Sürekli Savaşlara Rağmen İsrail Ekonomisi Neden Çökmüyor?

İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana çok cepheli ve uzun süreli bir savaş ortamında bulunuyor. Gazze’de başlayan çatışmalar daha sonra Lübnan ve Kızıldeniz’e yayılmış, 2026 yılında ise İran ile doğrudan yaşanan çatışmayla yeni bir boyut kazanmıştır.

Bu süreç, ekonomik açıdan belirsizliğin ve risk priminin artmasına yol açarken; yedek askerlerin göreve çağrılması ve İsrailli olmayan iş gücünün azalması nedeniyle özellikle inşaat sektörü başta olmak üzere birçok alanda iş gücü arzını daraltmıştır. Aynı zamanda kamu maliyesi giderek savaş ekonomisine yönelmiş; savunma harcamalarının artmasıyla bütçe açığı ve kamu borcu büyümüş, bu durum sivil harcamalar ve yatırımlar üzerindeki baskıyı artırmıştır.

Savaşın etkileri İsrail’in kredi notuna da açık biçimde yansımıştır. Büyük uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları 2024 yılı boyunca İsrail’in kredi notunu art arda düşürmüştür. Moody’s, Şubat ayında notu A1’den A2’ye, Eylül ayında ise yeniden BAA1’e indirmiştir. Standard & Poor’s, Nisan ayında notu AA-‘dan A+’ya, Ekim ayında ise A’ya düşürürken; Fitch de Ağustos ayında notu A+’dan A’ya çekmiştir. Bu kararlar; artan jeopolitik riskleri, yükselen askerî harcamaları, büyüyen bütçe açığını, kamu borcunu ve borçlanma maliyetlerindeki yükselişi yansıtmaktadır.

Buna rağmen dikkat çekici olan, İsrail ekonomisinin çökmemiş olmasıdır. Ekonomi küçülmüş, büyüme hızı yavaşlamış ve önemli mali ile toplumsal maliyetler üstlenmiş olsa da, faaliyetlerini sürdürmüş ve çatışmalar arasındaki dönemlerde yeniden toparlanabilmiştir. Dünya Bankası verilerine göre İsrail’in cari fiyatlarla gayrisafi yurt içi hasılası 2024 yılında 540,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Ekonomi 2024’te yalnızca %1,0 büyürken, 2025’te büyüme oranı %2,9’a yükselmiştir.

İran savaşı nedeniyle 2026’nın ilk çeyreğinde ekonomi yıllıklandırılmış bazda %3,3 küçülmüş olsa da, ekonomik tahminler çatışmaların yeniden tırmanmaması hâlinde toparlanmanın mümkün olacağını öngörmektedir. Bu nedenle temel soru şudur: İsrail ekonomisinin uğradığı bu ağır zarar neden kapsamlı bir ekonomik çöküşe dönüşmemiştir?

Bu makale, cevabın ekonomiyi tek ve homojen bir yapı olarak görmekte değil, onu farklı sektörlere ayırarak analiz etmekte yattığını savunmaktadır. Bir tarafta savaşın ilk darbesini alan sivil ekonomi bulunmaktadır. Oteller, restoranlar, inşaat sektörü, ticaret, tüketim ve tedarik zincirleri bu kesimin başlıca unsurlarıdır.

Diğer tarafta ise küresel güvenlik kaygılarının artmasından ve savunma sistemlerine yönelik talebin yükselmesinden fayda sağlayan güvenlik ve yüksek teknoloji ekonomisi yer almaktadır. Hava savunma sistemleri, insansız hava araçlarına karşı geliştirilen teknolojiler, siber güvenlik ve askerî veri analizine yönelik sektörler bu süreçte büyüme fırsatı yakalamaktadır. Başka bir ifadeyle savaş, ekonominin tamamına olumlu yansımamakta; ancak ekonomi içindeki maliyet ve kazançları yeniden dağıtarak bazı sektörleri zayıflatırken, bazılarına yeni pazarlar açmaktadır.

Baskı Altındaki Bir Ekonomi, Çöken Bir Ekonomi Değil

İsrail ekonomisi, 2024 sonrasında genel olarak toparlanma eğilimi göstermiştir. Gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) 2025 yılında %2,9 büyürken, işsizlik oranı ortalama %3,0 seviyesinde gerçekleşmiş, yıllık enflasyon ise Aralık 2025 itibarıyla %2,6’ya gerilemiştir. Ancak bu göstergeler savaşın ekonomik maliyetini ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim merkezi hükümetin bütçe açığı 2025 yılında GSYH’nin %4,7’sine, genel devlet açığı ise %6,5’ine ulaşmış; kamu borcunun GSYH’ye oranı da %67,6’dan %68,5’e yükselmiştir.

İsrail Merkez Bankası, Ekim 2023’te başlayan savaşın 2023–2026 dönemindeki doğrudan maliyetini, 2026’daki İran operasyonuna ilişkin sonraki kararlar hariç, yaklaşık 350 milyar şekel olarak hesaplamıştır. İran’la yaşanan son çatışmanın maliyetinin de eklenmesiyle bu tutar 405 milyar şekele (yaklaşık 116 milyar ABD doları) yükselmektedir. Buna, ekonomik faaliyetlerin aksamasından kaynaklanan yaklaşık 200 milyar şekellik dolaylı ekonomik kayıp da eklendiğinde, savaşın toplam kümülatif maliyetinin yaklaşık 200 milyar dolara ulaştığı tahmin edilmektedir.

Öte yandan askerî harcamalar yüksek seviyesini korumaktadır. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre İsrail’in 2025 yılı askerî harcaması 48,3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam 2024’e kıyasla %4,9 daha düşük olsa da, 2022 seviyesinin yaklaşık %97 üzerindedir. Dolayısıyla İsrail ekonomisinin dayanıklılığı; artan borçlanma, vergi gelirleri ve kamu kaynaklarının yeniden önceliklendirilmesi sayesinde finanse edilmektedir.

Bu noktada temel husus şudur: Veriler ekonominin güçlü bir performans sergilediğini göstermemektedir; ancak aynı zamanda ekonomik bir çöküş yaşandığını da ortaya koymamaktadır. Aksine, yüksek gelirli, görece büyük ölçekli ve güçlü bir teknoloji sektörüyle desteklenen bir ekonominin; döviz kazandıran stratejik sektörlerini ve küresel pazarlara yönelik ihracatını sürdürebildiği sürece, ağır şokları absorbe edebileceğini göstermektedir.

Bu dış dayanıklılık, ödemeler dengesi verilerinde de görülmektedir. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), cari işlemler fazlasının GSYH’nin yaklaşık %3,8’i düzeyinde olduğunu tahmin etmektedir. Mal ve hizmet ihracatı GSYH’nin %30,4’ünü, ithalat ise %27,6’sını oluşturmaktadır. Mal ticareti genellikle açık verse de, özellikle teknoloji ve yazılım hizmetlerinden kaynaklanan hizmet ihracatı fazlası; turizm gelirlerindeki ve bazı geleneksel ihracat kalemlerindeki gerilemeyi önemli ölçüde telafi etmektedir.

Genel tabloya bakıldığında temel ekonomik göstergeler şu şekilde özetlenebilir:

Gösterge Değer Anlamı
Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 2024 yılında 540,4 milyar ABD doları Büyük ölçekli ekonomi, şokları absorbe etme kapasitesine sahip.
Reel Büyüme 2024’te %1,0, 2025’te %2,9 Belirgin bir yavaşlama yaşansa da kısmi toparlanma görülüyor; bu durum henüz savaş öncesi büyüme patikasına tam dönüş anlamına gelmiyor.
Enflasyon 2025 sonunda %2,6, Nisan 2026’da %1,9 Fiyat baskıları sürüyor, ancak enflasyon kontrol dışına çıkmış değil.
Bütçe Açığı ve Kamu Borcu 2025’te bütçe açığı %6,5, kamu borcu/GSYH oranı %68,5 Mali baskılar artıyor; buna rağmen ekonomi faaliyetlerini sürdürebiliyor.
Askerî Harcamalar 2025’te 48,3 milyar ABD doları Savaş, savunma harcamalarını 2023 öncesine kıyasla belirgin biçimde artırdı.
Cari İşlemler Dengesi OECD tahminine göre GSYH’nin %3,8’i oranında fazla Teknoloji ve hizmet ihracatı, ekonomiye dış kaynak girişini sürdürerek önemli destek sağlıyor.

Sektörel Görünüm: Zayıf Noktalar Nerede, Kazançlar Nerede Oluşuyor?

İsrail ekonomisi, gelişmiş ekonomilerin çoğunda olduğu gibi büyük ölçüde hizmet sektörüne dayanmaktadır. Dünya Bankası verilerine göre hizmetler, 2024 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yaklaşık %72,5’ini oluştururken; inşaatın da dâhil olduğu sanayi sektörünün payı yaklaşık %17,35 olmuştur. Bu yapı, savaşın turizm, havacılık, restoranlar ve ticaret gibi günlük ekonomik faaliyetler üzerindeki etkilerinin neden hızla hissedildiğini açıklamaktadır. Buna karşılık, uluslararası sözleşmelere, yazılım ihracatına veya savunma sanayine dayanan sektörler savaş dönemlerinde dahi faaliyetlerini sürdürme kapasitesine sahiptir.

Sivil ekonomide savaşın etkileri özellikle turizm, inşaat ve tüketim alanlarında belirginleşmiştir. OECD’nin 2026 raporuna göre İsrail’e yönelik yabancı turist akışı neredeyse tamamen durmuş, ticari uçuşlardaki azalma ise özellikle teknoloji sektörü açısından kritik öneme sahip iş seyahatlerini olumsuz etkilemiştir. İnşaat sektöründe ise Filistinli işçilere getirilen kısıtlamalar ciddi bir iş gücü açığı yaratmıştır.

Reuters’in aktardığına göre savaşın başlamasından bu yana Batı Şeria’dan yaklaşık 200 bin, Gazze’den ise 18.500 işçi İsrail’e giriş yapamamış; bunların on binlercesi inşaat sektöründe temel iş gücünü oluşturmaktaydı. Bu nedenle inşaat sektöründeki durgunluk yalnızca müteahhitlik faaliyetlerini değil; demir-çelik, çimento, lojistik, konut finansmanı ve emlak piyasasını da etkileyen zincirleme bir krize dönüşmüştür.

Bu durum, Le Monde gazetesinin İsrail ekonomisini “belirsizlik bölgesine girmiş bir ekonomi” olarak tanımlamasını açıklamaktadır. Sorun, tüm ekonomik faaliyetlerin durması değil; geniş sivil sektörlerin iş gücü eksikliği, hava ulaşımındaki gerileme, sigorta maliyetlerindeki artış ve askerî seferberlik nedeniyle ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya kalmasıdır.

İsrail verilerine göre, Filistinli işçilerin yokluğu ve yedek askerlerin göreve çağrılması sonucunda 2024 yılında iş dünyasında iş gücü arzı %4,9 oranında azalmış; bu durum üretimi, fiyatları ve açık iş pozisyonlarını olumsuz etkilemiştir. Hindistan, Sri Lanka, Moldova ve diğer ülkelerden işçi getirilmeye çalışılsa da, coğrafi olarak yakın ve deneyimli bir iş gücünün kısa sürede ikame edilmesi hem zor hem de yüksek maliyetlidir.

Buna karşılık veriler, ekonominin önemli bir bölümünü ayakta tutan sektörün yüksek teknoloji olduğunu göstermektedir. İsrail İnovasyon Otoritesi’nin verilerine göre yüksek teknoloji sektörü 2024 yılında GSYH’nin yaklaşık %17’sini oluşturmuştur. 2025’in ilk yarısında sektörde yaklaşık 403 bin kişi istihdam edilmiş; bu sayı toplam iş gücünün %11,5’ine karşılık gelmektedir. Aynı dönemde yüksek teknoloji ürün ve hizmetleri, ülkenin toplam ihracatının yaklaşık %57’sini oluşturmuştur. Kurumun önceki raporlarında ise sektörün GSYH’ye katkısının %20, ihracattaki payının ise %53 seviyesine ulaştığı belirtilmektedir.

Bu veriler, İsrail ekonomisinin dayanıklılığının yalnızca iç tüketime dayanmadığını; yüksek katma değer üreten ve küresel pazarlara ihracat yapabilen teknoloji sektörünün, yerel sektörler savaş nedeniyle zarar görse bile ülkeye döviz kazandırmaya devam ettiğini göstermektedir.

Küresel Güvenlik Kaygılarından Beslenen Bir Ekonomi

İsrail ekonomisinin, günümüzün siyasi ve güvenlik açısından istikrarsız uluslararası ortamında artan güvenlik ve savunma kaygılarından önemli ölçüde faydalandığı söylenebilir.

Bunun en belirgin örneği savunma sanayiidir. İsrail’in savunma ihracatı 2024 yılında yaklaşık 15 milyar ABD dolarına ulaşarak 2023’e göre %13 artmıştır. Bu ihracatın %48’ini füze sistemleri ve hava savunma sistemleri oluştururken, %54’ü Avrupa ülkelerine gerçekleştirilmiştir.

2025 yılında ise savunma ihracatı 19 milyar doların üzerine çıkarak bir önceki yıla göre yaklaşık %30 büyümüştür. Bu veriler, savunma sektörünün yalnızca savaşın olumsuz etkilerinden korunmadığını, aynı zamanda askerî operasyonları veya en azından bu operasyonlardan elde edilen güncel saha tecrübesini önemli bir pazarlama aracına dönüştürdüğünü göstermektedir. İsrail, gerçek çatışmalarda test edilmiş ve füze ile insansız hava araçları gibi karmaşık tehditlere karşı etkinliği kanıtlanmış sistemlerini uluslararası pazara sunmaktadır.

Bu gelişme tesadüfi değildir. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali Avrupa ülkelerini hava savunma sistemlerini yeniden güçlendirmeye yöneltirken, Orta Doğu’daki İHA saldırıları da daha gelişmiş radar ve hava savunma çözümlerine olan talebi artırmıştır. Bu gelişmeler sonucunda İsrail, 2021–2025 döneminde dünyanın yedinci büyük silah ihracatçısı hâline gelmiş ve ilk kez Birleşik Krallık’ı geride bırakmıştır. Böylece diğer ülkelerin güvenlik kaygıları, İsrail’in Gazze, Lübnan ve İran’daki politikalarına yönelik yoğun siyasi ve insan hakları eleştirilerine rağmen, İsrail savunma sanayii için dış talebe dönüşmektedir.

Bu denklemin ikinci ayağını ise siber güvenlik sektörü oluşturmaktadır. Bankaların, hastanelerin, enerji altyapısının, bulut sistemlerinin ve küresel şirketlerin korunmasını kapsayan bu alan, İsrail’in teknolojik üstünlüğünün en önemli unsurlarından biridir. Google’ın İsrailli bulut güvenliği şirketi Wiz’i 32 milyar dolar karşılığında satın alması, İsrail teknolojisinin küresel teknoloji şirketleri açısından stratejik değerini koruduğunu göstermektedir.

Benzer şekilde İsrailli Bold şirketi de yapay zekâ destekli cihaz güvenliği çözümleri geliştirmek amacıyla 40 milyon dolar yatırım almıştır. Bu pazarda savaş koşullarında faaliyet gösterebilme kapasitesi, şirketlerin güvenilirliğini artıran bir unsur olarak görülmektedir. Çünkü küresel müşteriler, savaş ortamında dahi kritik güvenlik hizmetlerini kesintisiz sunabilen şirketlere daha fazla güven duymaktadır.

Yapay zekâ, savaş ekonomisine yeni bir boyut kazandırmıştır. Gazze savaşına ilişkin araştırmacı gazetecilik dosyalarında, veri toplama, hedef önerme ve kişi takibi gibi görevlerde kullanılan çeşitli İsrail yapımı yapay zekâ sistemleri gündeme gelmiştir. Time dergisi bu gelişmeyi geleceğin savaş modelinin bir örneği olarak değerlendirmiş; yapay zekânın bağımsız biçimde ölümcül kararlar veren bir sistemden ziyade, veri sınıflandırmasını hızlandıran ve insan karar alma süreçlerini hızlandıran bir araç olarak kullanıldığına dikkat çekmiştir.

Ekonomik açıdan bu deneyim, savunma teknolojileri, veri analitiği ve gözetim alanlarında faaliyet gösteren şirketlere yeni ticari fırsatlar sunarken, savaş sırasında üretilen verilerin ticari bir ürüne dönüştürülmesinin etik sınırları konusunda da ciddi tartışmalar doğurmaktadır. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) ise modern savaşı teknolojik uyum yarışının sürekli devam ettiği bir süreç olarak tanımlamakta; bu çerçevede İsrail’in güvenlik teknolojilerinde önde gelen ülkelerden biri olduğunu belirtmektedir.

Bu noktada, uluslararası boykot kampanyalarının ve insan hakları örgütlerinin baskılarının etkisi de göz ardı edilmemelidir. Ancak bu etkinin sektörler arasında farklılaştığı görülmektedir. Tüketim malları, akademi ve kültürel etkinlikler gibi alanlarda boykotlar, kamuoyu algısı ve kurumsal itibar üzerinde daha belirgin sonuçlar doğurabilmektedir. Buna karşılık savunma sanayi ve siber güvenlik sektörlerinde satın alma kararları büyük ölçüde hükümetler, güvenlik kurumları ve büyük şirketler tarafından verilmekte; bu aktörler kararlarını kamuoyu baskısından ziyade güvenlik ve stratejik ihtiyaçlara göre şekillendirmektedir.

Nitekim Associated Press, bazı ülkelerin siyasi söylemde İsrail silahlarına bağımlılığı azaltacaklarını açıklamalarına rağmen, kamuoyundan uzak biçimde İsrail savunma ve güvenlik ürünlerini satın almaya veya bu alanda yeni sözleşmeler imzalamaya devam ettiklerini aktarmaktadır.

Sonuç

Sonuç olarak, savaş döneminde kazanç sağlayan sektörler tek başına savaşın ekonomiye yüklediği genel maliyeti ortadan kaldıramamaktadır. Kamu borcunun ve bütçe açığının artması, vergi artışı ihtimali ile bazı sivil harcamaların dondurulması veya azaltılması gibi gelişmelerin etkileri zaman içinde daha belirgin hâle gelebilir.

Taub Center da 2024 yılı İsrail ekonomisini “savaş hâlindeki bir ulusun ekonomisi” olarak tanımlamakta; güvenlik harcamalarının iş gücü piyasası, gelir düzeyi ve kamu hizmetleriyle iç içe geçtiğine dikkat çekmektedir. Ayrıca yedek askerlerin uzun süre seferber edilmesi veya çatışmaların tekrar tekrar tırmanması, büyük teknoloji şirketlerinden ziyade küçük ve orta ölçekli işletmeleri daha fazla zorlamaktadır. Çünkü bu işletmeler yerel istikrara, günlük iş gücüne ve kısa vadeli nakit akışına bağımlıyken; büyük teknoloji şirketleri faaliyetlerini uluslararası pazarlarda ve uzun vadeli küresel sözleşmeler üzerinden sürdürebilmektedir.

Bununla birlikte, teknoloji sektörünün de siyasi yalnızlaşmadan tamamen etkilenmediği söylenemez. Her ne kadar bu sektör ülkeye döviz kazandırmaya ve yatırımcıların ilgisini canlı tutmaya devam etse de, 2025’in ilk yarısında teknoloji istihdamındaki büyümenin yavaşladığı, araştırma-geliştirme faaliyetlerinin gerilediği ve yeni kurulan şirket sayısının on yıl öncesine kıyasla azaldığı görülmektedir.

Başka bir ifadeyle, teknoloji sektörü güçlüdür; ancak savaşın ve siyasi ortamın etkilerinden bütünüyle bağımsız değildir. Bu nedenle bugünkü dayanıklılık, gelecekte insan sermayesi, nitelikli iş gücünü çekme kapasitesi ve küresel şirketlerin güveni açısından ortaya çıkabilecek sorunları gizliyor olabilir.

Dolayısıyla tabloyu anlamak için yalnızca büyüme oranlarına ya da ihracat rakamlarına bakmak yeterli değildir. Aynı şekilde, boş oteller veya durmuş inşaat sahaları da tek başına ekonomik çöküşün kanıtı değildir. Savaş, ekonominin yapısını yeniden şekillendirmektedir: Kaynaklar sivil alanlardan savunmaya, tüketimden güvenliğe ve iç pazardan uluslararası savunma ile siber güvenlik talebine yönelmektedir. Bu süreçte bazı şirketler ve sektörler kazanç sağlarken, toplum, kamu maliyesi ve siyasal meşruiyet giderek ağırlaşan bir bedel ödemektedir.

Bu nedenle, “İsrail ekonomisi neden çökmüyor?” sorusunun tek bir cevabı yoktur. Asıl cevap şu paradoksta yatmaktadır: Çünkü bu ekonomi zarar görmüş olsa da çeşitlidir; kriz içindedir ama ihracat yapabilmektedir; yıpranmıştır ama küresel güvenlik kaygılarından beslenen sektörlere sahiptir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu