26. Knesset Seçimleri: Kesin Olmayan Sonuçlar ve Hükümet Kurma Senaryoları

İsrail’de 26. Knesset seçimlerinin kesinleşmeye yakın sonuçları, Likud Partisi ve Binyamin Netanyahu liderliğindeki bloğun öne geçtiğini, ancak hükümeti kurmak için gerekli çoğunluğa ulaşamadığını gösterdi. Öte yandan, Siyonist muhalefet partileri de çoğunluğu elde edemezken, iki Arap listesi kazandıkları yüksek sandalye sayısıyla koalisyon hesaplarında kilit bir konuma yerleşti.

Bu makalede, seçim sonuçlarına göre sandalye dağılımı ve ortaya çıkan tablonun siyasi anlamı ele alınırken, hükümetin kurulmasına yönelik olası senaryolar, bu senaryoların gerçekleşme ihtimalleri ve önlerindeki engeller değerlendirilmektedir.

Sandalye Dağılımı ve Siyasi Blokların Görünümü

Seçimlerde katılım oranında dikkat çekici bir artış yaşandı. Sandıkların kapanmasının ardından açıklanan verilere göre, 2026 seçimlerinde katılım oranı %77,7’ye ulaşırken, bu oran 2022 seçimlerinde %70,6 seviyesindeydi. Böylece seçime katılım 7,1 puan arttı. Medyada yer alan tahminlere göre ise Arap seçmenlerin katılım oranı yaklaşık %80’e yükseldi. Bu oranın 2022’de yaklaşık %53 olduğu dikkate alındığında, Arap toplumunda seçmenlerin sandığa gitmesi yönündeki mobilizasyonun önemli ölçüde güçlendiği görülüyor.

Kesinleşmeye yakın sonuçlara göre Netanyahu liderliğindeki blok 53, Siyonist muhalefet partileri 48, iki Arap listesi ise toplam 19 sandalye kazandı. Böylece iki ana siyasi bloktan hiçbiri hükümet kurmak için gerekli 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadı. Ortaya çıkan bu tablo, yeni hükümetin kurulabilmesi için mevcut siyasi kamplaşmaların ötesine geçen uzlaşmalara ihtiyaç duyulacağını gösteriyor.

Tablo: Kesinleşmeye Yakın Sonuçlara Göre 26. Knesset Seçimlerinde Partilerin ve Siyasi Blokların Sandalye Dağılımı

Siyasi Blok Sandalye Sayısı Parti veya Liste
Netanyahu Bloku 27 Likud
Siyonist Muhalefet 21 Gadi Eisenkot liderliğindeki Yaşar
Siyonist Muhalefet 12 Naftali Bennett liderliğindeki Beyahad
Arap Listeleri 11 Yusuf Cebarin liderliğindeki Ortak Liste
Siyonist Muhalefet 8 Yair Golan liderliğindeki Demokratlar
Arap Listeleri 8 Mansur Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi
Siyonist Muhalefet 7 Avigdor Lieberman liderliğindeki İsrail Evimiz
Netanyahu Bloku 7 Yaakov Asher liderliğindeki Birleşik Tevrat Yahudiliği
Netanyahu Bloku 7 Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Yahudi Gücü
Netanyahu Bloku 6 Bezalel Smotrich liderliğindeki Dinî Siyonizm
Netanyahu Bloku 6 Aryeh Deri liderliğindeki Şas
120

Bu dağılım, partilerin Netanyahu’nun iktidarda kalması ya da yerine başka bir liderin geçmesi konusunda nasıl konumlandığını ortaya koyuyor. Ancak bu ayrışma, sağ, merkez ve sol eğilimli partileri bünyesinde barındıran Siyonist muhalefetin siyasi ve ideolojik açıdan ortak bir çizgide buluştuğu anlamına gelmiyor.

Öte yandan, muhalefet partileri ile iki Arap listesinin toplamda 67 sandalyeye sahip olması da tek başına hükümet kurabilecekleri anlamına gelmiyor. Bunun için hükümete kimin liderlik edeceği, nasıl bir siyasi program izleneceği ve taraflar arasındaki iş birliğinin hangi koşullarda yürütüleceği konusunda uzlaşmaya varılması gerekiyor.

Seçimleri Kim Kazandı, Hükümeti Kim Kurabilir?

Seçim sonuçlarını değerlendirirken sandıktan birinci çıkmak ile hükümeti kurabilecek çoğunluğa sahip olmak arasında ayrım yapmak gerekiyor. Likud, en büyük parti konumunu korurken Netanyahu liderliğindeki blok da siyasi bloklar arasında en fazla sandalyeyi kazandı. Ancak 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşmak için gereken sayının sekiz sandalye gerisinde kaldı. Dolayısıyla kesinleşmeye yakın sonuçlara göre Netanyahu’nun yalnızca mevcut müttefiklerine dayanarak yeniden hükümet kurması mümkün görünmüyor.

Öte yandan, Gadi Eisenkot liderliğindeki Yaşar Partisi, Siyonist muhalefetin en büyük siyasi gücü olarak öne çıktı. Bu sonuç, Eisenkot’un başbakanlık yarışındaki konumunu güçlendirdi. Ancak alternatif bir hükümetin kurulabilmesi için öncelikle muhalefet partilerinin ortak bir aday üzerinde uzlaşması, ardından parlamentoda gerekli desteği sağlayacak diğer siyasi güçlerle anlaşmaya varması gerekiyor.

İki Arap listesi ise toplam 19 sandalye kazanarak müzakere güçlerini artırdı. Bununla birlikte, parlamentodaki bu temsilin hükümetin kurulmasında ve izleyeceği politikalarda somut bir etkiye dönüşmesi, diğer siyasi aktörlerin Arap partileriyle iş birliğine ne ölçüde açık olduğuna ve varılabilecek anlaşmaların içeriği ile sağlayacağı güvencelere bağlı.

Ynet sitesinde yayımlanan ve seçimlerde öne çıkmanın iktidara ulaşmayı garanti etmediğine gönderme yapan “Eisenkot, Ama Bir Yıldız İşaretiyle” başlıklı yazısında Nahum Barnea, sonuçların mevcut hükümete yönelik bir tepkiyi ortaya koyduğunu, ancak rakiplerine rahat bir şekilde iktidara gelmelerini sağlayacak güçlü bir destek sunmadığını belirtti.

Barnea, Netanyahu liderliğindeki Likud’un, Haredi partilerin ve Arap partilerinin aynı anda dışlanmasının istikrarlı bir hükümet kurulmasını zorlaştırdığını vurguladı. Bu nedenle muhalefete, söz konusu dışlama koşullarından en az birini terk etme ve ortak bir başbakan adayı üzerinde anlaşma çağrısında bulundu. Ayrıca yeni bir seçime gidilmesi hâlinde aynı düzeyde seçmen katılımının yeniden sağlanabileceğini varsaymanın yanlış olacağı konusunda uyardı.

Haaretz gazetesinde ise Arap seçmenlerin yüksek katılımı ile siyasi temsilcileriyle iş birliğine yönelik çekinceler arasındaki çelişki öne çıktı. Jackie Khoury’nin yazısına ilişkin erişilebilir özete göre, Arap seçmenleri hedef alan seçim kampanyası, bu kesimin sandığa gitmesini teşvik etti. Bu durum, değişim yanlısı bloğu Arap partileriyle ortaklık konusunda net bir tutum belirleme sorumluluğuyla karşı karşıya bıraktı. Noa Landau ise, yazısının yayımlanan özetine göre, Eisenkot’un seçim sonuçlarını “Siyonist çoğunluk” kavramı üzerinden değerlendirmesini eleştirdi. Landau, bu yaklaşımın Arap seçmenlerin siyasi rolünü göz ardı ettiğine dikkat çekti.

Kanal 12’de değerlendirmelerde bulunan Amit Segal, oy sayımının tamamlanmasıyla ortaya çıkabilecek sınırlı değişikliklerin hükümet kurma çıkmazını aşmaya yetmeyeceğini savundu. Segal’e göre muhalefetin zayıflaması ve Arap seçmenlerin aynı ölçüde yeniden sandığa gitmemesi durumunda yeni bir seçim Netanyahu’nun işine yarayabilir. Ayrıca Haredi partilerin, kendilerini koalisyon dışında bırakacak bir birlik hükümetinin kurulmasından endişe duyduğunu belirtti. Ancak bunların kesinleşmiş sonuçlar değil, yorumcunun öngörüleri olduğunu belirtmek gerekiyor.

Israel Hayom gazetesinde ise Benny Ashkenazi, Netanyahu’nun başbakanlık görevini sürdürmesinin kendisine bekleme ve zaman kazanma açısından avantaj sağladığını, buna karşılık rakiplerinin hem iktidarı değiştirme hem de ülkeyi yeni bir seçime götürmeme baskısıyla karşı karşıya olduğunu değerlendirdi. Yoav Limor ise taraflar arasındaki güven krizine ve siyasi taahhütlere rağmen bir birlik hükümetinin mevcut çıkmazdan olası bir çıkış yolu olabileceğini ifade etti.

Bu değerlendirmeler, Tal Schneider’in Zman Yisrael sitesinde yayımlanan ve seçim döneminde belirlenen kırmızı çizgilerin koalisyon görüşmelerinde nasıl birer engele dönüştüğünü ele alan analiziyle de örtüşüyor. Önerilen çözüm yolları farklılık gösterse de bütün bu değerlendirmelerin ortaklaştığı temel soru şu: Hangi siyasi aktörler koşullarını değiştirmeye ve kazandıkları sandalyeleri hükümetin kurulmasını sağlayacak bir uzlaşmaya dönüştürmeye hazır?

Hükümet Kurma Senaryoları ve Gerçekleşme İhtimalleri

Resmî seçim sonuçlarının 4 Kasım 2026’da açıklanması bekleniyor. Sonuçların yayımlanmasının ardından Cumhurbaşkanı, parlamentodaki grupların temsilcileriyle görüşerek bir hafta içinde, partilerden en fazla tavsiye alan Knesset üyelerinden birini hükümeti kurmakla görevlendirecek.

İlk görevlendirilen adaya 28 gün süre tanınacak ve bu süre en fazla 14 gün uzatılabilecek. Adayın başarısız olması durumunda, başka bir adaya 28 günlük süre verilebilecek ya da 61 milletvekilinin çoğunluğuyla yeni bir adayın görevlendirilmesini talep edebileceği sürece geçilebilecek. Bu yolla belirlenen adaya ise 14 gün süre tanınacak. Tüm yasal süreçlerin sonuçsuz kalması hâlinde Knesset feshedilerek yeniden seçime gidilecek. Yeni hükümet, kabine üyelerini ve temel politikalarını Knesset’e sunup güvenoyu aldıktan sonra göreve başlayacak. Mevcut hükümet ise bu aşamaya kadar görevini sürdürecek.

Bu çerçevede, kesinleşmeye yakın seçim sonuçları, partileri seçim dönemindeki siyasi kamplaşmaların ötesine geçen uzlaşmalar aramaya yöneltiyor. Netanyahu liderliğindeki blok tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğa sahip değilken, Siyonist muhalefetin de kendi safları dışından ortaklara veya parlamentoda desteğe ihtiyacı bulunuyor.

Bu nedenle olası seçenekler arasında Arap partilerinin desteğiyle alternatif bir hükümet kurulması, birlik hükümeti oluşturulması, bazı partilerin blok değiştirmesi ve müzakerelerin başarısız olması durumunda yeniden seçime gidilmesi yer alıyor. Aşağıda ele alınan senaryolara ilişkin değerlendirmeler, siyasi aktörlerin tutumlarının nasıl şekilleneceğine bağlı öngörüler olup kesinleşmiş olasılıklar olarak değerlendirilmemelidir.

Birinci Senaryo: İki Arap Listesinin Desteğiyle Alternatif Hükümet Kurulması

Siyonist muhalefet partileri ile iki Arap listesi, toplam 67 sandalyeye sahip. Bu sayı, alternatif bir hükümet kurulması için gerekli çoğunluğu sağlıyor. Taraflar arasındaki iş birliği, Arap partilerinin koalisyona doğrudan katılması, hükümete dışarıdan destek vermesi ya da güvenoyu ve bütçenin kabul edilmesini sağlayacak anlaşmalar yapılması şeklinde gerçekleşebilir.

Güncellenen sandalye dağılımına göre muhalefet partileri, yalnızca Birleşik Arap Listesi’nin desteğiyle 56, yalnızca Ortak Liste’nin desteğiyle ise 59 sandalyeye ulaşabiliyor. Dolayısıyla bu partilerin 61 sandalyelik çoğunluğu elde edebilmesi için her iki Arap listesinin de desteğine ihtiyaç duyuluyor. Bununla birlikte, bazı partilerin oylamada çekimser kalmasını sağlayacak anlaşmalar yoluyla bir azınlık hükümetinin kurulması da mümkün olabilir.

İki Arap listesinin liderleri, iş birliğine hazır olduklarını ifade etmekle birlikte bunun yöntemi ve koşulları konusunda farklı yaklaşımlar ortaya koydu. Seçimlerden önce yaptığı bir açıklamada Ortak Liste lideri Yusuf Cebarin, Netanyahu hükümetinin yerini alacak bir hükümete parlamentoda destek sağlamaya hazır olduklarını belirtti. Ancak bu desteğin müzakerelere bağlı olduğunu ve koşulsuz bir destek anlamına gelmediğini vurguladı. Ortak Liste’nin talepleri arasında suçla mücadele edilmesi, ev yıkımlarının durdurulması, Kaminitz Yasası kapsamında uygulanan yaptırımların kaldırılması ve Filistin yönetimiyle müzakerelere dayalı siyasi bir çözüm perspektifinin oluşturulması yer aldı.

Mansur Abbas ise seçimlerin ardından, geçmişte koalisyon hükümetinde yer alma deneyimini hatırlatarak değişim yanlısı blok ile Birleşik Arap Listesi’ni bir araya getirecek çoğunluğun sağlanması ve alternatif bir hükümet kurulması yönündeki isteğini dile getirdi. Abbas, 29 Ekim 2026’da Yair Golan ile görüşerek siyasi ortaklık kurulması ve hükümet oluşturulması ihtimallerini ele aldı. Bu görüşme, tarafların müzakereye açık olduğunu gösterse de henüz hükümete katılım veya iş birliğinin koşulları konusunda bir anlaşmaya varıldığı anlamına gelmiyor.

Buna karşılık, Siyonist muhalefet içinde belirgin görüş ayrılıkları bulunuyor. Yair Golan, bir Arap partisinin hükümette yer almasını desteklediğini açıklayarak bunu doğal ve demokratik bir adım olarak değerlendirdi. Ancak partisi, söz konusu açıklamanın Golan’ın kişisel tutumunu yansıttığını ve muhalefet liderleri arasında varılmış ortak bir anlaşma olmadığını belirtti. Avigdor Lieberman ise seçimlerden önce herhangi bir azınlık hükümetini desteklemeyeceğini açıklamış, Birleşik Arap Listesi veya Ortak Liste’nin yer aldığı bir koalisyona katılmayı reddetmişti. Lieberman, seçimlerin ardından da Netanyahu veya Arap partileriyle aynı hükümette yer almayacağı yönündeki tutumunu yineledi.

Bu nedenle alternatif hükümetin önündeki en büyük engel, Siyonist muhalefetin kendi içindeki siyasi anlaşmazlıklar olarak öne çıkıyor. İki Arap listesinin müzakereye hazır olması, muhalefet partilerinin onlarla iş birliği konusunda ortak bir tutum benimsediği anlamına gelmiyor. Üstelik Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırma hedefinde birleşmek, özellikle savaş ve Filistinlilere yönelik politikalar gibi konularda ortak bir hükümet programı üzerinde uzlaşılacağını da garanti etmiyor.

Dolayısıyla bu senaryo, sandalye sayısı bakımından mümkün olsa da siyasi açıdan önemli engellerle karşı karşıya. Gerçekleşebilmesi için muhalefet partilerinin ortak bir başbakan adayı üzerinde anlaşması, Arap partilerinin desteğine ilişkin görüş ayrılıklarını gidermesi ve ardından tarafların sürdürülebilir bir iş birliğinin koşullarını belirlemesi gerekiyor.

İkinci Senaryo: Likud ile Muhalefetin Büyük Partilerinden Birinin Birlik Hükümeti Kurması

Yaşar Partisi’nin Netanyahu liderliğindeki bloka katılması durumunda 74 sandalyelik, Beyahad Partisi’nin katılması hâlinde ise 65 sandalyelik bir çoğunluk sağlanabilir. Ancak bunlar yalnızca sandalye sayısına dayalı hesaplamalar. Birlik hükümeti, Netanyahu’nun mevcut müttefiklerinden bazılarının dışarıda kaldığı farklı bir koalisyon yapısıyla da kurulabilir.

Bununla birlikte, siyasi liderlerin kamuoyuna açıkladıkları tutumlar bu seçeneğin önünde önemli engeller oluşturuyor. Gadi Eisenkot, 21 Ekim 2026’da yaptığı açıklamada, dönüşümlü başbakanlık formülü kapsamında dahi Netanyahu’nun başbakanlığında görev almayı reddettiğini belirtti. Eisenkot, bu tutumundan vazgeçmesi hâlinde istifa edeceğini de taahhüt etti. Buna karşılık, seçimlerin ardından yayımlanan haberlerde, Netanyahu’ya yakın isimlerin Eisenkot’u koalisyona katılmaya ikna etmek amacıyla dönüşümlü başbakanlık ve koalisyonun yapısında değişiklik yapılması gibi seçenekleri değerlendirdiği aktarıldı. Ancak taraflar arasında herhangi bir anlaşmaya varıldığı açıklanmadı.

ABD’nin tutumu da bu senaryonun gerçekleşme ihtimalini artırabilecek bir unsur olarak öne çıkıyor. Trump, 28 Ekim 2026’da, Netanyahu liderliğinde bir birlik hükümeti kurulmasına yardımcı olmak için devreye girip girmeyeceği yönündeki soruya, konuyu değerlendireceği yanıtını verdi. Ertesi gün Israel Hayom gazetesinde Dani Zaken imzasıyla yayımlanan bir haberde ise adı açıklanmayan bir ABD’li yetkiliye dayanılarak Washington yönetiminin, bölgesel düzenlemelerin hayata geçirilmesini kolaylaştıracak geniş tabanlı ve istikrarlı bir hükümeti tercih ettiği belirtildi. Haberde, Trump’ın bu yönde nüfuzunu kullanabileceği de öne sürüldü.

Bu gelişmeler, tarafları birbirine yaklaştırmak amacıyla ABD’nin baskı uygulayabileceğine işaret etse de ortada hazır bir anlaşma bulunduğunu veya Washington’un böyle bir anlaşmayı dayatabilecek güce sahip olduğunu göstermiyor. ABD’nin devreye girmesi, bazı siyasi liderlere stratejik zorunlulukları gerekçe göstererek daha önce verdikleri taahhütlerden geri adım atma imkânı sağlayabilir. Ancak bunun için öncelikle İsrailli tarafların başbakanlık konusunda anlaşması, dönüşümlü başbakanlık gündeme gelirse buna ilişkin güvencelerin belirlenmesi ve Haredi partiler ile Ben-Gvir ve Smotrich’in koalisyonda yer alıp almayacağı meselesinin çözülmesi gerekiyor.

Dolayısıyla birlik hükümeti, mevcut siyasi çıkmazdan çıkış için ciddi seçeneklerden biri olmayı sürdürüyor. Özellikle diğer alternatiflerin sonuçsuz kalması ve yeniden seçime gitmenin siyasi maliyetinin artması, bu senaryonun gerçekleşme ihtimalini güçlendirebilir. ABD’nin basına yansıyan tercihinin somut bir arabuluculuk girişimine ve siyasi baskıya dönüşmesi de bu ihtimali artırabilir. Ancak böyle bir hükümetin kurulabilmesi, başbakanlık veya koalisyon ortakları konusunda önemli tavizler verilmesini gerektiriyor. Sandalye çoğunluğunun sağlanması ya da ABD’nin bu yöndeki isteği tek başına yeterli görünmüyor.

Üçüncü Senaryo: Partilerin Siyasi Bloklar Arasında Taraf Değiştirmesi

Geniş tabanlı bir birlik hükümeti kurulması yerine, bir veya birkaç partinin blok değiştirmesiyle parlamentoda yeni bir çoğunluk oluşturulabilir. Netanyahu’nun hükümet kurabilmesi için sekiz sandalyeye daha ihtiyacı bulunuyor. Dolayısıyla yedi sandalyeye sahip bir partinin tek başına Netanyahu’nun blokuna katılması, 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşması için yeterli olmayacaktır.

Öte yandan, Siyonist muhalefet partileri ile Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği’nin toplam sandalye sayısı 61’e ulaşıyor. Üstelik bu seçenek yalnızca matematiksel bir ihtimalden ibaret değil. Kanal 12’nin aktardığına göre, Şas Partisi’nden bir kaynak, partinin kabul edebileceği bir askerlik yasasının çıkarılması durumunda ilerleyen süreçte Eisenkot liderliğinde kurulacak bir hükümete katılabileceklerini dışlamadı.

Benzer şekilde Ynet’in haberinde, Birleşik Tevrat Yahudiliği’nden bir yetkilinin, dinî eğitim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin askerlikten muaf tutulmasını güvence altına alacak bir düzenleme karşılığında Eisenkot’un başbakanlığını destekleme seçeneğini değerlendirmeye hazır oldukları aktarıldı. Ancak bunlar, parti kaynaklarından gelen ilk mesajlar olup iki partinin aldığı kesin kararlar veya üzerinde uzlaştıkları ortak bir anlaşma niteliği taşımıyor.

Bununla birlikte, bu senaryonun önündeki en önemli engellerden biri Lieberman’ın tutumu. Lieberman, Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği ile aynı hükümette yer almayı reddettiğini açıklarken, geçici bir dönem için dahi azınlık hükümetini desteklemeyeceğini belirtti. Bu tutum, sandalye hesaplarını doğrudan etkiliyor. Çünkü 61 sandalyelik çoğunluk, Lieberman liderliğindeki İsrail Evimiz Partisi’nin yedi sandalyesinin de kurulması planlanan koalisyonda yer almasını gerektiriyor. Bu parti olmadan toplam sandalye sayısı 54’e düşüyor. Şas’ın tek başına muhalefete katılması durumunda 54, Birleşik Tevrat Yahudiliği’nin tek başına katılması hâlinde ise 55 sandalyeye ulaşılıyor. Dolayısıyla her iki durumda da ek desteğe ihtiyaç duyuluyor.

Haredi partilerin askerlik konusundaki taleplerinin karşılanması ise Eisenkot ve müttefiklerinin seçim kampanyası boyunca verdikleri temel vaatlerle çelişiyor. Bu nedenle bazı Haredi partilerin iş birliğine açık olduklarını belirtmeleri tek başına yeterli değil. Böyle bir hükümetin kurulabilmesi için hem muhtemel koalisyon ortaklarının kabul edeceği bir uzlaşmaya varılması hem de iki partinin dinî liderlerinin onayının alınması gerekiyor.

Sonuç olarak, bir partinin blok değiştirerek koalisyona katılması, çok sayıda milletvekilinin bireysel olarak saf değiştirmesine dayalı bir senaryoya kıyasla daha uygulanabilir bir seçenek olarak öne çıkıyor. Ancak askerlik düzenlemesi ve Haredi partilerle iş birliği konusundaki anlaşmazlıklar devam ettiği sürece bu senaryonun gerçekleşme ihtimali düşük görünüyor. Parti kaynaklarından gelen ilk olumlu mesajların somut müzakerelere ve açık anlaşmalara dönüşmesi, bu ihtimalin güçlenmesi açısından belirleyici olacaktır.

Dördüncü Senaryo: Koalisyon Görüşmelerinin Başarısız Olması ve Yeniden Seçime Gidilmesi

Muhalefetin Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayı reddetmesi, bazı muhalefet partilerinin iki Arap listesinin desteğine karşı çıkmayı sürdürmesi ve Netanyahu’nun mevcut müttefiklerinin birlik içinde hareket etmesi durumunda yeniden seçime gidilmesi ihtimali güçlenebilir. Böyle bir tabloda, sandalye sayıları açısından mümkün görünen koalisyon seçenekleri, siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle hayata geçirilemez hâle gelebilir.

Öte yandan, yeni bir seçim sürecinden kaçınılması yönündeki çağrılar da giderek öne çıkıyor. Bu çağrıların başında gelen Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, yeniden seçime gidilmesini önlemek için elinden geleni yapacağını açıklayarak parti temsilcilerini görüşmelere “açık fikirli” bir yaklaşımla katılmaya davet etti. Gadi Eisenkot da yeniden seçime gidilmesini bir hata olarak nitelendirdi. Bu açıklamalar, yasal süreler dolmadan önce siyasi bir uzlaşmaya varılması yönündeki baskıyı artırıyor.

Ancak yeniden seçime gitmekten kaçınma isteği, bütün siyasi aktörlerin aynı hesapları yaptığı anlamına gelmiyor. Israel Hayom’da yayımlanan analizinde Yoav Limor, Netanyahu’nun İran’la gerilimi tırmandırmayı tercih edebileceği ihtimali üzerinde durdu. Limor’a göre Netanyahu, böyle bir süreçte elde edilecek askerî başarının halk nezdindeki desteğini artıracağını ve siyasi dengeleri yeniden şekillendireceğini umabilir. Ardından da seçim barajının altında kalarak boşa giden sağ oyların azalmasına, Arap seçmenlerin katılımının düşmesine ve yurt dışında yaşayan İsraillilerin seçimlere katılımının gerilemesine güvenerek yeniden seçime gitmeyi hedefleyebilir.

Ancak bu değerlendirme, yazarın öngörüsünden ibaret olup böyle bir kararın alındığını gösteren somut bir kanıt niteliği taşımıyor. Bununla birlikte, Netanyahu’nun hangi koşullarda yeni bir seçimi siyasi konumunu güçlendirmek için fırsat olarak görebileceğine ışık tutuyor.

Yeniden seçim tehdidi, olası koalisyon ortakları üzerinde baskı kurmak amacıyla da kullanılabilir. Buna karşılık, yeni bir seçimin getireceği siyasi maliyet ve sandalye kaybetme endişesi, partileri uzlaşmaya yöneltebilir. Ancak sandığa yeniden gidilmesi de mevcut siyasi çıkmazın aşılacağını garanti etmiyor. Yeni seçimler parlamentodaki sandalye dağılımını değiştirse bile hiçbir bloğa hükümet kurabilecek çoğunluğu sağlamayabilir.

Dolayısıyla yeniden seçime gidilmesi ihtimali varlığını koruyor. Koalisyon görüşmeleri sonuçsuz kaldıkça ve başbakanlık ile olası hükümet ortakları konusundaki anlaşmazlıklar devam ettikçe bu senaryonun gerçekleşme olasılığı da artıyor.

Sonuç

Kısa vadede en olası senaryo, mevcut hükümetin görevini sürdürdüğü ve zorlu koalisyon görüşmelerinin devam ettiği bir süreç olarak öne çıkıyor. Siyasi çıkmazın aşılması ise tarafların temel tutumlarında değişikliğe gitmesine bağlı. Bunun için Arap partilerinin desteğinin kabul edilmesi, Likud ile uzlaşmaya varılması ya da bazı partilerin blok değiştirmesi gerekiyor.

Bu çerçevede, birlik hükümeti ile Arap partilerinin desteğiyle kurulabilecek alternatif hükümet, iki temel seçenek olarak öne çıkıyor. Birlik hükümetinin önündeki başlıca engeller liderlik ve güven sorunu olurken, alternatif hükümet seçeneği ise muhalefet içindeki bazı partilerin Arap partileriyle ortaklığa veya onların desteğine karşı çıkması nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. Bu seçeneklerin sonuçsuz kalması hâlinde yeniden seçime gidilmesi ihtimali güçlenecektir.

Seçim sonuçları, Netanyahu liderliğindeki bloğun çoğunluğu elde edememesinin mevcut hükümetin değişeceği anlamına gelmediğini ortaya koyuyor. Üstelik hükümet değişikliği gerçekleşse bile bu durum, Filistinlilere yönelik politikalarda köklü bir dönüşüm yaşanacağını garanti etmiyor. Nitekim Siyonist muhalefet, sağ eğilimli ve güvenlik odaklı siyasi güçleri de bünyesinde barındırıyor. Mevcut hükümetle yaşadığı anlaşmazlıklar ise liderlik, savaşın yönetimi, din ve devlet ilişkileri gibi konuları kapsıyor.

Bu nedenle kurulacak herhangi bir yeni hükümeti değerlendirirken esas alınması gereken, hükümetin siyasi programı ve savaş, yerleşim politikaları, toprak meselesi ile Filistinlilerin hakları konusunda alacağı somut kararlar olacaktır.

Öte yandan, iki Arap listesinin parlamentodaki temsilinin güçlenmesi, müzakere imkânlarını genişletirken kendilerine yönelik beklentileri ve hesap verme sorumluluğunu da artırıyor. Bu partilerin siyasi süreç üzerindeki etkisi, varılacak anlaşmaların içeriğine, bu anlaşmaların uygulanmasını sağlayacak güvencelere ve parlamentodaki desteklerini somut kazanımlara dönüştürme kapasitelerine bağlı olacak.

Koalisyon görüşmeleri aynı zamanda muhalefet partilerinin, Arap partilerine yalnızca hükümet kurma aşamasında oylarına ihtiyaç duyulan aktörler olarak değil, siyasi süreçte kalıcı rol üstlenebilecek ortaklar olarak yaklaşmaya ne ölçüde hazır olduklarını da ortaya koyacak.

Sonuç olarak, seçimler partiler arasındaki güç dengelerini değiştirse de bu değişimin siyasi etkisi, koalisyon görüşmelerinde ve sonraki uygulamalarda belli olacak. Zira parlamentoda daha fazla temsil edilmek, siyasi etkinin mutlaka artacağı anlamına gelmediği gibi iktidardaki liderliğin değişmesi de izlenen politikaların değişeceğini tek başına göstermiyor.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu