isimlerin etkisine daha açık olduğu yönündeki değerlendirmelerdir.

Bu tablo, muhalefetin bir sonraki hükümeti kurması hâlinde Bennett ve Lieberman’ın yanı sıra “Yashar” içindeki şahin isimlerin siyasi yönelimlerinin daha belirleyici olacağı ihtimalini güçlendirmektedir.

Sonuç

Yukarıda ortaya konulan veriler ışığında, İsrail muhalefet partilerinin iktidara gelmeleri hâlinde mevcut hükümetin Batı Şeria’nın geleceğini yoğunlaştırılmış yerleşim faaliyetleri yoluyla fiilen belirleme ve çatışmanın siyasi çözüm ihtimalini giderek ortadan kaldırma yönündeki yaklaşımını sürdürmeleri kuvvetle muhtemeldir. Bununla birlikte muhalefet liderliğinde kurulacak bir hükümetin, Netanyahu hükümetindeki bazı bakanların açıkça savunduğu Filistin Yönetimi’ni çökertme planına son vermesi; aksine Filistin Yönetimi’ni İsrail açısından güvenlik ve stratejik bir varlık olarak görerek desteklemesi ve devamlılığını güvence altına almaya çalışması beklenmektedir.

Gazze Şeridi’nin geleceği söz konusu olduğunda ise muhalefet güçleri, mevcut hükümetin soykırım savaşı için belirlediği hedeflere bağlı kalmaktadır. Bunlar Hamas’ın Gazze’deki yönetimine son verilmesi, askerî kapasitesinin ortadan kaldırılması, Filistinli grupların askerî kanatlarının dağıtılması ve silahsızlandırılmasıdır. Bununla birlikte muhalefetin kuracağı bir hükümet, İsrail’in Gazze Şeridi’nde askerî operasyon yürütme özgürlüğünü koruması gerektiğinde ısrar edecek olsa da savaşın hedeflerine ulaşmada siyasi ve diplomatik araçları daha fazla tercih edebilir. Bunun temelinde, muhalefet liderlerinin soykırım savaşının İsrail’in çıkarlarına ve uluslararası konumuna verdiği zararın boyutunun farkında olmaları yatmaktadır. Ayrıca muhalefet, kendi iktidarı döneminde İsrail politikalarında yaşanacak bir “değişimin”, Arap ülkeleriyle normalleşme sürecinin yeniden canlandırılmasına katkı sağlayacağı beklentisini taşımaktadır.


[1] Matan Kahana’nın siyasi geçmişi, “Yashar” Partisi’nin tutumlarının niteliği hakkında fikir vermesi bakımından önemlidir. Kahana, siyasi kariyerine 2019 yılının başlarında Naftali Bennett ve Ayelet Shaked liderliğindeki ve yerleşimcileri temsil eden partilerden biri olarak görülen “Yeni Sağ” (HaYamin HeHadash) Partisi’ne katılarak başladı. Daha sonra Yeni Sağ, Yahudi Evi ve Ulusal Birlik partilerinden oluşan “Yamina” ittifakı içinde yer aldı. Söz konusu Ulusal Birlik Partisi ise, daha sonra adı “Dini Siyonizm” olarak değiştirilen Bezalel Smotrich’in partisiydi.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu