Uluslararası Finansman ve Batı Şeria’da Sivil Alanın Yeniden Biçimlenişi

Sivil toplum kuruluşları, devlet ve piyasa dışında konumlanan bağımsız bir “üçüncü sektör” olarak, Filistin ekonomisinin desteklenmesinde ve toplumsal dayanıklılığın güçlendirilmesinde temel bir rol oynamaktadır. Bu alan; sivil toplum örgütlerini (STK’ler), hayır kurumlarını, insan hakları kuruluşlarını, araştırma merkezlerini, sendika ve meslek birliklerini, kadın ve gençlik yapılarıyla halk komitelerini ve kâr amacı gütmeyen toplumsal girişimleri kapsayan geniş bir yelpazeye sahiptir.
Güncel bir istatistiğe göre[i], Filistin’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının sayısı 4.616’ya ulaşmaktadır. Bu kuruluşların %42’si Batı Şeria’da, %31’i Gazze Şeridi’nde, %14’ü Filistin dışındaki alanlarda, %11’i Kudüs’te ve %2’si 1948’de işgal edilen topraklarda faaliyet göstermektedir. Söz konusu kuruluşlar 30 farklı sektörde çalışmalar yürütmekte; bu durum, kamu sektörünün sınırlı istihdam kapasitesi karşısında, geniş Filistinli kesimler için önemli bir istihdam kaynağı oluşturduklarını göstermektedir. Bunun yanı sıra bu kuruluşlar; yönettikleri geniş tesis ve hizmet ağı aracılığıyla, sağlık, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda temel hizmetler sunmaktadır. Bu hizmetler arasında çiftçilerin desteklenmesi, engelli bireyler ve çalışan kadınlara yönelik programlar, küçük ölçekli projeler, mesleki eğitim ve rehabilitasyon faaliyetleri gibi alanlar öne çıkmaktadır.
Bu geniş hizmet ağı ve yüksek düzeydeki katkı, çoklu ve çeşitli finansman kaynaklarına dayanmaktadır. Ancak yerel kaynakların sınırlılığı ve mevcut sömürgeci ekonomik yapı nedeniyle, dış finansman belirgin bir ağırlık taşımaktadır. Bu bağlamda uluslararası fonlar, Filistinli sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini sürdürmesinde omurga niteliği taşımaktadır. Bu destek, Avrupa Birliği (AB) gibi yabancı hükümetler ve resmî kurumlar aracılığıyla sağlanmaktadır.
Nitekim AB, Avrupa Komisyonu üzerinden sağladığı fonlarla toplam dış desteğin yaklaşık %70’ini karşılamakta; 2021–2024 yılları arasında Filistinli kuruluşlara sağlanan Avrupa yardımlarının toplam tutarı yaklaşık 1,18 milyar avroya ulaşmaktadır. Buna ek olarak, çeşitli Avrupa hükümetleri tarafından seçili Filistinli sivil toplum kuruluşlarına yıllık yaklaşık 35 milyon avro tutarında destek sağlanmaktadır.[ii]
Bu çerçevede, Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı (Sida) ve Alman Uluslararası İşbirliği Kurumu (GIZ) başta olmak üzere; Kanada, Japonya, Birleşik Krallık, Fransa, Norveç ve Hollanda’ya bağlı kalkınma ajansları da Filistinli sivil toplum kuruluşlarının başlıca finansman kaynakları arasında yer almaktadır.
Ayrıca, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA), Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) gibi BM kuruluşları ile uluslararası sivil toplum örgütleri (INGO’lar) aracılığıyla sağlanan uluslararası ve çok taraflı fonlar da önemli bir yer tutmaktadır.
Buna karşılık, bölgesel ve Arap düzeyindeki finansman—uluslararası fonlara kıyasla daha zayıf ve daha az istikrarlı bir nitelik taşımaktadır. Bu kapsamda bazı Arap ve İslami fonlar, Arap hayır kurumları ile çoğunlukla insani nitelik taşıyan kurumsal ya da acil destekler öne çıkmaktadır. Ancak bu finansman akışlarının büyük bir kısmı, “İbrahim Anlaşmaları” olarak adlandırılan normalleşme sürecinin ardından belirgin biçimde azalmıştır.
Finansman kaynaklarının çeşitliliği, sınırlı da olsa yerel Filistinli kaynakların varlığını dışlamamaktadır. Bu kaynaklar arasında Filistin toplumundan bireysel bağışlar, sendika ve meslek birliklerine üyelik aidatları ile mevsimsel toplumsal katkılar yer almaktadır.
Elinizdeki çalışma, özellikle uluslararası finansman türüne odaklanmakta; bu alanda yaşanan dönüşümleri ve belirleyici dinamikleri incelemektedir. Ayrıca söz konusu finansmanın, Batı Şeria’daki Filistinli sivil toplum alanını nasıl yeniden şekillendirdiği ve sivil toplum kuruluşlarının bu role nasıl tepki verdiği analiz edilmektedir. Bu odaklanma, sivil toplumun Filistin toplumunun istikrarına, ekonomik koşullarının desteklenmesine ve sosyal yapısının güçlendirilmesine yaptığı yüksek katkı dikkate alınarak ele alınmaktadır.
Kısıtlı Finansman ve Genişleyen Yasaklar
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) verilerine göre, 1994–2020 döneminde Filistinlilere sağlanan uluslararası yardımların toplamı 40 milyar doların üzerindedir. Ancak bu tarihten sonra toplam yardım hacminde keskin bir düşüş yaşanmış; 2021 yılında dış yardımlar yaklaşık 317 milyon dolar seviyesine gerilemiştir. Bu rakam, yalnızca 2008 yılında sağlanan yaklaşık 2 milyar dolarlık yardımla karşılaştırıldığında ciddi bir azalmaya işaret etmektedir.[iii]
Filistinlilere yönelik Avrupa yardımları da giderek artan siyasal baskı ve koşullara tabi kılınmıştır. Bu çerçevede finansman, Avrupa Birliği’nin kısıtlayıcı düzenlemelerine uyan Filistinli kuruluşlarla sınırlandırılmış; “terörle mücadele” maddesine bağlılık, Küresel Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) hareketiyle ilişkilerin kesilmesi, “İsrail”e yönelik “olumsuz” terimlerin—örneğin Nekbe ve apartheid—kullanımının denetlenmesi ve yerinden edilmişler ile kamp sakinlerini hedefleyen projelerin kapsam dışı bırakılması gibi şartlar dayatılmıştır.
Bu baskılar, 7 Ekim 2023 sonrasında[iv] daha da yoğunlaşmıştır. Avrupa Birliği temsilcisi Oliver Várhelyi, Filistin’e yönelik 691 milyon avroluk kalkınma yardımının askıya alındığını ve incelemeye alındığını duyurmuştur. Aynı yıl Avrupa Komisyonu, finansman sözleşmelerine “kışkırtmayla mücadele” şartını ve fonlanan kuruluşların tüm faaliyetlerine üçüncü taraf gözetimi getiren yeni hükümler eklemiştir.
Böylece, uluslararası finansmandan mahrum bırakılan kuruluşların kapsamı genişlemiştir. İsviçre, Ekim 2023’te, uluslararası hukuki yönergelerle uyum incelemesi gerekçesiyle akredite 58 Filistinli kuruluşun 11’ine sağladığı fonu geçici olarak askıya almıştır.[v] Avrupa Birliği de, “kışkırtma” iddiaları doğrultusunda—silahlı yapılara fon aktarımına dair kanıt bulunmamasına rağmen—yaklaşık 8 milyon avro değerindeki projeler dâhil bazı fonları dondurmuştur. Bu adımlar; Filistinli Tarım İşçileri Komiteleri Birliği, İnsan Hakları için Hukuk Merkezi (Al-Haq), Bisan Araştırma Merkezi, Uluslararası Çocukları Savunma Örgütü–Filistin (DCI-P), Sağlık Çalışma Komiteleri ve Filistinli Kadın Komiteleri Birliği (UPWC) gibi kuruluşların, işgal ordusu tarafından “terör örgütleri” ilan edilmesi ve 12 Avrupa ülkesi tarafından fonlarının kesilmesiyle başlayan sürecin devamı niteliğindedir.
Aralık 2023’te İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı (Sida)[vi], Filistin’e yönelik kalkınma finansmanını kapsayan kapsamlı bir inceleme başlatmış; bu kapsamda 200’den fazla Filistinli kuruluşun beyanları ile kuruluşlar, çalışanları ve sosyal çevrelerine ait 100 bini aşkın paylaşım incelenmiştir. Bu süreç, 2024’te gelecekteki tüm projeler, uygulayıcı ortaklar ve hibe fonlarından yararlanan tedarikçilere yönelik ek denetimlerle sürdürülmüştür.
Niteliksel düzeyde ise bağışçılar, yeni koşullar dayatmıştır. Bunlar arasında “kışkırtmayla mücadele”, silahlı faaliyetlerle herhangi bir bağın reddi, siyasal aidiyetlerin kriminalize edilmesinin kabulü, fon sağlayıcıların “terör ve kışkırtma” listelerinde yer alan partilerle ilişki bulunmaması ve direnişin ile 7 Ekim saldırısının açık biçimde kınanması gibi şartlar yer almaktadır. Bu koşullar, bazı kuruluşların programlarını ya da resmî beyanlarını değiştirmeksizin finansmana erişmesini ciddi biçimde sınırlandırmıştır.
Bağımlılaştırılmış Bir Toplumsal Yapı
Finansmanın dondurulması, ardından bu fonların yeniden gözden geçirilmesi ve buna bağlı olarak projelerin—öncesi ve sonrasıyla—ilgili kişi ve gruplarla birlikte kapsamlı denetimlere tabi tutulması, Filistinli sivil toplum kuruluşları üzerinde belirgin etkiler yaratmıştır. Bu süreç, Filistin sivil alanının; işgalcinin çıkarları ve tanımları doğrultusunda, bağışçıların da bu çerçeveyle uyumlanması sayesinde yeniden şekillendirilmesi olarak değerlendirilebilir. Zaman içinde küçük görünen her koşul ya da idarî değişiklik, örgütlerin davranışlarında, toplumla kurdukları ilişkilerde ve kendilerini ile siyasal rollerini tanımlama biçimlerinde geniş çaplı yapısal dönüşümler üretmektedir.
Kuruluşların program sürdürülebilirliğinin zedelenmesi; mali hesaplar ile toplumsal ve operasyonel ilişkilerinin karmaşık denetimlere tabi tutulması; onlarcasının temel finansman kaynaklarını kaybetmesi ve personel maaşlarını ödeyememeleri nedeniyle projelerini askıya almak zorunda kalmaları, binlerce çalışanın işten çıkarılması ve toplumsal hizmetlerin durdurulmasıyla sonuçlanmıştır.
Buna örnek olarak Addameer (Ad-Dameer) Kurumu, finansmanının kesilmesi nedeniyle hukuki eğitim faaliyetlerini, tutuklulara yönelik savunuculuğunu ve insan hakları belgeleme çalışmalarını durdurmak zorunda kalmıştır. Benzer şekilde Filistinli Tarım İşçileri Komiteleri Birliği, on binlerce çiftçiye yönelik tarımsal kalkınma desteklerini askıya almış; bu durum yaklaşık 30 bin çiftçi ve 25 bin ailenin doğrudan etkilenmesine yol açmıştır.[vii] Sağlık Çalışma Komiteleri tarafından sunulan birinci basamak sağlık hizmetlerinin felce uğraması da bu tabloyu tamamlamaktadır. Bu gelişmeler, Filistinlilerin işgale karşı direncini destekleyen her türlü ulusal çaba ve projenin; şüphe, denetim ve fon dondurma tehdidiyle karşı karşıya bırakıldığını göstermektedir.
Bu süreç, bağışçı kurumlar ile Filistinli kuruluşlar arasındaki güvenin ciddi biçimde aşınmasına yol açmıştır. Filistinli kuruluşlar, finansmanın kurumsal yeterlilik ya da halkın ihtiyaçlarına dayalı olmadığını; aksine siyasal ve güvenlik kriterlerine bağlı olarak şekillendiğini düşünmektedir. Filistinli hakları savunan ya da işgal ihlallerini eleştiren kuruluşların fonlarının kısıtlanması; şiddetle hiçbir ilişkisi olmayan kesimlere hizmet sunan programların dahi askıya alınması, uluslararası finansmanın sınırlarını ve İsrail düzenlemeleriyle olan uyumunu açık biçimde ortaya koymuştur.
Ekonomik açıdan bakıldığında ise—işsizlik oranlarının %43’e ulaştığı ve insani krizlerin derinleştiği bir ortamda[viii]—sivil toplum finansmanının kesilmesi, yerel toplum üzerinde son derece yıkıcı etkiler yaratmıştır. Bu durum özellikle yoksul ve dışlanmış grupları, kadınları, çocukları ve engelli bireyleri ağır biçimde etkilemiştir. Aynı zamanda kuruluşların İsrail ihlallerini belgeleyebilme, hukuki savunuculuk yapabilme ve bu ihlalleri uluslararası alana taşıyabilme kapasiteleri de ciddi ölçüde zayıflamıştır. Bağımsız kurumların yokluğunda, iyi yönetişimi güçlendirme, yolsuzlukla mücadele, hesap verebilirlik ve şeffaflığı destekleme çabaları kesintiye uğramış; bu durum toplumsal, ekonomik ve siyasal eşitsizlikleri derinleştirmiş ve hem işgalin hem de Filistin siyasal sisteminin, doğrudan Filistinli yurttaş aleyhine güç kazanmasına yol açmıştır.
Toplumsal düzeyde ise, ulusal referanslara sahip kuruluşların dışlanması ve kısıtlayıcı düzenlemeler uyarınca İslami ve sol fraksiyonların destekçileriyle herhangi bir ilişki bulunmadığının taahhüt edilmesi şartı, geniş toplumsal kesimlerin marjinalleştirilmesine yol açmıştır. Buna karşılık, işgali daha az eleştiren ve Filistin Yönetimi’nin politikalarıyla daha uyumlu hareket eden kuruluşlar görece güçlendirilmiş; sivil toplum alanı, bağışçıların gündemiyle örtüşen ve Filistin–İsrail güvenlik koordinasyonuyla uyumlu dar çerçeveler içine hapsedilmiştir.
Başka bir ifadeyle, finansman kısıtları yeni bir toplumsal ve siyasal ayrıştırma modelinin kurulmasına zemin hazırlamaktadır. Bu modelde, sivil toplum içinde “kabul edilebilir” ve “kabul edilemez” aktörlerin kim olduğu önceden belirlenmektedir. Avrupa Birliği’nin, “terör listelerinde” yer alan herhangi bir kişi ya da yapının fonlardan yararlanmasını önlemek amacıyla “uygun tedbirlerin” alınmasını zorunlu kılan düzenlemesi, Filistinli kuruluşları fiilen güvenlik denetim birimlerine dönüştürmektedir.
Bu durum, kuruluşların çalışanlarını ve hedef kitlelerini kapsamlı taramalara tabi tutmasını; Filistin direniş yapılarıyla ilişkili olduğu bilinen ya da bu yönde şüphe bulunan kişilerin dışlanmasını ve hatta direnişin ile 7 Ekim’in açık biçimde kınanmasının beyan edilmesini zorunlu kılmaktadır. Görünüşte teknik olan bu şartlar, sivil alanda kimin “meşru yurttaş” olarak kabul edileceğini; kimin çalışabileceğini, hizmetlerden yararlanabileceğini ya da görünür olabileceğini yeniden tanımlamaktadır.
Öte yandan, bu koşulluluklar kurumların iç işleyişlerinde de yeni davranış kalıpları üretmektedir. Birçok kuruluş, daha itaatkâr bir söyleme yönelmekte; direnişe yönelik herhangi bir empati ya da İsrail’e dönük doğrudan eleştiri olarak yorumlanabilecek ifadelerden bilinçli biçimde kaçınmaktadır. Böylece bağışçıların talepleri, işgalcinin beklentileri ve Filistin Yönetimi’nin tercihleri arasındaki nedensel bağ giderek pekişmektedir.
İsrail’in “terör listeleri” ile Avrupa Birliği tarafından benimsenen ve bağışçılarca onaylanan benzer listelerin örtüşmesi, Filistin sivil toplumunun zayıflatılmasına yönelik tabloyu tamamlamaktadır. Bu tabloda kuruluşlar, ya işgalin gündemiyle uyumlu çalışmayı kabul etmek ya da faaliyetlerini sonlandırıp personelini işten çıkarmak arasında bırakılmaktadır.
Araştırmacı Meryem Salame[ix], bu durumu şu sözlerle özetlemektedir:
“Avrupa Birliği listelerinde yer alan yapılarla herhangi bir bağlantısı olabilecek herkesi dışlamaya çalışırsanız, sonunda toplumun çok dar bir kesimiyle çalışır hâle gelirsiniz; bu da toplumun geneli üzerinde gerçek bir etki yaratmanızı imkânsız kılar.”
Sonuç
Bu dönüşüm karşısında iki yönlü ve birbiriyle çelişen tepkiler ortaya çıkmıştır. Bir yanda, bağışçı koşullarına geniş ölçüde uyum sağlama eğilimi bulunmaktadır. Bu durum, sivil toplum kuruluşlarının bağışçılara yapısal bağımlılığını ve dış finansmanı telafi edebilecek yerel bir alternatifin yokluğunu yansıtmaktadır. Diğer yanda ise sınırlı ölçekte de olsa, kimi kuruluşların dile getirdiği itirazcı bir tepki ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede, Mayıs 2024’ün başında bir dizi kuruluş[x] tarafından “Avne (A‘wneh)” girişimi[xi] başlatılmış; bu girişim, sömürgeci finansman rejiminden bağımsızlaşmayı hedefleyen stratejik bir yol oluşturmayı amaçlamıştır. “Avne”, bu hedef doğrultusunda; normalleşmeyi ve koşullu finansmanı reddetmeyi, 7 Ekim’i kınamış herhangi bir Arap ya da Batılı hükümet veya kurumdan mali destek almamayı ve seçkincilik ile parçalanmadan uzak, toplumsal dayanışma kültürünü güçlendirmeyi temel ilkeleri olarak belirlemiştir.
Bununla birlikte, bu cesur tutuma rağmen girişimi imzalayan kuruluşların sayısı 50’yi aşmamıştır. Bu durum, girişimin sınırlı etki alanını ve ölçeklenebilir bir alternatif ekonomik model üretme konusundaki yetersizliğini ortaya koymaktadır. Özellikle, Batı yardımlarına bağımlılığını sürdürmekte olan resmî Filistin tutumundaki kırılganlık göz önünde bulundurulduğunda, finansman baskısının bir “makas” işlevi görerek Filistin sivil toplumunu disipline etme, yeniden biçimlendirme ve nihayetinde toplumun kendisini bu kuruluşlar üzerinden şekillendirme kapasitesini güçlendirdiği görülmektedir.
Son tahlilde, finansman kısıtları yalnızca mali ya da idarî bir sorun teşkil etmemekte; Filistin toplumunun gelecekte alacağı biçime dair daha derin bir mücadelenin ipuçlarını sunmaktadır. Soru şudur: Yardım ve denetim mekanizmaları aracılığıyla yönetilen, disipline edilmiş bir toplum mu söz konusudur; yoksa kendini örgütleme kapasitesine sahip, toplumsal direniş ve dayanıklılığın alternatif biçimlerini üretebilen etkin bir toplum mu?
Bu sorunun yanıtı, koşullu finansman rejimine karşı ciddi alternatifler geliştirilmesine bağlıdır. Bu alternatifler; destek kaynaklarının çeşitlendirilmesini, yerel ve dayanışmacı finansmanın güçlendirilmesini ve Batılı bağışçılara yapısal bağımlılığı azaltabilecek bağımsız örgütsel çerçevelerin inşasını içermelidir. Ancak bu şekilde sivil toplum, boyun eğdirme ve uyum dayatmalarının ötesine geçerek, kendi toplumunun çıkarlarını temsil edebilen ve haklarını savunabilen bir aktöre dönüşebilir; yumuşak ve sert araçları birlikte kullanan sömürgeci bir düzenin, onu parçalama ve yeniden şekillendirme çabalarına karşı durabilir.
[i] Abu Zunaid, Samir. (3 Ocak 2024). Filistin’de sivil toplum kuruluşları ve kurumlarının çalışma gerçekliği ile krizler ve savaşlardaki rolleri. Sada News Ajansı.
[ii] European Parliamentary Research Service. (1 Aralık 2023). Filistin’e AB mali yardımı (EPRS Bilgilendirme Notu No. 754.628). Avrupa Parlamentosu.
[iii] Bu gerileme Arap yardımlarını da kapsamıştır. Nitekim Arap katkılarının değeri 2019’da 265,5 milyon dolardan, 2020’de 40 milyon dolara düşmüştür.
[iv] Amnesty International. (28 Kasım 2023). Avrupalı bağışçı hükümetlerin Filistin sivil toplumuna yönelik ayrımcı finansman kısıtlamaları, insan hakları krizini derinleştirme riski taşımaktadır.
[v] NGO Monitor. (13 Kasım 2023). İsviçre, 7 Ekim Hamas saldırısı sonrasında 11 STK’ya sağlanan fonu askıya aldı.
[vi] Iqtait, A. (2025). Koşulluluktan silahlaşmaya: Ekim 2023 sonrası Filistin’de yardım rejiminin dönüşümü. Third World Quarterly. Erken çevrim içi yayımlanma.
[vii] Equator Initiative. (30 Mayıs 2017). Tarım İşçileri Komiteleri Birliği (UAWC). Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP).
[viii] Dünya Bankası’nın Mayıs 2024 sonunda yayımlanan raporu, Filistin ekonomisinde geniş bir finansman açığına işaret etmektedir. Buna göre, 2023 sonunda açık 682 milyon dolara ulaşmış; Batı Şeria’daki ekonomik faaliyetin daralması ve Gazze Şeridi’nde işgalin saldırıları ve kapsamlı yıkımı sonucu yaşam sisteminin çökmesiyle birlikte, bu açığın 1,2 milyar dolara yükselmesi beklenmektedir. Bu durum, bireysel ve kolektif Filistin ekonomisinin desteklenmesinde dış finansmanı acil ve vazgeçilmez hâle getirmektedir.
[ix] Salameh-Puvogel, M. (2025). Yardımın pasifleştirme aracı olarak kullanımı: Avrupa Birliği’nin işgal altındaki Filistin topraklarındaki yardım rejimine terörle mücadele maddelerinin sızması. Journal of Common Market Studies, 63(5), 1615–1637.
[x] İlgili kuruluşlar şunlardır: Adalah, al-Shabaka, Gisha–Maslak, 7amleh, HaMoked, Kudüs Hukuki Yardım ve İnsan Hakları Merkezi, MIFTAH – Küresel Diyalog ve Demokrasiyi Derinleştirme Filistin Girişimi, Filistin İnsan Hakları Merkezi, Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı, İnsan Hakları için Doktorlar – İsrail ve Kadınlar için Hukuki ve Sosyal Danışmanlık Merkezi.
[xi] Tadwin. (7 Mayıs 2024). Sömürgeci finansman rejiminden bağımsızlaşmayı hedefleyen “Avne (A‘wneh)” girişiminin başlatılması. Hadath Al-Aan.



