İshak Anlaşmaları: İsrail’in Latin Amerika Açılımı

Gazze’ye yönelik savaşın zirveye ulaştığı dönemde (2023), İsrail siyasi izolasyon sürecine girmiş, soykırım savaşıyla bağlantılı artan eleştiriler ve diplomatik baskılar nedeniyle birçok ülkeyle ilişkilerinde belirgin bir gerileme yaşamıştır. Bu durum, İsrail’i uluslararası alandaki konumunu onarmak ve ilişkilerini güçlendirmek için alternatif yollar aramaya itmiş; özellikle Avrupa ve Arap dünyası başta olmak üzere geleneksel ve bölgesel çevrenin dışına yönelen, yeni ortaklık ve ilişki ağları inşa etmeyi hedefleyen girişimlere ağırlık vermesine yol açmıştır.
Bu bağlamda, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei tarafından ilan edilen “İshak Anlaşmaları” girişimi öne çıkmıştır. Söz konusu girişim, “İbrahim Anlaşmaları” deneyimini Latin Amerika coğrafyasına – yani uzak çevrelere – taşımayı amaçlayan bir çerçeve olarak, İsrail ile yeni güvenlik, teknoloji ve ticaret ilişkileri ağı kurma çabasını yansıtmaktadır.
Bu çalışma, “İshak Anlaşmaları”nın seyrine analitik bir okuma sunmakta; girişimin ortaya çıkış koşullarını izlemekte, sürece dâhil olan aktörleri belirlemekte ve resmî veriler ile açıklamalara dayanarak, ek varsayım veya genellemelere başvurmaksızın, İsrail dış politikasındaki yaklaşımlarda ne tür dönüşümlere işaret ettiğini incelemektedir.
İshak Anlaşmaları: Fikrin ve Girişimin Doğuşu
14 Ocak 2025’te Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, “İshak Anlaşmaları” girişiminin başlatıldığını ilan etti. Bu açıklama, Milei’nin Genesis (Bereshit) Ödülü’nü[1] kazanmasının ardından, ödülün tamamını girişimin finansmanına bağışladığını duyurmasıyla birlikte yapıldı. Açıklama, Kudüs’te Hoşgörü Müzesi’nde düzenlenen resmî bir törende; İsrail Cumhurbaşkanı Yitzhak Herzog ve Genesis Vakfı temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşti.
Milei, girişimi İsrail ile Latin Amerika ülkeleri arasındaki ilişkileri genişletmeyi amaçlayan yeni bir siyasi ve diplomatik çerçeve olarak sundu. Bu çerçeve, İbrahim Anlaşmaları yoluyla ortaya çıkan normalleşme modelinden esinlenmekte; ancak bu süreci farklı bir coğrafi alana taşımayı ve geleneksel bölgesel çerçevenin ötesine geçen siyasi, güvenlik ve ekonomik ilişkiler ağını inşa etmeyi hedeflemektedir.
Bu bağlamda, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin İsrail yanlısı tutumu, Latin Amerika’da hâkim olan genel siyasi çizgiden belirgin bir sapma niteliği taşımaktadır. İsrail’e yakın sağcı bir arka plana sahip olan Milei, İsrail ile ve Arjantin içindeki Yahudi cemaatiyle ilişkilerini derinleştirmeye yönelmiş; bu yönelimi bir dizi siyasi ve sembolik adımla pekiştirmiştir.
Bu kapsamda, 1990’lı yıllarda Buenos Aires’te İsrail Büyükelçiliği’ni ve AMIA binasını hedef alan saldırılara ilişkin soruşturmaları yeniden canlandırmış ve İran’la bağlantılı taraflar dâhil olmak üzere sorumluların yargı önünde hesap vermesini sağlama taahhüdünü yinelemiştir. Aynı bağlamda, 7 Ekim 2023 saldırısında hayatını kaybeden İsrail–Arjantin vatandaşı Biyas ailesi için ulusal yas ilan ettiğini duyurmuştur.
Girişimin, siyasi söylem düzeyinden pratik uygulama alanına geçişi; Başkan Milei’nin ödül tutarını girişimin finansmanına bağışladığını açıklamasıyla gerçekleşmiştir. Bu adım, girişim için ilk doğrudan maddi dayanak olmasının yanı sıra, onu İsrail ve ABD’deki destekleyici kurumlar ağıyla fiilen ilişkilendirmiştir. Bu gelişmeyle birlikte girişim, ABD’nin bölgedeki ittifak ağlarını güçlendirmesi ve Amerikan perspektifine göre güvenlik, ticaret ve demokratik istikrar hedeflerine hizmet etmesi nedeniyle; gerek resmî kurumlar gerekse düşünce kuruluşları düzeyinde Amerikan desteği kazanmaya başlamıştır.
Fikrin kurumsal çerçevesi, 2025 yılında “İshak Anlaşmaları için Amerikalı Dostlar Örgütü” (AFOIA) adlı yapının kurulmasıyla tamamlanmıştır. Girişimin yürütücü kolu olarak tasarlanan bu örgüt, eski ABD Kosta Rika Büyükelçisi Stafford Fitzgerald “Fitz” Haney’in liderliğinde faaliyet göstermektedir. Haney’in örgütün başkanlığını üstlenmesi, girişime hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Parti’den gelen Amerikan desteğine işaret eden güçlü bir sembolik anlam taşımaktadır. Zira Haney, 2015–2017 yılları arasında hem Obama hem de Trump yönetimleri döneminde görev yapmış, siyasi atamayla görevlendirilen tek ABD büyükelçisi olmuştur.
Söz konusu örgüt, finansmanın yönetilmesini, hibelerin dağıtılmasını ve Latin Amerika ülkelerindeki resmî ve sivil aktörlerle iş birliği ağlarının kurulmasını üstlenmiştir. Örgüt, İsrail ile bölge ülkeleri arasında diplomatik, ekonomik ve kültürel iş birliğini güçlendirmeyi hedeflemekte; bu ülkelere ait Birleşmiş Milletler’deki tutumları izlemeye yönelik araçlar sunmaktadır. Bu kapsamda, oy verme davranışları ile Filistinli ve Lübnanlı örgütlerin “terör” başlığı altında sınıflandırılmasına ilişkin pozisyonlar da takip edilmektedir.
(AFOIA), merkezi bir icra organı olarak sahip olduğu konum sayesinde ilave bağışçıları sürece dâhil etmekte, kurumsal nüfuzunu genişletmekte ve Latin Amerika kıtasında İsrail ile bağlantılı paralel diplomasi ve hükümet dışı faaliyet alanlarında kalıcı bir varlık tesis etmektedir.
Genesis Ödülü Vakfı, söz konusu anlaşmalar girişimini İsrail’e uygulanan uluslararası izolasyonu kırmaya yönelik bir araç olarak sunmuş; girişimi, vakfın daha önce antisemitizmle mücadele ve İsrail’in uluslararası ilişkilerinin güçlendirilmesi alanlarında desteklediği inisiyatiflerin devamı olarak, kendi küresel ilişki ağı içinde tanıtmıştır.
Vakıf, bu girişim aracılığıyla, devlet dışı ancak etkili bir aktör olarak sınır aşan İsrail diplomasisindeki konumunu pekiştirmekte; uluslararası sahnedeki siyasi ve finansal müdahale alanını genişletmektedir. Vakıf açıklamalarında, girişimin İbrahim Anlaşmaları modelinden açık biçimde esinlendiği, ancak coğrafya ve siyasi ortam açısından farklı bir bağlama uyarlandığı vurgulanmıştır.
Buna ek olarak girişim, yaklaşık 500 bin dolar tutarında başlangıç niteliğinde mali hibelerin tahsis edilmesine dayanmıştır. Bu hibeler; medya, eğitim, diplomasi ve inovasyon alanlarında faaliyet gösteren İsrailli kurumlara ve destekleyici kuruluşlara dağıtılmış; böylece girişimin Latin Amerika’daki hedeflerinin güçlendirilmesine katkı sağlanmıştır. Desteklenen yapılar arasında; inovasyonun pazarlanması, şirketlerin bilimsel araştırma merkezleri ve uluslararası pazarlarla buluşturulması üzerine çalışan (ILAN) projesi; sağlık hizmetleri sunan (Rambam) Merkezi; yabancı yasama organları içinde İsrail yanlısı parlamenter baskı ağları inşa etmeye odaklanan (Israel Allies) girişimi yer almıştır.
Hibeler ayrıca, İsrail’e yönelik boykot kampanyalarına karşı medya ve hukuki savunma faaliyetleri yürüten (StandWithUs) projesini; gençlere yönelik, hafif ve dijital bir normalleşme dili üzerinden anlatıyı yeniden kurgulayan (Yalla Israel) girişimini; din ve siyaseti birleştirerek karar alma çevreleri içinde etkili ideolojik ittifaklar kurmayı hedefleyen (The Philos Project) yapısını da kapsamıştır. Bu hibeler, Latin Amerika ülkelerinde İsrail lehine toplumsal ve siyasal bir destek zemini oluşturmak amacıyla bir araç olarak kullanılmıştır. Girişimin etkinliği ise, birbiriyle bağlantılı üç ana hat üzerinden değerlendirilmektedir:
- İsraile yönelik kamuoyu tutumlarındaki değişimlerin ölçülmesi,
- İsrail ile ekonomik ve kültürel etkileşimin düzeyinin izlenmesi,
- Resmî ziyaretler ve uluslararası platformlardaki oy verme davranışları üzerinden İsrail ile siyasi hizalanma düzeyinin takip edilmesi.
Arjantin Kapısından Latin Amerika’ya
Arjantin, Devlet Başkanı Milei’nin yaptığı açıklamayla “İshak Anlaşmaları”nın başlatılmasında öncü aktör rolünü üstlenmiştir. Milei, girişimi İsrail ile Latin Amerika ülkeleri arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan bir diplomatik çerçeve olarak sunmuştur. Bu başkanlık düzeyindeki sahiplenme, anlaşmalara resmî bir nitelik kazandırmış ve onları doğrudan Arjantin dış politikasıyla ilişkilendirmiştir. Böylece Buenos Aires, kıta genelinde yeni bir diplomatik sürecin hamisi olarak kendini konumlandırma ve İsrail’in yakın bir siyasi müttefiki olma yönünde adım atmıştır.
Bu yönelim, Latin Amerika’da İsrail’e yönelik belirgin bir soğukluğun hâkim olduğu bir siyasi ortamda ortaya çıkmaktadır. Nitekim Bolivya ve Kolombiya gibi bazı ülkeler, Gazze’ye yönelik savaş sırasında (2023) ilişkileri kesme ya da diplomatik temsil düzeyini düşürme gibi tırmandırıcı adımlar atmış; diğer bazı ülkeler ise Filistin topraklarındaki İsrail politikalarına tepki olarak büyükelçilerini geri çekmiştir.
Bu tablo, Birleşmiş Milletler’deki bölgesel oy verme örüntüleriyle karşılaştırıldığında daha da anlam kazanmaktadır. (UN Watch) verilerine göre, Latin Amerika ülkelerinin büyük çoğunluğu düzenli olarak İsrail aleyhine oy kullanmaktadır. Küba, El Salvador, Nikaragua, Bolivya ve Şili olmak üzere beş ülke, son on yıl boyunca tüm oylamalarda İsrail’e karşı oy vermiştir. Ayrıca bölgedeki dört ülkenin İsrail’de büyükelçiliği bulunmamakta; Brezilya ise 2024 yılında büyükelçisini geri çağırmıştır.
Uruguay, Panama ve Kosta Rika, İshak Anlaşmaları’nın ilk uygulama alanını oluşturmaktadır. Girişimin, ilerleyen aşamalarda Brezilya, Kolombiya, Şili ve muhtemelen El Salvador gibi başka ülkelere genişletilmesi hedeflenmektedir. Bu ülkeler, ilk aşamada kapsamlı hukuki yükümlülükler içermeyen, kademeli bir çerçeve dâhilinde sürece dâhil olmakta; girişim, güvenlik, teknoloji, deniz savunması, ekonomi ve kültür gibi birçok alanda iş birliğini geliştirmeye yönelik bir platform olarak sunulmaktadır.
İsrail, bu tür anlaşmaların söz konusu ülkelere; örgütlü suçla mücadele, nehir ve deniz operasyonları gibi alanlarda İsrail deneyiminden yararlanma imkânı sunduğunu düşünmektedir. Bunun yanı sıra, girişimin ABD’nin siyasi ve kurumsal desteğini alan bir hat üzerinden ilerlemesi sayesinde, bu ülkelerin Amerika Birleşik Devletleri ile ikili ilişkilerini de güçlendireceği değerlendirilmektedir. Elbette, metnin Türkçe çevirisi aşağıdadır:
İlişkilerin Coğrafi Alanının Genişletilmesi
“İshak Anlaşmaları”, İsrail tarafından; güvenlik, teknoloji, ticaret ve özellikle deniz savunma sanayileri alanlarına özel vurgu yaparak, İsrail’in uluslararası ilişki ağını Latin Amerika’ya doğru genişletmeyi hedefleyen stratejik bir araç olarak sunulmaktadır.
Bu girişim, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaş (2023) nedeniyle artan uluslararası eleştirilerle ve görece bir diplomatik izolasyon süreciyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede anlaşmalar, İsrail’in küresel ölçekte siyasi ve diplomatik varlığını güçlendirmek için alternatif bir hat olarak gündeme getirilmektedir.
İsrail, bu anlaşmalar aracılığıyla güvenlik ve askerî sanayi ürünleri için yeni pazarlar açmayı; Birleşmiş Milletler’deki oylamalarda Latin Amerika ülkelerinin desteğini kazanarak uluslararası platformlardaki konumunu iyileştirmeyi ve “Küresel Güney” olarak adlandırılan ülkeler içindeki ortak tabanını genişletmeyi hedeflemektedir.
Aynı zamanda anlaşmalar, toplumsal, kültürel ve ekonomik iş birliği programları yoluyla Latin Amerika ülkelerinde İsrail’e yönelik genel algıyı iyileştirmeyi ve daha kabul edilebilir bir siyasi ve toplumsal ortam inşa etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, Filistin meselesiyle bağlantılı konularda Birleşmiş Milletler’deki oy verme tutumlarının yeniden şekillendirilmesi de hedefler arasında yer almaktadır.
Öte yandan, İsrail’in Latin Amerika’daki deniz savunma pazarına yönelimi, bütüncül bir stratejik hat oluşturmaktadır. Bu yönelim; örgütlü suçla mücadele ve “narko-terörizm” olarak adlandırılan tehditlerle bağlantılı modernizasyon programları kapsamında, İsrail savunma sanayisine bölgede kalıcı bir yer edinmeyi amaçlamaktadır.
İsrail, yalnızca siyasi iş birliğinin yeterli olmadığı; bu iş birliğinin kıta ülkelerinin deniz tedarik ve satın alma planları içinde somut bir sanayi ve teknoloji varlığına dönüştürülmesi gerektiği görüşündedir. Bu çerçevede anlaşmalar, İsrail çözümlerinin mevcut ve gelecekteki modernizasyon projelerine entegre edilmesini de hedeflemekte; böylece hızla büyüyen ve deniz güvenliği önceliklerinde dönüşüm yaşayan bir pazarda kalıcı bir konum elde etmeyi amaçlamaktadır.
Nitekim Latin Amerika’daki deniz savunma pazarı, bölgesel gerilimlerden nehirler ve deniz geçitlerini temel operasyon hatları olarak kullanan organize suç ağlarının genişlemesine kadar uzanan güvenlik tehditlerinin artmasıyla birlikte kayda değer bir büyüme yaşamaktadır. Bu güvenlik ortamı, bölge ülkelerini; eskimiş teknolojilerin ikamesine ve operasyonel kapasitenin güçlendirilmesine açık öncelik tanıyan kapsamlı modernizasyon programları başlatmaya yöneltmiştir.
İsrail, bu pazara nüfuz edebilmenin; öncelikli pazar ve sektörlerin hassas biçimde belirlenmesine dayanan, esnek bir konumlanma stratejisi gerektirdiğini düşünmektedir. Bu strateji, satış faaliyetlerinin; uzun vadede tedarik planlarını ve gelecekteki bütçeleri etkilemeyi hedefleyen daha geniş hedeflerle ilişkilendirilmesini öngörmektedir.
Genel olarak Brezilya, kıtanın deniz sanayisi merkezi konumunda bulunmakta; bu durum, yerel şirketlerle ve devlet tersaneleriyle birleşme, satın alma ve ortaklıkları, bölgesel varlığın genişletilmesi ve teknoloji transferi açısından uygulanabilir bir yol haline getirmektedir. Buna karşılık, Meksika, Arjantin ve Kolombiya gibi ülkelerde yerel ofisler açılması, uzun ve karmaşık satın alma süreçlerinin hızlandırılmasına imkân tanımaktadır.
Girişime Yönelik Tepkiler
“İshak Anlaşmaları” karşısında, Latin Amerika’daki bazı Yahudi gruplar tarafından öncülük edilen eleştirel bir söylem ortaya çıkmıştır. Bu çevreler, girişimi; İbrahim Anlaşmaları’nın Latin Amerika bağlamına taşınmış bir uzantısı olarak görmekte ve Filistinlilerin haklarına dair herhangi bir taahhüt içermeksizin İsrail ile normalleşmeyi genişletmeyi hedeflediğini savunmaktadır.
Bu yaklaşıma göre anlaşmalar, Gazze’ye yönelik savaşla bağlantılı küresel eleştirilerin benzeri görülmemiş biçimde arttığı bir dönemde, İsrail’in uluslararası imajını yeniden parlatmaya yönelik siyasi bir araçtır; tarafsız bir diplomatik ya da insani proje değildir.
Bu gruplar—başta Arjantin’deki “Filistin için Yahudiler” oluşumu ile Brezilya, Şili, Meksika ve Uruguay’daki benzer ağlar—anlaşmaların Latin Amerika ülkelerinin uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini baypas etmek için kullanıldığı uyarısında bulunmaktadır. Söz konusu çevreler, girişimin mevcut hukuki bağlamı göz ardı ettiğini; özellikle Uluslararası Adalet Divanı nezdinde açık bulunan süreçleri yok saydığını ve İsrail ile iş birliğini, işgal, savaş ve hesap verebilirlik meselelerinden yalıtılmış bir ekonomik ve güvenlik hattına dönüştürmeyi amaçladığını ifade etmektedir.
Muhalif söylem ayrıca, anlaşmaların özellikle güvenlik, teknoloji, gözetim ve su yönetimi alanlarında iş birliğini genişletmesinin doğuracağı pratik sonuçlara odaklanmaktadır. Bu bağlamda, İsrailli su şirketi “Mekorot” ile kurulan ortaklıklar sorunlu bir örnek olarak öne çıkmakta; söz konusu gruplar, şirketi suyu Filistinlilere karşı bir kontrol aracı olarak kullanmakla suçlamaktadır.
Sonuç
Bu girişimler, İsrail’in Gazze Savaşı’nın (2023) ülkenin imajı ve uluslararası konumu üzerindeki yansımalarını telafi etmeye yönelik, farklı yönlerde yürüttüğü yoğun bir diplomatik seferberliğin parçası olarak değerlendirilmektedir. Bu yönelim; Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Kıbrıs ile ittifakların güçlendirilmesinde, Somaliland’ın tanınması yönündeki girişimlerle siyasi tanıma çemberinin genişletilmesi çabalarında ve Honduras gibi Orta Amerika ülkeleriyle diplomatik ilişkilerin yeniden düzenlenmesinde açık biçimde görülmektedir.
Bu hat, Latin Amerika kıtasında siyasi ve bölgesel dengeleri yeniden ayarlamayı hedefleyen aktif bir Amerikan tutumuyla da kesişmektedir. İsrail karşıtı hükümetler üzerindeki baskılar ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun ABD özel kuvvetleri tarafından kaçırılması gibi dikkat çekici olaylar, Filistin davasına verilen desteği azaltmayı ve uluslararası platformlarda İsrail politikalarını eleştiren tutumları zayıflatmayı amaçlayan daha geniş bir sürecin parçası olarak okunmaktadır.
Bu bağlamda Latin Amerika, siyasi yapısı ve etki alanı açısından İsrail için elverişli bir saha olmasının yanı sıra, güvenlik ve askerî sanayiler açısından da açık bir pazar niteliği taşımaktadır. Bu unsurlar, anlaşmalara salt siyasi söylemin ötesine geçen pratik bir boyut kazandırmakta; güvenlik ve ekonomik çıkarlarla birlikte diplomatik hedeflere dayalı uzun vadeli bir İsrail yeniden konumlanışının zeminini oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, söz konusu girişimin hâlen başlangıç aşamasında olduğunu belirtmek gerekir. İsrail–ABD–Latin Amerika ilişkilerini güçlendirmeye yönelik bazı pratik adımlar atılmış olsa da, mevcut çabalar şu aşamada yetersiz görünmektedir. Arjantin Devlet Başkanı Milei’nin bağışladığı 1 milyon dolarlık ödül tutarı, bu ölçekte bir dış politika girişimi için son derece sınırlı bir meblağdır. Dahası, bu girişim özelinde ne diplomatik ne de siyasi düzeyde kayda değer ve etkili herhangi bir gelişme ortaya çıkmıştır.
“İshak Anlaşmaları” olarak adlandırılan yapının, içerik ve etki bakımından İbrahim Anlaşmaları ile kıyaslanabilir olmadığı açıktır. Bu durum, Kazakistan’ın İbrahim Anlaşmaları’na dâhil olduğu yönündeki söylemle benzerlik taşımaktadır: esasen somut sonuçlar üretmeyen, pazarlama niteliğinde bir ilan söz konusudur. Zira Kazakistan ile İsrail arasında zaten tam diplomatik ilişkiler ve çok boyutlu ekonomik ve ticari çıkarlar mevcuttur; bu tablo, genel olarak İsrail’in Latin Amerika ülkeleriyle ilişkileri için de geçerlidir.
Not: Bu metin linkte bulunan Arapça makaleden Türkçe’ye uyarlanmıştır.
[1] 2012 yılından bu yana beş Yahudi iş insanının finansmanıyla verilen bir ödüldür. İsrail Başbakanlık Ofisi ve Yahudi Ajansı iş birliğiyle her yıl, Yahudi değerlerine bağlılık ve İsrail ile aidiyet sergileyen şahsiyetlere takdim edilmektedir. Ödülün değeri 1 milyon dolardır ve bugüne kadar ödülü kazanan tüm isimler, ödül tutarını çeşitli amaç ve girişimleri desteklemek üzere bağışlamıştır.



