Sarı Hat: Gazze Şeridi’nde İşgali Kalıcılaştırma ve Soykırımı Sürdürme Girişimi

Ateşkes anlaşmasının ilan edilmesinden bu yana, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin yaşamı, İsrail işgal ordusunun kuzeyden güneye tüm bölge boyunca çizdiği hayalî bir hata tabi kılınmıştır. “ Sarı hat ” olarak adlandırılan bu hat, fiilen yaşam ile ölüm arasındaki sınırı temsil etmektedir. Bu hatta yaklaşan ya da yanlışlıkla geçen herhangi bir Filistinli, adeta idam hükmüyle karşı karşıya kalmaktadır; zira sarı hattın doğu tarafında konuşlanan İsrail ordusuna bağlı keskin nişancılar tarafından doğrudan ateş açılmaktadır.
Bu rapor, geçici sarı hatta odaklanmakta; bu hattın Gazze’deki Filistinlileri evlerine, topraklarına ve tarım alanlarına dönmekten nasıl alıkoyduğunu, hatta bu hattan kilometrelerce uzakta bulunan sivillerin dahi yaşamını nasıl tehdit ettiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Sarı Hattın Mahiyeti
“Sarı hat”, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşı sona erdirmeyi amaçlayan Trump planının birinci aşamasında yer alan, geçici ve hayalî bir hattır. Bu hat doğrultusunda, 10 Ekim 2025’te ateşkes ilan edilmiş; işgal güçleri ile anlaşma uyarınca çekildikleri sivil bölgeler arasında bir ayrım oluşturulması hedeflenmiştir. Askerî haritalarda geçici bir tampon bölge olarak çizilen bu hattın, sonraki ateşkes aşamalarına geçildikçe işgal güçlerinin Gazze’nin geri kalanından çekilmesini takiben ortadan kalkması öngörülmüştür. Bu nedenle, İsrail işgalinin bu hattı aşmaması gerektiği varsayılmıştır.
Söz konusu hayalî hat, Gazze Şeridi’ni fiilen ikiye bölmektedir: Batıda, Filistinlilerin büyük çoğunluğunun yaşadığı ve yaklaşık %47’lik bir alanı kapsayan bölge; doğuda ise İsrail işgal ordusunun denetimi altındaki, genişletilmiş doğu bölgeleri. Doğudaki bu alanlar, Gazze’nin toplam 365 km²lik yüzölçümünün yaklaşık %60’ını oluşturarak, fiilen Gazze Şerdi’nin yarısından fazlasının işgal altında tutulması sonucunu doğurmuştur.
20 Ekim 2025’te, sarı hattın sınırlarını sahada belirginleştirmek amacıyla, hattın dışına sarı beton bloklar yerleştirilmeye başlandığına dair görüntüler ortaya çıkmıştır. Bu bloklar, yol ağlarının topografyası ve doğu kesimlerdeki açık alanlar dikkate alınarak farklı noktalara konuşlandırılmıştır.
Sarı hat; Gazze’nin kuzeyinde Beyt Hanun’dan başlayarak orta kesimlerden geçmekte ve güneyde Refah kentinin sınırlarına kadar uzanmaktadır. Bu hat, bütünüyle ya da kısmen şu yerleşimleri kapsamı içine almaktadır: Beyt Hanun kenti, Beyt Lahiya, Cebaliya Mülteci Kampı, Gazze kentinin doğusundaki Şucaiyye, Tuffah ve Zeytun mahalleleri; Han Yunus vilayetinin doğusunda el-Karara, Beni Süheyla ve Abasan beldeleri; ayrıca Refah kentinin tamamı. Bu durum, sarı hattın yalnızca bir askerî düzenleme değil, şehirleri ve mahalleleri bütünüyle yutan bir fiilî sınır işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır.
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail işgali Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun 29 Eylül’de açıkladığı ve Filistinlilerin hiçbir şekilde sürece dâhil edilmediği planın, haritada farklı renklerle gösterilen üç aşamalı bir kademeli çekilme öngördüğü belirtilmektedir. Buna göre her aşama şu şekilde tanımlanmaktadır:
– Birinci aşama (Sarı hat): Derhâl ateşkes ilan edilmesi ve İsrail ordusunun üzerinde mutabık kalınan mevzilere çekilmesi; buna karşılık Hamas’ın hayatta olan ya da olmayan tüm esirleri serbest bırakması.
– İkinci aşama (Kırmızı hat): Güvenliği denetlemek amacıyla “Uluslararası İstikrar Gücü”nün (ISF) konuşlandırılması ve İsrail ordusunun Gazze’deki doğrudan askerî varlığını daha da azaltacak şekilde geri çekilmesi.
– Üçüncü aşama (Güvenlik tampon bölgesi): İsrail ordusunun belirlenmiş bir sınır hattına nihai olarak çekilmesi ve geçiş süreci boyunca yönetsel sorumlulukların uluslararası bir idari yapıya devredilmesi.

Sarı Hattın Genişletilmesi
İsrail işgal ordusu, Gazze Şeridi’nin %50’sinden fazlasını kontrol altına almakla yetinmemiş; son iki ay boyunca, geçici sınır hattını değiştirerek ve kendi kontrol alanlarını belirleyen sarı beton blokları batıya doğru kaydırarak birçok bölgede yayılmasını sürdürmüştür. Bu uygulama, işgalin denetimi altındaki alanın Gazze’nin toplam yüzölçümünün %60’ına ulaşmasına yol açmış; bu durum, ateşkes anlaşmasının ve Trump’ın savaşı durdurma planının açık bir ihlali anlamına gelmiştir.
Kasım ayı boyunca, sarı hattın batıya doğru kaydırıldığı üç ayrı genişleme kaydedilmiştir. İlk genişleme, Şucaiyye Mahallesinde gerçekleşmiş; sarı hat mahalle kavşağına kadar ilerletilerek mahallenin tamamını yutmuştur. Bu hamle, mahallede yeni bir zorunlu göç dalgasına ve konutlar ile yerleşim binalarında geniş çaplı yıkıma neden olmuştur.
İkinci genişleme, Beni Süheyla bölgesinde yaşanmıştır. Burada, Birleşmiş Milletler’e bağlı UNRWA tarafından işletilen bir barınma merkezinde kalan siviller, sabah uyandıklarında bulundukları okulun sarı hat içine dâhil edildiğini ve fiilen kuşatma altına alındıklarını fark etmiştir. Bu durum, insani yardımların ulaştırılmasını zorlaştırmış ve sivillerin yaşam koşullarını daha da ağırlaştırmıştır.
Üçüncü genişleme ise Cebaliya Mülteci Kampında meydana gelmiş; sarı beton bloklar batıya doğru onlarca metre kaydırılmıştır.
Buna ek olarak, batıya doğru yapılan son ihlalde, yerel tanıklıklara göre, İsrail’e ait insansız hava araçları 24 Aralık akşamı, Tuffah Mahallesinde sarıya boyanmış varilleri 100 metreden fazla batıya ve 300 metreden geniş bir hat boyunca yerleştirmiştir. Bunun ardından işgal ordusu, Gazze’nin doğusunda faaliyet gösteren işbirlikçi milisleri bölgeye göndererek sivillerin evlerine girmiş; Tuffah Mahallesi’nin doğusundaki yeşil bölge içinde yer alan bir konut bloğunun tamamının tahliye edilmesini neden olmuş ve ilerleyen aşamada burayı toplu olarak havaya uçurmuştur.
Bu hareketlerin her seferinde yoğun bombardıman ve ateş hazırlığı ile birlikte yürütüldüğü; insanların tanklardan açılan ağır makineli ateş ve top mermileri altında kaçmaya zorlandığı belirtilmektedir. Gazze kentinin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi’nde yaşayan Muhammed et-Tetter[1], yaşadıklarını şöyle aktarmaktadır: Tankların, kendilerinden yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki evlere ve çadırlara doğru ateş açarak ilerlemesi karşısında büyük bir şaşkınlık yaşadıklarını; bu ilerleyişe eşlik eden bir askerî aracın da sarı beton bloğu onlarca metre batıya doğru kaydırarak Selahaddin Caddesi sınırına getirdiğini ifade etmektedir. Et-Tetter, bu durumu şu sözlerle anlatmaktadır: “Bulunduğumuz yerde kalmamız artık bizim ve çocuklarımız için büyük bir tehlike hâline geldiği için, tank ateşi ve insansız hava araçlarından atılan bombalar altında kaçmak zorunda kaldık.”
Sarı hattın doğusunda askerî operasyonların ve yıkımın sürmesi, batısında ise korumanın ve yeterli insani yardımın bulunmaması; buna paralel olarak İsrailli askerî ve siyasî yetkililerin art arda yaptığı açıklamalar, Filistinliler arasında geçici sarı hattın kalıcı bir ayırım hattına dönüşeceği ve insanların evlerine dönmelerine izin verilmeyeceği yönündeki kaygıları derinleştirmektedir. Bu bağlamda İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, yaptığı bir açıklamada şunları söylemiştir: “Gazze Şeridi içindeki yeni İsrail ordusu çekilme hattı olarak bilinen ‘sarı hat, artık İsrail ile Gazze’nin işgal edilen bölümleri arasındaki fiilî sınırı temsil etmektedir.”
Zamir ayrıca, “Gazze Şeridi’nin geniş bölümlerinde operasyonel kontrolümüz var ve bu savunma hatlarında kalacağız” ifadelerini kullanmıştır.
Benzer şekilde İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, “uygun zaman geldiğinde İsrail’in Gazze’nin kuzeyinde Nahal yerleşim çekirdekleri kuracağını” söylemiş; ancak bakanlığından kısa süre sonra yayımlanan bir açıklamada, bu sözlerin yalnızca güvenlik bağlamında dile getirildiği ve hükümetin Gazze’de yerleşim kurma niyetinin olmadığı iddia edilmiştir. Buna rağmen Katz, 25 Aralık’ta yaptığı yeni açıklamada sözlerini yinelemiş ve şunları söylemiştir:
“İsrail Gazze’den asla çıkmayacak.” Ardından eklemiştir: “Kuzeyde, benim vizyonuma göre, gelecekte düzenli bir şekilde yerleşim çekirdekleri kurulması mümkün olacaktır. Bunu söyledim, şimdi de söylüyorum ve söylemeye devam ediyorum.”
Katz’ın bu açıklamalarıyla eş zamanlı olarak, İbranice yayımlanan Walla haber sitesi, Netanyahu’nun Trump ile yapacağı görüşme öncesinde güvenlik çevrelerinde, sarı hattın Gazze’ye karşı İsrail’in yeni sınırı hâline getirilmesi için Amerikan desteği talep edilmesi ihtimalinin tartışıldığını aktarmıştır. Bu adımın, Gazze Şeridi’nin yaklaşık %58’inin kontrol altına alınmasını kapsadığı belirtilmiştir.
Tüm bu gelişmeler, İsrail işgalinin stratejik olarak değişmeyen tutumunu açık biçimde ortaya koymaktadır: Gazze Şeridi’nde geri çekilme ya da işgali sonlandırma değil; kalıcı askerî varlık ve güvenlik kontrolü temelinde yeni bir gerçeklik dayatma.
Sarı Hattın Doğusunda Savaş Devam Ediyor
Gazze Şeridi’nde 10 Ekim 2025 tarihinde ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana, İsrail işgali, “sarı hattın” doğusunda kalan bölgelerde konutları ve altyapıyı sistematik biçimde yıkmayı, patlatmayı ve tarım arazilerini tahrip etmeyi sürdürmektedir.
İngiliz BBC ağına göre, BBC Verify tarafından incelenen uydu görüntüleri, ateşkesin başlangıcından bu yana İsrail güçlerinin Gazze’de kontrol altında tuttukları bölgelerde 1.500’den fazla binayı yok ettiğini ortaya koymuştur. Görüntüler ayrıca, bir aydan kısa sürede yoğun yıkım operasyonlarıyla bütün mahallelerin yerle bir edildiğini göstermekte; gerçek yıkım sayısının ise açıklanan rakamların çok üzerinde olabileceği değerlendirilmektedir.
France 24 muhabiri Noga Tarnopolsky ise, İsrail işgal güçlerinin yalnızca 20 yabancı gazeteciye, son derece sınırlı ve denetimli şekilde izin verdiği basın turu sırasında, sarı hattın doğusundaki bölgelerde gördüklerini “çorak bir arazi, yalnızca enkaz yığınları” sözleriyle tanımlamıştır.
Bu tablo, günlük yıkım makinesinin hiç durmadığını ortaya koymaktadır: savaş uçaklarıyla bombardıman, yoğun ateş kuşakları, patlayıcı yüklü araçlar ve topçu atışları; bununla birlikte, sarı hattın yuttuğu ve Gazze’deki tarım arazilerinin yaklaşık %50’sine denk gelen alanlarda sistematik tarım arazisi tahribatı devam etmektedir.
Bu uygulamalar, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne açıkça aykırıdır. Zira sözleşme, askerî zorunlulukla gerekçelendirilemeyen geniş çaplı mülk tahribini yasaklamakta ve bunu “savaş suçu” olarak tanımlamaktadır. Aynı şekilde, uluslararası insancıl hukuk da sivillerin zorla yerinden edilmesi amacıyla sivil hedeflerin ve hayati altyapının sistematik biçimde hedef alınmasını yasaklamaktadır. Sarı hattın gerisinde İsrail askerî varlığının sürekli güçlendirilmesi, bu niyetin açık bir göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır.
Her ne kadar İsrail işgalinin Gazze Şeridi’nin %58’ini kontrol altında tutmasının, Trump planı uyarınca geçici olması öngörülmüş olsa da, sahadaki gerçeklik İsrail’in tarihsel pratiğini teyit etmektedir: kademeli yerleşme ve nihayetinde kalıcı askerî varlık. Nitekim araştırma grubu Forensic Architecture, uydu görüntülerine dayanan analizinde, İsrail’in sarı hat boyunca 48 askerî kampı muhafaza ettiğini; bunlardan 13’ünün ateşkes sonrasında kurulduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, işgalin uzun vadeli hedefinin, Filistinli nüfusu bölgeden zorla uzaklaştırmak ve kalıcı kontrol tesis etmek olduğunu açıkça göstermektedir.

İsrail işgali, sarı hattın gerisinde kalıcı bir işgal düzeni tesis etme hedefine ulaşıncaya kadar, Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde dağınık milis yapıları oluşturma yoluna gitmiştir. Bu yapılar, işgal güçlerinin gözetimi altında hareket etmekte; sarı hattın arkasında İsrail’in denetimindeki alanlarda konuşlanmakta ve Şin Bet (Şabak) ile İsrail ordusunun elektronik istihbarat alanında uzman 8200 Biriminden doğrudan yönlendirme ve destek almaktadır.
Söz konusu milisler, İsrail askerleri adına ve onların yerine Gazze içinde görevler yürütmekte; sivillerin kaçırılması, Filistinli sivillerin sarı hattın batısında hedef alınarak öldürülmesi gibi eylemleri icra etmektedir. Bu durum, işgalin doğrudan askerî varlığını perdeleyen, ancak kontrol ve şiddeti süreklileştiren dolaylı bir baskı ve terör mekanizmasının devreye sokulduğunu göstermektedir.
Ölüm Hattı
Satı hattın batı tarafı—özellikle bu hatta bitişik alanlar—temelde zorla yerinden edilme, öldürme ve yoğun insani baskı ile tanımlanmaktadır. Her ne kadar sivil yerleşim alanı olarak kabul edilse de, bu bölgeler tekrarlanan iç göçlere, aşırı kalabalığa, sağlık ve gıda hizmetlerindeki ciddi eksikliklere sahne olmakta; buna ek olarak günlük askerî saldırılar çok sayıda şehit ve yaralıya yol açmaktadır. Böylece bu hayalî hat, Filistinlilerin yaşayabileceği en küçük güvenlik duygusunu dahi yok eden bir “ölüm hattı”na dönüşmektedir.
Sarı hatta yalnızca onlarca metre mesafede yaşayan pek çok sivil, savaş uçakları, tanklar ve insansız hava araçlarından gelebilecek doğrudan saldırılar kadar; tank mermilerinin şarapnelleri ya da seken mermilerin çadırlarına isabet etmesi gibi dolaylı tehditler nedeniyle de sürekli bir korku içinde yaşamaktadır.
Bunun yanı sıra, işgal ordusunun sarı hattı işaretlemek için yerleştirdiği sarı beton blokların batıya doğru kaydırılabileceği endişesi, insanların yeniden yerinden edilmesine ve zorunlu göçe sürüklenmesine yol açmaktadır. Zira savaş boyunca defalarca yerinden edilmenin acısını yaşayan bu insanlar, her an aynı kaderle yeniden yüz yüze kalma kaygısı taşımaktadır.
Şucaiyye Mahallesi’nin doğu kesimlerinde yaşayan bir sivil, eşyalarını taşırken verdiği tanıklıkta şunları söylemektedir: “Git, göç et; git, göç et… Dünyaya karşı ne suç işledik? Saat iki buçukta, sarı betonların bize yaklaştığını ve beni ve çocuklarımı barındıran—toplam 12 kişi—çadırın satı hattın içine girdiğini fark ettik. 7 Ekim’den bu yana bu on altıncı göç. Sokaktan sokağa, şehirden şehre, kuzeyden güneye, güneyden kuzeye… Bizden ne istiyorlar? En sevdiklerimizi öldürdüler, bize hiçbir şey bırakmadılar.”
Cebaliya Kampı sakinlerinden Mu‘tasım Akkâşe[2] ise tanıklığında, kampın doğusundaki durumu “dehşet verici ve ürkütücü” olarak nitelendirmekte ve şöyle demektedir: “Zamanımızın çoğunu evin içinde geçiriyoruz; sadece su ya da erzak getirmek için çıkıyoruz. Evim sarı hatta yalnızca 100 metre uzaklıkta. İşgalin insansız hava araçları ve helikopterleri, herhangi bir temas ya da sarı bloklara yaklaşma olmamasına rağmen, bizi ve komşularımızı evlerimizi ve yıkılmış evlerin üzerine kurduğumuz çadırları terk etmeye zorlamak için sık sık ateş açıyor.”
Akkâşe, sözlerini anlatırken, işgal ordusunun çekildiği bir alana yaklaştığı gerekçesiyle 12 yaşındaki Zaher Şamiye’nin soğukkanlılıkla öldürülmesini; ardından tankla üzerinden geçilerek bedeninin ikiye ayrılmasını örnek göstermektedir.
Tüm bunlar, süregelen iç göç, insani yardım hizmetleri üzerindeki baskının artması ve doğu bölgelere geri dönüşün engellenmesi anlamına gelmektedir. Sonuçta Gazzeliler, en temel insani yaşam koşullarından yoksun bir hayatla batı bölgelerine sıkıştırılmaktadır.
Genel olarak, ateşkes kararının yürürlüğe girmesinden raporun kaleme alındığı tarihe (Aralık 2025) kadar Gazze Şeridi’nde sürekli olarak sahada bir tırmanış yaşanmıştır. Bu süreç, anlaşmanın ağır ve sistematik ihlalleri ile birlikte, ateşkesin özünün ve ona ekli insani protokolün bilinçli biçimde boşa çıkarılmasıyla eş zamanlı ilerlemiştir.
Filistinli siviller, Gazze’de hâlâ gece gündüz öldürme ve sistematik yıkımın dehşeti altında yaşamaktadır: doğrudan ateş açılmasından, yakın bölgelerde askerî araçların ilerlemesine; ev ve çadırların bombalanmasından, çevredeki alanların patlatılıp yıkılmasına kadar uzanan bir şiddet döngüsü söz konusudur.
Nitekim Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı’nın günlük istatistik raporlarına göre, ateşkesin ilanından bu yana—sarı hat çevresi başta olmak üzere, ondan uzak batı bölgelerde dahi—405 sivil hayatını kaybetmiş, 1.115 kişi yaralanmıştır. Bu veriler, ateşkes koşullarında dahi Gazze’de ölümün ve yıkımın süreklilik kazandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç
Geçici “sarı hat”, Amerika Birleşik Devletleri tarafından ateşkes önerisi kapsamında dayatılmış hayalî ve geçici bir sınır niteliğindedir ve İsrail işgal ordusunun bu hattın doğusunda geçici olarak kalmasına izin vermektedir. Ancak işgalin sahadaki uygulamaları ve art arda gelen resmî açıklamaları, bu hattın kalıcı hâle getirilmek istendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Sarı hattın doğusunda altyapının sistematik biçimde yok edilmesi, hattın batıya doğru genişletilmesi ve sınırın sarı beton bloklarla fiilen işaretlenmesi, doğrudan bir toprak işgali anlamına gelmektedir. Bu durum, işgal altındaki Batı Şeria’daki büyük askerî kontrol noktalarında görülen uygulamaları hatırlatmaktadır. Nitekim Kalendiya Kontrol Noktası, başlangıçta geçici bir beton blokla kurulmuş; zamanla Filistin topraklarının bütünlüğünü parçalayan ve bölge halkının yaşamını boğan kalıcı bir askerî yapıya dönüşmüştür.
Bu uygulamalara, İsrail işgalinin ikinci aşamaya geçişteki katı tutumu, üzerinde uzlaşılan biçimiyle uluslararası bir gücün konuşlandırılmasını reddetmesi ve sarı hattın doğusunu kapsayan ancak batısını dışlayan seçici yeniden inşa planları eşlik etmektedir. Tüm bunlar, İsrail’in Gazze’ye yönelik niyetlerinin ateşkes anlaşmasıyla örtüşmediğini göstermektedir. Bu bağlamda sarı hat, İsrail işgalinin Gazze’deki hareketlerini anlamada kilit bir eksen oluşturmakta ve sahadaki adımlarının temel çıkış noktası olarak öne çıkmaktadır.
Not: Bu metin linkte bulunan Arapça makaleden Türkçe’ye uyarlanmıştır.
[1] Araştırmacının, Şucaiyye bölgesi sakinlerinden Muhammed et-Tetter ile 21/12/2025 tarihinde yaptığı görüşme.
[2] Araştırmacının, Cibaliya Mülteci Kampı sakinlerinden Mu‘tasım Akkâşe ile 22/12/2025 tarihinde yaptığı görüşme.



