Gazze’de Eksik İstatistikler: Kayıplar ve Görünmeyen Soykırım

7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Gazze Şeridi’ne karşı sürdürülen soykırımın şehit ve kurban sayılarına ilişkin veriler, Filistin halkının bölgede yaşadığı insani felaketin boyutunu gösteren en önemli göstergelerden biri haline gelmiştir. İsrail işgal ordusu, iki tam yıl boyunca bu rakamları inkâr etmeye çalışmış; yıkımın ve sivil kayıpların büyüklüğünü yerel ve uluslararası kamuoyu nezdinde meşrulaştırmak amacıyla, şehitlerin çoğunun Filistin direniş gruplarına mensup olduğu yönünde iddialar yaymıştır.
Gazze Şeridi’ndeki Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan resmî verilere göre, raporun yazıldığı tarih itibarıyla kayda geçen soykırım savaşı şehitlerinin sayısı 72.328’e ulaşmıştır[1]. Buna karşılık, güncel bilimsel çalışmalar gerçek sayının bunun çok üzerinde olduğunu göstermektedir. Bazı istatistiksel modeller, soykırım savaşı boyunca toplam kurban sayısının resmî verilerin yaklaşık %40 üzerinde olduğunu tahmin etmektedir. Bu durum, doğrudan ve dolaylı, yavaş ilerleyen ve görünmeyen yönleri bulunan bileşik bir soykırımın varlığına işaret etmektedir.
Bu çerçevede rapor, Gazze Şeridi’nde soykırım kurbanlarının tespitine ilişkin istatistiksel boşlukları ele alacaktır. Raporda, şehitlerin sayımında kullanılan resmî mekanizmalar incelenecek; ayrıca kayıpların ve sağlık sisteminin çöküşü ile iki buçuk yıldır süren tam kuşatma sonucu ortaya çıkan dolaylı soykırım mağdurlarının hesaplanmasında izlenen yöntem araştırılacaktır.
Birincisi: Şehit Listelerinin Sayım Mekanizmaları
Gazze Şeridi’nde devam eden soykırımın kurban listelerinin istatistiksel olarak tespiti, elektrik altyapısının, iletişim ağlarının ve veri merkezlerinin tahrip edilmesi nedeniyle resmî kurumlar açısından büyük bir zorluk oluşturmaktadır. Sağlık Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Birimi Başkanı Zahir el-Vahidi’ye göre, resmî kurum şehitlerin belgelenmesi sürecinde çok sayıda engelle karşı karşıya kalmıştır. Bunlar şu şekilde özetlenebilir:[2]
- İsrail işgal ordusunun, soykırım savaşının başlangıcında sağlık veri sistemini ve Şifa Tıp Kompleksi’ndeki ana veri merkezini hedef alması.
- Yedek veri merkezinin ve hastanelere ait dijital altyapının, buna bağlı ağların, sunucuların ve elektronik cihazların yok edilmesi.
- Çok sayıda hastanenin hizmet dışı kalması ve bu kurumlarla iletişimin kesilmesi.
- Bazı hastanelerde binlerce şehidin bilgilerinin kâğıt üzerinde elle kaydedilmek zorunda kalınması ve ayrıntılı verilerin eksik olması.
- Gazze kenti ile kuzey bölgesinin güneyden izole edilmesi ve iki bölge arasındaki iletişimin koparılması.
Tüm bu zorluklara rağmen Sağlık Bakanlığı, kurumsal kapasitesinin bir bölümünü yeniden inşa etmeyi ve dijital altyapısını toparlamayı başarmıştır. Bu kapsamda Ocak 2024’te Sihhati (Sağlığım) adlı elektronik platformu hizmete açmıştır. Söz konusu platformda şehit, kayıp ve yaralı sayılarına ilişkin geniş bir veri tabanı ile çeşitli sivil bilgiler yer almaktadır.
Teknik ekipler ayrıca bilgileri elle kaydedilen şehitlerin isimlerini arşivlemek için yoğun çaba göstermiştir. Yaklaşık dokuz ay süren bu süreçte, verilerin asgari belgeleme standartlarına uygunluğu sağlanmıştır. Bu standartlar şunları içermektedir: kimlik numarası, dört parçalı tam ad, cinsiyet, doğum tarihi, şehadet yeri ve tarihi.
Gazze’ye yönelik soykırımın şehitleri, Sağlık Bakanlığı’nın metodolojisine göre[3] iki ana kategoriye ayrılmaktadır:
Birinci kategori: Doğrudan saldırı sonucu hayatını kaybedenler. Bunlar, helikopter veya savaş uçaklarının bombardımanı, topçu atışları, keskin nişancı ateşi ya da insansız hava araçlarından doğrudan ve dolaylı açılan ateş sonucu hayatını kaybeden kişilerdir.
İkinci kategori: Dolaylı soykırım kurbanları. Bu kategoriye, açlık ve yetersiz beslenme, şiddetli soğuk, ilaç ve sağlık hizmeti eksikliği nedeniyle yaşamını yitirenler; ayrıca binaların üzerlerine çökmesi sonucu ölenler veya tedavilerini sürdürmek amacıyla Gazze dışına çıkmalarına izin verilmediği için hayatını kaybedenler dahildir.
Bilgi Teknolojileri Birimi Başkanı’na göre, şehit ve kayıpların sayımı Sağlık Bakanlığı ile Filistin hükümeti tarafından benimsenen resmî bir yöntem çerçevesinde yürütülmektedir. Bu yöntem şu aşamalardan oluşmaktadır:
- Devlet, sivil toplum, özel ve sahra hastanelerine ulaştırılan kişilerin sahada kayıt altına alınması.
- Sağlık Bakanlığı’nın 2024 başında açtığı elektronik bağlantı üzerinden dijital kayıt yapılması.
- Yakınları tarafından bildirilen şehit ve kayıpların isimlerinin, delil ve emarelere dayanarak ölüm kararı veren yetkili bir yargı komisyonuna sunulması.
- Mahkeme kararlarının; Sağlık ve Adalet bakanlıkları, Filistin polisi, savcılık, adli tıp ve kriminal inceleme birimlerinden oluşan ortak bir hükümet komisyonuna iletilmesi. Bu komisyon, şehit verilerini onaylamakta ve ölüm nedenlerini doğrudan saldırı ya da soykırımın sonuçları olarak sınıflandırmaktadır.
Bu şartlar ve ölçütler doğrultusunda, resmî olarak kayda geçen soykırım şehitlerinin sayısı 72.328 olmuştur. Buna karşılık, İsrail işgal ordusundaki yedek askerlerden Binyamin Antony, ölü sayısının 90 bine ulaştığını ileri sürmüştür. Antony, “Şu ana kadar yaklaşık 30 bin Hamas savaşçısının öldürüldüğüne dair tahminler bulunduğunu ve her bir Hamas mensubuna karşılık iki sivilin öldüğünü” söylemiştir. Bu açıklamalar, İsrail ordusunun Gazze Sağlık Bakanlığı tarafından iki buçuk yıldır yayımlanan kayıp verilerini sorguladığı bir dönemde yapılmıştır.
Buna göre, Gazze Şeridi’ndeki şehit sayımı, son derece ağır saha koşulları altında çalışan geleneksel bir sivil sağlık sistemi aracılığıyla yürütülmektedir. Kayıtların ve veri merkezlerinin tahrip edilmesi, enkaz altında kalan binlerce kişiye ulaşılamaması ve süren soykırım koşulları nedeniyle ambulans ekiplerinin bazı bölgelere girememesi dikkate alındığında, yayımlanan rakamlar kapsamlı nihai bilanço değil; yalnızca doğrulanabilmiş şehit sayılarının belgelendirilmiş kısmını temsil etmektedir.
İkincisi: Kayıplar – Belirsiz Bir İstatistiksel Kategori
Gazze Şeridi’ne karşı yürütülen soykırım savaşı, son derece karmaşık bir insani krize yol açmış; binlerce Filistinlinin hiçbir iz bırakmadan kaybolması sonucu belirsiz bir istatistiksel kategori ortaya çıkarmıştır. Bu durum, ailelerini umut ile umutsuzluk arasında acı verici bir bekleyişe sürüklemiştir.
Gazze’de kaybolma vakalarının farklı biçimleri bulunmaktadır: Bazıları evlerinin enkazı altında kalmış, bazıları zorla gözaltına alınarak götürülmüş, bazıları akıbetleri açıklanmadan canlı kalkan olarak kullanılmıştır. Diğerleri ise zorunlu göç sırasında ya da güvenlik arayışı esnasında iz bırakmadan kaybolmuştur. Cenazelerin bulunmaması, kayıt sistemlerinin çökmesi ve ölümün doğrulanmasının imkânsız hale gelmesi nedeniyle bu kişilerin durumu yaşam ile ölüm arasında askıda kalmıştır.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi, kayıpları; “Ailelerinin nerede olduklarını bilmediği ve/veya güvenilir bilgilere dayanarak uluslararası ya da uluslararası olmayan silahlı çatışma, şiddet olayları, iç karışıklıklar veya tarafsız ve bağımsız bir arabulucunun müdahalesini gerektiren herhangi bir durumla bağlantılı olarak kayıp ilan edilen kişiler” şeklinde tanımlamaktadır.
Filistin Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Merkezi Müdürü Nada Nabil’e göre[4], Gazze Şeridi’ndeki kayıp sayısı yaklaşık 8.000 kişi olarak tahmin edilmektedir. Bu kategori; evlerinden çıktıktan sonra kendilerinden haber alınamayanları, bombardıman sonucu enkaz altında kalanları ve kimlikleri tespit edilemeyen ya da DNA testi yapılamayan cenazeleri kapsamaktadır. Gazze Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal ise gerçek sayının bunun çok üzerinde olduğunu, kayıp sayısının yaklaşık 11.000 kişi olduğunu belirtmiş; bunların bir kısmının enkaz altında, bir kısmının ise evlerinden çıktıktan sonra geri dönmeyen kişiler olduğunu ifade etmiştir[5].
Sağlık Bakanlığı’na yapılan bildirimlere göre, yaklaşık 7.500 kişi hâlen enkaz altındadır. Ancak tüm ailelerin yok edilmesi nedeniyle kayıplarını bildirecek kimsenin kalmadığı durumlar da bulunduğundan, gerçek sayının daha yüksek olduğu düşünülmektedir. Ayrıca akıbeti tamamen bilinmeyen yaklaşık 3.000 kişi olduğu tahmin edilmektedir[6]. Uluslararası Kızılhaç Komitesi Baş Sözcüsü Christian Cardon ise kurumlarının ayrı bir kayıp listesi tuttuğunu ve burada akıbeti hâlen bilinmeyen en az 7.000 vaka bulunduğunu belirtmiştir. Cardon, bu listenin enkaz altında olduğu düşünülen kişileri kapsamadığını da vurgulamıştır.
Gazze Şeridi’ne yönelik soykırım savaşının sürmesi ve İsrail işgal ordusunun bölgenin %50’den fazlasını kontrol altında tutması nedeniyle, kayıp sayısına ilişkin tahminler kurumdan kuruma değişmektedir. Binlerce kişi enkaz altında kalırken, bazıları girilmesi yasak bölgelerde bulunmaktadır. Bazılarının ise zorla yerinden edilme sırasında veya Gazze kentine geri dönmeye çalışırken izleri kaybolmuştur. Buna ek olarak, İsrail ordusunun Gazze içinde kurduğu kontrol noktalarında veya baskınlar sırasında yüzlerce kişi ailelerine haber verilmeden gözaltına alınmıştır.
Uluslararası Kayıp Kişiler Komisyonu Genel Direktörü Kathryne Bomberger’in açıklamalarına göre, Gazze’deki kayıp vakalarının soruşturulması; gelişmiş DNA teknolojisi, ailelerden ve kimliği belirsiz cenazelerden örnek toplanması ile mezar yerleri ve toplu mezarların tespit edilebilmesi için hava görüntülerini gerektirmektedir. Bu nedenle kayıpların bulunmasına ilişkin temel sorumluluk, işgalci güç sıfatıyla İsrail’e aittir. Ancak İsrail, Gazze’ye DNA incelemesinde kullanılacak malzemelerin girişini de kısıtlamaktadır. Bu durum, kayıp yakınlarının acılarını artırmakta ve psikolojik yaralarını daha da derinleştirmektedir.
Kayıplar ve Toplumsal Etkileri
Binlerce aile, akıbeti bilinmeyen yakınlarının yokluğu nedeniyle derin psikolojik etkiler yaratan bir belirsizlik hali yaşamaktadır. Kayıp genç Mu‘tasım Billah Mecdi et-Teter’in annesi Mervet, yaşadığı trajediyi şu sözlerle anlatmaktadır. Oğlu henüz 16 yaşındayken kaybolmuştur:
“Soykırım savaşının ilk gününde, İsrail işgal güçlerinin yan binayı hedef almasının ardından, Orta Gazze’de yaşayan eşimin kız kardeşinin evine göç etmek zorunda kaldık. 28/12/2023 sabahı oğlum Mu‘tasım Billah’tan pirinç almasını istedim. Evden çıktı ve bir daha dönmedi.
Daha sonra arkadaşlarından, komşumuzun oğluyla birlikte Gazze kentine geri dönmeyi planladığını öğrendim. O günden beri onu arıyor, merkezlere ve kurumlara soruyorum. Ancak kısa süre önce bana, işgal ordusunun onun hakkında hiçbir bilgi vermediği söylendi. Bu, onu sonsuza dek kaybettiğimiz anlamına mı geliyor? Bilmiyorum, çünkü buna dair hiçbir kanıt yok.”[7]
Kayıp olgusu, aile içinde duygusal acıyla birlikte annenin ve çocuklarının psikolojik ve fiziksel tükenmişliğini de beraberinde getiren bir kriz oluşturmaktadır. Eşini 3/1/2024 tarihinde Gazze kentine dönmeye çalışırken kaybeden Zeyneb Ebu el-Melş bunu şöyle ifade etmektedir:
“Onu düşünmeden duramıyorum. Nerede olabilir? Hâlâ yaşıyor mu, yoksa şehit mi oldu? Esirler ya da kayıplarla ilgilenen hiçbir kurum bırakmadım, hepsinin kapısını çaldım. İşgal makamlarının sürekli verdiği cevap aynı: Elimizde hiçbir bilgi yok. Aynı zamanda işgal hapishanelerinden serbest bırakılan bazı esirler, eşimin adını cezaevinde duyduklarını söylediler. Bu da çocuklarımın sürekli babalarını ve ne zaman çıkacağını sormalarına neden oluyor.”[8]
İnsani trajedinin zirvesinde, Rim Ebu Kuveyk aynı anda hem toplu bir kayıp hem de akıbetin bilinçli biçimde gizlenmesiyle karşı karşıya kalmıştır. İsrail ordusu 8/12/2023 tarihinde evine baskın düzenleyerek eşi ile oğulları İbrahim ve sağır olan Hazım el-Mağribi’yi gözaltına almıştır. Olayı şöyle anlatmaktadır:
“İsrail işgal ordusu evimize baskın yaptı. Kanser hastası eşimi ve tek iki oğlum olan İbrahim ile sağır Hazım’ı soyunmaya zorladılar, ellerini bağladılar ve evden dışarı çıkardılar. Askerlerden birine ‘Nereye götürüyorsunuz?’ diye sordum. Bana ‘İsrail’e, onları bir daha asla göremeyeceksin’ dedi.
O günden bugüne kadar acı dolu bir bekleyiş içinde yaşıyorum. Hem yuvamı hem dayanağımı kaybettim. Sürekli kendi kendime soruyorum: Onlara ne oldu? Evin avlusunda vurup öldürdüler mi, yoksa söyledikleri gibi içeri götürüp tutukladılar mı? Sormaktan ve aramaktan hiç vazgeçmedim. Uluslararası ya da insan haklarıyla ilgili hiçbir kurum bırakmadım. Serbest bırakılan her esire onları sordum. Ama bugüne kadar hiçbir bilgiye ulaşamadım. Akıbetleri hâlâ bilinmiyor.”[9]
Buna göre, Gazze Şeridi’ndeki binlerce kaybın hukuki ve istatistiksel statüsünün belirsizliği, ailelerini çok katmanlı bir psikolojik krizin içine sürüklemektedir. Bu aileler, ölüm haberinin dahi bir kesinlik sağlayacağı umutsuzluk ile yakınlarının hayatta olduğu ihtimaline tutunan umut arasında asılı kalmaktadır. Bu durum, umut, inkâr ve sonu gelmeyen bekleyişten oluşan son derece ağır bir “askıda yas” halidir.
Üçüncüsü: Dolaylı Ölümler
Gazze Şeridi’ne karşı soykırım savaşının başlamasından bu yana İsrail işgali, sınır kapılarını kapatarak yaşam için gerekli temel unsurların büyük bölümünün girişini engellemiştir. Bu uygulama, özellikle hastalar, çocuklar ve yaşlılar üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurmuştur.
Sağlık sisteminin çökmesi, ilaç ve tıbbi malzeme eksikliği, kıtlık ile yetersiz beslenmenin yayılması nedeniyle binlerce kişi yaşamını yitirmiştir. Binaların sakinlerinin üzerine çökmeye devam etmesi, şiddetli soğuk hava koşulları ve yurtdışında tedaviye sistematik biçimde erişimin engellenmesi de trajedinin boyutunu daha da artırmaktadır.
Bu bağlamda Şifa Tıp Kompleksi Genel Müdürü Dr. Muhammed Ebu Selmiye, hastanelerin yıkılması ve büyük bölümünün hizmet dışı kalmasının, aynı zamanda ilaç ve tıbbi malzemelerde yaşanan ciddi kıtlıkla birleşerek binlerce yaralı ile kronik hastanın ölümüne yol açtığını belirtmiştir. Özellikle kanser, kalp hastalığı, böbrek yetmezliği, diyabet ve tansiyon hastalarının, hayat kurtarıcı tedavilere erişememeleri nedeniyle yaşamlarını kaybettiklerini ifade etmiştir. Ayrıca, soykırım sürecinde Gazze halkına dayatılan kıtlık ve yetersiz beslenmenin çocuklar ile bebekler arasında belgelenmiş ölümlere neden olduğunu; buna ek olarak, yıpranmış çadırlarda yaşamak zorunda kalan ve ısınma imkânından mahrum bırakılan siviller arasında şiddetli soğuk nedeniyle ölümler yaşandığını vurgulamıştır[10].
Sağlık Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Birimi Başkanı’nın verilerine göre, soykırım savaşının başlangıcından bugüne kadar Gazze’de 10.000 dolaylı ölüm vakası kaydedilmiştir. Bunların %65’i kalp hastalığı, hipertansiyon ve diyabet hastalarıdır. Ayrıca:
- 900 kanser hastası,
- 450 böbrek yetmezliği hastası,
- 460 kişi kıtlık ve yetersiz beslenme nedeniyle,
- 20 kişi aşırı sıcak ve şiddetli soğuk nedeniyle,
- 1514 hasta ve yaralı, Refah Sınır Kapısı’nın kapalı olması nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
Buna ek olarak, 5 yaş altı çocuk ölümleri oranı, 2025 yılında 2022’ye kıyasla %30’dan fazla artmıştır. Bunun temel nedeni, soykırımın yol açtığı sağlık hizmeti yetersizliğidir[11].
Bu ölümlerin niteliği incelendiğinde, önemli bir bölümünün resmî kayıtlara geçmediği anlaşılmaktadır. Bunun başlıca sebebi, Sağlık Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Birimi’ne bağlı istatistik veri merkezlerinin büyük ölçüde tahrip edilmesidir. Dolayısıyla gerçek rakamların açıklanan istatistiklerin çok üzerinde olduğu değerlendirilmektedir.
Bu ölümleri bağlamından kopuk münferit vakalar olarak değil, Gazze Şeridi’nde yürütülen soykırımın doğrudan bir parçası olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bu durum, soykırım kurbanlarının gerçek sayısının, resmî olarak belgelenmiş rakamların belirgin biçimde üzerinde olabileceğini ortaya koymaktadır.
Dördüncüsü: Sayısal Uçurum ve Gerçek Boyutun Tahmini
Bazı uluslararası kurumların istatistiksel analizleri, soykırım kurbanlarının sayısının resmî rakamları %40’a varan oranlarda aştığını göstermektedir. Açıklanan veriler, toplam felaketin boyutunu değil, yalnızca doğrulanabilmiş asgari düzeyi yansıtmaktadır. Cenevre Uluslararası İnsancıl Hukuk ve İnsan Hakları Akademisi tarafından yayımlanan tahminlere göre, Gazze Şeridi’nde İsrail’in yürüttüğü soykırım savaşının kurban sayısı 200 bin şehit sınırını aşmıştır.
Bu değerlendirme, Ekim 2023’te saldırıların başlamasından bu yana Gazze nüfusunun toplamda %10’dan fazla azaldığını ortaya koyan demografik verilere dayanmaktadır. Aynı bağlamda, tıp dergisi The Lancet Global Health’te yayımlanan bir çalışma, İsrail’in Gazze’ye yönelik soykırım savaşının ilk 15 ayında 75 binden fazla Filistinlinin şehit olduğunu ortaya koymuştur. Bu sayı, o dönemde Gazze Sağlık Bakanlığı yetkililerinin açıkladığı 49 bin rakamından çok daha yüksektir.
ABD Başkanı Joe Biden ve Başkan Yardımcısı Kamala Harris’e gönderilen bir mektupta, Gazze hastanelerinde gönüllü olarak çalışan 99 Amerikalı doktor, sahadaki açık kanıtlara dayanarak, Ekim 2023’ten mektubun gönderildiği Ekim 2024’e kadar olan süreçte insani kayıpların açıklanan rakamların çok üzerinde olduğunu belirtmiştir. Doktorlar, savaş nedeniyle hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısının 118 bini aştığını değerlendirmiştir.
Filistinli istatistik uzmanı Zahir Tantiş ise, Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan sayıların felaketin gerçek boyutunu yansıtmadığını, aksine kurumların kuşku yaratma girişimlerine ve abartı suçlamalarına karşı benimsediği teyit edilmiş asgari rakamları temsil ettiğini ifade etmektedir. Tantiş’e göre bu veriler, bilimsel açıdan bakıldığında, ambulans ekiplerinin ulaşamadığı “görünmeyen kurbanları” ve Gazze’de yaşamın temel unsurlarının sistematik biçimde çökertilmesi olmasaydı meydana gelmeyecek dolaylı ölüm vakalarını kapsamamaktadır[12].
Buna göre, resmî olarak açıklanan rakamlarla sahadaki fiilî gerçeklik arasındaki istatistiksel fark, soykırım koşullarının doğal bir sonucudur. Bu koşullar, bilgi altyapısını da hedef almış; istatistik personelinin öldürülmesinden veri sunucularının yok edilmesine kadar uzanan bir süreçle suçun “rakamdan arındırılması” amaçlanmıştır. Bu sistematik görünmezleştirme, “görünmeyen soykırım” kavramını pekiştirmektedir. Bu çerçevede resmî sayı, eksikliklerine rağmen, hem direnişin hem de belgelemenin araçlarından biri haline gelmiş; ancak gerçeğin tamamını yansıtabilmesi için sürekli istatistiksel düzeltmeye ihtiyaç duymaktadır.
[1] Araştırmacının, Sağlık Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Birimi Başkanı Müh. Zahir el-Vahidi ile yaptığı mülakat, 7/4/2025.
[2] Aynı kaynak.
[3] Araştırmacının, Zahir el-Vahidi ile yaptığı mülakat, önceki kaynak.
[4] Araştırmacının, Filistin Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Merkezi Müdürü Nada Nabil ile yaptığı mülakat, 11/4/2025.
[5] Araştırmacının, Gazze Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal ile yaptığı mülakat, 14/4/2025.
[6] Araştırmacının, Zahir el-Vahidi ile yaptığı mülakat, önceki kaynak.
[7] Araştırmacının, kayıp Mu‘tasım Billah et-Teter’in annesi Mervet ile yaptığı mülakat, 9/4/2025.
[8] Araştırmacının, kayıp Basim Ebu el-Melş’in eşi Zeyneb ile yaptığı mülakat, 9/4/2025.
[9] Araştırmacının, kayıp İbrahim ve Hazım’ın eşi ve annesi Rim Ebu Kuveyk ile yaptığı mülakat, 15/4/2025.
[10] Araştırmacının, Şifa Tıp Kompleksi Genel Müdürü Muhammed Ebu Selmiye ile yaptığı mülakat, 6/4/2025.
[11] Araştırmacının, Zahir el-Vahidi ile yaptığı mülakat, önceki kaynak.
[12] Araştırmacının, Filistin istatistik uzmanı Zahir Tantiş ile yaptığı mülakat, 7/4/2025.



