Soykırım Gölgesinde Batı Şeria’da Ekonomik Dayanma Biçimleri

Soykırım savaşı, son on yıllarda hâkim olan ekonomik büyüme modelinin sınırlarını açık biçimde ortaya koydu. Bu büyüme, gerçek bir üretim genişlemesine ya da ulusal sermaye birikimine değil; büyük ölçüde dış yardımların akışına ve İsrail ekonomisiyle bağlantılı istihdam gelirlerine dayanıyordu.

Savaş, Batı Şeria’da gelir ve çalışma biçimlerinde köklü dönüşümler yarattı: İsrail içindeki iş gücünün durması, kamu sektörünün maaş ödeme kapasitesinin zayıflaması, özel sektörün ciddi kayıplar yaşaması ve tedarik zincirlerinin aksaması bu dönüşümlerin başlıca unsurları oldu. Tüm bunlara, Filistin mali sisteminde şekel likiditesinin sınırlanması, kontrol noktalarının sıkılaştırılması ve Batı Şeria içinde hareket kısıtlamalarının artması ile yerleşimci şiddetinin sürmesi ve bunun çalışma alanlarına erişimi daha da zorlaştırması eşlik etti.

Bu bağlamda, ailelerin mevcut koşullara uyum sağlamak için başvurduğu yeni ekonomik direnç biçimleri öne çıktı. Bunlar arasında aile içi işletmelerin yaygınlaşması, küçük ölçekli meslek ve işler, sınırlı sayıda kooperatif girişimi ve geleneksel ekonomik kanalların dışında kalan geçim alternatifleri yer aldı.

Bu pratikler, planlı bir kalkınma tercihi olmaktan ziyade, geleneksel geçim yollarının tıkanmasına verilen acil ve zorunlu tepkiler olarak ortaya çıktı. Dolayısıyla, savaş sonrası dönemde kooperatiflerin ve bireysel projelerin yükselişi, hedeflenen bir kalkınma yönelimine geçişten çok, toplumun daralan imkânlar içinde ekonomik varlığını yeniden örgütleme çabasının bir ifadesi olarak okunmalıdır.

Birinci olarak: Ekonomik uyum ve ekonomik direnç literatürü

Savaş dönemlerinde yaşanan şokları inceleyen iktisadi literatür[1], hanelerin bu tür şokları uzun süreli bir belirsizlik hali olarak algıladığını ve buna bağlı olarak ekonomik davranışlarını ve geçim stratejilerini yeniden düzenlediğini ortaya koymaktadır. Bu literatür, temelde iki ana tepki türü arasında ayrım yapar: risk yönetimi stratejileri ve riskin sonuçlarına uyum stratejileri. Yüksek riskli ortamlarda haneler, öncelikle şoklara maruz kalma düzeylerini azaltmaya çalışır; gelir kaynaklarını çeşitlendirmek ya da daha düşük riskli faaliyetlere yönelmek bu çabanın başlıca yollarıdır. Bu tercihler çoğu zaman daha düşük getirilere razı olmayı da beraberinde getirir ve literatürde “gelir dengelemesi” (income smoothing) olarak adlandırılır. Ancak savaş dönemlerinde ekonomik seçeneklerin daralması, hareket, çalışma ve piyasalara erişimin kısıtlanması nedeniyle, hanelerin bu tür stratejileri benimseme kapasitesi büyük ölçüde sınırlanır.

Şok fiilen gerçekleştiğinde ise haneler, gelirin düşmesini önlemekten ziyade bunun sonuçlarıyla baş etmeye odaklanan risk uyum stratejilerine yönelir. Bu stratejiler, “tüketim dengelemesi” (consumption smoothing) olarak bilinen uygulamaları içerir: ihtiyati birikimlerin harcanması, varlıkların elden çıkarılması, borçlanma ya da geniş aile ve yerel toplum içindeki gayriresmî dayanışma ağlarına yaslanma gibi. Gayriresmî sosyal koruma ağları birçok toplumda hayati bir rol oynasa da, savaşlarda olduğu gibi şokun kolektif ve kapsamlı olduğu durumlarda bu ağların etkinliği zayıflar; çünkü tüm haneler aynı anda etkilenir ve risklerin toplum içinde paylaşılması güçleşir.

Savaşla ilişkili şokların etkilerini inceleyen çalışmalar[2], sorunun yalnızca gelir kaybıyla sınırlı olmadığını; aynı zamanda varlıkların yitirilmesi, piyasalara erişimin kesintiye uğraması ve yerel koruma ağlarının aşınmasını da kapsadığını göstermektedir. Bu durum, uyum stratejilerini daha maliyetli ve daha az sürdürülebilir hale getirir. Sonuç olarak gelir ile harcama arasında belirgin bir açık ortaya çıkar; bu açık çoğu zaman yardımlar, kayıt dışı çalışma ve varlıkların tüketilmesi yoluyla kapatılır. Bu da kısa vadeli bir “direnç” halini, uzun vadede kalıcı bir ekonomik kırılganlığın izlemesine yol açar.

Literatür, ek işlerin artması ve kayıt dışı ekonominin genişlemesini, zor dönemlerde başvurulan en önemli uyum araçları arasında saymaktadır. Haneler bu süreçte aile emeğini artırmak, ev içi üretim ve küçük faaliyetlere yönelmek, geçici göç ya da kaynak toplama gibi faaliyetlere katılmak suretiyle emek arzını genişletir. Etiyopya, Sudan ve Güney Hindistan’daki tarım köylerine ilişkin vaka çalışmalarında da bu eğilimler belgelenmiştir[3].

Verdiğimiz örnekler, hanelerin tüketim birimi olmaktan çıkarak üretim birimine dönüşmesini ve nakit gelir kaybını telafi etmek için emeğin aile içinde yeniden dağıtılmasını yansıtır. Bu bağlamda literatür, krizlere verilen geçici tepkiler olarak görülen bu tür uyum biçimleri ile, savaş şoklarının tekrarlandığı ortamlarda geçim tarzının kalıcı bir parçası haline gelen “yapısal uyum”[4] arasında bir ayrım yapar.

Bu çerçevede söz konusu çalışmalar, savaş koşullarında ortaya çıkan ekonomik uyumun her zaman olumlu anlamda bir “esneklik” göstergesi olmadığını vurgular. Aksine, çoğu durumda bu uyum, varlıkların, gelecekteki gelirlerin ve uzun vadeli toplumsal statünün pahasına da olsa, yalnızca asgari tüketimi ve hayatta kalmayı sürdürmeyi hedefleyen zorunlu bir tepkidir. Dolayısıyla, gelir–harcama arasındaki açığın analizi, savaş dönemlerinde ekonomik direncin niteliğini anlamak için önemli bir analitik giriş noktası sunmaktadır.

İkinci olarak: Gelir–harcama açığı

Batı Şeria’da 2023 yılına ait Hanehalkı Harcama ve Tüketim Araştırması verilerine dayanarak yapılan inceleme, soykırım savaşının başlamasından önce dahi, farklı yerleşim türlerinde hanelerin ortalama gelirleri ile ortalama harcamaları arasında ciddi bir açığın bulunduğunu ortaya koymaktadır[5]. Bu durum, geçim kapasitesindeki yapısal bozulmayı açık biçimde yansıtmaktadır. Kentsel alanlarda hanelerin yaklaşık %88,4’ü, gelirlerinden daha fazla harcama yaptığını beyan etmiştir. Bu açık kırsal alanlarda daha da belirgindir; zira harcaması gelirini aşan hanelerin oranı yaklaşık %89,7’ye ulaşmaktadır. Bu tablo, gelir kaynaklarının daha kırılgan olduğunu ve kayıt dışı çalışma ile transferlere daha fazla bağımlılık bulunduğunu göstermektedir. Mülteci kamplarında ise ortalama harcama düzeyi görece daha düşük olmasına rağmen, ortalama gelirin son derece sınırlı olması nedeniyle gelir–harcama açığı yüksek kalmaya devam etmektedir. Nitekim kamplarda, gelirinden fazla harcama yapan hanelerin oranı %90,4 ile en yüksek seviyeye ulaşmış olup, bu durum ağır yaşam koşullarına ve ekonomik alternatiflerin son derece sınırlı olduğuna işaret etmektedir[6].

Şekil (1): Batı Şeria’da 2023 yılında bölgelere göre hanelerin ortalama gelir ve harcamaları ile aralarındaki fark (Şekel cinsinden)

Kaynak: Filistin Merkez İstatistik Bürosu’nun 2023 Batı Şeria Hanehalkı Harcama ve Tüketim Araştırması verilerine dayanarak araştırmacı tarafından yapılan hesaplamalar.

Üçüncü olarak: Soykırım sürecinde ekonomik dayanma biçimleri

Aile içi emeğin genişlemesi

Savaşın ardından derinleşen ekonomik baskılar karşısında Batı Şeria’daki haneler, en temel dayanma mekanizmalarından biri olarak aile içi işbölümünü yeniden düzenlemeye yönelmiştir. Bu çerçevede kadınların ve gençlerin, çoğu zaman sabit bir gelir ya da sosyal güvence olmaksızın, ev içi veya yerel ölçekte yürütülen üretken faaliyetlere daha fazla dâhil olduğu görülmektedir. Ev yapımı gıda üretimi, basit hizmetler ve küçük ölçekli tarım bu faaliyetlerin başlıca örnekleri arasındadır.

İşgücü piyasası verileri de bu eğilimi teyit etmektedir. Buna göre, ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların oranı 2023’ün ilk çeyreği ile 2025’in ilk çeyreği arasında %1,3 artış göstermiştir. İlk bakışta sınırlı gibi görünen bu artış, ekonomik açıdan önemli bir anlam taşımaktadır.

Zira ücretsiz aile işçileri zaten işgücü piyasasında küçük bir grubu oluşturmaktadır; bu nedenle kısa bir zaman diliminde yaşanan her artış, daha istikrarsız ve getirisi düşük ekonomik faaliyetlere doğru zorunlu bir yönelime işaret etmektedir. Bu durum, ücretli istihdam olanaklarının daraldığını ve hanelerin geçimlerini sağlamak için aile emeğine giderek daha fazla bağımlı hâle geldiğini göstermektedir. Dolayısıyla bu süreç, istihdam yapısında planlı ve yapısal bir dönüşümden ziyade, zorunlulukların dayattığı bir uyum biçimi olarak okunmalıdır.

Bu eğilim, aynı dönemde ücretli çalışanların oranının %7,8 gerilemesiyle birlikte değerlendirilmelidir. Söz konusu düşüş, düzenli ve güvenceli işlerden belirgin bir kopuşu yansıtmaktadır. Buna paralel olarak, hayatta kalma stratejileri giderek daha fazla gayriresmî ağlara dayanmaktadır; aile içi destek mekanizmaları ve kayıt dışı çalışma biçimleri ön plana çıkmaktadır. Böylece hane, ücretli gelirlerin ve nakit kazançların azalmasını telafi etmek amacıyla iç emeğin yoğunlaştırıldığı, esnek bir üretim birimine dönüşmektedir.

Küçük ölçekli bireysel girişimler

Soykırımın ardından Batı Şeria’da bireysel çalışma biçimleri, ekonomik yeniden uyumun öne çıkan örüntülerinden biri olarak belirmiştir. Bu bağlamda, düzenli ve güvenceli istihdam olanaklarının ciddi biçimde gerilemesine rağmen, 2025 yılı boyunca işgücüne katılım oranında (çalışan ya da iş arayan nüfusun toplam nüfusa oranı) artış yaşanmış ve bu oran yaklaşık %43’e ulaşmıştır.

Ancak bu artış, istihdam koşullarında gerçek bir iyileşmeye ya da iş kalitesinde yükselişe işaret etmekten ziyade, bireylerin saldırı sonrası geçimlerini sürdürebilmek adına mevcut her türlü çalışma biçimine yönelme çabasını yansıtmaktadır.

Veriler, bu artışın esas olarak serbest çalışma alanında yoğunlaştığını göstermektedir. Nitekim serbest çalışanların oranı %5,6 artmış, bu da düzenli istihdamdan düşük maliyetli ve giriş engeli görece az olan bireysel faaliyetlere doğru belirgin bir kayışı ortaya koymuştur.

Ancak bu genişleme, büyük ölçüde kayıt dışı, düşük gelirli ve sınırlı üretkenliğe sahip faaliyetlerle sınırlı kalmıştır. Düşük sermaye gereksinimiyle yürütülen ve neredeyse tamamen daralmış yerel talebe bağımlı olan seyyar satış, küçük tezgâhlar ve basit el sanatları gibi işler bu kapsamda öne çıkmaktadır. Bu tür faaliyetler, hanelere yalnızca sınırlı ve düzensiz bir gelir sağlayabilmektedir.

Dolayısıyla serbest çalışmadaki artış, geniş çaplı istihdam kayıplarını telafi etmekten uzak kalmış; aksine, ücretli istihdamın daraldığı, işsizlik süresinin ve oranlarının yükseldiği bir ortamda, yaşamın sürdürülebilmesi için başvurulan zorunlu bir dayanma mekanizması işlevi görmüştür. Bu nedenle söz konusu eğilim, sürdürülebilir gelir yaratma kapasitesine sahip üretken bir dönüşümden ziyade, geçici ve kırılgan bir uyum stratejisi olarak değerlendirilmelidir.

Kayıt dışı ekonominin genişlemesi

Filistin Merkez İstatistik Bürosu verileri, 2024 yılı sonu itibarıyla Batı Şeria’da kayıt dışı ekonominin[7] belirgin biçimde genişlediğini göstermektedir. Bu durum, düzenli istihdamın gerilemesi ve istikrarlı iş olanakları üretebilecek kurumsal alternatiflerin yokluğu karşısında, yaşanan şoku soğurmaya yönelik doğal bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim Batı Şeria’daki toplam istihdamın yaklaşık %61’inin kayıt dışı ekonomi kapsamında yer aldığı görülmektedir. Bu yüksek oran, sözleşmelerden, sosyal güvencelerden ve hukuki korumadan yoksun faaliyetlere yaygın bir bağımlılığı yansıtmaktadır. Başka bir ifadeyle, savaş sonrası dönemde ortaya çıkan yeni iş fırsatlarının büyük bölümü kayıt dışı sektörde yoğunlaşmış; bu da gelirleri daha dalgalı ve düzensiz hâle getirerek, hanelerin temel ihtiyaçlarını istikrarlı biçimde karşılama kapasitesini zayıflatmış, ani iş kaybı ve talep daralması risklerini artırmıştır.

Batı Şeria’da kayıt dışı çalışmaya yöneliş yalnızca iş fırsatlarının yokluğundan kaynaklanmamış, aynı zamanda mevcut işlerin niteliğindeki bozulmayla da yakından ilişkili olmuştur. İşgücü piyasası verilerine göre, özel sektörde ücretli çalışanların yaklaşık %16’sı asgari ücretin altında aylık gelir elde etmektedir; özel sektörde ücretli çalışanların yarısından azı ise temel çalışma haklarından yararlanabilmektedir.

Buna ek olarak, savaş süresince kamu sektöründe maaş ödemelerinin düzensizleşmesi, haneleri daha kırılgan hâle getirmiştir. Bu koşullar altında, tüm güvencesizliğine rağmen kayıt dışı çalışma, birçok aile için daha hızlı nakit sağlayan ve görece esnek bir geçim seçeneği olarak öne çıkmıştır.

Dayanışma ağları ve toplumsal direnç biçimleri

Savaşın ardından işgücü piyasasına ve düzenli ücret gelirlerine dayanma imkânı zayıfladıkça, Batı Şeria’da aile ve topluluk temelli dayanışma ağları ile küçük ölçekli borçlanma pratikleri, günlük yaşamın sürdürülmesinde başlıca araçlar hâline gelmiştir.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) raporları, savaş sonrasında özellikle eğitim, sağlık ve gıda gibi hayati alanlarda yardımlara bağımlılığın belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Bu süreçte, geniş bir hane kesimi—özellikle en fazla zarar görenler—sınırlı gıda ya da nakit yardımlarına bağımlı hâle gelmiştir.

Aile içi destek ve yerel sivil inisiyatiflerle birlikte bu durum, resmi sosyal koruma ağlarının zayıflığı karşısında toplumsal sermayeye dayalı dayanışmanın genişlediğini göstermektedir. Ne var ki krizin kolektif niteliği ve hanelerin büyük bölümünün eş zamanlı olarak etkilenmesi, bu ağlar üzerinde artan bir baskı yaratmış ve sürdürülebilirliklerini sınırlamıştır.

Buna paralel olarak borçlanmaya dayalı geçici çözümler de yaygınlaşmıştır. Özellikle mahalle bakkallarından veresiye alışveriş, aile içi borçlanma ve temel yükümlülüklerin ertelenmesi, krizin yönetilmesinde sık başvurulan yöntemler olmuştur. Geniş bir Filistinli hane kesimi, başta gıda olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılamak için veresiye ya da borçlanmaya yönelmektedir.

Savaşla birlikte nakit gelirlerin azalması bu eğilimi daha da derinleştirmiştir. Özellikle zorla yerinden edilmeye maruz kalan ve geçim kaynaklarını kaybeden bölgelerde, etkilenen haneler geçici barınma sağlamak için—veresiye ödeme ya da biriken kira borçları yoluyla—borç ve ertelenmiş yükümlülüklere daha fazla bağımlı hâle gelmiştir.

Bu tablo, direncin geçici kriz yönetiminden giderek biriken mali yükler alanına kaydığını göstermektedir. Söz konusu yükler, mali sıkışmanın derinleşmesi ve gelirlerdeki gerilemenin sürmesi hâlinde, gelecekte dayanma kapasitesinin daha da aşınması gibi ciddi riskler barındırmaktadır.

Sonuç

Savaş koşulları, Batı Şeria’daki haneleri artan belirsizlikle tanımlanan bir ortamda geçimlerini yeniden örgütlemeye itmiş ve bu süreçte çeşitli ekonomik dayanma (direnç) biçimlerinin gelişmesine yol açmıştır. Bu biçimler; aile içi emeğin genişlemesi, küçük ölçekli bireysel girişimler, kayıt dışı ekonomi, dayanışma ağlarına ve borçlanmaya artan bağımlılık şeklinde ortaya çıkmış; gelir kaynaklarındaki istikrarın zayıflaması karşısında gündelik yaşamı yönetmeye yönelik acil ve pratik araçlar işlevi görmüştür.

Bu çerçevede savaş, yalnızca geçici bir sarsıntı değil; mevcut ekonomik yaşam modelinin sınırlarını açığa çıkaran, istikrarsız gelir kaynaklarına olan yüksek bağımlılığı ve şokları soğurma kapasitesinin sınırlılığını görünür kılan geniş etkili bir şok olarak okunabilir. Savaşın uzamasıyla birlikte bu tepkiler daha kalıcı bir nitelik kazanmış, baskı altında yaşamın idaresinin bir parçası hâline gelmiş ve böylece ekonomik ve toplumsal maliyetler giderek birikmiştir.


[1] Bkz. Alderman, H. & Paxson, C. (1994). Do the poor insure? A synthesis of the literature on risk and consumption in developing countries. E. L. Bacha (Ed.), Economics in a Changing World: Development, Trade, and the Environment (Cilt 4, ss. 48–78). Londra: Macmillan; Morduch, Jonathan. (1995). Income Smoothing and Consumption Smoothing. Journal of Economic Perspectives, 9(3), 103–114.

[2] Bkz.: Ibáñez, A. M. & Moya, A. (2006). Welfare losses and consumption smoothing among displaced households in Colombia. HiCN Working Paper No. 23. Households in Conflict Network, Sussex Üniversitesi; Dercon, S. (2002). Income risk, coping strategies, and safety nets. The World Bank Research Observer, 17(2), 141–166. https://doi.org/10.1093/wbro/17.2.141

[3] Bkz.: Kochar, A. (1995). Explaining household vulnerability to idiosyncratic income shocks. American Economic Review, 85(2), 159–164; Davies, S. (1996). Adaptable livelihoods: Coping with food insecurity in the Malian Sahel. Londra: Macmillan Press.

[4] Bkz.: Jacobsen, Karen. (2003). Livelihoods in Conflict: The Pursuit of Livelihoods by Refugees and the Impact on the Human Security of Host Communities. International Migration, 40, 95–123. DOI: 10.1111/1468-2435.00213; Moser, C. O. N. (1998). The asset vulnerability framework: Reassessing urban poverty reduction strategies. World Development, 26(1), 1–19. https://doi.org/10.1016/S0305-750X(97)10015-8

[5] Gelir–harcama farkı, belirli bir zaman diliminde hane halkının toplam geliri ile fiilî harcama düzeyi arasındaki fark olarak tanımlanır ve hanelerin ekonomik davranışlarını okumaya yönelik dolaylı bir analitik gösterge olarak kullanılır. Bu fark, hanelerin asgari tüketim düzeyini koruyabilmek için ekonomik önceliklerini ve mevcut kaynaklarını nasıl yeniden düzenlediklerini yansıtır; bu süreç, harcamaların kısılması, tasarrufların tüketilmesi, alternatif gelir kaynaklarına ve kayıt dışı çalışmaya yönelim ya da dayanışma ağları ve yardımlara başvurma biçimlerinde ortaya çıkabilir.

[6] Filistin bağlamında kentsel, kırsal ve mülteci kampı ayrımı; yalnızca coğrafi konuma değil, yerleşim biçimlerine, gelir kaynaklarına ve ekonomik yapıya dayalı bir sınıflandırmayı ifade eder. Kentler ücretli ve hizmet sektörlerinin daha yaygın olduğu alanları kapsarken, kırsal bölgeler daha çok kayıt dışı çalışma ve mevsimlik tarıma dayanır. Mülteci kampları ise sınırlı ekonomik fırsatlar ve daha ağır yaşam koşullarıyla karakterizedir. Bu karşılaştırma, yaşam biçimlerindeki farklılıkları ve gelir–harcama farkının şiddetini ortaya koymak amacıyla kullanılmaktadır.

[7] Kayıt dışı ekonomi; resmî kurumlara kayıtlı olmayan, vergiye ve sosyal güvenlik ya da koruma sistemlerine tabi bulunmayan faaliyetleri kapsar. Bu alanlarda bireyler çoğunlukla resmî iş sözleşmeleri ve açık hukuki haklar olmaksızın çalışır; gündelik işçilik, sosyal medya üzerinden satışlar veya seyyar tezgâhlar bu kapsama giren örnekler arasındadır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu