Gazze’de Kushner Projesi: Sömürgeciliğin Başka Bir Yüzü
Gayrimenkul Geliştiricileri Gazze Şeridi’ni Sömürgeleştiriyor: Kushner Projesine Dair Bir Okuma

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Ocak 2026’da, Gazze Şeridi’nde savaşın ardından oluşacak dönemi yönetmek amacıyla yeni bir uluslararası çerçeve olarak “Barış Konseyi”nin kurulduğunu ilan etti. Aynı etkinlik kapsamında, damadı, danışmanı ve yönetimindeki Ortadoğu ekibinin başkanı Jared Kushner, “Yeni Gazze” adını taşıyan kapsamlı bir yeniden imar planına dair ayrıntılı bir sunum yaptı. Söz konusu duyuru, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu toplantıları çerçevesinde, yeniden inşa söylemi ile küresel yatırım söylemini bir araya getiren bir etkinlikte yapıldı.
Açıklama, Gazze Şeridi’ndeki siyasi ve güvenlik gerçekliğini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen, siyasi–ekonomik açıdan bütünleşik tek bir olay olarak sunuldu. Barış Konseyi, süreci denetleyecek siyasi ve kurumsal araç olarak takdim edilirken; güçlü biçimde sermaye çevreleriyle ve ABD yönetimi içindeki siyasi–ekonomik karar alma mekanizmalarında etkili çevrelerle bağlantılı, ticari–yatırımcı bir zihniyetle kaleme alınan Kushner planı ise Konsey’in yürütme ve ekonomik programı olarak öne çıkarıldı.
Dolayısıyla planı anlamanın yolu, onu ortaya koyan ve destekleyen başlıca aktörlerin arka planlarını ve rollerini analiz etmekten geçmektedir. Planın, yerel halkın haklarına, imkânlarına ve olası rollerine herhangi bir atıf yapmadan, salt kalkınmacı ve ekonomik bir söylemle sunulmuş olması dikkat çekicidir. Bu çerçevede elinizdeki makale, söz konusu planı, bağlamı, belirleyici unsurları ve İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik soykırım savaşı bağlamında ortaya çıkan açık soruları ile ilan edilmiş ve edilmemiş hedefleri açısından çözümlemeyi amaçlamaktadır.
Gayrimenkul Geliştiricileri ve İş İnsanları, “Barış” ve Yeniden İmarın Sponsorları mı Olacak?
Donald Trump – Jared Kushner planı, her iki ismin ve Barış Konseyi üyelerinden bazılarının ekonomik yönelimleri temelinde şekillendi. Bu isimler, iş insanları ve gayrimenkul geliştiricilerinden oluşan bir ağ meydana getirmektedir. Kushner, siyaseti gayrimenkul yatırımıyla ilişkilendiren yaklaşımıyla tanınmaktadır. Nitekim Trump’ın ilk yönetimi döneminde (2017–2020) bölgeye ilişkin “barış” vizyonunu, toprakların yatırım alanlarına dönüştürülmesine odaklanan ekonomik–ticari bir model çerçevesinde sunmuş; bu yaklaşım, onun mimarlarından olduğu Yüzyılın Anlaşması ile somutlaşmıştır.
Bu yaklaşım, “Yeni Gazze”yi ilan ederken kullanılan ifadelerde açıkça görülmektedir. Kushner, “Plan bazı yıkım operasyonlarına dayanıyor; ardından ‘Yeni Gazze’ inşa edilecek.” Ayrıca “Gazze turistik bir destinasyona dönüşebilir ve birçok sanayi sektörünü barındırabilir” demiştir. Şubat 2024’te yaptığı önceki bir açıklama da bu doğrudan ticari bakışı yansıtmaktadır: “Gazze’deki sahil şeridindeki gayrimenkuller çok değerli olabilir ve bunlardan yararlanılabilir.”
Bu çerçevede Barış Konseyi, uluslararası ekonomi ve yatırım çevrelerinden isimleri bünyesine katmış; ayrıca finansman sağlayan ülkelerin temsilcilerinden oluşan bir yürütme kurulu oluşturulmuş ve üyelik için 1 milyar dolar tutarında mali katkı şartı getirilmiştir. Bu durum, “Yeni Gazze” planının oluşturulmasında küreselleşmiş ekonomi ve yatırım yönetimi mantığının belirleyici olduğunu açıkça göstermektedir.
Trump, Ekim 2024’te “Gazze doğru şekilde yeniden inşa edilirse Monako’dan daha iyi olabilir” demiştir. Monako’ya yaptığı bu atıf, Şubat 2025’te Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası’na dönüştürmek” ve “ona sahip olmak” istediğini söylemesiyle daha da belirginleşmiştir. Ardından yapay zekâ teknolojisiyle üretilmiş “Trump’ın Gazzesi” başlıklı bir video yayımlayarak, Gazze’yi gökdelenler, tatil köyleri, parklar ve kendi altın heykellerinin bulunduğu bir yatırım ve turizm merkezi olarak tasvir etmiştir.
Bu yatırımcı mantık, Barış Konseyi üyesi olan eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair gibi diğer isimlerin düşüncelerine de yansımıştır. Financial Times gazetesi, Temmuz 2025’te Blair’in kurduğu Tony Blair Institute for Global Change’ın (TBI), Gazze’nin yeniden inşasına yönelik yatırım ve ticaret odaklı planların tasarımına katkı sunduğunu ortaya koymuştur. Bu planlar arasında “Gazze Rivierası” projesi, Elon Musk adını taşıyan akıllı bir sanayi bölgesi, yapay adalar ve özel ekonomik bölgeler kurulmasına dair fikirler yer almaktadır.
Kushner planının açıklanmasının ardından Trump, Barış Konseyi başkanı ve başkanlığından önce bir iş insanı ve gayrimenkul yatırımcısı kimliğiyle, planın yatırımcı mantığını şu sözlerle yinelemiştir: “Gazze deniz kenarında güzel bir arazi parçası; doğru şekilde yatırım yapılırsa harika bir yer olabilir.” Ayrıca “Aslen bir emlakçıyım; her şey konumla başlar” demiştir.
Bu söylem, Gazze Şeridi’ni soykırımın yıkıma uğrattığı bir bölge ya da siyasi bir meselenin parçası olarak değil; yatırım yapılabilir, geliştirilebilir ve işletilebilir bir sermaye varlığı olarak ele alan bir düşünceyi yansıtmaktadır. Aynı bakış açısı, daha önce “Gazze’nin bir tarihi geçmişi yoktur; bir savaşın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Farklı yerlerde bulunan kabileler bir araya gelerek Gazze’yi oluşturmuştur” diyen Kushner’in yaklaşımında da görülmektedir.
Kushner Planı ile Mısır Planı Arasında
Kushner’in “Yeni Gazze” vizyonu, ayrıntılı bir uygulama takvimi içermemekle birlikte 2035’e kadar uzanan bir çerçeve olarak tasarlandı ve Gazze Şeridi’ni küresel ölçekte umut vadeden bir ekonomik merkeze dönüştürme vaadi sundu. Plan; yeni bir deniz limanı, uluslararası havalimanı, otoyol ağları, sanayi ve teknoloji bölgeleri, kıyı turizm ve ekonomik alanları ile konut, eğitim ve sağlık altyapısının tamamen yenilenmesini içermektedir.
Ayrıca 2035’e kadar Gazze’nin yıllık gayrisafi yurt içi hasılasının 10 milyar doların üzerine çıkarılması, ortalama hane gelirinin yıllık 13 bin doların üzerine yükseltilmesi, 500 binden fazla istihdam oluşturulması; 100 binden fazla kalıcı konut birimi, 75 sağlık tesisi, 180 kültürel, dini ve mesleki merkez ile 200 eğitim merkezi inşa edilmesi hedeflenmektedir. Yeniden inşanın güneyde Refah ve Han Yunus bölgelerinden başlayıp, ardından orta kesim ve kamplara, son olarak da kuzeyde Gazze kentine doğru genişlemesi öngörülmüştür.
Planın ana projeleri finanse etmek üzere 2035’e kadar 25 milyar doları aşan bir kaynak toplamayı hedeflediği ve Washington’da uluslararası bir yatırım konferansı düzenleneceği açıklanmıştır. Ancak bağışçıların kimlikleri ve taahhüt miktarları ayrıntılandırılmamıştır. Uygulama boyutunda ise plan, Gazze’deki direniş gruplarının tamamen silahsızlandırılması süreciyle doğrudan ilişkilendirilmiş; herhangi bir bölgede yeniden inşanın başlamasının bu şartın doğrulanmasına bağlı olduğu belirtilmiştir.
Mısır Planıyla Temel Farklar
Jared Kushner planı, Gazze’nin yeniden inşasına ilişkin Mısır planını hem kapsam hem de yaklaşım bakımından aşmakta ve onunla esaslı biçimde çelişmektedir. Mısır planı, yeniden inşa ve istikrarın Filistin Yönetimi denetiminde, direniş grupları sürece dahil edilmeden; Arap ülkeleri ve uluslararası toplumla, özellikle World Bank ve United Nations Development Programme gibi kurumlarla koordinasyon içinde yürütülmesini öngörmektedir.
Kushner planı yaklaşık on yıla yayılan tek taraflı bir Amerikan vizyonunu yansıtırken, Mısır hükümeti daha kısa bir zaman diliminde (yaklaşık beş yıl) tamamlanabilecek bir çerçevede, erken toparlanma aşamasıyla başlayan bir program sunmuştur. Bu plan, Mart 2025’te Kahire’de düzenlenen olağanüstü Arap zirvesinde “Gazze’nin yeniden inşası için birleşik Arap girişimi” olarak benimsenmiştir.
Mısır planı; Filistinlilerle ortaklık, zorla yerinden etmeye kesin ret, Filistin ve bölgesel meşruiyete dayanma ve çok kaynaklı finansman ilkelerine yaslanmaktadır. Buna karşılık Amerikan planı, kurumsal kontrol ve güvenlik düzenlemelerini ön şart olarak merkeze almaktadır.
Sonuç olarak Amerikan planı, silahsızlandırma ve ABD ile İsrail politikalarına uyum şartıyla yeniden inşayı, Gazze’deki siyasi gerçekliği yeniden şekillendirme aracına dönüştürmeyi hedeflemektedir.
“Yeni Gazze” Planının Boşlukları ve Büyük Soruları
Planın yeniden imar konusunda sunduğu geniş hedeflere rağmen, uygulanabilirliği Gazze’nin mevcut gerçekliğinden oldukça uzaktır. Siyasi koşullar ve sahadaki çok sayıda engel, planın ekonomik–yatırımcı bir tasavvur olmaktan çıkıp uygulanabilir bir yol haritasına dönüşmesini zorlaştırmaktadır. Bu boşluklar, planı yalnızca eksik bir vizyon hâline getirmekle kalmamakta; mevcut koşullarda uygulanabilirliğine dair temel soruları da gündeme getirmektedir.
1) Uygulama Mekanizmaları ve Gerçekçilik
Öncelikle, büyük ölçekli altyapı projeleri ve uluslararası yatırımları içeren kalkınma planlarının hayata geçirilebilmesi için güvenlik ve siyasi istikrar gereklidir. Oysa Gazze’de bu koşullar henüz sağlanmış değildir. Bu nedenle Jared Kushner’in planı, güvenlik ve siyasi istikrarın yokluğunda maddi temelden yoksun teorik bir öneri olarak görünmektedir.
Kushner planına göre yeniden imarın ön şartlarından biri olan Filistin direnişinin silahsızlandırılması, son derece karmaşık ve üzerinde uzlaşma bulunmayan siyasi bir koşuldur. Dahası, Donald Trump yönetiminin planında çatışmanın çözümüne ya da sahadaki ateşkesin sürdürülebilir biçimde yönetilmesine dair açık ve bağlayıcı mekanizmalar yer almamaktadır.
İsrail’in ateşkes ihlallerini sürdürmesi, Gazze’nin tamamından çekilmeyi ve ablukayı kaldırmayı reddetmesi; ayrıca savaşa geri dönülebileceğine dair sürekli mesajlar vermesi, yeniden inşanın güvenli bir zemine oturmadığını göstermektedir. Bu koşullar altında savaşın yeniden başlamayacağına dair gerçek bir güvence de bulunmamaktadır.
Finansman Açığı
Planın hedefleri ile gerçekçi finansman imkânları arasında ciddi bir uçurum vardır. Uluslararası kurumlar ve BM’ye bağlı çeşitli tahminlere göre yeniden inşa ihtiyacı 80 milyar dolara kadar ulaşabilirken, plan 2035 yılına kadar 25 milyar dolar toplamayı hedeflemektedir. Buna karşılık Mısır tarafından sunulan alternatif plan, temel altyapı ve konut sektörlerinin yeniden inşası için yaklaşık 53 milyar dolarlık bir finansman öngörmüştür.
Bu fark, potansiyel destekçilerden resmi ve bağlayıcı mali taahhütlerin bulunmamasıyla daha da büyümektedir. Planın önemli bir kısmı özel sermayeyi çekmeye dayanmaktadır; ancak siyasi olarak istikrarsız ve abluka altındaki bir bölgeye küresel özel sektörün yönelmesi garanti değildir. Süregelen çatışma riskleri, hukuki ve siyasi sonuçlar doğurabileceğinden, yatırım kararlarında belirleyici olan risk–kâr hesaplarıyla çelişmektedir. Yaygın bir ifadeyle, “sermaye ürkektir” ve kâr–zarar dengesiyle hareket eder.
Model Sorunu ve Bölgesel Kıyas
Kushner planı, bölgedeki modern şehir projeleri ve dev altyapı yatırımlarını “Yeni Gazze” için model olarak göstermektedir. Kushner, planı açıklarken “Ortadoğu’da iki ya da üç milyon nüfuslu şehirler üç yıl içinde bu şekilde inşa ediliyor” demiştir. Ayrıca Tony Blair’ın kurduğu Tony Blair Institute for Global Change tarafından hazırlanan bir belgede, Gazze’deki savaşın “yüzyılda bir ortaya çıkan sıfırdan inşa fırsatı” yarattığı ifade edilmiştir.
Ancak burada temel soru şudur: Plan hangi gerçekçi modeli örnek almaktadır? Örneğin Suudi Arabistan’daki NEOM projesi, geleceğin küresel şehri olarak ilan edilmiş ve Public Investment Fund aracılığıyla yüz milyarlarca dolarlık kaynak ayrılmıştır. Buna rağmen proje ciddi uygulama zorlukları, gecikmeler ve ilk etap projelerde küçülme ve yeniden değerlendirmelerle karşılaşmıştır.
Bu durum, büyük vizyonların somut gerçekliğe dönüşmesinin öngörülenden daha uzun zaman ve daha yüksek maliyet gerektirdiğini; hatta başarısızlık ihtimalinin dahi yüksek olduğunu göstermektedir. Üstelik NEOM, Gazze’nin aksine siyasi ve hukuki açıdan istikrarlı bir ortamda başlatılmıştır.
Siyasi Süreklilik Sorunu
Planın Donald Trump ve Jared Kushner tarafından şekillendirilmiş olması, sürekliliğini ABD’deki siyasi iktidarın devamına bağımlı kılmaktadır. Trump’ın görev süresinin sona ermesi ve Washington’daki önceliklerin değişmesi, planın kaderini doğrudan etkileyebilir. Nitekim Kushner’in mimarlarından olduğu Deal of the Century, yoğun tanıtıma rağmen Trump’ın başkanlığının sona ermesiyle uygulama düzeyinde zayıflamış ve ivmesini kaybetmiştir.
Washington’daki herhangi bir siyasi değişim; finansmanın dondurulmasına, önceliklerin yeniden belirlenmesine ya da planın tamamen iptal edilmesine yol açabilir. Bu da “Yeni Gazze” planının yalnızca sahadaki değil, aynı zamanda uluslararası siyasi konjonktürdeki kırılganlığını ortaya koymaktadır.
2) Planda Gazzelilerin Akıbetine Dair Belirsizlik
Kushner planının ortaya koyduğu dev yatırım projelerinin, Gazze Şeridi’nde fiilî bir yerinden etmeye dönüşmeyeceğine dair herhangi bir güvence bulunmamaktadır. Plan, Gazze’yi öncelikle yatırımcılar için kâr üretme potansiyeli taşıyan bir ekonomik fırsat olarak ele almaktadır. Bu bağlamda, savaşın halkın tüm ekonomik imkânlarını ve geçim kaynaklarını yok ettiği bir ortamda, özel yatırımcıların yüksek maliyetli ve lüks projeleri Gazzelilere karşılıksız devretmeleri beklenmemektedir. Aksine, yerel halkın bu projelerdeki konutları satın alması, hatta kiralaması dahi çoğu durumda mümkün görünmemektedir.
Planın, uygulamanın “Amerikan politikalarına benzer serbest piyasa ilkelerine” dayanacağını belirtmesi, bu çerçeveyi daha da netleştirmektedir. Bu kapitalist model içinde, The Guardian gazetesi; Gothams gibi bazı Amerikan şirketlerinin, Barış Konseyi kapsamında Gazze’de ulaşım ve lojistik hizmetlerini yönetmek üzere yüzde 300’e varan kâr ve yedi yıllık tekel karşılığında sözleşme arayışında olduklarını aktarmıştır. Bu durum, yeniden inşanın kamusal bir iyileştirme sürecinden ziyade, yüksek getirili bir yatırım alanı olarak tasarlandığını göstermektedir.
Her ne kadar plan metninde açık bir zorunlu göç çağrısı yer almasa da, önerilen yatırım modeli fiilen nüfusun yer değiştirmesini gerektirebilecek bir mantık içermektedir. Bu yaklaşım, Donald Trump’ın Gazze üzerinde kontrol kurma ve nüfusun başka yerlere taşınmasına dair daha önce gündeme gelen fikirleriyle de örtüşmektedir. İsrail kaynaklarına göre bu fikirlerin arkasında da Kushner’in bulunduğu belirtilmiştir.
Kushner’in Şubat 2024’te yaptığı açıklamalar da bu eğilimi yansıtmaktadır. İsrail’in yerinde olsaydı Refah’taki mümkün olan en fazla sayıda insanı çıkarıp diplomatik yollarla Mısır’a yönlendireceğini; ayrıca Necef bölgesine geçici aktarım fikrini ve ardından Gazze’nin “temizlenmesini” dile getirmiştir. İsrail’in daha sonra Filistinlilerin geri dönüşüne izin verip vermeyeceği sorulduğunda ise “Belki Netanyahu izin vermez, ama zaten Gazze’de geriye pek bir şey kalmadı” demiştir.
Öte yandan plan, Filistinlilerin mülkiyet ve hukuki haklarına ilişkin açık güvenceler içermemektedir. Yerel halkın toprak ve mülkiyet haklarının nasıl korunacağına veya zararlarının nasıl tazmin edileceğine dair net mekanizmalar bulunmamaktadır. Ayrıca yerel nüfusun karar alma süreçlerine katılımı ya da yeni kurulacak alan ve altyapılarda mülkiyet sahibi olması yönünde bir düzenleme de öngörülmemektedir.
Plan, konutların aynı yerlerde yeniden inşası ve toplumsal dokunun korunması konusunda da açık bir taahhüt sunmamaktadır. Bu durum, Gazze’nin tarihsel ve toplumsal mekân sürekliliğinin maddi olarak koparılması riskini doğurmaktadır. Yeniden düzenleme, uluslararası güçlerin dayattığı dışsal bir yatırım vizyonuna göre yapılmakta; konut alanları sıkı güvenlik düzenlemeleri altında belirli bölgelere taşınmakta ve insanların kendi toprakları üzerindeki haklarından ziyade güvenlik–idari kriterler esas alınmaktadır.
Ayrıca kıyı şeridi, Gazze toplumunun doğal ve tarihsel bir uzantısı olarak değil; küresel turizm ve ekonomiyle doğrudan bağlantılı, işlevsel olarak yerleşim alanlarından ayrıştırılmış uluslararası bir vitrin alanı olarak yeniden tanımlanmaktadır. Bu yaklaşım, Gazze’yi bütüncül bir toplumsal ve siyasi coğrafya olmaktan çıkarıp, yatırım mantığına göre parçalanmış bir ekonomik projeye dönüştürmektedir.
3) İsrail – Odadaki Fil
Kushner planı, Gazze Şeridi üzerindeki İsrail kontrolünün devamına dair net yanıtlar sunmamakta; bu kontrolün Filistinli nüfusun siyasi ve insani kaderine etkisini büyük ölçüde görmezden gelmektedir. Oysa “Yeni Gazze” planını değerlendirmek, Gazze’ye ilişkin her başlıkta fiilî belirleyici aktörün işgalci İsrail olduğu gerçeği hesaba katılmadan mümkün değildir.
İsrail, yeniden imar ve enkaz kaldırma için gerekli inşaat ekipmanları ile ağır makinelerin girişini hâlen engellemektedir. Bu durum, sahada herhangi bir gerçek yeniden inşa sürecinin başlamasını fiilen imkânsız kılmıştır.
Rafah sınır kapısı, Mayıs 2024’te kapatılmış ve iki sene sonra 2 Şubat 2026’da yeniden açılmış olsa da, geçiş son derece sınırlı tutulmuştur. Çoğunlukla tıbbi tedavi amacıyla Gazze dışına çıkacak belirli kişilere izin verilmekte; ağır ekipman ve inşaat malzemelerinin girişine ise izin verilmemektedir. Bu durum, enkaz kaldırma ve yeniden imar sürecinin lojistik temelini doğrudan engellemektedir.
Oysa Trump planının birinci aşamasında yer alan yedinci madde, anlaşmanın onaylanmasının hemen ardından Gazze’ye tam kapsamlı yardım gönderilmesini; su, elektrik ve kanalizasyon altyapısının rehabilitasyonunu, hastaneler ve fırınların onarımını ve enkaz kaldırma ekipmanlarının girişini öngörmekteydi. Mevcut tablo, bu hükümlerin sahada karşılık bulmadığını göstermektedir.
Bu durum, İsrail’in yeniden imarı “güvenlik gereklilikleri” ve kendi koşullarıyla ilişkilendiren yaklaşımıyla uyumludur. İsrail, yeniden inşa sürecine Filistinli tarafların, özellikle de ulusal hedefler doğrultusunda halkın topraklarında kalıcılığını güçlendirecek biçimde, etkin katılımını reddetmektedir.
Dolayısıyla herhangi bir projenin uygulanıp uygulanmayacağına ve nasıl uygulanacağına dair nihai karar mercii İsrail olmaya devam edecektir. Trump yönetiminin İsrail politikalarına açık biçimde karşı çıkması da beklenmemektedir. Nitekim Kushner, Ekim 2025’te yeniden inşanın yalnızca İsrail kontrolü altındaki bölgelerle sınırlı olacağını ve “Hamas’ın kontrolünde kalan bölgelere hiçbir yeniden inşa fonunun gitmeyeceğini” açıkça ifade etmiştir.
Sonuç
Bu rapor, “Barış Konseyi” üyelerinin arka planının büyük ölçüde ticari yatırım ve şehirlerin ekonomik varlıklar olarak yeniden inşası anlayışına dayandığını ortaya koymaktadır. Bu durum, savaş sonrası siyasi sürecin yönetiminde kâr ve yatırım mantığının temel araç hâline geldiğini; geleneksel Filistin siyasi önceliklerinin ise geri plana itildiğini göstermektedir.
Bu çerçevede toprak, kaynaklar ve nüfus; yerel halkın hak ve önceliklerinden ziyade, finansman sağlayan aktörler açısından kârlılık esasına göre yeniden dağıtılabilecek yatırım fırsatları ve üretim kapasitesi olarak ele alınmaktadır. Gazze, böylece küresel ölçekte ekonomik–ticari bir modelin uygulanacağı bir laboratuvar ya da sahneye dönüştürülmektedir.
Bu perspektiften bakıldığında, Kushner planı bir yeniden inşa vizyonu değil; savaş sonrası dönemi kullanarak çatışmayı siyasi olarak yeniden şekillendirmeyi amaçlayan yapısal bir sömürgecilik aracı olarak okunabilir. Zira yeniden inşa süreci, İsrail ve ABD koşullarına uyuma bağlanmış; zaman içinde değişebilecek siyasi ve güvenlik şartlarına tabi kılınmıştır.
Sonuç olarak Gazze halkının siyasi, toplumsal ve ekonomik kaderi, önerilen yeniden inşa mekanizmalarından ziyade, İsrail’in Gazze üzerindeki süregelen hâkimiyeti tarafından belirlenmektedir. Bu hâkimiyet devam ettiği sürece, herhangi bir yeniden inşa planının kapsamı ve sınırları da fiilî güç dengeleri tarafından tayin edilmeye devam edecektir.



