Kitap Tanıtımı: Küresel Medyada Filistinliler

Tanıtımı Hazırlayan: Hicran Yıldız[1]

Kitabın Adı: Küresel Medyada Filistinliler

Dil: Türkçe

Yazar: Hasan Tosun

Yayınlayan: AA

Yayın Yılı: 2025

Sayfa Sayısı: 326

Anadolu Ajansı Dış Haberler Servisi’nde görev yapan Hasan Tosun’un kaleme aldığı “Küresel Medyada Filistinliler” adlı eser, 7 Ekim 2023 sonrasında özellikle Gazze başta olmak üzere Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaşanan gelişmelerin Batı ana akım medyasında nasıl çerçevelendiğini inceleyen kapsamlı bir medya eleştirisi niteliği taşımaktadır. Otuz dört başlıktan oluşan kitap, yalnızca belirli haber örneklerini analiz etmekle kalmayıp, modern medyanın algı üretme kapasitesini, hegemonik güç ilişkileri içerisindeki konumunu ve dil üzerinden inşa edilen siyasal gerçekliği de sorgulamaktadır. Çalışma, medya söyleminin tarafsızlık iddiası ile fiili pratikleri arasındaki çelişkiye odaklanarak, Filistin meselesinin küresel ölçekte nasıl temsil edildiğini akademik bir perspektifle ortaya koymaktadır.

Eserde temel argüman, İsrail’in 1948’den bu yana sürdürdüğü sömürgeci ve yayılmacı politikaların 7 Ekim 2023 sonrasında daha görünür ve yıkıcı bir boyut kazandığı; ancak Batı medyasının bu süreci çoğunlukla İsrail merkezli bir güvenlik anlatısı içinde sunduğudur. Yazar, özellikle ABD ve Avrupa Birliği’nin İsrail’e verdiği koşulsuz siyasi ve askeri desteğin medya söylemini de etkilediğini, böylece haber dilinin fiilen bir propaganda aracına dönüştüğünü savunmaktadır. Medya, bu bağlamda yalnızca olayları aktaran pasif bir araç değil; hegemonik düzenin meşruiyet üretim mekanizmalarından biri olarak konumlandırılmaktadır.

Kitapta küresel ana akım medyanın 7 Ekim sonrasında Hamas’ın gerçekleştirdiği saldırının “dehşeti”ni merkeze alarak haber üretmesi, buna karşılık İsrail’in Gazze’de yürüttüğü geniş çaplı askeri operasyonları çoğunlukla “misilleme”, “savunma” veya “terörle mücadele” çerçevesinde sunması eleştirilmektedir. Bu dilsel tercihlerin, Filistinlilere yönelik şiddeti bağlamından kopararak sıradanlaştırdığı ve İsrail’in eylemlerini meşrulaştırdığı ileri sürülmektedir. Yazar, haber metinlerinde kullanılan kelime seçimlerinin –örneğin Filistinliler için “öldü”, İsrailliler için “öldürüldü” ifadelerinin tercih edilmesi– failin görünmez kılınmasına ve sorumluluğun belirsizleştirilmesine hizmet ettiğini belirtmektedir. Bu tür pasif yapıların, okuyucunun bilinçaltında fail ile mağdur arasındaki ilişkinin silikleşmesine yol açtığı vurgulanmaktadır.

Eserde dikkat çekilen önemli hususlardan biri de Filistinlilerin insandışılaştırılmasıdır. Medyada Filistinlilerin sıklıkla “militan”, “radikal”, “İslamcı” veya “terörist” gibi kategorilerle anılması, kolektif bir suçluluk atfı üretmekte; buna karşılık İsrailli mağdurların kişisel hikâyeleri, fotoğrafları ve biyografik detaylarıyla sunulması “değerli kurban” anlatısını güçlendirmektedir. Bu çifte standart, Filistinlilerin çoğu zaman yalnızca istatistiksel veriler üzerinden, isimsiz ve yüzsüz bir topluluk olarak temsil edilmesine yol açmaktadır. Böylece empati kurma kapasitesi tek taraflı biçimde yönlendirilmekte, okur kitlesinin algısı bilinçli ya da bilinçsiz şekilde belirli bir eksene çekilmektedir.

Kitap, 7 Ekim sonrasında ortaya atılan ve geniş yankı uyandıran bazı iddiaların –örneğin Hamas’ın “40 bebeğin başını kestiği” ya da İsrailli kadınlara yönelik “kitlesel tecavüz” suçlamaları– yeterli kanıt olmaksızın medyada dolaşıma sokulduğunu, uzun süre sorgulanmadan tekrarlandığını ileri sürmektedir. Buna karşılık Gazze’de binlerce Filistinli çocuğun öldürülmesinin aynı yoğunlukta gündemleştirilmemesi, haber değerinin seçici biçimde işletildiğini göstermektedir. Yazar, bu durumun medya etiği açısından ciddi bir sorun teşkil ettiğini ve kamuoyunun bilgilendirilmesi yerine yönlendirilmesine hizmet ettiğini savunmaktadır.

Eserde ayrıca sosyal medya platformlarının rolü de ele alınmaktadır. Meta bünyesindeki Instagram ve Facebook gibi platformlarda Filistin’e dair içeriklerin sansürlenmesi iddiaları, dijital alanın da küresel güç ilişkilerinden bağımsız olmadığını göstermektedir. Microsoft, Amazon ve Apple gibi büyük teknoloji şirketlerinde çalışan bazı personelin İsrail’e sağlanan bulut ve altyapı hizmetlerini protesto ederek istifa etmeleri, medya ve teknoloji arasındaki ilişkinin etik boyutunu tartışmaya açmaktadır. Böylece yalnızca geleneksel medya değil, dijital platformlar da hegemonik anlatının yeniden üretiminde rol oynayan aktörler olarak değerlendirilmektedir.

Kitapta eleştirilen bir diğer önemli başlık, “İsrail-Hamas savaşı” şeklindeki tanımlamadır. Bu ifadenin, İsrail’in işgal gerçeğini arka plana ittiği ve Hamas’ı devlet benzeri bir aktör konumuna yerleştirerek çatışmayı iki eşit güç arasındaki simetrik bir savaş gibi gösterdiği ileri sürülmektedir. Oysa yazar, Gazze’nin uzun yıllardır abluka altında bulunduğunu; elektrik, su, yakıt ve temel insani ihtiyaçların kontrolünün büyük ölçüde İsrail’in elinde olduğunu hatırlatarak güç dengesizliğine dikkat çekmektedir. “Hamas yönetiyor” veya “Hamas kontrol ediyor” gibi ifadelerin, Gazze’deki insani krizin sorumluluğunu işgal bağlamından koparıp yerel aktörlere yükleme işlevi gördüğü savunulmaktadır.

Uluslararası hukuk boyutuna ilişkin değerlendirmeler de eserin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı soykırım davasının Batı medyasında sınırlı ve çoğu zaman taraflı biçimde yer bulduğu; Divan’ın ihtiyati tedbir kararlarının yeterince vurgulanmadığı belirtilmektedir. Benzer şekilde Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısının İsrailli ve Hamaslı yetkililer hakkında tutuklama kararı talebinde bulunmasının ardından, kararın hukuki gerekçelerinden çok mahkemenin meşruiyetinin tartışmaya açıldığı ifade edilmektedir. Bu çerçevede medya, hukuki sürecin özünü geri plana iterek siyasi tartışmaları öne çıkarmakla eleştirilmektedir.

Kitapta ayrıca eleştirilerin “antisemitizm” suçlamasıyla bastırılması meselesi incelenmektedir. İsrail politikalarına yönelik her eleştirinin “Yahudi karşıtlığı” ile özdeşleştirilmesinin, kamusal tartışma alanını daralttığı ve ifade özgürlüğünü sınırladığı ileri sürülmektedir. Bu bağlamda akademisyenlerin, aktivistlerin ve öğrencilerin hedef gösterilmesi; protestoların “nefret” ya da “terör destekçiliği” olarak etiketlenmesi, medyanın siyasal iktidarla paralel bir dil geliştirdiğini göstermektedir.

Gazetecilere yönelik saldırılar da eserde geniş yer tutmaktadır. Gazze’de görev yapan çok sayıda gazetecinin öldürülmesi, ofislerin kapatılması ve internet erişiminin engellenmesi gibi uygulamaların basın özgürlüğü açısından ciddi ihlaller olduğu belirtilmektedir. Buna karşın Batı medyasının bu saldırıları çoğu zaman “terörle mücadele” çerçevesinde aktardığı ve yeterli tepki göstermediği iddia edilmektedir. Bu durum, medya dayanışmasının evrensel ilkeler yerine siyasal konumlanışlara göre şekillendiği eleştirisini güçlendirmektedir.

Eser, yalnızca eleştirel bir analiz sunmakla kalmayıp alternatif bir medya anlayışını da ima etmektedir. Anadolu Ajansı’nın Gazze’de yayımladığı ve uluslararası yargı süreçlerinde delil olarak kullanılan çalışmalar, doğru ve belgeli haberciliğin küresel adalet arayışına katkı sunabileceğini göstermektedir. Yazar, medyanın manipülasyon aracı olmaktan çıkarak hakikatin ifşasında etkin bir rol üstlenmesi halinde kamuoyunun bilinçlenebileceğini savunmaktadır.

Sonuç olarak “Küresel Medyada Filistinliler”, Filistin meselesinin Batı ana akım medyasında temsiline dair kapsamlı bir söylem analizi sunmaktadır. Dil, çerçeveleme ve haber seçimi üzerinden yürütülen inceleme, medyanın tarafsızlık iddiasını sorgulamakta ve küresel güç ilişkileri içindeki konumunu görünür kılmaktadır. Çalışma, Filistinlilerin çoğu zaman insandışılaştırılan, suçlulaştırılan ve bağlamından koparılan bir anlatı içinde sunulduğunu; buna karşılık İsrail’in eylemlerinin güvenlik ve meşruiyet söylemiyle desteklendiğini ileri sürmektedir. Bu yönüyle eser, günümüz haberciliğinin etik, politik ve epistemolojik boyutlarını tartışmaya açan; medya okuryazarlığı açısından da önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır.


[1] Mardin Artuklu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Kudüs ve Filistin Çalışmaları Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi, [email protected]

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu