Dini Siyonizm Akımının İsrail’de En Büyük Güce Dönüşmesi

Son iki hafta içinde İsrail’de yapılan kamuoyu araştırmaları, 27 Ekim’de gerçekleştirilecek genel seçimlerin net bir siyasi sonuç ortaya çıkarmayacağına işaret etmektedir. Nitekim bu araştırmaların hiçbirinde ne Siyonist muhalefeti temsil eden partiler ne de hükümette yer alan ve hükümeti destekleyen partiler mutlak çoğunluğa ulaşabilmiştir.
Likud Partisi’nin gücünde yaşanan gerilemeye rağmen, bu düşüş muhalefetin lehine değil, özellikle dini Siyonizm akımını temsil eden küçük sağ partilerin lehine gerçekleşmiştir. Burada kastedilen yalnızca Bezalel Smotrich liderliğindeki “Dini Siyonizm” Partisi değildir. Zira bu parti, söz konusu akımın yalnızca bir parçasını temsil etmektedir. Asıl kastedilen; Smotrich’in partisi, Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Otzma Yehudit, Ofer Winter’in yeni kurduğu “Amcha Yisrael” Partisi ve bunların yanı sıra Noam ve Zehut gibi daha küçük partiler aracılığıyla temsil edilen geniş dini Siyonizm akımıdır.
Bu akımın etkisi yalnızca bu partilerle sınırlı değildir. Dini Siyonizm, Likud içinde de giderek daha fazla nüfuz kazanmakta, hatta muhalefet partilerinin içine kadar uzanmaktadır. Bu kapsamda Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar ile Naftali Bennett liderliğindeki Beyahad gibi partilerde de bu akımın etkilerinden söz etmek mümkündür.
Bu çalışma, Likud’un gerilemesinin nedenlerini ve taşıdığı anlamı, dini Siyonizm güçlerine verilen desteğin artışını incelemektedir. Özellikle Dini Siyonizm, Otzma Yehudit ve Amcha Yisrael partilerine odaklanan çalışma, ayrıca yaklaşan seçimler bağlamında bu yükselişin farklı siyasi sonuçlarını da analiz etmektedir.
Kamuoyu Araştırmalarına Göre Parti Siyasetindeki Güç Dengeleri
Son dönemde yapılan kamuoyu araştırmaları, Siyonist muhalefet güçleri ile iktidar koalisyonunu oluşturan veya destekleyen partiler arasında oldukça yakın bir denge bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bazı araştırmalarda muhalefet blokunun en fazla dört sandalye farkla önde olduğu görülürken, diğerlerinde iki blokun eşit seviyede olduğu görülmektedir. Kanal 13 tarafından yapılan bir ankette ise koalisyon güçleri iki sandalye farkla öne çıkmıştır. Bununla birlikte aynı sonuçlar ve onları izleyen anketler, Likud’un temsil gücünde benzeri görülmemiş bir gerilemeye işaret etmektedir. Parti, mevcut Knesset’teword sahip olduğu 32 sandalyeye karşılık anketlerde 18 sandalyeye kadar düşmüştür.
Buna karşılık dini Siyonizm akımı; Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Otzma Yehudit, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonizm ve ilk kez seçimlere katılacak olan Ofer Winter liderliğindeki Amcha Yisrael üzerinden temsil gücünü artırmıştır. Anketler, bu üç partinin toplamda 18 ila 22 sandalye kazanabileceğine işaret etmektedir. Oysa dini Siyonizm akımının mevcut Knesset’te sahip olduğu toplam sandalye sayısı 13’tür.
İktidar koalisyonunu oluşturan partilere yönelik genel desteğin, Likud’un oy kaybına rağmen ciddi biçimde gerilememesi dikkat çekicidir. Bu durum, Likud’dan hayal kırıklığına uğrayan geniş bir İsrailli seçmen kesiminin, tercihlerini dini Siyonizm akımının daha radikal biçimlerine yöneltmeye başladığını göstermektedir.
Likud’un ve lideri Netanyahu’nun popülaritesindeki gerilemenin arkasında birden fazla etken bulunmaktadır:
Birincisi: Likud ve genel olarak sağ seçmenin önemli bir kesimi, 7 Ekim olaylarının sorumluluğunun büyük bölümünü Netanyahu’ya yüklemektedir. Buna ek olarak Netanyahu’nun Haredi kesimin askerlik hizmetinden muaf tutulmasına yönelik tutumu ve kişisel davranış biçimine ilişkin rahatsızlıklar da desteğin azalmasında etkili olmaktadır.
Nitekim 2022 seçimlerinde Likud’a oy veren İsrailliler arasında Mayıs 2026’da yapılan bir kamuoyu araştırması, katılımcıların %42’sinin bu nedenlerle bir sonraki seçimde partiye oy vermemeyi düşündüğünü ortaya koymuştur. Kanal 13 tarafından yapılan bir başka ankette ise kararsız İsraillilerin %64’ü, 7 Ekim olaylarının en büyük sorumluluğunun Netanyahu’ya ait olduğunu belirtmiştir.
İkincisi: Netanyahu’dan hayal kırıklığına uğrayan Likud seçmeni açısından özellikle dini Siyonizm partilerine yönelmeyi cazip kılan unsurlar bulunmaktadır. Yukarıda değinilen anketin sonuçlarına göre, kararsız seçmenlerin %86’sı Smotrich liderliğindeki Dini Siyonizm Partisi’ni İsrail’in “en sağcı” partisi olarak görmektedir. Onu %85 ile Otzma Yehudit, %75 ile Amcha Yisrael izlerken, Likud’u “en sağcı” parti olarak görenlerin oranı %72’de kalmıştır.
Üçüncüsü: Likud ile dini-milliyetçi sağ partiler arasındaki ideolojik farkların giderek silikleşmesi, Likud seçmeninin bu partilere yönelmesini kolaylaştırmaktadır. İzak Şamir ve Netanyahu hükümetlerinde çeşitli önemli bakanlık görevlerinde bulunan Limor Livnat’a göre Likud artık Itamar Ben-Gvir’in ideolojik yaklaşımlarını benimsemeye başlamıştır. Partinin bazı bakan ve milletvekillerinde görülen “Kahanist eğilimler” de bunun göstergelerinden biridir.
Likud ile dini-milliyetçi sağın en radikal biçimi arasındaki ideolojik mesafenin ne ölçüde daraldığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri ise Netanyahu’nun kısa süre önce Likud milletvekili Tally Gotliv’in yaklaşan seçimlerde Otzma Yehudit listesinin ikinci sırasına geçmesine onay vermesidir.
Dini Siyonizm Akımının Seçmen Kitlesi Kimlerden Oluşuyor?
Yukarıda ele alınan unsurlar önemli olmakla birlikte, İsrail’de dini-milliyetçi akıma verilen desteğin neden arttığını nesnel biçimde açıklamak için tek başına yeterli değildir. Etnik, toplumsal ve demografik nitelik taşıyan daha derin yapısal faktörler de dini-milliyetçi akıma istikrarlı bir toplumsal destek tabanı kazandırılmasında önemli rol oynamıştır.
Bu bölümde, Dini Siyonizm, Otzma Yehudit ve Amcha Yisrael partilerine verilen desteği etkileyen demografik, toplumsal, etnik ve ideolojik faktörler ele alınmaktadır.
“Dini Siyonizm”
Çeşitli akademik çalışmalar, Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonizm Partisi’ni, İbranice “Hardalim” olarak adlandırılan ulusal-Haredi akımın başlıca siyasi temsilcilerinden biri olarak değerlendirmektedir. Bu yönde örneğin Daniel Mahla’nın çalışması ile Yahudi Halkı Politika Enstitüsü’nün (JPPI) yayımladığı bir rapor dikkat çekmektedir. Söz konusu raporda ayrıca Dini Siyonizm Partisi ile Yahudi aşırılıkçı “Tepe Gençliği” yapılanması arasında da bağlantı kurulmaktadır. Hardal akımı, 1980’li yıllarda dini Siyonizm içerisinde ortaya çıkmış[1]; Haredi çevrelerin dinî-hukuki katılığını benimserken aynı zamanda Filistin halkıyla çatışma konusunda klasik dini Siyonizmden daha sert tutumlar geliştirmiştir.
Smotrich’in partisinin sahip olduğu desteği açıklayan unsurlardan biri demografik boyuttur. En güncel veriler kendisini dini Siyonist olarak tanımlayanların toplam Yahudi nüfusunun yaklaşık %17’sini oluşturduğunu gösterirken, dini Siyonizm mensupları arasında kendisini “Hardal” olarak tanımlayanların oranı 2014’te %12 iken 2024’te %28’e yükselmiştir. Bu, yüzde 200’ün üzerinde bir artışa işaret etmektedir. Bar-Ilan Üniversitesi bünyesindeki Begin-Sadat Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından yapılan ve sonuçları Haaretz gazetesinde yayımlanan bir araştırma da bu eğilimi ortaya koymuştur.
Hardal çevrelerin sayısındaki artışın önemli nedenlerinden biri, bu kesimdeki yüksek doğurganlık oranıdır. Araştırmacı Dani Bar-On’a göre Hardal kadınlarda ortalama doğum sayısı 4,8 iken, dini Siyonizmin diğer kesimlerinde bu oran 3,8, seküler kesimde ise 3,2’dir. Her ne kadar Hardal akımına mensup herkesin Dini Siyonizm Partisi’ne oy verdiği söylenemese de, bu kesimin partinin başlıca toplumsal destek kaynaklarından biri olduğu açıktır.
Bununla birlikte Smotrich, Moşe Feiglin ve onun Zehut Partisi ile ittifak kurduğunu açıklayana kadar seçim barajını aşmakta zorlanmıştır. Bu durum, Hardal kesimin hem İsrail toplumu içindeki hem de dini Siyonizm akımı içerisindeki sayısal ağırlığının hâlâ sınırlı olduğuna işaret etmektedir. Feiglin ile kurduğu ittifak sayesinde Smotrich, Batı Şeria’daki yerleşimlerden ve 1948 topraklarından daha geniş bir seçmen kitlesine ulaşmış; özellikle Feiglin’in İsrail siyasetindeki en sert söylemlerden biri olarak nitelenen çizgisinden etkilenen kesimleri kendisine çekmiştir.
“Otzma Yehudit” (Yahudi Gücü)
Bazı akademik çalışmalar, Mizrahi Yahudiler ile Haredilerin Otzma Yehudit Partisi’nin başlıca toplumsal destek kaynaklarını oluşturduğunu ileri sürmektedir. İsrail’de siyaset sosyolojisi alanındaki birçok çalışma da uzun süredir özellikle Mizrahi Yahudileri sağ partileri desteklemeye ve Araplara yönelik ırkçı tutumları benimsemeye yönelten nedenleri incelemektedir.
Araştırmacı Anat Rimon-Or tarafından hazırlanan kapsamlı bir çalışma, özellikle gençler arasında olmak üzere Mizrahi Yahudilerin geniş bir kesiminin Otzma Yehudit’i desteklediği sonucuna ulaşmıştır. Rimon-Or’a göre bu durum, Mizrahi gençler arasındaki siyasi eğilimlerin daha da radikalleştiğine işaret etmektedir. Araştırmacı, “Araplara ölüm” sloganının bu gençlerin kimlik inşasının bir parçası hâline geldiğini belirtmektedir.
Rimon-Or, Mizrahi Yahudilerin Ben-Gvir’e verdiği desteği ve “Araplara ölüm” sloganını en güçlü biçimde dillendiren kesimlerden biri olmalarını, Aşkenaz Yahudiler karşısında hissettiklerini öne sürdüğü aşağılık duygusuyla ilişkilendirerek şöyle ifade etmektedir:
“Aşkenaz Yahudi ile karşılaştığında Mizrahi Yahudi, kimliğindeki iki unsuru birbirinden ayırmak zorunda kalır: Dinî aidiyetiyle bağlantılı ‘Yahudi’ kimliği ile Arap ya da Müslüman bir ülkeden göç etmiş olmasından kaynaklanan ‘Arap’ kimliği. Mizrahi Yahudi, kimliğinin bu ikinci unsurunu ortadan kaldırmaya çalışır ve bunu, aralarında ‘Araplara ölüm’ sloganının da bulunduğu bir dizi söz ve davranış aracılığıyla yapar.”
Etnik faktör, Mizrahi Yahudiler arasındaki radikalleşmeyi açıklamaya çalışan literatürün önemli bir bölümünde öne çıkan ortak unsurlardan biridir. Bununla birlikte burada ayrıntılı biçimde ele alınması mümkün olmayan ekonomik ve toplumsal faktörler ile özellikle 7 Ekim olaylarının etkisi de göz ardı edilmemelidir.
Bu bağlamda yazar Ron Cahlili’nin gözlemi önem kazanmaktadır. Cahlili, birçok Mizrahi gencin Ben-Gvir’in siyasi yaklaşımıyla özdeşleşmesini; “Büyük İsrail” fikrine verdikleri destek, Tepe Gençliği mensupları arasında önemli bir ağırlığa sahip olmaları, Mescid-i Aksa’ya yönelik ihlal eylemlerine geniş ölçüde katılmaları ve Batı Şeria’daki yerleşimcilerin yaklaşık yarısını oluşturmaları üzerinden değerlendirmektedir. Bu durum, Mizrahi Yahudilerin Batı Şeria’daki yerleşimlere yoğun biçimde taşınmaya ancak 1980’lerin ortalarından itibaren başlamış olmaları dikkate alındığında ayrıca dikkat çekmektedir.
Bunun yanı sıra, dindar Haredi gençler de Otzma Yehudit’e sempati duyan önemli kesimlerden birini oluşturmaktadır. Ancak bu, söz konusu gençlerin mutlaka bu partiye oy verdikleri anlamına gelmemektedir. Zira Haredilerin oy verme davranışı büyük ölçüde kendi geleneksel partileriyle sınırlı, sektörel bir nitelik taşımaya devam etmektedir. Araştırmacı Racheli Frifeld’e göre bu gençlerin aşırı sağ akıma yönelik desteği, Haredi çevrelerin Filistin halkıyla çatışmaya ilişkin konularda geleneksel olarak İsrail’deki diğer toplumsal kesimlerden daha sert tutumlar benimsemesiyle bağlantılıdır. Buna ek olarak Ben-Gvir’e yönelik artan desteğin, askerlik hizmetinden muafiyetlerini sürdürmeye yönelik yasa tasarıları ve siyasi uzlaşılara verdiği güçlü destekle de açıklanabileceği belirtilmektedir.
Bununla birlikte Ben-Gvir’in yükselişini Smotrich’ten ayıran en belirgin unsurlardan biri, yoğun biçimde başvurduğu popülist siyaset tarzıdır. Ben-Gvir, kamuoyunun duygularına ve kaygılarına doğrudan hitap eden, kimi zaman bu kaygıları daha da besleyen bir söylem kullanmakta; “idam yasası” gibi sert politikalarıyla övünmektedir. Bu yaklaşımını özellikle TikTok başta olmak üzere sosyal medya üzerinden etkili biçimde yayması nedeniyle kendisi zaman zaman “TikTok Bakanı” olarak da nitelendirilmektedir.
“Amcha Yisrael” (Halkın İsrail)
Partinin kısa süre önce kurulmuş olması ve seçimlere ilk kez katılacak olması nedeniyle, sahip olduğu toplumsal desteğin kaynaklarını ele alan kapsamlı bir literatür henüz bulunmamaktadır. Bununla birlikte Ofer Winter, 7 Ekim’in ardından sosyal medyadaki faaliyetlerini yoğunlaştırmış; radikal politikalar ile Filistinlilerin zorla göç ettirilmesi ve yok edilmesine yönelik çağrıları gündeme getirerek geniş bir takipçi kitlesine ulaşmıştır. Daha sonraki süreçte sosyal medyada oluşturduğu bu kitleyi yüz yüze toplantılar, seminerler ve halka açık konferanslarda bir araya getirmeye başlamıştır.
Winter, savaşın yönetilme biçimine ve hükümetin politikalarına yönelik sert eleştirileri üzerinden siyasi imajını ve popülaritesini inşa etmiş, güvenlik alanındaki tecrübesine dayanarak sorunlara çözüm sunabilecek kişi olduğu iddiasıyla öne çıkmıştır. Yakın zamana kadar siyasi niyetlerini açıklamak konusunda temkinli davranması da dikkat çekmiştir. Bununla, etrafında oluşan kitlenin dağılmasını önlemeye çalışmış; kendisini makam veya siyasi konum peşinde koşan biri değil, kamu yararını gözeten bir isim olarak sunmuştur. Bu durum aynı zamanda Netanyahu’ya meydan okumakta ısrar etmesini, diğer sağ partilerden herhangi biriyle birleşmeyi ya da seçim yarışından çekilmeyi reddetmesini de açıklamaktadır. Zira Winter, siyasi itibarını büyük ölçüde hükümeti eleştirmek ve kendisini farklı bir vizyon sunan alternatif olarak tanıtmak üzerine kurmuştur.
Winter’in kişisel geçmişi ve ideolojik referansları incelendiğinde, onu destekleyen kitlenin niteliğine ilişkin daha somut bir çerçeve çizmek mümkündür. Winter, Ramallah çevresindeki Filistin toprakları üzerinde kurulan Eli yerleşimindeki “Bnei David” okulundan mezun olmuştur. Bu okul, dini Siyonizm mensuplarını askerlik hizmetine hazırlayan dini eğitim kurumlarından biridir.
Winter, 2014 Gazze Savaşı sırasında Givati Tugayı’nın komutanlığını üstlenmesi ve Han Yunus ile Refah bölgelerindeki kara operasyonlarını yönetmesiyle öne çıkmıştır. Bu dönemde askerlerine yayımladığı komutanlık emrinin içeriği geniş yankı uyandırmıştı. Emrin girişinde şu ifadeler yer alıyordu:
“Bu dönemde Givati Tugayı’na komuta etme ve burada hizmet etme konusunda büyük bir lütfa mazhar olduk. Tarih bizi, İsrail ordularının Tanrısı’na hakaret eden, söven ve lanet okuyan ‘Gazzeli’ terörist düşmana karşı verilen savaşın ön saflarında yer almak üzere seçti.”
Bu, bir askerî komutanın yürütülen savaşı böylesine açık biçimde dinî bir savaşın parçası olarak sunduğu ilk örneklerden biri olarak değerlendirilmiştir.
Filistin halkıyla çatışmaya ilişkin siyasi ve ideolojik yaklaşımı açısından ise yazar Yossi Klein’ın “üniformalı Kahane” olarak nitelendirdiği Winter, oldukça açık bir yaklaşım ortaya koymaktadır: “Filistin meselesini ortadan kaldırmak için burada Filistinlilerin bulunmaması gerekir.” Bu yaklaşım doğrultusunda Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin “gönüllü göçü”, partisinin siyasi gündeminin başlıca maddelerinden biri hâline gelmiştir.
Dini Siyonizm Akımının Temsil Gücündeki Artışın Muhtemel Sonuçları
Kamuoyu araştırmalarının büyük bölümü, gerek Siyonist muhalefeti temsil eden güçlerin gerekse mevcut iktidar koalisyonunda yer alan partilerin yaklaşan seçimlerde tek başına mutlak çoğunluğu elde etme ihtimalinin oldukça düşük, hatta neredeyse imkânsız olduğunu göstermektedir. Bunun temel nedenlerinden biri, seçimlere katılım oranının yükselmesinin beklenmesidir. Bu durumun Arap partilerine ilave sandalyeler kazandırması ve böylece iki Siyonist bloktan herhangi birinin mutlak çoğunluğa ulaşmasını engellemesi beklenmektedir. Bu tahminlerin gerçekleşmesi hâlinde İsrail’in önünde üç temel senaryo bulunmaktadır:
Birincisi: Likud ile muhalefet partilerinin de içinde yer aldığı, ancak Ben-Gvir ve Otzma Yehudit Partisi’nin dışarıda bırakıldığı geniş tabanlı bir “ulusal birlik hükümeti” kurulması.
İkincisi: Mevcut koalisyon ile muhalefet bloklarının ulusal birlik hükümeti konusunda uzlaşamaması nedeniyle yeni bir seçim turuna gidilmesi ve Netanyahu hükümetinin bu yeni seçimlere kadar geçici hükümet olarak görevini sürdürmesi.
Üçüncüsü: Başlıca Siyonist muhalefet güçlerinin seçim öncesi verdikleri taahhütlerden geri adım atarak, Mansur Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi’nin desteğine ve Ortak Liste’nin koalisyon dışından sağlayacağı desteğe dayanarak Netanyahu hükümetinin yerine istikrarlı bir hükümet kurması.
Ulusal birlik hükümeti senaryosu daha güçlü bir ihtimal gibi görünmektedir. Nitekim Yashar Partisi’nin ikinci ismi Yoram Cohen, Netanyahu’nun hükümetin başında bulunmaması şartıyla partisinin Likud ve Dini Siyonizm ile aynı hükümette yer alabileceğini dışlamamıştır. Aynı zamanda muhalefet güçlerinden hiçbiri, Ofer Winter liderliğindeki Amcha Yisrael Partisi’nin yer alacağı bir hükümete katılmaya açıkça karşı çıkmamıştır.
Bu senaryonun gerçekleşmesi hâlinde, Otzma Yehudit dışında dini Siyonizm güçlerinin karar alma süreçleri üzerindeki belirleyici rolünü sürdürmesi beklenebilir. Bu etki özellikle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’ya ilişkin politikalarda öne çıkacaktır. Böyle bir durumda hem Smotrich hem de Winter’in bakan olarak Gazze’deki Filistinlilerin “gönüllü göçünü” öncelikli gündem maddelerinden biri hâline getirmeleri muhtemeldir.
Nitekim Smotrich, geçtiğimiz temmuz ayında Gazze Şeridi’nin tamamında Yahudi yerleşimlerinin yeniden kurulacağı yönünde taahhütte bulunmuştu. Aynı zamanda böyle bir hükümetin Batı Şeria’yı Yahudileştirmeye yönelik projeleri sürdürmesi de güçlü bir ihtimal olarak değerlendirilmektedir. Zira Winter ve Smotrich’in yanı sıra Likud temsilcileri, dini Siyonizm kökenli Yashar yöneticileri Yoram Cohen ve Matan Kahana ile Birlikte listesinin lideri Naftali Bennett gibi isimler de olası yeni hükümette yer alabilir. Bennett daha önce Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerini temsil eden konseyin genel müdürlüğünü yapmış ve çatışmaya ilişkin herhangi bir siyasi çözümde Batı Şeria’nın yaklaşık %60’ını oluşturan C Bölgelerinin İsrail’e ilhak edilmesi gerektiğini savunmuştur.
Dini Siyonizm akımının muhalefet partilerinin içine kadar nüfuz etmesi ve en azından siyasi düzeyde bu akımın sert söyleminin muhalefetin gündemi üzerinde etkili hâle gelmesi de önemli bir başka sonuca işaret etmektedir. Buna göre muhalefet, Arap listelerinin desteğiyle hükümet kursa dahi, Filistin meselesine ilişkin siyasi yaklaşımlarının özünde milliyetçi ve dini sağın savunduğu çizgiden belirgin biçimde farklılaşması beklenmemektedir.
Sonuç
Yukarıdaki veriler, dini Siyonizm akımının İsrail siyasetinin hemen her alanına nüfuz eden bir güce dönüştüğünü ve resmî partileri koalisyonda yer alsın ya da almasın, İsrail’deki iktidar yapısının asli unsurlarından biri hâline geldiğini göstermektedir. Bunun temel nedenlerinden biri, söz konusu akımın etkisinin muhalefet partilerine, özellikle de Yashar ve Beyahad partilerine kadar uzanmış olmasıdır.
Bu akım içinde radikallik düzeyleri bakımından bazı farklılıklar bulunsa da, söz konusu ayrımlar zamanla giderek daralmaktadır. Nitekim gerek Gazze Şeridi’nde gerekse Batı Şeria’da zorunlu göç, ilhak ve yerleşim politikaları, gerekçeleri ve dayanakları farklılaşsa da İsrail toplumu içinde geniş ölçüde kabul gören bir siyasi projeye dönüşmüştür.
Bununla birlikte bu çalışmanın amacı, dini Siyonizm akımını İsrail’deki tüm sorunların kaynağı olarak sunmak değildir. Asıl amaç, bu akımın ne denli hızlı büyüdüğünü, ideolojisinin İsrail toplumunda nasıl yayıldığını ve zamanla İsrail siyasetinin ve siyasi söyleminin köklü ve kalıcı unsurlarından biri hâline geldiğini ortaya koymaktır.
[1] Bazı çalışmalar, Hardal akımının günümüzde Habad hareketi gibi bazı Haredi grupları da kapsadığını belirtmektedir.



