“Kerame” Köprüsü: Batı Şeria ’nın Dünyaya Açılan Kapısının Anahtarları Şlomo’nun Elinde

“Köprü”, Kerame Sınır Kapısı, Kral Hüseyin Köprüsü ya da Allenby Geçişi… Farklı tarafların kullandığı isimler ve bu isimlerin taşıdığı siyasi anlamlar değişse de söz konusu geçiş noktası, Batı Şeria ’da yaşayan Filistinlileri dış dünyaya bağlayan tek ana arter olma özelliğini taşımaktadır. Bu nedenle söz konusu geçiş noktası, İsrail’in Filistinlilerin gündelik yaşamı üzerindeki denetimini en doğrudan ve en ağır biçimde hissettirdiği araçlardan biri hâline gelmiştir. Yıllardır İsrail’in uyguladığı kısıtlamalara, krizlere ve kapatmalara sahne olan bu geçiş kapısı, Batı Şeria’daki Filistinliler üzerinde baskı ve kolektif cezalandırma aracına dönüşmüştür.
Filistinliler burayı genellikle sadece “köprü” olarak adlandırır. Çünkü bir zamanlar gerçekten de bir köprüydü; Ürdün Nehri’nin henüz gerçek anlamda bir nehir olduğu, işgal güçlerinin uygulamaları sonucu büyük ölçüde kurutulmadığı dönemlerde. Bugün nehirden geriye neredeyse yalnızca adı ve İsrail işgalinin çevresel tahribatını hatırlatan dar bir su yatağı kalmıştır.
Ancak “köprü” ifadesi, tıpkı adı gibi yanıltıcı bir gerçekliği de örter. Zira söz konusu geçiş noktası aslında üç ayrı istasyondan oluşmaktadır. Bunların ilki, Filistin Yönetimi’ne bağlı ve fiilen Ürdün sınırında değil, Eriha’da bulunan terminaldir. İkincisi, gerçek sınır kapısını oluşturan İsrail geçiş noktasıdır; kimin seyahat edebileceğine, kimin engelleneceğine esas olarak burada karar verilir. Üçüncüsü ise Batı Şeria halkının dış dünyaya açılan kapısı niteliğindeki Ürdün geçişidir. Bu üç aşamanın her biri; uzun bekleyişler, belirsizlikler, krizler, ani kapatmalar ve Filistinlilerin gündelik yaşamında derin izler bırakan sayısız deneyimle doludur.
Geçiş noktasındaki kriz yeni değildir. Ancak 7 Ekim 2023 sonrasında daha önce görülmemiş ölçüde ağırlaşmış; yalnızca yoğunluk ve idari yetersizlik sorunu olmaktan çıkarak, yüz binlerce yolcuyu her yıl doğrudan etkileyen bir kolektif cezalandırma ve kötü muamele aracına dönüşmüştür.
Bu çalışma, Filistinliler arasında yaygın biçimde “köprü krizi” olarak adlandırılan sorunu ele almayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede krizin nasıl ortaya çıktığı, zaman içinde nasıl şekillendiği, 7 Ekim sonrasında neden ve nasıl derinleştiği, ayrıca Filistinliler üzerindeki siyasi, toplumsal ve insani sonuçları incelenmektedir.
Sömürgeci Denetimin Tarihi ve Sonu Gelmeyen Krizler
Filistin Kurtuluş Örgütü Başkanı Yaser Arafat’ın Oslo Anlaşmaları çerçevesindeki öngörü ve beklentisi, sınır geçişlerinin gelecekteki Filistin devletinin temel unsurlarından biri olması nedeniyle Eriha ve Refah geçişlerinin Filistinlilerin denetiminde bulunması yönündeydi. İsrail ise bu geçiş noktalarının kendi güvenlik düzenlemelerinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu savundu. Sonuçta İsrail’in istediği model hayata geçti ve Filistin Yönetimi’nin rolü, Filistinlilerin “Eriha İstirahatgâhı” olarak adlandırdığı Kerame geçişinde sembolik bir varlıkla sınırlı kaldı. Bu terminal, esas olarak yolcuların evraklarının ve bagajlarının düzenlendiği bir istasyon işlevi görmektedir. Filistin Yönetimi, kendi adına düzenlenen Filistin pasaportlarına dahi giriş-çıkış damgası vurma yetkisine sahip değildir; rolü büyük ölçüde giden ve gelen yolcuların sayısını kaydetmekle sınırlıdır.
Filistin Yönetimi ile İsrail arasında 28 Eylül 1995 tarihinde imzalanan Oslo II Anlaşması uyarınca İsrail, Refah ve Allenby dâhil olmak üzere sınır geçişlerinin tamamında güvenlik sorumluluğunu elinde tutmuştur. Anlaşma ayrıca terminalin yönetimi ve güvenliğinden İsrailli bir genel müdürün sorumlu olmasını öngörürken, Filistin tarafının rolünü bu düzenlemeler içerisindeki Filistin bölümünün idaresiyle sınırlandırmıştır. Daha da önemlisi, anlaşma İsrail denetimini genel bir “kontrol” ifadesiyle bırakmamış; bunu üç açık düzeyde düzenlemiştir: güvenlik, terminalin yönetimi ve İsrail bölümünün münhasır yönetimi. İsrail aynı anlaşma çerçevesinde geçiş noktası üzerindeki denetimini pekiştiren çalışma günleri, çalışma saatleri, dinî tatiller ve benzeri işletme ayrıntılarını da düzenlemiştir.
Bu düzenlemeler sonucunda Batı Şeria’dan Ürdün’e seyahat eden Filistinlilerin hareketi önceden koordinasyona bağlanmış, Kerame/Allenby sınırı üzerinden geçiş daha geniş bir izin ve koordinasyon sisteminin parçası hâline gelmiştir. Dolayısıyla geçiş noktasına ulaşabilmek, sınırı serbestçe geçebilmek anlamına gelmemektedir. İşgal yönetimi bu yolla, Batı Şeria halkının Ürdün’e ve oradan dış dünyaya açılan tek sınır kapısı olan Kerame üzerindeki belirleyici denetimini korumuştur. Sınırdan yılda yaklaşık 1,6 milyon kişi geçmekte; iki yönlü günlük yolcu sayısı ortalama 4.500’e yaklaşmaktadır.
Bu mutlak denetim, İsrail’e Filistinlilerin hareketini genel ya da bireysel düzeyde sınırlama ve tamamen engelleme konusunda geniş bir hareket alanı sağlamıştır. İşgal otoriteleri binlerce Filistinliye, kimi zaman “güvenlik” gerekçesiyle kimi zaman da uzun süreli bir cezalandırma biçimi olarak seyahat yasağı uygulamaktadır. Bu yasaklar Filistinlilerin yaşam seyrini doğrudan etkileyebilmekte; eğitim, çalışma, tedavi ve aile veya yakınları ziyaret etme imkânlarını ortadan kaldırabilmektedir. Üstelik birçok Filistinli, seyahat yasağı bulunduğunu ancak geçiş noktasına ulaştığında öğrenmektedir.
İsrailli insan hakları örgütü HaMoked’in Ocak 2017’de yayımlanan bir raporuna göre, Batı Şeria’da yaşayan 13.937 Filistinli, “güvenlik” gerekçesiyle seyahat yasağı listelerinde yer alıyordu. Bu sayı 2021 yılının başında 10.594 kişiye gerilemişti.
İsrail’in köprü üzerindeki denetimi nedeniyle Batı Şeria’dan dışarıya ve dışarıdan Batı Şeria’ya yönelik seyahat hareketliliğinin belirlenmesinde nihai söz büyük ölçüde İsrail’e aittir. Buna geçişin çalışma saatleri, günlük yolcu sayısı, geçiş prosedürleri ve kapatma kararları da dahildir. Geçişin her iki tarafında Filistinli ve Ürdünlü kurumlar faaliyet gösterse de yolcu hareketliliğinin sürekliliğini güvence altına alma kapasiteleri, büyük ölçüde İsrail tarafının kararlarına bağlı kalmaktadır.
İşgalci İsrail, özellikle Yahudi bayramları sırasında köprüyü yolculara sık sık kapatmaktadır. Ancak Allenby üzerinden seyahatin aksaması yalnızca resmî tatiller ve bayramlarla sınırlı değildir. Geçiş noktası farklı dönemlerde çeşitli gerekçelerle ani kapatmalara veya çalışma saatlerinde beklenmedik değişikliklere sahne olmuştur. Örneğin geçiş çalışan grevleri, bakım çalışmaları ya da işgal otoritelerinin nedenlerini yeterince açıklamadığı veya yolcuların seyahat planlarını yeniden düzenleyebileceği kadar önceden duyurmadığı tek taraflı kapatma kararları nedeniyle kapatılabilmektedir.
Oslo II Anlaşması’nda Kerame Geçişi’nin çalışma saatleri pazar gününden perşembeye kadar gece yarısına dek sınır kapısının açık tutulmasını öngörmüş olsa da fiilî çalışma saatleri yıllar içinde sık sık değiştirilmiş ve daraltılmıştır. Bu durum özellikle bayramlar ve resmî tatillerde daha belirgin hâle gelmiştir. Köprü, 2017-2019 yılları arasında bazı dönemlerde 24 saat kesintisiz hizmet vermiş, benzer uygulama 7 Ekim 2023 öncesinde de sınırlı sürelerle yeniden devreye alınmıştır. Ancak 7 Ekim sonrasında çalışma düzeni belirgin biçimde değişmiş; kapatmalar, çalışma saatlerinin azaltılması ve ani düzenlemeler giderek daha sık hâle gelmiştir. Bu tablo 2024 ve 2025 boyunca da devam etmiş; 2026 için ilan edilen çalışma saatleri ise çoğunlukla sabah 08:00 ile öğleden sonra 14:00 arasında sınırlanmış ve cumartesi günleri geçiş kapalı tutulmuştur.
İsrail’in köprünün idaresi üzerindeki münhasır kontrolü, Filistin Yönetimi’nin kuruluşundan itibaren bu geçişin kolektif cezalandırma aracı olarak kullanılmasına imkân tanımıştır. Bu uygulama, İsrail’in öteden beri başvurduğu bir politika olmakla birlikte, 7 Ekim 2023 sonrasında çok daha görünür ve sistematik bir hâl almıştır.
Köprünün ilk kapatılma örneklerinden biri Şubat 1995’te yaşandı. İşgal otoriteleri, Allenby Köprüsü’nde bombalı araç saldırısı planlandığı iddiasıyla Eriha’yı ve köprüyü kapattı. Kapatmaların sıklığı, 2000-2005 yılları arasındaki İkinci İntifada döneminde zirveye ulaştı.
Haziran 2014’te ise El-Halil yakınlarında üç İsrailli yerleşimcinin kaybolmasının ardından işgal otoriteleri çok daha kapsamlı tedbirler aldı. Bu kapsamda, kolektif cezalandırma politikasının bir parçası olarak, El-Halil bölgesinden 20-50 yaş arasındaki Filistinli erkeklerin Kerame üzerinden Ürdün’e seyahat etmeleri yasaklandı.
Çözümler Sorunu Daha da Ağırlaştırıyor
Köprü krizinin giderek kronikleşmesi ve özellikle 7 Ekim 2023 sonrasında Filistinlilerin günlük yaşamı üzerinde daha ağır bir yük hâline gelmesiyle birlikte, yaşanan sıkıntılar da çeşitlenmiş ve derinleşmiştir. Tekrarlanan kapatmalar, çalışma saatlerinin azaltılması, ani kapanmalar ve Eriha’nın girişlerinin kapatılması —ki bu durumda köprü açık olsa bile geçişe ulaşmak mümkün olmamaktadır— seyahat sürecini başlı başına bir eziyete dönüştürmüştür. Filistinliler saatlerce insanlık dışı koşullarda beklemek, ek masraflara katlanmak ve uçuşlarına zamanında yetişebilmek için çoğu zaman seyahatlerinden günler önce yola çıkmak zorunda kalmaktadır. Bu durum özellikle hastalar, öğrenciler ve aileler açısından daha ağır sonuçlar doğurmaktadır.
Hem Filistin hem de Ürdün tarafında yoğunluk ve aşırı kalabalık da belirgin biçimde artmıştır. Kapatmalar ve çalışma saatlerinin daraltılması nedeniyle yolcular her gün sınırlı bir zaman dilimi ve fiziksel kapasite içinde geçiş yapmaya çalışmakta; bu da köprü terminallerinin taşıma kapasitesini aşan bir yığılmaya yol açmaktadır. Pek çok durumda, Ürdün’den Batı Şeria’ya dönmek isteyen yolcular köprüden geri çevrilerek Amman’a dönmek ve geçiş yapabilmek için bir ya da birkaç gün daha beklemek zorunda kalmaktadır.
Dünyanın pek çok yerinde bir yolcunun uçağını kaçırmamak için havalimanına uçuş saatinden yaklaşık üç saat önce gitmesi yeterliyken, Ürdün Köprüsü üzerinden seyahat eden bir Filistinlinin Kral Aliye Uluslararası Havalimanı’ndaki uçuşuna yetişebilmek için artık üç gün önceden yola çıkması gerekebilmektedir. Geçmişte uçuş tarihinden bir gün önce hareket etmek yeterli olurken, bugün bu süre dahi çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Tüm bunlar, Filistinlilerin seyahat için katlanmak zorunda olduğu zaman kaybına, maddi maliyetlere ve psikolojik yıpranmaya yeni yükler eklemektedir.
Bu koşullar, Ürdün makamlarını Ürdün’den Batı Şeria’ya gelen yolcular için JETT şirketine ait platform üzerinden önceden rezervasyon sistemini devreye sokmaya yöneltmiştir. Bu uygulama, yolcu sayılarını düzenlemek ve insanların aşırı kalabalık içinde uzun süre mahsur kalmasını önlemek amacıyla başlatılmıştır. İlk aşamada sistem, her seferde geçiş yapacak yolcu sayısını sınırlandırarak yoğunluğu kısmen azaltmış ve hareketliliği daha düzenli hâle getirmiştir.
Ancak kısa süre içinde bu sistem yeni bir istismar alanı da doğurmuştur. Rezervasyonların karaborsada satılmaya başlanması ve geçiş saatlerinin ek ücretler karşılığında el değiştirmesiyle birlikte, otobüste yer bulmak simsarlık ve rüşvet için yeni bir fırsata dönüşmüştür. Böylece krizi hafifletmek amacıyla geliştirilen bir çözüm, kısa sürede yolcuların karşı karşıya kaldığı yeni bir maliyet ve sömürü mekanizmasına dönüşmüştür.
Rezervasyon sistemi yolcuların yaşadığı sıkıntıları sona erdirmek yerine, birçok durumda bu sıkıntılara yeni bir yük daha eklemiştir. Yolcular, ihtiyaç duydukları tarihte seyahat edebilmek için zaman zaman ek ücretler ödemek zorunda kalmaktadır. Birçok kişi ise yoğunluktan, gecikmelerden ve rezervasyon sırasını kaybetme riskinden kaçınabilmek umuduyla VIP hizmetine yönelmektedir. Ancak bu hizmet oldukça yüksek maliyetlidir. VIP biletinin fiyatı, normal bilete kıyasla yaklaşık on kat daha fazladır ve yaklaşık 150 dolara ulaşmaktadır. Buna İsrail’in tahsil ettiği çıkış vergisi, Ürdün tarafının aldığı ücretler ve diğer seyahat giderleri de eklendiğinde, yolculuğun ek maliyeti en az 100 doları daha aşabilmektedir.
Ne var ki çok sayıda Filistinli için adeta zorunlu bir seçeneğe dönüşen VIP hizmeti de yoğunluk ve ağırlaşan kriz ortamında ayrıcalıklı niteliğini büyük ölçüde kaybetmiştir. Bu hizmetten yararlanan yolcular da saatlerce beklemek zorunda kalmakta, bazı durumlarda ise rezervasyon sıralarını dahi kaybedebilmektedir.
Asıl sorunlardan biri ise zamanla “rezervasyon ticareti” olarak anılmaya başlayan uygulamayla ortaya çıkmıştır. Yolcular JETT platformundan yer ayırtmaya çalıştıklarında, kimi zaman bir ay sonrasına kadar boş rezervasyon bulunmadığı gerçeğiyle karşılaşmaktadır. Bu durum karaborsa, rüşvet ve benzeri uygulamalar için yeni bir alan açmakta; sonuçta yolcuların hem yaşadığı sıkıntıları hem de üstlendiği maliyetleri artırmaktadır.
Özellikle Ürdün’den Batı Şeria’ya dönmek isteyen yolcular rezervasyon bulamadıklarında, sıralarını beklemek üzere günlerce Ürdün’de kalmak zorunda kalabilmektedir. Bu bekleyiş de konaklama, ulaşım ve günlük ihtiyaçlar başta olmak üzere yolcuların üzerine ciddi ilave masraflar yüklemektedir.
Siyasi Açıdan Yüksek Risk Taşıyan Çekingen Filistin Adımları
Batı Şeria’daki Filistinliler üzerinde giderek ağırlaşan bu kriz, bölgeyi parçalayan yüzlerce kontrol noktası, kapı ve fiziksel engelin yarattığı yükün üzerine eklenmektedir. Bu engeller, insanların yaşamından uzun saatleri bekleyiş içinde çalarken; terörist yerleşimci şiddeti, kontrol noktalarında vatandaşların aşağılanması ve kötü muameleye maruz kalması da günlük hayatın parçası hâline gelmiştir. Bütün bu tablo içinde Filistin Yönetimi ise krizin başlıca görünmeyen aktörü olarak kalmıştır.
Filistin Yönetimi, Haziran 2026’da Ürdün ile Kerame Köprüsü üzerinden seyahat edenlerin durumunu takip etmek, günlük sorunlarla ve insani vakalarla ilgilenmek üzere ortak bir komite kurulması konusunda anlaşmaya varmıştır. Ancak bu komitenin kurulması, Filistinli yolcuların üç yılı aşkın süredir devam eden ağır mağduriyetinin ardından gerçekleşmiştir. Açıklanan görevler ise ağırlıklı olarak işletme kaynaklı sorunların çözülmesi, yolcu akışının daha düzenli hâle getirilmesi ve altyapının geliştirilmesi gibi teknik başlıklara odaklanmıştır.
Daha önemlisi, bu yaklaşım sorunun özünü oluşturan İsrail işgalini büyük ölçüde göz ardı ederek meseleyi teknik ayrıntılarla sınırlı biçimde ele almaktadır. Kuşkusuz bazı operasyonel sorunlar Ürdün tarafıyla koordinasyon yoluyla hafifletilebilir; ancak Filistin Yönetimi’nin bu yöndeki girişimi zaten oldukça gecikmiş durumdadır ve bu tür teknik düzenlemelerin krize köklü bir çözüm üretmesi mümkün görünmemektedir.
Siyasi açıdan en ciddi risk ise Filistin Yönetimi’nin bu tutumuyla, özü itibarıyla siyasi nitelik taşıyan bir sorumluluk alanını Filistinli özel sektörün üstlenmesine açık hâle getirmesidir. Siyasi yetki alanlarından geri çekilme eğilimi, bizzat Filistin Yönetimi’nin zayıflatılmasına hizmet edebilecek bir süreci beslemekte; onun yerine siyasi niteliği olmayan yerel aktörlerin güç kazanmasının önünü açmaktadır. Bu ise işgal yönetiminin teşvik ettiği ve İsrailli bakanlar ile yetkililerin farklı vesilelerle açıkça dile getirdiği yönelimle örtüşmektedir.
Nitekim Filistin Özel Sektörü Koordinasyon Konseyi, Kerame Geçişi’nin çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve çalışma saatlerinin uzatılması talebiyle İsrail Yüksek Mahkemesi’ne başvurmuştur. Mahkeme, Temmuz 2026’da söz konusu başvuru hakkında aldığı kararla İsrail Havalimanları İdaresi’ni 1 Kasım 2026 tarihine kadar güncel bir rapor sunmakla yükümlü kılmıştır. Burada dikkat çekici olan ise Konsey Başkanı Nassar Nassar’ın şu açıklamasıdır: “Konsey, bu başvuruyu resmî Filistin liderliğinin bıraktığı boşluğu doldurma zorunluluğunun bilinciyle yaptı.”
Bu gelişmeden birkaç ay sonra Başbakan Muhammed Mustafa, 31 Ocak 2026 tarihinde sınır geçişleri sisteminin geliştirilmesini ele almak üzere bir toplantı gerçekleştirmiştir. Toplantıda Kerame Geçişi’nin altyapısının geliştirilmesi, işlemlerin ve hizmetlerin dijitalleştirilmesi, personel kapasitesinin artırılması ve yoğunluk dönemlerine karşı hazırlık düzeyinin yükseltilmesi ele alınmıştır. Ayrıca geçişin hem yolcular hem de yük taşımacılığı için çalışma saatlerinin uzatılması amacıyla farklı taraflarla temasların yoğunlaştırılması gündeme gelmiştir.
Bununla birlikte bu yaklaşım, Filistin Yönetimi’nin geçiş krizinin temel nedenini ele almak yerine, daha çok krizin ortaya çıkardığı sonuçları yönetmeye odaklanıp odaklanmadığı sorusunu gündeme getirmektedir. Üstelik bu konuda özel sektörün gerisinde kalmış olması da dikkat çekmektedir. Bu nedenle Yönetim’in çabaları, esas olarak kendi yetki alanı içinde seyahat deneyimini daha iyi yönetmeye yönelik görünmekte; buna karşın İsrail’in Filistinlilerin hareketliliğine yönelik kısıtlamalarını ortadan kaldırmak veya azaltmak için aynı düzeyde açık ve sürekli bir baskı yürütüldüğüne dair güçlü bir tablo ortaya çıkmamaktadır.
Filistin Yönetimi’nin attığı bu çekingen adımlardan bağımsız olarak, kamuoyuna açıklanan veriler resmî Filistin tarafının sorunun kaynağını ele almaya ya da en azından krizin etkilerini ciddi biçimde hafifletmeye yönelik kararlı ve sürekli bir çaba gösterdiğine işaret etmemektedir. Gerek Ürdün’le yürütülen diplomatik temaslar gerekse işgal otoriteleriyle gerçekleştirilen sivil koordinasyon kapsamında hükümetin ve Filistin Yönetimi’nin girişimleri, çalışma saatlerinin uzatılması ve seyahat prosedürlerinin kolaylaştırılması bakımından mevcut mağduriyetin boyutuyla orantılı bir düzeye ulaşmamıştır.
Bu nedenle Filistinliler, krizin yönetiminde kayda değer bir iyileşme hissedebilmiş değildir. Sorunun kamuoyundaki görünürlüğü zaman zaman geçici olarak azalsa da özellikle yaz aylarında, hac ve umre dönemlerinde ve köprü üzerindeki yolcu yoğunluğunun arttığı benzer dönemlerde krizin yeniden bütün ağırlığıyla gündeme gelmesi kaçınılmaz görünmektedir.
Sonuç
Sonuç olarak Kerame Geçişi’nde yaşanan kriz, yalnızca operasyonel bir aksaklık ya da geçici bir idari sorun olarak değerlendirilemez. Aksine bu kriz, İsrail’in Filistinlilerin hareketliliği ve seyahat özgürlüğü üzerindeki daha geniş denetim sisteminin bir parçasıdır. Geçiş noktası da bu sistem içerisinde, sonuçları doğrudan Filistinli yolcuların günlük yaşamına yansıyan bir baskı aracına dönüşmektedir.
Her kapatma kararı, çalışma saatlerinin her daraltılması ya da geçiş prosedürlerinde yapılan her ani değişiklik yalnızca bir yolculuğun gecikmesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda yolcuların üzerine yeni maddi yükler bindirmekte, seyahat sürecine eşlik eden belirsizliği derinleştirmekte ve Filistinlilerin hareket özgürlüğünü daha kırılgan hâle getirmektedir.
Bu nedenle krizin sonuçlarını hafifletmeye yönelik çabalar yalnızca Filistin tarafındaki geçiş yönetiminin iyileştirilmesiyle sınırlı kalamaz. Asıl olarak, İsrail denetiminin geçiş hareketliliği üzerinde yarattığı kısıtlamaların ele alınması ve geçişin daha istikrarlı ve öngörülebilir çalışma saatleriyle işletilmesinin güvence altına alınması gerekmektedir. Ancak bu şekilde Filistinlilerin seyahat hakkı, günden güne değişebilen kararların ve keyfî kısıtlamaların gölgesinden çıkarılarak gerçek anlamda kullanılabilir hâle gelebilir.



