AnalizDOSYALARFilistin Siyaset Gündemi

Netanyahu ve Aşırı Sağ Siyonizm’in Geri Dönüşü

Ahmed Atawna*

İsrail seçimlerinin sonuçları, eski Başbakan ve Likud partisinin lideri olan Benjamin Netanyahu’ya 4 yıl sürebilecek istikrarlı bir hükümet kurma fırsatı veriyor. Bu sonuçlara göre kurulacak olan sağcı Siyonist ırkçı hükümet, 64 üyeli bir parlamenter blok tarafından desteklenecek. Bu hükümet varlığını ve istikrarını sağlamak için, aşırılık yanlıları Bezalel Smotrich ve Itamar Ben Gvir liderliğindeki faşist “Dini Siyonizm” partisine güveniyor. Bu durum, Siyonist toplumda sağa kaymanın devam ettiğini ve dini aşırılık ile ırkçılığın benimsendiğini, ayrıca Siyonist sol güçlerinin zayıflamasını ve siyasi etkinliklerinin gerilemesini teyit ediyor. İsrail’de artık hükümetlerin oluşması, gelecek hükümette olduğu gibi, sağ ile aşırı sağ, hatta aşırı sağ ile faşist partiler arasındaki ittifaklara dayanacak.

Partizan oluşumuyla bu hükümet, yalnızca Filistinliler ve davaları için değil, aynı zamanda etkisi birkaç ülke ve bölgesel güçlere sirayet eden bir dizi siyasi ilkeyi benimsiyor. Bu durumla mücadele etmek için ciddi ve alışılmadık pozisyonlar ve tavırlar gerekiyor.

Bu faşist koalisyon hiçbir Arap’a saygı duymamaktadır ve Araplarla barış felsefesi, lideri Netanyahu’nun “Güneşin Altında Bir Yer” adlı kitabında belirttiği gibi, “caydırıcılık barışı” olarak adlandırdığı, bu felsefe bölge ülkelerinin tümü üzerinde askeri üstünlük kurmaktan ibarettir.

Bölgesel düzeyde, bu hükümet İran dosyasını öncelikleri arasında ilk sıraya koyacak ve Netanyahu bu dosya ile ana savaşını vermeye hazırlıyor. Böylece İran üzerindeki baskıyı arttırmada ve bu ülkenin iç işlerini kurcalamada İsrail’in rolü artacak. Bunun yanı sıra Körfez ülkeleri başta olmak üzere İran ve Arap ülkeleri arasında her türlü bölgesel anlaşmayı veya yerleşimi sabote etmeye çalışmak, bölgenin iki savaş arası savaşlar ile iç ve mezhep çatışmaları döngüsünden çıkışına katkıda bulunabilir. Ayrıca bu hükümet başta Körfez ülkeleri olmak üzere İran ile Arap ülkeleri arasında, oluşabilecek her türlü bölgesel anlaşmayı sabote etmeye çalışacak, bölgenin iç savaşlar ve mezhepsel çekişme döngüsünden çıkmasına katkıda bulunabilecek.

Ürdün, bu koalisyon hükümeti için, kurulması istenen Filistin devletinin yeridir ve alternatif vatan projesi yeniden gündeme gelecektir. Mescid-i Aksa’nın ve Kudüs’teki kutsal mekanların Haşimi (Ürdün Krallığı) koruyuculuğuna saygı gösterilmeyecek ve bu hükümet sözde “yüzyılın anlaşması”nı sahada uygulamak için çok çalışacak, bu durum ise Batı Şeria’daki nüfus merkezlerinin yükünü Ürdün’ün omuzlarına yüklemeye ve Filistin Otoritesinin varlığını baltalamaya yol açabilir.

Bu faşist koalisyon hiçbir Arap’a saygı duymamaktadır ve Araplarla barış felsefesi, lideri Netanyahu’nun Güneşin Altında Bir Yer adlı kitabında belirttiği gibi, bölge ülkelerinin tümü üzerinde askeri üstünlük kurmaktan ibarettir. “Caydırıcılık barışı” olarak adlandıran bu felsefenin özü, bölge ülkelerinin İsrail ile barışa olan inancının değil, zayıflığının bir sonucu olarak barışa başvurmak gerektiğini söyler. Ayrıca bu koalisyon ve hükümet, daha öncekiler gibi, Körfez ülkeleri için bölgesel zorluklarla veya iç çatışmalarla karşı karşıya kalmalarında gerçek bir destek veya güvenilir bir dost da değildir. Çünkü hem bunu yapacak gerçek güce sahip değil, hem de Araplara karşı ırkçı bakışından dolayı bunu yapmaya gönüllü olmaz. Bu nedenle Ürdün ve diğer bazı Arap ülkeleri, bu hükümete karşı çıkan bölgesel ve uluslararası güçleri seferber etme çabalarını yoğunlaştırmalı ve onu izole etmek ve zayıflatmak için tüm hükümetler ve ilgili merciler ile işbirliği yapmalıdır. Nitekim bu hükümetin politikalarıyla uyum sağlamak, genel olarak Batı için ve özel olarak Beyaz Saray’daki Demokratlar için zorlu ve utandırıcı olacaktır.Filistin bağlamında ise, Netanyahu’nun 1996’daki ilk başbakanlığından bugüne kadarki siyasi tarihi çözüm yollarını baltalamak ve siyasi çözüm fırsatlarını engellemek için çalışmakla dolu. Çünkü Netenyahu siyasi süreç için her türlü fırsatı engelleyen bir dizi ilkeyi benimsiyor. Bu ilkelerin en başında İsrail’in Batı Şeria’daki mutlak ve tek başına egemenliği, Kudüs’ün İsrail’in birleşik ve ebedi başkenti olması, hiçbir Filistinli mültecinin geri dönmemesi ve anlaşma yoluyla iki devletli bir çözüm fikrine nihai bir son veren diğer politikalar yer alıyor.

Filistin bağlamında ise, Netanyahu’nun 1996’daki ilk başbakanlığından bugüne kadarki siyasi tarihi çözüm yollarını baltalamak ve siyasi çözüm fırsatlarını engellemek için çalışmakla dolu. Çünkü Netenyahu siyasi süreç için her türlü fırsatı engelleyen bir dizi ilkeyi benimsiyor. Bu ilkelerin en başında İsrail’in Batı Şeria’daki mutlak ve tek başına egemenliği, Kudüs’ün İsrail’in birleşik ve ebedi başkenti olması, hiçbir Filistinli mültecinin geri dönmemesi ve anlaşma yoluyla iki devletli bir çözüm fikrine nihai bir son veren diğer politikalar yer alıyor.

Bu hükümet, Batı Şeria’daki  illegal yerleşimleri yoğunlaştırmak, Kudüs şehrini Yahudileştirmek ve Mescid-i Aksa’nın zamansal ve mekânsal olarak bölünmesi için çalışacak. Batı Şeria’da Filistinlilerin katledilmelerini hızlandıracak ve aldığı tedbirleri uygulamakta Filistin Yönetimini dikkate almayacak veya iltifat bile etmeyecek ve tedbirlerini kabaca, alçakça ve aşağılayıcı bir şekilde uygulayacaktır. Bu koalisyonun, Filistinlilere ve liderlerine değer vermemesinin yanı sıra, onlardan kurtulmanın ve 1948 topraklarının Filistinlileri de dahil olmak üzere tüm Filistinlilerin Filistin dışına sürülmesinin gerekliliğine inancı tamdır. Buna göre bu hükümet, tüm Filistinlileri, liderlerini, siyasi kurumları, halk güçlerini ve ayrıca Arap ve İslami bölgesel güçleri, en ufak bir süsleme veya yanıltma olmaksızın çıplak gerçeklerin önüne koyuyor. Filistinliler bu gerçeklerle ciddi bir şekilde ve Filistin halkına ve davasına yakışır şekilde yüzleşmelidir.

Bu nedenle, altta zikredilenlerin yapılması gerekir:

  • Siyasi bir çözüm ve barış süreci yanılsamasını terk ederek, Filistin halkına bu yolun bittiğini açıkça söylemek.
  • Daha uygulanabilir ciddi siyasi ve mücadele yolları aramak.
  • Hegemonyadan ve ayrıcalıktan uzak, gerçek ve etkili ulusal ortaklık temelinde Filistin iç bütünlüğünü yeniden kurmak için ciddi ve sorumlu bir şekilde çalışmak.
  • Bölünme döneminde hizipçilik uygulamalarından kaynaklanan çeşitli tarafların endişelerinin giderilmesi. Nitekim işgalle yüzleşmek ve ona direnmek hiçbir Filistin tarafı için tehdit oluşturmamalıdır. Ayrıca, uzlaşma ve siyaset kurumunun yeniden inşası, başka bir partinin dışlanmasına veya zayıflamasına yol açmamalıdır.
  • Filistinlilere ve davalarına yönelik dış desteği, özellikle Arap desteğini yeniden itibar kazandırmak ve geçmiş dönemin kalıntılarını aşmaya odaklanmak.
  • Yeni Netenyahu hükümetinin varlığını bu bağlamda değerlendirilmesi gereken bir fırsat olarak ele almak, çünkü tehlikesi herkesi tehdit ediyor ve onun aşırıcılığı, ırkçılığı ve terörizmi yalnızca Filistinlilerle sınırlı kalmayacak.
  • Bir yandan direnişi benimsemek ve rolünü güçlendirmek ile diğer yandan siyasi ve diplomatik girişimleri yoğunlaştırmak arasındaki çelişki gibi görünen her şeyi sona erdirmek için çalışmak.
  • Birilerinin Filistinlilere dayattığı bu ayrışmaya boyun eğmeye devam edilmemelidir. Filistinliler için ulusal kurtuluş aşamasında oldukları bu süreçte her iki yol da (direniş ve siyaset) vazgeçilmezdir.
  • Filistin halkını çeşitli güçleriyle bu aşırılık yanlısı ırkçı düşmana karşı harekete geçirmek için tüm gereklilikleri sağlamak. Filistin halkı boyun eğmeyen, geri adım atmayan, hakkından vazgeçmeyen bir halktır. 100 yıldan fazla bir süredir işgalciyle savaşıyor ve onu yenip vatanını kurtarmakta ısrar ediyor.

Cezayir Zirvesi’nin dikkat çekici sonuçlarına rağmen Filistin davasına yönelik resmi Arap desteğinin zayıf kaldığı, Filistin otoritesinin güçsüzlüğü ve oluşan bölünme ve dağılmanın gölgesinde, artık Filistinliler için tüm güçleri ile işgale karşı koymak ve direnmek dışında bir seçenek kalmamıştır. Nitekim bunu daha önce işgalcilerin planlarını bozduğu ve Filistin davasını bölgesel ve uluslararası arenalarda ön sıralara geri getirdiği şiddetli mücadele yürüttüğü 1987 ve 2000 yılları da dahil olmak üzere önceki sert tarihsel dönüşlerde birkaç kez yaptı.

*Dr, Vizyon Siyasi Kalkınma Merkezi Genel Müdürü

Bu makale Aljazeera.net’de yayınlanmıştır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu