Kontrol Noktaları Filistinlilerin Hayatını Nasıl Şekillendiriyor?

Kerim Kurt & Ensar Tomizy

1967 yılında Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin işgal edilmesinden bu yana, kontrol noktaları (askeri bariyerler) Filistinlilerin gündelik yaşamının kalıcı bir parçası hâline gelmiş; zamanla istisnai bir uygulamadan, hareket ve dolaşımı belirleyen rutin bir dayatmaya dönüşmüştür.

Kontrol noktaları ve Batı Şeria’nın coğrafi olarak parçalanması fikri uzun yıllardır işgal politikalarının temel bir unsuru olarak çeşitli isimler altında uygulanmakta idi. Ancak Filistinlilerin hareket özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve kontrol noktalarının sayısındaki en büyük artış Ekim 2023’ten sonra yaşandı. Bu çalışmanın hazırlandığı tarihe (Ocak 2026) kadar, Duvar ve Yerleşimlere Karşı Mücadele Heyeti’nin yayımladığı son verilere göre, Batı Şeria’daki sabit ve geçici kontrol noktalarının sayısı 916’ya ulaşmıştır.

Bu kontrol noktaları ve hareket kısıtlamaları, Filistinlilerin yaşamı üzerinde ekonomik ve toplumsal alanlarla sınırlı kalmayan, kültürel boyutlara uzanan derin etkiler bırakmıştır. Kontrol noktalarının gündelik hayattaki ağırlığı, Filistin edebiyatı ve sanat üretimi üzerinde de belirgin bir gölge oluşturmuş; kuşatma, bekleyiş ve zorunlu hareketlilik temaları sanatsal ve edebi eserlerde güçlü biçimde yer almaya başlamıştır.

Kontrol noktaları uzun yıllardır edebi metinlerin konusu olsa da, soykırım savaşı sonrasında yoğunlaşan kısıtlamalarla birlikte bu olgu kültürel sahnede çok daha merkezi bir yer edinmiştir. Bu bağlamda Konteyner Kontrol Noktasında Mesih’in Tutuklanması, Deir Şeref Kontrol Noktası: Klinik Ölüm ve Kontrol Noktası Hikâyeleri gibi eserler öne çıkarken; müzikte de “Kalandia Kontrol Noktasında Sıkışıp Kaldım” ve “Günümün Şarkısı” gibi parçalar, kontrol noktasını Filistinlilerin gündelik deneyimini yansıtan somut bir simgeye dönüştürmüştür.

Bu durum, edebiyatın ve sanatın, kaçınılmaz olarak, yaşanan gerçekliğin bir yansıması olmasının doğal bir sonucudur.

İsrail kontrol noktalarıyla on yıllara yayılan Filistin deneyimi, bu dayatılmış gerçeklikle farklı etkileşim biçimleri üretmiştir; öyle ki neredeyse hiçbir Filistinli anlatı ya da gündelik sohbet, bir kontrol noktası ya da askeri kapıdan söz etmeden tamamlanmaz hâle gelmiştir. Filistinlinin bu süreçteki hâli, gündelik yaşamın zorla yeniden düzenlenmesi ve uyum sağlamaktan, direnmeye ve aşmaya, oradan da kontrol noktalarını dolanmanın yollarını aramaya kadar uzanan bir yelpazede şekillenmiştir.

Bu çalışma, özellikle Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne yönelik süregelen soykırım savaşı sonrasında, kontrol noktalarının Filistinlilerin hayatında yol açtığı yaşamsal sonuçları ele almayı; bu dayatılmış düzenin bireysel ve toplumsal etkilerini görünür kılmayı amaçlamaktadır.

Zamanın, Mesafelerin ve Toplumsal Hayatın Yeniden Tanımlanması

“Mesai sabah sekizde başlıyorsa, o hâlde evden saat dörtte çıkmam gerekiyor.” Bu sert denklem, 7 Ekim 2023’ten bu yana kapanma politikalarının ve kontrol noktalarının ağırlaştırılmasıyla birlikte Filistinlilerin gündelik yaşamlarını nasıl yeniden düzenlemek zorunda kaldıklarını özetlemektedir. Bu davranış bir boyun eğişten ziyade, Filistinlilerin mevcut koşullarda fiilen karşı koyabilecekleri bir alternatifin bulunmadığı dayatılmış bir gerçekliğin ifadesidir. Batı Şeria’ya yayılmış kontrol noktaları ve askeri kapılar, köy ve kentleri birbirinden kopararak bölgeyi fiilen büyük bir açık hava hapishanesine dönüştürmektedir.

Ramallah, Nablus ve El Halil gibi il merkezleri ekonomik, idari ve kurumsal faaliyetlerin odağını oluşturduğundan, köylerde ve ilçelerde yaşayanlar her gün işgalci İsrail’in kontrol noktalarından geçmek zorunda kalmakta; böylece zaman, mesafe ve gündelik hayat algıları yeniden şekillenmektedir. Bu durum, gündelik yaşamın zorla uyarlanması anlamına gelmekte; uyum sağlamak ise kaçınılmaz bir zorunluluğa dönüşmektedir.

Kontrol noktalarının etkisi, yalnızca geçiş ve bekleyiş sırasında kaybedilen uzun zamanla sınırlı değildir; aynı zamanda ekonomik ve toplumsal yaşam biçimini de yeniden kurarak insanların seçenekleri ve gelecekleri üzerinde derin izler bırakmaktadır. Bununla birlikte, tek başına boşa harcanan zaman meselesi dahi başlı başına ağır bir yıkımı temsil etmektedir.

Nablus’un doğusundaki Beyt Dajan beldesinden genç Muhammed Sabit’in hikâyesi, Filistin zamanının kontrol noktalarında nasıl eridiğini gösteren binlerce örnekten yalnızca biridir. Muhammed, komşu Kusra köyündeki işine ulaşmak için artık iki buçuk saatten fazla yol kat etmek zorunda kalmaktadır; bu süre, kontrol noktalarındaki uzun bekleyiş nedeniyle, daha önce ihtiyaç duyduğu zamanın iki katından fazladır. Bu duruma ayrıca sık sık yaşanan ekstra bekletilme süreleri ve keyfi alıkonmalar dahil değildir.

Burada özellikle vurgulanmalıdır ki, savaş öncesinde de Filistinlilerin zamanı ideal koşullarda değildi; İsrail’in Batı Şeria’daki hareketi sistematik bir şekilde kısıtlayan yapısı, ulaşım süresini dünyanın pek çok yerine kıyasla zaten otomatik olarak katlamaktaydı. Savaş sonrasında yaşanan ise, zaten katlanmış olan bu zaman kaybının bir kez daha katlanmasıdır.

Uygulamalı Araştırmalar Enstitüsü ARIJ’in 2019 yılında yayımladığı bir çalışma, o dönemde sayıları 500–600 arasında değişen kontrol noktaları nedeniyle Filistinlilerin yılda yaklaşık 60 milyon çalışma saatini kaybettiğini; bunun ekonomik maliyetinin ise yıllık yaklaşık 270 milyon dolar olduğunu ortaya koymuştur.

Buna karşılık, MAS Enstitüsü’nün 2025 yılında yayımladığı ve “İsrail İşgalinin Kuzey ve Orta Batı Şeria’daki Kontrol Noktaları Politikası ve Buna Bağlı Çalışma Saati Kayıpları başlığını taşıyan çalışma, günlük kaybedilen çalışma saatlerinin yaklaşık 200 bin olduğunu; bunun da yıllık yaklaşık 73 milyon saate karşılık geldiğini saptamıştır. Bu kayıp, Filistin ekonomisine günlük yaklaşık 2,8 milyon şekel (764,6 bin dolar), yani aylık yaklaşık 62,2 milyon şekel (16,8 milyon dolar) düzeyinde bir maliyet yüklemektedir.

Ancak burada önemli bir hususun altı çizilmelidir: ARIJ’in çalışması ile MAS Enstitüsü’nün çalışması arasında yöntemsel bir fark bulunmaktadır ve bu fark, kaybedilen saatlerdeki artışın yalnızca 13 milyon saatle sınırlı kalmadığını, bunun çok ötesine geçtiğini göstermektedir.

ARIJ çalışmasında, Batı Şeria’dan işgal altındaki Kudüs’e ve 1948 topraklarına (İsrail içine) çalışmaya giden işçilerin kaybettikleri çalışma saatleri de hesaba katılmıştır. Oysa Gazze’ye yönelik soykırım savaşının başlamasından bu yana bu işçilerin tamamına yakını işlerine gitmekten men edilmiştir. MAS Enstitüsü’nün çalışması ise yalnızca Batı Şeria’nın kendi içindeki kaybedilen çalışma saatlerini ele almaktadır. Bu durum, iki çalışma arasındaki farkı yalnızca niceliksel değil, aynı zamanda son derece ağır ve yıkıcı bir fark hâline getirmektedir.

MAS çalışmasının bulgularına yeniden dönüldüğünde, sürücülerin kontrol noktalarından kaçınmak için kat etmek zorunda kaldıkları ek mesafelerin, günlük yaklaşık 71 bin şekel (19.203 dolar) tutarında ilave yakıt tüketimine yol açtığı görülmektedir. Bu rakam, yıllık bazda yaklaşık 22,2 milyon şekele (6 milyon dolar) karşılık gelmektedir. Ancak ekonomik kayıplar yalnızca boşa harcanan zaman ve artan ulaşım maliyetleriyle sınırlı değildir.

Kontrol noktaları, işçilerin iş yerlerine ulaşmasını zorlaştırarak işsizliğin artmasına ve ücretlerin düşmesine yol açmış; aynı zamanda mal akışını sekteye uğratarak taşıma maliyetlerini yükseltmiş ve uzun bekleyişler nedeniyle bazı ürünlerin bozulmasına neden olmuştur. Genel olarak MAS çalışması kapsamında incelenen 14 askeri kontrol noktasında bekleme sürelerinin 15 ila 50 dakika arasında değiştiği tespit edilmiştir. Bulgular, Nablus ili dışına yapılan yolculuklarda ortalama gecikmenin 42 dakikaya ulaştığını; bunun da yolculuğun asli süresine kıyasla yüzde 77,9’luk bir artış anlamına geldiğini ortaya koymaktadır.

Kontrol noktalarının Filistinlilerin toplumsal yaşamı üzerindeki etkisine gelince; İnsan Hakları ve Demokrasi Medya Merkezi – Şems tarafından Haziran 2025’te yayımlanan ve “‘İsrail’ Coğrafyayı Kuşatıyor: Askeri Kontrol Noktaları Filistinlilerin Toplumsal Hayatını Boğuyor” başlığını taşıyan rapor, bu etkinin doğrudan ve derin boyutlarını gözler önüne sermektedir.

Rapora göre, kontrol noktaları Filistin toplumunu çok yönlü biçimde etkilemiş; düğünler, taziyeler ve diğer toplumsal etkinlikler gibi farklı bölgeler arasında hareket gerektiren sosyal etkileşimleri ciddi ölçüde azaltmıştır. Aile ve akrabalık ilişkileri de bu durumdan payını almış; kontrol noktaları, akrabalar arasındaki ziyaretlerin azalmasına yol açarak pek çok durumda aile içi dayanışmayı ve toplumsal bütünlüğü zayıflatmıştır. Bu bağlamda çalışma, Batı Şeria’daki kontrol noktaları sisteminin Filistin toplumunu parçalamaya, sosyal bağlarını çözmeye ve bununla bağlantılı olarak ulusal ve örgütsel bağları da aşındırmaya hizmet ettiğini ileri sürmektedir.

Bu sonuçların doğal bir yansıması olarak, kontrol noktaları pek çok Filistinliyi içe kapanma, iller arası hareketten vazgeçme ve sürekli kontrol noktalarıyla yüz yüze gelmemek için ailelerinden uzakta tek bir yerde yaşamaya yöneltmiştir. Bu durum, özellikle her gün işgalin kontrol noktalarından geçmek zorunda kalan kesimlerde daha da ağır hissedilmektedir.

Üniversite öğrencileri bu grupların başında gelmektedir; zira bir öğrencinin gidiş-dönüşte günde beş ya da altı kontrol noktasından geçmesi gerekebilmekte, buna ek olarak ani (seyyar) kontrol noktalarıyla karşılaşma ihtimali de bulunmaktadır.

Bu baskı ortamı, bazı kesimleri yaşam alanlarını değiştirmeye; köylerden il merkezlerine ya da Batı Şeria’nın kuzey ve güney bölgelerinden, siyasi ve idari merkez konumundaki Ramallah–el-Bire hattına taşınmaya zorlamıştır. Bu zorunlu tercihler, kontrol noktalarının yalnızca hareketi değil, yaşamın bütün yönlerini yeniden şekillendiren bir tahakküm aracına dönüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

Bu gelişmelerin bir sonucu olarak, iller, kentler ve köyler arasındaki hareketlilik, askerî saldırı korkusu, kontrol noktalarındaki ağır kısıtlamalar ve yollarda artan yerleşimci saldırıları nedeniyle belirgin biçimde azalmıştır. Daha önce değinilen MAS Enstitüsü çalışması, taksi duraklarından toplanan verilere dayanarak, Gazze’ye yönelik soykırım savaşının başladığı Ekim 2023 sonrasında ulaşım hareketliliğinin yüzde 51,7 oranında düştüğünü ortaya koymaktadır. Öte yandan Otobüs Şirketleri Sahipleri Sendikası Başkanı Abdullah el-Hallu, Batı Şeria genelinde iç ulaşımın yüzde 60 ila 70 arasında gerilediğini tahmin etmektedir.

Batı Şeria’daki toplu taşıma araçlarının ruhsat oranları incelendiğinde de, hareket kısıtlamaları ile toplu taşımadaki gerileme arasındaki ilişki açıkça görülmektedir. 2022 yılında toplu taşıma araçları, ruhsatlı toplam araçların yüzde 4,4’ünü oluştururken, bu oran 2024 yılında yüzde 2,8’e gerilemiştir. Bu düşüş, Filistinlilerin hareketten giderek kaçınmasını yansıtmakta; kontrol noktalarının dayattığı yeni yaşam biçiminin doğrudan sonuçlarından biri olarak ortaya çıkmaktadır.

Ulaşım sektöründeki gerileme ve insanların seyahatten uzak durmasıyla birlikte, Batı Şeria’daki kent merkezlerinde—Oslo Anlaşmaları’na göre “A bölgeleri” olarak tanımlanan alanlarda—emlak piyasasında belirgin değişimler yaşanmıştır. Özellikle “A bölgesi” statüsündeki Ramallah’ta, kiralık daire ve konutlara olan talep artarken, arzın azalması kira fiyatlarında ciddi yükselişlere yol açmıştır. Bu artışa ilişkin resmî veriler bulunmamakla birlikte, Gazze’ye yönelik soykırım savaşının başlamasıyla birlikte asgari yüzde 20 düzeyinde bir artış yaşandığı tahmin edilmektedir.

Kontrol noktaları, insanların zihninde bazı bölgelerin diğerlerine kıyasla daha “güvenli” ve “sakin” olduğu algısını pekiştirmiştir. Bu bağlamda Ramallah—Filistinliler arasında Kalandiya Kontrol Noktası’ndan güneyde başlayıp Atara Kontrol Noktası’na kadar uzanan; Ramallah, el-Bire, Beytuniya, Birzeit ve çevresini kapsayan alan—hem göreli bir sakinlik algısıyla hem de siyasi ve idari merkez olma niteliğiyle öne çıkmaktadır. Bu durum, kamu ve özel sektörde çalışan pek çok kişinin ve benzer konumdaki grupların, kontrol noktalarındaki günlük eziyet ve tehlikelerden kaçmak için bu bölgelere taşınmasına yol açmıştır.

Bunun anlamı şudur: İsrail kontrol noktaları, görünürde sessiz bir biçimde, Batı Şeria’daki Filistinlilerin demografik yeniden dağılımını şekillendirmektedir. Bu süreç, işgalin ve yerleşimcilerin Batı Şeria’da uyguladığı açık ve örtük zorunlu göç politikalarıyla eş zamanlı ilerlemektedir.

Sonuç olarak, İsrail kontrol noktaları, iller arasındaki hareketliliği felce uğratarak ve belirli kentlerde zorunlu nüfus yoğunlaşması yaratarak Filistinli emek gücünün ekonomik ve toplumsal coğrafyasını yeniden biçimlendirmiştir. Aynı zamanda, Filistinli iş gücünün dağılımını yeniden mühendislikten geçirerek, emeğin kent merkezlerinde yoğunlaşmasına yol açmış; böylece kontrol noktaları yalnızca bir güvenlik aracı değil, toplumsal ve ekonomik düzeni dönüştüren yapısal bir tahakküm mekanizması hâline gelmiştir.

Zorunlu Bir Yaşam-Toplumsal Mekân Olarak Kontrol Noktası

İsrail kontrol noktaları Filistinlilerin geçim kaynaklarını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Nitekim Ekonomi Bakanlığı’nın açıklamasına göre, bireylerin ve ticaretin hareketine, sınır geçişlerine getirilen ağır kısıtlamalar nedeniyle Filistin ekonomisi 2024 yılında yüzde 28 oranında daralmış, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısının Ekim 2023’te başlamasından bu yana ekonomik işletmelerin üretim kapasitesi yarıdan daha azına düşmüştür.

Bununla birlikte soykırımın başladığı 2023’ten beri işsiz kalan kimseler için az sayıda da olsa yeni istihdam imkanları da ortaya çıkmıştır. Bu istihdam türü bağlamında kontrol noktalarının çevresinde seyyar satıcılar yaygınlaşmış; görece “daha güvenli” kabul edilen alanlarda, özellikle uzun araç kuyruklarının yakınında konumlanmışlardır.

Bu satıcılardan bazıları zamanla kalıcı biçimde yerleşmiş, kontrol noktalarının hemen yakınında küçük ölçekli işler kurmuştur. Uzun bekleyişler sırasında yolcular; su, kahve, soğuk içecekler, meyve-sebze ve hatta çocuk oyuncakları satan kişilere rastlamaktadır.

Oyuncaklar, bekleyişten sıkılan çocuklara hitap ettiği için en çok talep gören ürünler arasında yer almaktadır; çocukları kısa süreliğine oyalayarak sakinleştirse de, kimi zaman aileler için ek bir ekonomik yük anlamına gelmektedir. Burada özellikle vurgulanmalıdır ki, bu tezgâhlar dünyanın başka yerlerinde görülen “yol dinlenme alanları” değildir; tersine, sürücüler açısından varış maliyetini daha fazla yakıt, daha fazla zaman ve buna eklenen küçük tüketimler yoluyla artıran yeni bir ekonomik külfet yaratmaktadır.

Bu ticari faaliyet, Filistinlilerin kontrol noktalarıyla kurduğu tarihsel deneyimle doğrudan bağlantılıdır. Zira kontrol noktaları, zamanla basit bir engel olmaktan çıkıp ayrıştırma, denetim ve yoksullaştırma işlevi gören bir altyapıya dönüşmüş; çevresinde ise geçim mücadelesinin zorunlu pratikleri filizlenmiştir.

Bu duruma örnek olarak, Ramallah ile Kudüs’ü birbirine bağlayan Kalandiya Kontrol Noktası gösterilebilir: Burada satıcılar, yıllar boyunca süren krizler ve uzun bekleme kuyruklarından faydalanmış; ta ki işgal makamları burayı bir “geçiş kapısına” dönüştürene kadar. Benzer biçimde, adını yol kenarındaki bir satıcının konteynerinden alan Konteyner Kontrol Noktası da, satıcının işgal güçleri tarafından zorla uzaklaştırılmasından önce, aynı zorunlu geçim pratiklerine sahne olmuştur.

Buna karşılık, uzun araç kuyrukları, uzayan bekleme saatleri ve kontrol noktalarının ani biçimde tamamen kapatılması, Filistin toplumunda güçlü bir toplumsal dayanışma hâli yaratmış ve özellikle kontrol noktalarında mahsur kalanlara yönelik kolektif inisiyatiflerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Kontrol noktalarının kapanmasıyla yolların kesilmesi ve insanların bulundukları yerde mahsur kalması durumunda, bu noktalara yakın köy ve kentler hızla harekete geçerek kapılarını açtıklarını, mahsur kalanları geçici olarak misafir etmeye ve barındırmaya hazır olduklarını ilan etmektedir.

Bunun dikkat çekici örneklerinden biri, Eylül 2025’te işgal güçlerinin Ramallah ve el-Bire kentlerini tamamen kapatmasının ardından Birzeit Belediyesi’nin başlattığı girişimdir. Belediye, belde merkezindeki Halk Komitesi binasında mahsur kalanları ağırlamak ve imkânlar dâhilinde hizmet sunmak üzere açık bir çağrı yapmıştır. Benzer şekilde, her kapsamlı kapanmada birçok köy ve yerleşim bu yaklaşımı benimseyerek dayanışma pratiklerini hayata geçirmektedir.

Bunun yanı sıra, vatandaşların yaşadığı sıkıntıları hafifletmek amacıyla halktan ve yerel yönetimlerden kaynaklanan çok sayıda yerel girişim de ortaya çıkmıştır. Kent girişlerinin kapatıldığı, evlere ulaşımın imkânsız hâle geldiği durumlarda Filistinliler birbirlerini evlerinde misafir etmiş; hatta bireysel düzeyde bazı kişiler, sosyal medya ve mesaj grupları üzerinden telefon numaralarını paylaşarak insanları evlerinde ağırlamaya hazır olduklarını duyurmuş, ellerinden gelen desteği sunma iradesi göstermiştir.

Toplumsal dayanışmanın en görünür biçimlerinden biri de mübarek Ramazan ayı sırasında ortaya çıkmıştır. Son iki yıl boyunca, Batı Şeria’daki kent ve bölgelerin kuşatma altına alındığı dönemlerde toplu iftar organizasyonları düzenlenmiştir.

Birçok kontrol noktasında yerel ve sivil inisiyatifler tarafından iftar sofraları kurulmuş; bu kapsamda özellikle “Hayır Karavanı” ve “Hayatın Mimârları” girişimleri öne çıkmıştır. Ayrıca bazı özel şirketler de kurumsal sosyal sorumluluk çerçevesinde benzer organizasyonlara katkı sunmuştur. Bu girişimler, vatandaşların üzerindeki yükü bir nebze hafifletmiş ve sert, baskıcı gündelik hayatın ortasında insani anlar yaratmıştır.

Bazı durumlarda ise, kontrol noktalarında mahsur kalanların kendileri doğrudan inisiyatif alarak birbirlerine destek olmuştur. Buna örnek olarak, Nabluslu vatandaş Azzam Haneni’nin hikâyesi gösterilebilir. Haneni, Beyt Furik beldesinin girişindeki bir askeri kontrol noktasında yüzlerce kişiyle birlikte mahsur kaldığında, iftar vakti yanındaki hurmaları çevresindeki oruçlu insanlara dağıtmış; böylece zor koşullar altında dahi dayanışma ve paylaşma ruhunu somut bir biçimde ortaya koymuştur.

Bu örnekler, kontrol noktalarının yarattığı baskı ve kuşatma ortamına rağmen, Filistin toplumunun kolektif direnç ve dayanışma kapasitesini koruduğunu ve insanî bağları yeniden üretmeye devam ettiğini göstermektedir.

Bir Çıkış Yolu Arayışı

Filistinlilerin hareket özgürlüğüne yönelik kontrol noktaları üzerinden sürdürülen baskının devam etmesi, pek çok sürücüyü dayatılan kısıtlamaları aşabilmek için alternatif yollara yönelmeye zorlamıştır. Ancak bu yollar çoğu zaman asfaltlı değildir ve araç trafiğine uygun değildir.

Filistinliler bu tür güzergâhlara, 2000 yılındaki Aksa İntifadası’ndan bu yana başvurmaktadır; öyle ki bunların bir kısmı yalnızca hayvanlar ya da tarım araçları için elverişli olan tarla yollarından ibarettir. Uzun, engebeli ve tehlikeli olan bu toprak yollar, yolculuk süresini ve ulaşım ücretlerini ciddi biçimde artırmış; birçok durumda vatandaşların hayatını da riske atmıştır.

Bu duruma örnek olarak, El Halil’den Luey Wazwaz günümüzdeki ulaşım koşullarını eskisinden çok daha korkutucu ve karmaşık olarak tanımlamaktadır. Ona göre Filistinliler artık, ani biçimde kapatılabilen, daha uzun ve daha tehlikeli bilinmez yollara girmek zorunda kalmaktadır; zira geçmişte kullanılan alternatif güzergâhlar dahi bugün başka “alternatiflerin alternatifi” hâline gelmiştir.

Yolların uzunluğu ve zorluğu dikkate alındığında, Ulaştırma Bakanlığı da işgalin kontrol noktalarından etkilenen bazı illerde toplu taşıma ücretlerinde geçici bir artış yapılmasını onaylamıştır. Sürücülerin asfaltlanmamış alternatif yolları kullanmak zorunda kalması, yolculuk sürelerini ve mesafeleri uzatmış; bu da ulaşım maliyetlerinde ve ücretlerinde geçici bir yükselişe yol açmıştır. Bu adım, Filistin hükümetinin kapalı yollar ve zorunlu alternatif güzergâhların dayattığı gerçekliğe uyum sağlamak adına atabildiği sınırlı önlemlerden biri olmuştur.

Öte yandan Filistinliler, bu tabloyu aşmak için yeni ve yaratıcı bir teknik çözüm de geliştirmiştir. Akıllı telefon uygulamaları ve sosyal medya grupları aracılığıyla, yolların ve kontrol noktalarının durumuna ilişkin anlık güncellemeler paylaşılmaktadır. Bu platformlar; kontrol noktasının türü (seyyar, tamamen kapalı ya da açık), yaşanan sorunun niteliği (yoğun tıkanıklık, güçlükle geçiş), hareket yönü (kuzeye, güneye, giriş-çıkış) ve kontrol noktalarından kaçınmak için kullanılabilecek olası alternatif yollar gibi ayrıntılı bilgiler sunmaktadır.

Bu uygulamaların en bilinenleri arasında, gönüllü Filistinliler tarafından geliştirilen “Azme” ve “A’ Wein Rayeh” yer almaktadır. Bu uygulamalar, kontrol noktalarındaki trafik yoğunluğunu görünür kılmayı amaçlamaktadır. Kullanıcılar, geçiş koşullarına dair bilgileri sürekli olarak birbirleriyle paylaşarak, Filistinlilerin kontrol noktalarında harcadığı zamanı kısaltmaya çalışmaktadır.

Buna paralel olarak, Telegram ve Facebook’ta yüz binlerce kullanıcıyı bir araya getiren yüzlerce grup kurulmuş; bu gruplar aracılığıyla yolların durumu anbean takip edilir hâle gelmiştir. Söz konusu uygulama ve grupların yüksek doğruluk payı, bilgilerin büyük ölçüde Batı Şeria’nın farklı yolları ve kontrol noktalarında bulunan toplu taşıma sürücüleri ve yolculardan gelmesinden kaynaklanmaktadır.

Buna ek olarak, Ajyal Radyosu gibi bazı yerel radyo istasyonları, yolların durumuna ilişkin günlük yayın kuşakları ayırmakta; bu yayınlarda öne çıkan kapılar ve kontrol noktaları hakkında sürekli güncellemeler paylaşılmaktadır. Böylece yol ve geçiş koşullarına dair bilgi, Filistinlilerin gündelik bilgisinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş; Batı Şeria’daki kentler ve köyler arasında hareket etmeyi planlayanlar için belki de en hayati bilgi konumuna yükselmiştir.

Nitekim Batı Şeria’daki neredeyse hiçbir yerel Filistin medya kuruluşu yoktur ki, yol ve kontrol noktalarının durumuna yayınlarında yer ayırmasın. Bu durum, kontrol noktaları ve kapanmaların ne denli hassas ve belirleyici bir meseleye dönüştüğünü; insanların kararlarını ve seçeneklerini her gün, sürekli biçimde etkilediğini ve zaman, mekân ile mesafe algılarını yeniden tanımladığını göstermektedir.

Ayrıca, köy ve kasabaların girişlerindeki kontrol noktalarının tarihsel sürekliliği, Filistinlilere bu yapılarla baş etme konusunda geniş bir deneyim kazandırmıştır. Bu deneyim; vardiya değişimlerini takip etmeyi, sıkı ya da keyfi aramaları ayırt etmeyi ve muhtemel bekleme süresini öngörmeyi de içermektedir. Zamanla bazı Filistinliler, askerlerin pratiklerini, hatta kimi durumlarda isimlerini ya da kökenlerini tanıyabilecek bir aşinalık geliştirmiştir.

Bu bağlamda bir asker “yumuşak, geçirir” diye nitelendirilirken, bir diğeri “kindar ve sinirli” olarak tarif edilebilmekte; Arap ya da Dürzi askerler ayrıca ayırt edilebilmektedir. Bu gerçeklik, Filistinlileri kontrol noktalarından geçerken askerlerin ruh hâline göre uyum sağlamaya zorlayan bir gündelik pratiğe dönüştürmektedir.

Bununla birlikte, bu birikmiş deneyime ve uygulamalar, sosyal medya grupları ile radyo yayınlarının görece yüksek doğruluk düzeyine rağmen, güncellemelerin kesinliğini garanti etmek çoğu zaman mümkün değildir. Zira bir kontrol noktası herhangi bir anda kapatılabilmekte; bu da saniyeler içinde, kısa süre önce “geçiş açık” olduğunu bildiren tüm bilgileri geçersiz kılabilmektedir.

Bu durum özellikle sık yaşanmakta; bir direniş eylemi gerçekleştiğinde ya da işgal güçleri bir eylem ihtimalinden şüphelendiğinde, yalnızca şüpheye dayanarak kapsamlı kapanmalar dayatılmaktadır. Nitekim bu tür bir uygulama, işgalin Birzeit beldesi yakınlarında bir araçla saldırı girişimi olduğundan şüphelenmesinin ardından, 4 Ocak’ta Ramallah vilayetinde yaşanmıştır. Bu örnek, kontrol noktalarının keyfîliğinin ve belirsizliğinin Filistinlilerin gündelik hayatı üzerindeki sürekli baskısını bir kez daha ortaya koymaktadır.

Sonuç

Sonuç olarak, İsrail kontrol noktaları ve hareket kısıtlamaları Filistinlilerin gündelik yaşamını derin ve çok katmanlı biçimde etkilemiş; bu ağır gerçeklikle başa çıkmak için farklı tutum ve pratikler dayatmıştır. Bu tutumlar, dayatılan koşullara uyum sağlama ve alışma ile, köylerden kentlere taşınarak ya da hareketten bütünüyle kaçınarak kontrol noktalarını dolanmaya çalışma arasında değişmektedir. Filistinliler, hayatlarını kontrol noktalarının sayısı, türü ve işleyişine göre yeniden düzenlemek zorunda kalmış; bu da konut, meslek ve yaşam tarzı gibi alanlarda köklü değişiklikleri beraberinde getirmiştir.

Aynı zamanda bu baskı ve kuşatma koşulları, Filistinlilerin gündelik hayatın akışı içinde kontrol noktalarını aşmaya yönelik özgün baş etme biçimleri üretmesine de yol açmıştır. Zira yaşam durmaz: işi olan işe gitmek, toplumsal sorumluluğu olan bunu yerine getirmek zorundadır. Bu zorunluluk, kontrol noktalarında yaşanan gündelik acıyı kimi zaman uyum ve yaratıcılık alanlarına dönüştürmüştür—ancak bu noktada abartıya kaçmamak gerekir. Zira söz konusu “fırsatlar”, daha insani bir gerçekliğin göstergesi değil; çok daha sert ve adaletsiz bir koşula verilen zoraki tepkilerden ibarettir.

Bununla birlikte, altı özellikle çizilmelidir ki, geliştirilen alternatif yolların—ister fiziksel ister dijital olsun—kalıcı çözümler hâline gelmesi kabul edilemez. Alışma ve uyum, Filistinlinin asli rotasını, yani kendi toprağına özgürce ulaşma hakkını unutturmasına izin vermemelidir. Zira kontrol noktalarıyla yaşamayı öğrenmek, onların meşruiyetini kabullenmek anlamına gelmez; aksine bu durum, özgürlük ve hareket hakkı mücadelesinin halen geçerli ve ertelenemez olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu