Yerleşimciler ve İşgal Ordusunun İşlediği İnsan Hakları İhlalleri (Ocak 2026)

Bu raporda sunulan veriler, Gazze ve Batı Şeria’da eş zamanlı olarak yükselen kapsamlı bir tırmanış sürecini ortaya koymaktadır. Bu süreçte, aşırı askerî güç kullanımı, Filistin coğrafyasının ve demografisinin yeniden şekillendirilmesine yönelik politikalarla birlikte ilerlemektedir.
Gazze’de, sivillerin geniş çaplı hedef alınması, konut altyapısının sistematik biçimde yıkılması ve “sarı hat” adı altında zorla dayatılan yeni fiili durumlar devam etmektedir. Tüm bunlar, kitlesel yerinden edilmeler/tehcir, kış koşulları ve barınma malzemelerinin girişinin engellenmesi nedeniyle giderek ağırlaşan bir insani çöküş ortamında gerçekleşmektedir.
Batı Şeria’da da benzer bir seyir gözlemlenmektedir: artan öldürme vakaları, yerleşimci saldırılarındaki yükseliş, benzeri görülmemiş ölçekte yerleşim genişlemesi, tampon yolların açılması, yıkım emirlerinin yoğunlaştırılması ve arazi üzerindeki kontrolü derinleştiren hukuki ve idari düzenlemelerin dayatılması.
Bu politikalar, fiili bir ilhak sürecini kalıcı hale getirmeyi, Filistin topraklarının coğrafi bütünlüğünü parçalamayı ve yaşayabilir bir Filistin devletinin kurulma imkânını zayıflatmayı hedefleyen sistematik bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Tüm bunlar, ağır insani ve beşerî bedeller eşliğinde sürmektedir.
Aşağıdaki özet, Ocak 2026 boyunca İsrail işgal ordusu ve yerleşimcilerinin Filistinli sivillere ve topraklarına yönelik başlıca ihlallerini ele almaktadır. Bu rapor, Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Duvar ve Yerleşimlere Direniş Heyeti, Peace Now (Barış Şimdi) ve İsrail Yerleşim Faaliyetleri Filistin Gözlemevi (POICA) tarafından sağlanan verilere dayanmaktadır.
Gazze Şeridi’nde Soykırım Savaşı
Sahadaki gelişmeler, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının sürdüğünü ortaya koymaktadır. Hava saldırıları, topçu atışları ve farklı bölgelerde açılan ateş sonucu sivillerin katledilmesi devam etmektedir. Aynı zamanda, işgal güçlerinin, “sarı hat” olarak adlandırılan yeniden konuşlanma hattının dışında kalan alanlar dâhil olmak üzere, Gazze’nin yaklaşık %50’sinde konuşlanmayı sürdürmesi, askerî kontrol alanının fiilen genişletildiğini ve halka dayatılan zorlayıcı bir gerçekliğin oluşturulduğunu göstermektedir.
Bu çerçevede, konut binalarının patlatılması ve sistematik şekilde yıkım faaliyetlerinin sürdüğü bildirilmektedir. Bu uygulamalar, özellikle “sarı hat” çevresi ve hattın doğusundaki bölgeleri kapsamakta; alanın boşaltılması ve demografik yapısının değiştirilmesine yönelik bir politika izlenmektedir. Hareket özgürlüğüne getirilen ağır kısıtlamalar, zorla yerinden edilmenin yarattığı psikolojik ve toplumsal baskılar ve “sarı hat”ın kasıtlı biçimde belirsiz bırakılması, bu hattı sürekli ve öngörülemez bir tehdit aracına dönüştürmektedir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi de, yeniden konuşlanma hattının (sarı hat) batısındaki bölgelerde yürütülen tekrarlayan askerî operasyonların sivillerin yerinden edilmesine ve geniş çaplı konut yıkımlarına yol açtığını bildirmiştir.
İnsani kayıplar açısından bakıldığında, 7 Ekim 2023’ten bu yana Filistinli can kaybı 71.667 şehit ve 171.343 yaralıya ulaşmıştır (Gazze Sağlık Bakanlığı verileri). Bakanlık ayrıca, ateşkes ilanından bu yana 492 Filistinlinin hayatını kaybettiğini, 1.356 kişinin yaralandığını ve enkaz altından 715 naaşın çıkarıldığını açıklamıştır. Bu veriler, yıkımın derinliğini ve ölümcül etkilerinin devam ettiğini göstermektedir.
11 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana, sivillerin hava saldırıları, bombardıman ve ateş açılması yoluyla hedef alınmaya devam ettiği bildirilmektedir. Bu olaylar, Gazze’nin beş vilayetinin tamamında, “sarı hat”ın hem yakınında hem de uzağında meydana gelmiş; bu durum, güvenli bölge iddialarını ve ateşkese riayet edildiği yönündeki söylemleri fiilen geçersiz kılmaktadır.
21 Ocak’ta, aralarında Netzarim bölgesi yakınlarında bir araca düzenlenen hava saldırısının da bulunduğu bir dizi İsrail saldırısında en az 11 Filistinli hayatını kaybetmiştir. Söz konusu saldırıda üç gazetecinin öldürüldüğü bildirilmiştir. Böylece Gazze’de hedef alınarak öldürülen gazetecilerin sayısı 258’e yükselmiştir; bu durum, hakikati aktaranların sistematik biçimde hedef alındığını göstermektedir.
İnsani açıdan ise, Gazze halkı üçüncü kışını da geniş çaplı yerinden edilme, asgari insani standartların dahi karşılanmadığı barınma koşulları ve aşırı kalabalık sığınma alanlarında geçirmektedir. Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre, 27 Ocak itibarıyla 11 çocuk soğuk nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu ölümler, barınma sisteminin çöküşünün ve çocukların temel yaşam koşullarından mahrum bırakılmasının doğrudan sonucudur.
Ekim ayından bu yana Gazze’ye 100.000’den fazla çadır ulaştırılmış olsa da, ağır hava koşulları bu çadırların hızla yıpranmasına neden olmakta; bu durum sürekli ve istikrarsız dağıtım süreçlerine bağımlılığı artırmaktadır. Ayrıca, konteyner tipi barınma birimlerinin (prefabrik yapılar) girişine izin verilmemesi, yerinden edilen nüfusun daha dayanıklı ve sürdürülebilir barınma çözümlerine erişimini engellemekte ve onları soğuk hava koşullarına ve ağır insani risklere açık bırakmaktadır.
İsrail’in Batı Şeria ve Kudüs’teki İhlallerine İlişkin Temel İstatistikler
2025 yılı boyunca Batı Şeria’da İsrail ihlalleri benzeri görülmemiş bir düzeyde devam etti. Bu süreç; doğrudan askerî şiddet, artan yerleşimci saldırıları ve yerleşim projeleri ile bunlara bağlı altyapı çalışmalarının hızlandırılmasını bir arada içeren bütüncül bir tablo ortaya koymaktadır. Bu birleşik politika; çok sayıda Filistinlinin hayatını kaybetmesine, zorla yerinden edilmelerin artmasına ve Filistin coğrafyasının daha da parçalanmasına yol açmıştır.
Bu çerçevede, 2025 yılı içinde toplam 240 Filistinli hayatını kaybetmiştir. Bunların 55’i çocuk olup, toplam can kayıplarının %23’ünü oluşturmaktadır. Verilere göre, ölenlerin 225’i İsrail güçleri tarafından, 9’u ise İsrailli yerleşimciler tarafından öldürülmüştür. Bu durum, yerleşimci şiddeti ile İsrail güvenlik güçlerinin koruması arasındaki örtüşmeye işaret etmektedir.
Aynı dönemde, Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), 2025 yılı boyunca İsrailli yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen 1.800’den fazla saldırıyı belgeledi. Bu saldırılar, Batı Şeria genelinde yaklaşık 280 Filistin yerleşim birimini etkilemiş; özellikle Ramallah, Nablus ve el-Halil vilayetlerinde yoğunlaşmıştır. Günlük ortalama 5 saldırıya karşılık gelen bu sayı, 2006’dan bu yana kaydedilen en yüksek düzeydir.
Yerleşimci saldırıları sonucu 1.190 Filistinli yaralanmıştır. Yaralananların:
- 838’i (%70) yerleşimciler tarafından,
- 339’u (%28) ise İsrail güçleri tarafından yaralanmıştır.
Yerleşimcilerin neden olduğu yaralanmaların yaklaşık %60’ı Ramallah (267 yaralı) ve el-Halil (223 yaralı) vilayetlerinde gerçekleşmiştir. Bu durum, yerleşimci şiddetinin stratejik öneme sahip belirli bölgelerde yoğunlaştığını göstermektedir.
Yerleşim faaliyetleri açısından ise, İsrail otoriteleri 30.000 dönümü aşkın Filistin arazisi üzerinde 26.000’den fazla yeni konut birimi için plan gündeme getirmiştir. 2025 yılı başından Ekim sonuna kadar toplam 194 yerleşim planı sunulmuş olup, bunlar Batı Şeria’daki 56 İsrail yerleşiminde yoğunlaşmıştır. Planların büyük kısmı, işgal altındaki Kudüs vilayetindeki yerleşimlere yöneliktir. Bu gelişme, son yılların en büyük yerleşim genişleme dalgalarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Planlar özellikle Doğu Kudüs çevresindeki yerleşimlerin genişletilmesine yoğunlaşmıştır. Bu çerçevede, kentin doğusundaki “Maale Adumim” ve kuzeybatısındaki “Giv’at Ze’ev” yerleşimleri başlıca genişleme eksenleri olarak öne çıkmıştır.
- Giv’at Ze’ev için 22 ayrı imar planı,
- Maale Adumim için ise E1 bölgesini kapsayan iki plan dâhil toplam 16 plan hazırlanmıştır.
Beytüllahim vilayetinde,
- “Beitar Illit” için 17 plan,
- “Efrat” için 14 plan,
- “Maale Amos” için 5 plan gündeme gelmiştir.
Nablus vilayetinde, planlar ağırlıklı olarak
- “Eli” (7 plan) ve
- “Alon Moreh” (3 plan) yerleşimlerinde yoğunlaşmıştır.
Ramallah vilayetinde ise planlar
- “Modi’in Illit”,
- “Beit Aryeh–Ofarim” ve
- “Rimonim” yerleşimlerini kapsamıştır.
Selfit vilayetinde en fazla plan “Ariel” yerleşimine ayrılırken, buna ek olarak “Etz Efraim”, “Peduel” ve “Barkan Sanayi Bölgesi” de planlara dâhil edilmiştir.
Aynı bağlamda, Peace Now (Barış Şimdi) örgütü, 2025 yılı içinde 9.629 yeni konut birimi için ihale açıldığını bildirmiştir. Bu sayı, önceki altı yılın toplamını aşan rekor bir düzeye işaret etmektedir. Bu birimlerin 6.700’den fazlası Maale Adumim yerleşiminde planlanmıştır. Söz konusu projeler, Doğu Kudüs’ü Batı Şeria’dan daha da izole etmekte, kuzey ve güney Batı Şeria arasındaki coğrafi bağlantıyı zayıflatmakta ve yaklaşık 4.000 kişinin yaşadığı 18 Bedevi topluluğun zorla yerinden edilme riskini artırmaktadır.
Bu süreci pekiştirmek amacıyla İsrail hükümeti, işgal altındaki Batı Şeria’da “Egemenlik Yolu” (Sovereignty Road) olarak adlandırılan projeyi hayata geçirmeyi planladığını açıklamıştır. El-İzeriyye ile ez-Za’im arasında, Kudüs’ün doğusunda uzanacak olan bu yolun, Maale Adumim ve E1 koridoru çevresindeki alanı Filistinlilere fiilen kapatması beklenmektedir. Bu alan, Batı Şeria’nın yaklaşık %3’üne denk gelmektedir. Proje, Batı Şeria’nın merkezinde İsrail kontrolünü güçlendirecek ve yaşayabilir bir Filistin devletinin kurulma ihtimalini doğrudan etkileyecek stratejik bir adım olarak değerlendirilmektedir.
Resmî bildirimlere göre, el-İzeriyye Belediyesi ile birlikte Cebel el-Baba, Vadi el-Cemel ve es-Seraya gibi etkilenen Bedevi topluluklarına 45 günlük itiraz süresi tanınmıştır. Bu adım, projeye karşı yapılan başvurular sonrasında İsrail otoritelerinin Yüksek Mahkeme’ye verdiği taahhüt doğrultusunda atılmıştır.
Projenin amacı, Filistinli ve İsrailli araç trafiğini ayırmak; Filistinlileri İsrail kontrolündeki alternatif yollara yönlendirerek mevcut ana yolları Filistinlilerin kullanımından arındırmak ve çevresini tamamen kapatmaktır. Bu yönüyle proje, bir ulaşım altyapısından ziyade Maale Adumim ve E1 blokunun fiilî ilhakını hızlandıran ve bunları Kudüs’e bağlayan pratik bir araç niteliği taşımaktadır.
Buna paralel olarak, İsrail güçleri yıkım operasyonlarını da tırmandırdı. 2025 yılının sonlarında, daha önce çıkarılmış askerî emirlere dayanarak Tulkarim vilayetine bağlı Nur Şems Mülteci Kampı’nda 25 binanın yıkımına başlandı. İsrail otoriteleri, yıkımların durdurulmasına yönelik hukuki başvuruyu reddetti. Yıkımlar, müstakil evleri ve çok daireli konutları kapsadı ve hâlihazırda kamptan yerinden edilmiş olan yaklaşık 70 aileyi etkiledi. Operasyonlar özellikle Cebel es-Salihîn, el-Menşiyye ve el-Meslah mahalleleri ile çevresinde yoğunlaştı.
Ek verilere göre, 2025 yılı boyunca Nur Şems Kampı’nda toplam 280 bina yıkıldı. Bu sayı, kampın toplam yapı stokunun yaklaşık %35’ine karşılık gelmektedir. Söz konusu tespit, Birleşmiş Milletler Operasyonel Uydu Uygulamaları Programı (UNOSAT) tarafından yapılan uydu görüntüsü analizine dayanmaktadır; ancak sahada doğrulama yapılamamıştır. Nur Şems’in yanı sıra Cenin ve Tulkarim kamplarında da yıkımlar sürmekte, bu bölgelere erişim kısıtlandığı için kapsamlı saha değerlendirmeleri yapılamamaktadır.
Doğu Kudüs’te ise İsrail güçleri, Şeyh Cerrah Mahallesi’nde UNRWA’ya ait bir yerleşke içindeki yapıları basarak yıktı. Söz konusu arazi, 1952 yılından bu yana Ürdün hükümetinden kiralanmış durumdadır. Bu adım, Kudüs’teki Filistinli mültecilerin insani ve kurumsal varlığına yönelik tehlikeli bir tırmanış olarak değerlendirilmektedir.
Hareket özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar bağlamında, Filistinli işçilere ve diğer kişilere verilen izinlerin büyük ölçüde askıya alınması ve iptal edilmesinden bu yana, ayrım duvarını geçmeye çalışırken 16 Filistinli hayatını kaybetmiş, 249’dan fazla kişi yaralanmıştır. Bu durum, duvarın ve izin sisteminin hareketi şiddet yoluyla kontrol eden ve ölümcül sonuçlar doğurabilen araçlara dönüştüğünü göstermektedir.
Şehitler ve Yaralılar
Raporun kapsadığı dönemde, Batı Şeria’nın çeşitli bölgelerinde İsrail güçleri tarafından gerçekleştirilen baskınlar ve açılan ateş sonucu aralarında bir çocuğun da bulunduğu altı Filistinli hayatını kaybetti. En fazla can kaybı Nablus ve El-Halil vilayetlerinde kaydedildi (her birinde iki kişi). Ölenler arasında, kent ve mülteci kamplarına yönelik askerî operasyonlar sırasında sahada infaz edildiği bildirilen iki Filistinli de yer aldı. Aynı ay içinde, baskınlar ve bağlantılı saldırılar sonucu 14’ü çocuk ve 7’si üniversite öğrencisi olmak üzere 107 Filistinli yaralandı.
Bu durum, 2025 yılı boyunca gözlenen daha geniş bir tırmanışın parçasıdır. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2025’te Batı Şeria’da toplam 240 Filistinli öldürüldü; bunların 55’i çocuktu. Ölenlerin 225’i İsrail güçleri, 9’u ise İsrailli yerleşimciler tarafından öldürüldü. Aynı yıl içinde, yerleşimci saldırıları ve İsrail güçlerinin operasyonları bağlamında 1.190 Filistinlinin yaralandığı belgelendi.
Bu veriler; ölümcül güç kullanımının ve aşırı ateş açmanın sürdüğünü, çocuklar ve öğrenciler dâhil sivilleri hedef alan saldırıların arttığını ve tekrar eden baskınlar ile organize yerleşimci şiddetinin tırmandığını göstermektedir.
Gözaltılar
Ocak ayında, İsrail işgal güçleri Batı Şeria’daki gözaltı kampanyalarını tırmandırdı. Bu kapsamda 42’si çocuk ve 7’si kadın olmak üzere toplam 822 Filistinli gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında bazı gazeteciler de yer aldı.
Gözaltılar en yoğun şekilde El-Halil vilayetinde (182 kişi) gerçekleşti; bunu Ramallah (139 kişi) izledi. Diğer gözaltılar ise Kudüs, Beytüllahim, Eriha, Selfit, Kalkilya, Tulkarim, Nablus, Tubas ve Cenin vilayetlerine yayıldı. Bu durum, gözaltı kampanyalarının Batı Şeria’nın geneline yayıldığını göstermektedir.
Ev ve Yapı Yıkımları
İsrail otoriteleri, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yıkım politikasını artırdı. İş makineleri tarafından gerçekleştirilen 59 yıkım operasyonu, toplamda 126 Filistin konutu ve yapısının yıkılmasıyla sonuçlandı. Bu uygulamalar, Filistinlilerin mekânsal varlığını daraltmayı ve yerleşim alanlarını zayıflatmayı hedefleyen bir politika çerçevesinde gerçekleşti.
Yıkımlar en çok Nablus (26 yapı) ve El-Halil (21 yapı) vilayetlerinde yoğunlaştı. Bunu Beytüllahim (8 yapı) izledi; diğer yıkımlar ise Batı Şeria ve işgal altındaki Kudüs’ün farklı bölgelerine dağıldı.
Ayrıca, 40 Filistin yapısına “ruhsatsız inşaat” gerekçesiyle yıkım veya inşaat durdurma tebligatı gönderildi. Bu gerekçe, özellikle “C Bölgesi” ve Doğu Kudüs’te, Filistinlilerin kentsel gelişimini sınırlamak amacıyla sistematik biçimde kullanılmaktadır. Tebligatların büyük kısmı El-Halil vilayetinde (10 bildirim) kaydedilmiştir.
Araziye El Koyma ve Toprak Tesviyesi
İsrail otoriteleri, Batı Şeria’daki Filistin topraklarına el koyma politikasını çeşitli askerî emirler aracılığıyla sürdürdü. Bu kapsamda, “askerî amaçlar” gerekçesiyle yaklaşık 1.043 dönüm araziye el konuldu. Bu uygulama, fiilen kontrolü pekiştirme ve yerleşim altyapısını genişletme aracı olarak kullanılmaktadır.
Bu çerçevede:
- Nablus’a bağlı Burka beldesi ile Cenin vilayetindeki Sile ez-Zehr ve el-Fundukumiye arazilerinden yaklaşık 47 dönüme el konuldu. Amaç, yakın dönemde yeniden inşa edilen “Homesh” ve “Sanur” yerleşimleri arasında bağlantı sağlayacak bir yerleşim yoluna ilişkin önceki askerî emri genişletmekti.
- Ayrıca Ramallah vilayetindeki Na’lin köyüne ait yaklaşık 3 dönüm araziye, yeni bir yerleşim yolu açılması amacıyla el konuldu.
Bunun yanı sıra, İsrail otoriteleri Selfit ve Kalkilya vilayetlerindeki Kefr Suls, Deyr İstiya ve Bedya beldelerine ait yaklaşık 694 dönüm araziyi “devlet arazisi” ilan etti. Bu adım, Kalkilya’nın doğusunda yeni bir yerleşim kümesi kurmayı hedefleyen planın parçası olup, kentin etrafındaki yerleşim kuşağını genişletmekte ve şehri daha da izole etmektedir.
Ayrıca, İsrail otoriteleri “güvenlik önlemleri” başlığı altında 8 ayrı askerî emir yayımladı. Bu emirler, güvenlik ve askerî ihtiyaçlar gerekçesiyle ağaçlık tarım arazilerinin kaldırılmasını öngörmektedir. Söz konusu kararlar, El-Halil ve Ramallah vilayetlerinde toplam yaklaşık 298,7 dönüm araziyi kapsadı. Bu uygulamalar, tarım alanlarının tahrip edilmesine ve geçim kaynaklarının zayıflatılmasına yol açmakta; Filistinlilerin toprak üzerindeki varlığını azaltmaya yönelik politikaların devamı niteliği taşımaktadır.
Yerleşim Faaliyetleri
Kasım ayında İsrail planlama otoriteleri, Batı Şeria ve Kudüs’teki yerleşimler lehine toplam 21 imar planını değerlendirdi. Bunların 12’si Batı Şeria’daki yerleşimlere, 9’u ise Kudüs’e ilişkindir. Batı Şeria’da 7 plan onaylandı, 5 plan ise sonraki onay aşaması için askıya alındı. Bu planlar, yaklaşık 2.632 dönüm Filistin arazisi üzerinde 1.463 yeni konut birimi inşa edilmesini hedeflemektedir. Kudüs’te ise işgal belediyesi 3 planı onayladı, 6 planı da askıya aldı.
Son dönemde Kudüs ve Batı Şeria’da, zorla tahliyeler ile yerleşim genişlemesinin eş zamanlı biçimde tırmandığı görülmektedir. Bu gelişmeler, sahada hızla yerleşen ve demografik ile coğrafi sonuçlar doğuran yeni fiilî durumların pekiştirildiğini göstermektedir.
Silvan’daki Baten el-Hava Mahallesi’nde, İsrail Yüksek Mahkemesi yargıcı, 13 aileden 62 Filistinlinin, onlarca yıldır yaşadıkları evleri boşaltmasına hükmetti. Karar, “Ateret Cohanim” derneğiyle bağlantılı yerleşimcilerin, sözde tarihî bir Yahudi vakfını temsil ettikleri iddiasıyla açtıkları davalar üzerine verildi. Temyiz başvurularının reddedilmesiyle hukuki süreç tükenmiş oldu ve önümüzdeki dönemde tahliyelerin uygulanmasının önü açıldı. Bu adım, mahallede yaşayan yaklaşık 700 Filistinlinin yerinden edilmesini hedefleyen daha geniş bir planın parçası olarak değerlendirilmektedir. Nitekim mahallede boşaltılan bazı evlere yerleşimcilerin taşındığı bildirilmiştir.
E1 ve Rekor İhale Dalgası
İsrail İnşaat ve İskân Bakanlığı, Yüksek Planlama Konseyi’nin onayının ardından E1 bölgesinde 3.401 konut birimi için ihale sürecini başlattı. Bu proje, Ramallah, Doğu Kudüs ve Beytüllahim arasındaki Filistin coğrafi bütünlüğü üzerindeki etkileri nedeniyle en tehlikeli yerleşim projelerinden biri olarak görülmektedir.
Bu adım, 2025 yılı boyunca açılan ve 9.629 konut birimine ulaşan rekor düzeydeki ihalelerin bir parçasıdır. Bunların 6.700’den fazlası Maale Adumim yerleşiminde planlanmıştır.
Ayrıca, Kudüs Planlama Komitesi’nde “Atarot” (9.000 konut) ve “Nahalat Şimon” projeleri yeniden gündeme alındı. Nahalat Şimon planı, Şeyh Cerrah’taki Ümm Harun Mahallesi’nin yıkılarak yerine 316 konut inşa edilmesini öngörmektedir.
“Egemenlik Yolu” Projesi
İsrail hükümeti, El-İzeriyye ile ez-Za’im arasında “Egemenlik Yolu” projesinin 45 gün içinde başlatılacağını duyurdu. Proje, Filistinli ve İsrailli trafiği ayıran ayrı yol ağları oluşturmayı; Filistinlileri dolaylı, İsrail kontrolündeki güzergâhlara yönlendirmeyi hedeflemektedir. Bu uygulama, Maale Adumim ve E1 bölgesinin Filistinlilere kapatılmasına ve fiilî ilhaka zemin hazırlayacaktır. Söz konusu alan, Batı Şeria’nın yaklaşık %3’üne karşılık gelmektedir.
Yüksek Planlama Konseyi, haftalık toplantılarla yeni yerleşim birimlerini onaylamaya devam etmektedir. 2026 başından bu yana 749 konut birimi onaylanmıştır. Bu hızlanma, planlama sürecinde Savunma Bakanı’nın ön onay şartını kaldıran düzenleme sayesinde mümkün olmuştur. Böylece yerleşim inşaatı bürokratik olarak normalleştirilmiş ve kamuoyundaki tartışma azaltılmıştır.
“Devlet Arazisi” İlanları
Bu ay içinde İsrail Sivil İdaresi, Selfit ve Kalkilya vilayetlerindeki Deyr İstiya, Bedya ve Kefr Suls beldelerine ait 694 dönüm araziyi “devlet arazisi” ilan etti. Bu adım, 2020 yılında kurulan “Nahal Kana” yerleşim noktası ile başlayan ve Filistinli çiftçilerin yüzlerce dönümlük arazilerine erişimini kısıtlayan baskıcı sürecin devamı niteliğindedir.
Verilere göre, Aralık 2022’den bu yana toplam 26.653 dönüm arazi “devlet arazisi” ilan edilmiştir. Bu miktar, Oslo Anlaşması’ndan bu yana bu statüde ilan edilen toplam alanın yaklaşık yarısına eşittir. Bu durum, söz konusu aracın yerleşim genişletme ve yeni yerleşim kümeleri oluşturma amacıyla eşi görülmemiş bir hızla kullanıldığını göstermektedir.
İki adım – Batı Şeria’da paralel bir “Arkeoloji Müdürlüğü” kurulması projesi ile sözde “güvenlik bileşenlerinin güçlendirilmesi” için 550 milyon şekel ek bütçe ayrılması – işgalin geçici askerî ve idari araçlarla yönetilmesinden, işgal altındaki topraklarda doğrudan İsrail sivil ve yasama yapısının yerleştirilmesine doğru kademeli bir geçişe işaret etmektedir. Bu süreç, fiilî ilhakın daha da derinleşmesine yol açmaktadır.
Arkeoloji Müdürlüğü projesi yalnızca mesleki yetkilerin genişletilmesi anlamına gelmemekte; yetkilerin “Sivil İdare”den alınarak doğrudan İsrail mevzuatına göre çalışan ve hükümetteki bir bakana bağlı bir kuruma devredilmesini öngörmektedir. Ayrıca bu kurumun yetki alanının “A” ve “B” bölgelerine kadar uzatılması planlanmaktadır. Böylece arkeoloji, kültürel bir alan olmaktan çıkıp egemenlik aracı hâline gelmekte; Filistinli yapılaşmaya ek planlama kısıtlamaları getirmek ve Batı Şeria’daki kamusal alanı İsrail hukuk sistemi çerçevesinde yeniden tanımlamak için kullanılmaktadır.
Diğer yandan, mali karar kontrol altyapısının fiziksel boyutunu derinleştirmektedir. “Güvenlik bileşenleri” adı altında ulaştırma hatlarının tahkim edilmesi, yeni yollar açılması ve yerleşim kümelerinin güçlendirilmesi için ayrılan bütçe, bir güvenlik tedbiri olmaktan ziyade; çevre yollarının ve yerleşim karakollarının genişletilmesini, bunların birbirine bağlanmasını ve yerleşimlerin coğrafi yayılımının artırılmasını finanse etmektedir.
Son iki yıl içinde 222 kilometreden fazla yol açıldığının, bunların yarısının özel mülkiyete ait araziler üzerinde bulunduğunun belgelenmesi, “güvenlik” gerekçelerinin nasıl coğrafi mühendislik aracına dönüştüğünü göstermektedir.
Bu politikalar; bir yandan yetki ve egemenliği yeniden tanımlayan yasal düzenlemeler, diğer yandan coğrafyayı ve altyapıyı dönüştüren mali yatırımlar üzerinden ilerleyen bütünlüklü bir modeli yansıtmaktadır. Sonuç olarak yerleşimlerin İsrail idari ve güvenlik sistemiyle entegrasyonu derinleşirken, Filistinlilerin egemenlik alanı daralmaktadır. Bu çerçevede atılan adımlar, ilhakın normalleştirilmesini ve siyasi maliyetinin azaltılmasını hedefleyen hızlanmış bir sürecin parçası olarak görülmekte; coğrafi bütünlüğe dayalı ve yaşanabilir bir Filistin devletinin kurulmasına ilişkin imkânlar ise giderek zayıflamaktadır.



