Gazze’de İsrail Destekli Milisler: İkinci Aşama Öncesi Meşruiyet Arayışı

Gazze Şeridi’ne yönelik soykırım savaşının ilk haftalarından itibaren “ertesi gün” sorusu, Binyamin Netanyahu hükümetinin karşı karşıya olduğu en karmaşık sorunlardan biri olarak öne çıktı. Hükümet, savaş sonrası Gazze’nin yönetimini devralabilecek asgari meşruiyet ve kapasiteye sahip, iş birliğine açık bir Filistinli taraf bulmakta başarısız oldu. Bu çıkmaz karşısında İsrail işgali, sabıka ve güvenlik geçmişi bulunan kişilerin liderlik ettiği silahlı gruplara yatırım yapma yoluna gitti; bu gruplara silah, koruma ve kontrolü altındaki bölgelerde serbest hareket imkânı sağladı.
Herhangi bir toplumsal tabandan yoksun olmalarına rağmen, bu grupların faaliyetleri 2026 yılının başından itibaren örgütlenme, yayılma ve medya görünürlüğü açısından belirgin biçimde arttı. Bu gelişme, ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına ve Gazze Şeridi’nin gelecekteki yönetimine ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı bir döneme denk geldi. Bu durum, İsrail’in söz konusu oluşumları marjinal güvenlik araçlarından, Gazze’nin toparlanmasını ve istikrar kazanmasını engellemek için kullanılabilecek siyasi ve güvenlik kartlarına dönüştürme çabasını yansıtıyor.
Kim Bu Milisler? Gazze Şeridi’nde Yayılma Haritası
Mevcut veriler, İsrail işgaliyle iş birliği yapan silahlı oluşumlardan oluşan bir ağın Gazze Şeridi’nin güneyinden kuzeyine kadar uzandığını ortaya koyuyor. Bu gruplar esas olarak, işgal ordusunun konuşlandığı güvenlik ayrım hattı olan ve “sarı hat” olarak bilinen hattın gerisindeki bölgelerde hareket ediyor. İsrail bu hat üzerinden Gazze Şeridi’nin yarısından fazlasını kontrol altında tutuyor.
Bu grupların büyüklükleri ve liderlerinin geçmişleri farklılık gösterse de, üç temel ortak özellikte birleşiyorlar: İsrail korumasına bağımlılık, Filistinlilere yasaklanan bölgelerde faaliyet gösterme ve herhangi bir toplumsal taban ya da ulusal meşruiyetten tamamen yoksun olma.
Ebu Şebab
Gazze Şeridi’nin en güneyinde, Yaser Ebu Şebab grubu bu oluşumların ilk ve en büyük çekirdeği olarak öne çıktı. Grup, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah kentini işgal etmesinin ardından ortaya çıktı ve kentin doğusundaki el-Biyuk bölgesini ana faaliyet merkezi hâline getirdi.
Ebu Şebab, uyuşturucu ticareti de dâhil çeşitli suçlamalar nedeniyle 2015’ten beri tutuklu bulunan sabıkalı bir isimdi. Savaşın yol açtığı kaos sırasında hapisten kaçtı. Grubunun adı, insani yardımları yağmalama ve İsrail işgaliyle doğrudan iş birliği yapma suçlamalarıyla anıldı. Ebu Şebab’ın Aralık 2025’te öldürülmesinin ardından grubun liderliği Gassan ed-Dehini’ye geçti.
Han Yunus’ta ise Hüsam el-Astal, kentin güneyindeki Kizan en-Neccar bölgesinde konuşlanan bir gruba liderlik ediyor. El-Astal, Filistin Yönetimi güvenlik birimlerinde görev yapmış eski bir subaydı. Hakkında, Hamas hareketinden bir mensubun Malezya’da öldürülmesine karıştığı suçlamasıyla 2018’de idam kararı verilmiş, savaşın başlamasıyla birlikte cezaevinden kaçmıştı.
Orta bölgede (el-Vustâ) Şevki Ebu Nusayra’nın liderlik ettiği bir grup faaliyet gösteriyor. Bu grup özellikle Deyr el-Belah’ın doğu bölgelerinde, bilhassa Vadi es-Selka’da etkinlik gösteriyor. Gazze kentinin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi’nde ise Rami Adnan Halles silahlı bir gruba liderlik ediyor. Bu grubun adı, nüfuz alanını Gazze kentinin doğusundaki başka bölgelere yayma girişimlerine dair haberlerle daha fazla gündeme geldi.
Gazze Şeridi’nin en kuzeyinde ise Eşref el-Mensi’nin liderlik ettiği grup, Beyt Lahiya ve Beyt Hanun’da silahlı faaliyet yürütüyor. Çeşitli raporlar, bu grubun Eylül 2025’te doğrudan Yaser Ebu Şebab’ın himayesinde kurulduğunu belirtiyor. Bu durum, söz konusu oluşumlar arasında Gazze Şeridi boyunca bir koordinasyon ve iş birliği ağının bulunduğunu, ayrıca her bölgenin sınırlarını aşan birbirine bağlı örgütsel bir yapı kurma girişimlerinin aşamalı biçimde ilerlediğini gösteriyor.
Silahlı Çatışma Konum ve Olay Verileri Projesi (ACLED) de 2026 yılı boyunca bu gruplarla bağlantılı onlarca olayı belgelediğini belirtiyor. Bu durum, söz konusu grupların konuşlandıkları bölgelerden hareketle Gazze ortamı içinde sabotaj faaliyetlerini genişlettiklerine işaret ediyor.
İsrail’in Güvenlik Yaklaşımı: Düşük Maliyetli Paralı Askerler
İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki silahlı milislere verdiği destek, yüksek hassasiyet gerektiren görevlerin mümkün olan en düşük insani, istihbarî ve siyasi maliyetle yerine getirilmesi için yerel vekillerin kullanılmasına dayanan bir güvenlik yaklaşımını ortaya koyuyor. Bu mantığı anlamak açısından, Kasım 2018’de Han Yunus’ta gerçekleştirilen özel operasyon açıklayıcı bir örnek teşkil ediyor.
Söz konusu operasyonda İsrail’in seçkin birliği “Sayeret Matkal”, direnişin iletişim ağına casusluk sistemi yerleştirmek amacıyla Han Yunus’un doğusuna sızmıştı. Ancak birlik, Kassam Tugayları tarafından fark edildi; çıkan çatışmada tim komutanı öldürüldü, diğer bazı askerler yaralandı ve birlik, geride direnişin eline geçen ekipmanlar ile istihbarat materyalleri bırakarak aceleyle geri çekildi. Bu operasyon, Gazze Şeridi içinde yürütülen nitelikli operasyonların taşıdığı riskleri açık biçimde yeniden hatırlattı; hem insan kaybı hem de hassas istihbarat kapasitesinin açığa çıkma ihtimali açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini gösterdi.
Düşük Maliyet, Az Risk
Bu bağlamda yerel milisler, söz konusu ikileme pratik bir çözüm sundu. İşgal hükümetinin başbakanı Binyamin Netanyahu, hükümetinin bu gruplara verdiği desteği savunurken bunu şu sözlerle özetledi: “Bunun neresi yanlış? Bu, İsrailli askerlerin hayatını kurtarıyor.” Bu ifade, İsrail yaklaşımının özünü yansıtıyor: Düzenli askerin yerine aynı görevi yerine getirecek yerel unsurlar kullanmak ve böylece doğrudan maliyetten kaçınmak.
Bu denklem üç iç içe geçmiş unsura dayanıyor. Birincisi insani maliyet: Yerel bir milis unsurunun öldürülmesi, İsrail ordusunun kayıp hanesine yazılmıyor ve İsrail içinde siyasi ya da toplumsal baskı oluşturmuyor. İkincisi istihbarî maliyet: Yerel bir hücrenin açığa çıkması, Gazze içinde faaliyet gösteren özel bir İsrail birliğinin deşifre olmasına kıyasla çok daha sınırlı kayıplara yol açıyor. Üçüncü unsur ise siyasi maliyet: Yerel vekillerin kullanılması, İsrail’in hassas güvenlik operasyonlarını resmî olarak inkâr edebilmesine geniş bir alan sağlıyor.
Bu yaklaşım, emekli tuğgeneral Guy Hazut’un “Maarachot” dergisinde dile getirdiği değerlendirmelerle de örtüşüyor. Hazut’a göre bu milislerin gerçek işlevi, “yönetebilecek alternatif bir güç olmak değil; düzenli ordunun başaramadığını gerçekleştiren uygulayıcı bir araç olmaktır: Kaynak ve ikmal hatlarını kontrol ederek Hamas ile toplumsal çevresi arasındaki bağı koparmak ve İsrail’in doğrudan görünmek istemediği hedefli güvenlik operasyonlarını yürütmek.”[1] Bu da söz konusu grupların yardımları kontrol etmek, iç güvenlik sistemini felce uğratmak ve direniş kadrolarıyla polis teşkilatını hedef almak için kullanıldığı; böylece direniş ile toplumsal tabanı arasındaki ilişkinin zayıflatılmasının amaçlandığı anlamına geliyor.
Haaretz gazetesi de Eylül 2025’te, işgal ordusu ile Şabak’ın bu gruplardan unsurları para, silah ve çeşitli ayrıcalıklar karşılığında “hassas güvenlik operasyonlarında” görevlendirdiğini ortaya çıkardı. Haberlerde bu yapı, İsrail güvenlik kurumları adına çalışan bir “paralı güç” olarak tanımlandı. Bu niteleme, söz konusu oluşumların ideolojik ya da siyasal bir projeden çok, bireysel çıkarlar ve maddi teşvikler temelinde şekillenen işlevsel karakterini doğruluyor.
Milislerin Kurumsallaştırılması ve Artan Cüret
Ekim 2025’te ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesi, İsrail işgaliyle iş birliği yapan milislerin seyrinde kritik bir dönüm noktası oluşturdu. Geniş çaplı askerî operasyonların durması, bu grupların geri çekilmesine yol açmak yerine, İsrail tarafından onların varlığını pekiştirmek için kullanıldı.
Böylece dağınık gruplar olmaktan çıkarılıp, sabit merkezlere, görev dağılımına ve “sarı hat”ın doğusundaki bölgeler boyunca uzanan coğrafi bir varlığa sahip daha örgütlü bir saha yapısına dönüştürüldüler. İsrail ordusu bu bölgelerde Gazze Şeridi’nin yarısından fazlası üzerinde doğrudan kontrolünü sürdürmeye devam ediyor.
Bu bölgeler, milisler için Gazze’deki güvenlik birimlerinin erişiminden uzak biçimde yeniden örgütlenme, eğitim, silahlanma ve lojistik destek sağlama açısından güvenli bir ortam sundu. Aynı zamanda komşu bölgelere yönelik operasyonların çıkış noktalarına dönüştü.
Sahadan gelen veriler, bu grupların artık rastgele hareket etmediğini; İsrail ordusunun ihtiyaçlarına göre şekillenen operasyonel bir dağılım içinde faaliyet gösterdiğini ortaya koydu. Bu bağlamda Şevki Ebu Nusayra’nın Han Yunus çevresinden orta bölgeye kaydırılarak Vadi es-Selka ve Deyr el-Belah hattını üstlenmesi dikkat çekiyor. Bu durum, işgalin söz konusu grupları yerel aidiyetler ya da aşiret dengelerine göre değil, operasyonel boşluklara göre yeniden konuşlandırdığını açık biçimde gösteriyor.
İsrail Adına Gazze’de Operasyonlar Düzenlemek
Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasıyla birlikte bu gruplara daha hassas bir görev verildi: Gazze’ye dönenlerin tasnif ve güvenlik incelemelerine katılmak. Belgelenmiş tanıklıklar, Gassan ed-Dehini grubundan unsurların bazı yolcuları durdurarak sorgulanmak üzere İsrail kontrol noktalarına götürdüğünü ortaya koyuyor.
Bu durum, söz konusu oluşumların güvenlik alanının kenarında faaliyet gösteren yapılar olmaktan çıkıp, doğrudan İsrail’in güvenlik denetim sistemine entegre olmaya başladığını gösteriyor. Ayrıca bu rol, onlara sivillerle zayıflık ve ihtiyaç anlarında doğrudan temas kurma imkânı sağlayarak devşirme, şantaj ve İsrail güvenlik birimlerine hizmet eden bilgi ağları oluşturma alanı açtı.
“Sarı hat”a bitişik bölgelerde bu milisler son derece tehlikeli başka bir işlev de üstlendi: Halkın yıkılmış bölgelerine yeniden yerleşmesini engellemek. Bölge sakinleri sarı hatta yakın alanlara dönmeye çalıştıkça, bu gruplar yeni saldırılar düzenleyerek halk üzerinde baskı kurdu ve onları yeniden göçe zorladı. Böylece bu yapılar, Filistinli nüfustan arındırılmış tampon bölgeyi fiilen kalıcılaştırmanın sahadaki araçlarına dönüştü.
Bu süreç, genişlemede sabit bir örüntüyü ortaya koyuyor: Milisler, işgalin oluşturduğu ya da bilinçli olarak bıraktığı boşluğu takip ediyor. İsrail ordusu herhangi bir bölgedeki varlığını azalttığında, o alanı gerçekte terk etmiyor; bunun yerine bu grupları boşluğu doldurmak ve sahadaki güvenlik işlevlerini yerine getirmek üzere devreye sokuyor.
İkinci Aşama ve Akıbet Sorusu
Son aylarda İsrail işgaliyle iş birliği yapan milislerin medya faaliyetlerinde belirgin bir artış yaşandı. Bu gruplar, gölgede faaliyet yürütmekten çıkarak sahadaki gerçek ağırlıklarının çok ötesinde bir imaj üretmeye çalışıyor.
Bu kapsamda silahlı gövde gösterilerini yoğunlaştırdılar; yardım dağıttıkları yönündeki iddiaları belgeleyen görüntüler yayımladılar ve kontrol ettikleri bölgelerde hizmet ve eğitim tesisleri kurduklarını duyurdular. Böylece kendilerini sahada varlık gösteren ve sivil idare kapasitesine sahip örgütlü bir güç olarak sunmaya çalıştılar. Bu bağlamda Gassan ed-Dehini’nin, bu oluşumların ortak referans noktası hâline gelme ve onları daha bütünlüklü ve örgütlü bir yapı gibi gösterme çabası dikkat çekiyor.
Bu faaliyetler son derece anlamlı bir zamanlamaya denk geliyor. Zira bunlar, ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde yaşanıyor. Söz konusu aşama, bu grupların dayandığı zemini tehdit edebilecek düzenlemeler içeriyor.
Gazze Şeridi’nin ulusal komite aracılığıyla yönetilmesi formülünün başarıya ulaşması, bir güvenlik gücünün oluşturulması, doğu bölgelerinde uluslararası bir gücün konuşlandırılması ve İsrail ordusunun Gazze içindeki kontrol bölgelerinden çekilmesi gibi gelişmeler, bu milislerin varlık gerekçelerini ortadan kaldırabilir; ayrıca onlara koruma ve hareket serbestisi sağlayan İsrail askerî şemsiyesini de ellerinden alabilir.
Bu nedenle söz konusu grupların artan medya görünürlüğü, siyasi ve güvenlik denkleminde değişim yaşanmadan önce kendilerini “işe yarar” kanıtlama yönünde zamana karşı yürütülen bir yarış olarak okunabilir. Vermeye çalıştıkları mesajın hedefi, ortaya çıktıkları günden beri onları büyük ölçüde reddeden Filistin toplumu değil; daha çok İsrail ve ABD’deki karar alıcı çevrelerdir. Mesajın özü ise, bu yapıların sahada gerçek ve işlevsel bir fayda sağlayabilecekleri iddiasıdır.
Öte yandan Binyamin Netanyahu hükümetinin tutumu, bu gruplardan kısa vadede vazgeçmeye niyetli olmadığını gösteriyor. Savaşın başlangıcından bu yana biriken göstergeler, işgalin bu oluşumları, nüfuzu altındaki bölgelerde kalıcı bir işlev üstlenebilecek araçlar olarak gördüğüne işaret ediyor. Bu çerçevede söz konusu yapılar, halk ile İsrail güçleri arasındaki doğrudan teması azaltan Filistinli bir “insan tamponu” işlevi görmekte ve işgalin kontrol altında tutmak istediği bölgelerde güvenlik görevlerini yerine getirmektedir.
Sonuç
İsrail işgaliyle iş birliği yapan milislerin faaliyetlerindeki artış ve buna eşlik eden silahlı gösteriler ile yoğun medya propagandası, ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına ilişkin yürütülen müzakerelerle doğrudan bağlantılıdır. Bu hassas siyasi momentte söz konusu gruplar, kırılgan saha varlıklarını fiilî bir gerçekliğe dönüştürmeye ve Gazze Şeridi’nin “ertesi gün” düzenlemelerinde hâlâ yatırım yapılabilir bir araç olduklarını kanıtlamaya çalışmaktadır.
Aynı zamanda İsrail işgali de bu milisleri, ikinci aşamanın gereklerini engellemek ya da uygulanmasını karmaşıklaştırmak amacıyla bir baskı kartı olarak kullanmaktadır. Bu, Gazze’nin yönetimi için Filistinli bir çerçeve oluşturma girişimlerini sekteye uğratacak paralel bir güvenlik düzeni tesis etme çabası üzerinden yürütülmektedir.
Bununla birlikte, etraflarında oluşturulan medya gürültüsüne rağmen bu milisler, ulusal meşruiyetten ve toplumsal tabandan yoksun, kırılgan yapılar olmayı sürdürmektedir. Varlıkları tamamen İsrail’in desteği ve korumasına bağlıdır. Buna binaen işgalci İsrail, onlara tamamen araçsal bir mantıkla yaklaşmaktadır: Faydalı oldukları sürece kullanılır, hesaplar değiştiğinde ise gözden çıkarılırlar.
Bu çerçevede söz konusu gruplar, İsrail’in Filistin sahasını içeriden yeniden şekillendirmek için yerel araçları kullanmaya dönük yenilenen girişimini temsil etmektedir. Bu girişim güvenlik ve toplumsal düzeyde acı sonuçlar doğurabilecek olsa da, Gazze’de kökleşmiş ulusal yapıyı temelden tehdit edecek bir güce dönüşme kapasitesi sınırlı görünmektedir.
[1] Hazut, Guy (Emekli Tuğgeneral). “Goriller Yenilemez! Gerçekten mi?” Ma’arakhot Dergisi, Sayı 508, 2025, s. 10-17.



