Gazze’de Kış: Bir Mevsim Değil, Bir Silah

Şiddetli hava koşulları, Gazze Şeridi’nde insani, acil yardım ile kışlık temel ihtiyaçların bölgeye girişinin engellenmesi sonucu ortaya çıkan felaket boyutundaki gerçekliği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Yıkılmış evlerin perişan hâli ve insanların barınmak zorunda kaldığı yıpranmış çadırlar, Filistinlilerin içinde bulunduğu katastrofik durumu daha da derinleştirdi.
Yağmur suları çadırları bastı, kısmen yıkılmış binalar sakinlerinin üzerine çöktü; sahillerde kurulan çadırları deniz suları kapladı, şiddetli rüzgârlar ise diğerlerini yerinden söküp savurdu. Tüm bunlar, yerinden edilmiş insanların barınma ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmesine sebep oldu. İsrail, kışlık malzemelerin, güçlü çadır ve karavanların Gazze’ye girişini engelleyerek iki yıl önce başladığı soykırımı sürdürmeye devam ediyor.
Gazze halkı, sıcak bir barınağın yanı sıra gıda, ilaç ve kış mevsimine özgü temel ihtiyaçlardan—giysi, battaniye ve ısınma imkânlarından—yoksundur. Bu durum, hastalık ve salgınların yayılma riskini artırmakta; özellikle çocuklar ve yaşlılar için kışı hayatı tehdit eden bir sınava çevirmektedir. İsrail işgali insani yardımların ve geçici barınma birimleri olan konteyner evlerin girişini reddetmeyi sürdürdükçe, bu riskler daha da büyümektedir.
Bu raporda, süregelen soykırım, boğucu kuşatma ve insani müdahalenin yokluğu gibi felaket koşulları altında, kış mevsiminde Gazze’de Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı başlıca insani sıkıntıları görünür kılmayı amaçlıyoruz. Amaç, insani durumun neden felaket eşiğine sürüklendiğini ve acil, engelsiz bir insani yanıtın neden hayati olduğunu ortaya koymaktır.
1) Barınma ve Konut Gerçeği
Gazze Şeridi’nde yüz binlerce Filistinli yerinden edilmiş kişi, yaşamın hiçbir evresine benzemeyen bir trajediyle karşı karşıyadır. En temel insani gereksinimlerden mahrum bırakılmış durumdadırlar: güvenli bir barınak, sıcak bir yaşam alanı, sağlıklı gıda ve tıbbi bakım. İsrail işgal güçleri, Gazze’de yaşamın neredeyse tüm unsurlarını yok etmiş; geriye ne sağlam konutlar, ne altyapı, ne de temel hizmetler bırakmıştır.
İşgal, bu yıkımı daha da derinleştirmek üzere, önceki dönemde sınır hattında inşa edilen bentler ve su tutma yapılarıyla akışını engellediği Gazze Vadisi’nin yatağını yeniden açmıştır. Bu müdahale, büyük miktarda suyun yerleşim alanlarına ve vadi çevresindeki kamplara doğru akmasına yol açmış; vadi boyunca kurulan çok sayıda çadırın sel sebebiyle sürüklenmesine ve yok olmasına neden olmuştur.
Kuruluşlar Arası Daimî Komite’ye (IASC) bağlı Küresel Barınma Topluluğuna göre, Gazze Şeridi’nde hâlen 260 bin Filistinli aile, yani yaklaşık 1,5 milyon insan, yağmur ve soğukla yüz yüze bulunmaktadır ve buna karşı yeterli korumaları yoktur. Bu aileler, kışı atlatmak için gerekli en temel imkânlardan yoksundur; ilk yağmurla birlikte hasar gören ve su alan yıpranmış çadırlarda uyumakta, böylece gerçek anlamda bir barınaktan mahrum şekilde açıkta kalmaktadır.
Gazze’de ilk soğuklarla birlikte yağan yağmurlar, soykırım savaşı sırasında evleri yıkılan ve zorla çadırlara sığınmak zorunda bırakılan insanların kaldığı barınakların ne kadar kırılgan olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. Bu çadırlar, ne geceleri etkili olan dondurucu soğuğa karşı koruma sağlayabilmekte ne de gece- gündüz yağan kış yağmurlarına dayanabilmektedir.
Zarar Gören Çadırlar
Soğuk hava koşulları, binlerce çadırın zarar görmesine yol açmış; yağmur suları ve bazı bölgelerde deniz taşkınları nedeniyle yaklaşık 127.000 çadır kullanılamaz hâle gelmiştir.[i] Şiddetli rüzgârlar ise başka çadırları tamamen yerinden söküp atmıştır. Yalnızca iki ay içinde art arda yaşanan dört şiddetli fırtına, her seferinde bir öncekinden daha ağır sonuçlar doğurmuş; geçici barınakların kaybına, giysi, yatak ve battaniyelerin zarar görmesine neden olmuş ve insanların insani acılarını benzeri görülmemiş biçimde derinleştirmiştir.
Kış yağmurlarının ilk kez şiddetle yağmasıyla birlikte, sular çadırların içine sızdı; evlerini ve içindeki tüm eşyalarını kaybeden insanların büyük zorluklarla temin edebildikleri yataklar ve örtüler tamamen ıslandı.
Bu bağlamda, ailesiyle birlikte Han Yunus’un Mevasi bölgesine sığınan Mirvat Muşteha yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Gazze’deki kış fırtınalarında, yağmur suları biz uyurken çadırın içine doldu. Uyandığımda iki çocuğumun yataklarının ve kıyafetlerinin tamamen su içinde kaldığını gördüm. Çadırdaki neredeyse tüm örtüler ve battaniyeler de sular altında kaldı; üstelik bunların yerine koyabileceğimiz hiçbir şey yok.”[ii]
Yerinden edilmiş insanların sıkıntıları, çadırların ya da plastik brandaların yerine konabilecek alternatiflerin bulunmaması nedeniyle daha da artmaktadır. Küresel Barınma Topluluğu, bu tür geçici çözümlerin Gazze gibi uzun süreli acil durumlar için yetersiz olduğunu vurgulamaktadır. Zira bu barınaklar, gerekli alan ve uygun konum açısından esnek değildir; şiddetli rüzgârlar ya da yoğun yağışlar karşısında dayanıksızdır. Ayrıca sundukları ısı yalıtımı son derece sınırlıdır ve Gazze’de kışın yaşanan aşırı soğuklarla başa çıkmaya elverişli değildir.
Şiddetli Rüzgarlar
Nitekim, art arda yaşanan dört fırtınalı gün, bu gerçekliği sahada açık biçimde teyit etmiştir. Şiddetli rüzgârlar, çok sayıda çadırın uçmasına, yırtılmasına ya da tamamen yerinden sökülüp yok olmasına yol açmıştır. Bunlardan biri de Rula Ebu Haşim’in yaşadıklarıdır.
Ebu Haşim, “son fırtınada kendisinin ve çocuklarının yaşadığı korku dolu geceyi” şu sözlerle aktarmaktadır:
“Çocuklarımın—büyüğüyle küçüğüyle—rüzgârın ve yağmurun çadırın tavanına bütün gücüyle vurmasından çıkan korkunç sesten kaç kez uykuyla uyanıp dehşete kapıldıklarını sayamıyorum. İçeride uyuyan bedenleri umursamadan çadırı döven bu sesler arasında, çadırın şiddetle sağa sola sallanıp üzerimize yıkılmasından korkarak kaç kez irkilerek uyandığımı da bilmiyorum. Çadır bütün gece yalpaladı; sabaha karşı artık dayanacak gücü kalmadı ve üzerimize çöktü. Kış bitene kadar aynı felaketi kaç gece daha yaşayacağımızı ise bilmiyorum.”[iii]
Deniz Kenarına İtilen Halk
Gazze kıyı şeridi boyunca, evleri yıkıldığı için zorla yerinden edilen ve sahil hattı dışında sığınacak yer bulamayan aileler de benzer bir kaderi yaşamaktadır. İsrail işgal ordusunun Gazze Şeridi’nin yaklaşık %60’ını kontrol altına alması, geri kalan alanların ise büyük ölçüde enkazla kaplı olması nedeniyle, bu aileler soğuğa, fırtınaya ve deniz koşullarına karşı hiçbir koruma sağlamayan yıpranmış çadırlarını sahile kurmak zorunda kalmıştır. Deniz, gelgitlerle birlikte çadırlara doğru ilerlemekte; sert rüzgârlar ve dalgalar bu kırılgan barınakları tehdit etmektedir.
Batı Gazze sahilinde çadırda yaşayan Üns es-Semri bu durumu şöyle ifade etmektedir: “Her gün, önceki fırtınalarda yaşadığımız gibi, çadırın sürüklenmesi ya da yerinden sökülmesi kâbusuyla yaşıyoruz. Bir yandan deniz rüzgârları çadırı parçalıyor ya da yerinden koparıyor, diğer yandan doğudan gelen yağmur selleri üzerimize akıyor; batıdan ise deniz suyu yükseliyor. Çocuklarımız, yeterli kışlık giysi olmadan, ıslaklık ve soğuk titremesi arasında gecelerini geçiriyor.”[iv]
Yerinden edilenlerin çilesi bununla da sınırlı değildir. 620 binden fazla Filistinli, iki yıl boyunca üzerlerine yağan on binlerce İsrail füzesi ve top mermisi nedeniyle ağır hasar görmüş, her an çökme riski taşıyan evlerde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Başka bir seçenekleri olmadığı için; duvarları çatlamış, tavanları hasarlı, yağmur sularının sızdığı bu evlere sığınmışlardır. İsrail işgal güçlerinin binaların büyük bölümünü yıkması ve konteyner evlerin, inşaat ve yeniden imar malzemelerinin girişini engellemesi, birçok yapının sakinlerinin üzerine çökmesine yol açmıştır.
Filistin Sivil Savunması Sözcüsü Mahmud Basal’a göre, bu nedenle 25 kişi hayatını kaybetmiştir. Basal ayrıca, soğuk hava dalgalarının Gazze’yi etkilemeye başlamasından bu yana 18 konut binasının tamamen çöktüğünü, bunun ağır can ve mal kayıplarına yol açtığını; 110’dan fazla binanın ise kısmi ama son derece tehlikeli çökme riski taşıdığını ve bu durumun, bu yapılarda ya da çevresinde yaşayan binlerce insanın hayatını doğrudan tehdit ettiğini belirtmiştir.[v]
Dondurucu Soğuk
Yerinden edilmiş Filistinlilerin hayatını daha da ağırlaştıran bir diğer unsur ise, bedenlerini ve özellikle çocukların narin vücutlarını adeta kemiren dondurucu soğuk oldu. Yetersiz giysi ve battaniyeler, hiçbir koruma sağlamayan yıpranmış çadırlar, ısınma imkânlarının ve uygun kışlık kıyafetlerin yokluğu, aileleri solunum yolu hastalıklarına açık hâle getirdi.
Bu durumu dile getiren, evini kaybederek ailesiyle birlikte Gazze kentinin batısına sığınan Ebu Muhammed Ebu Hamide şunları söylüyor: “Soğuk dayanılmaz. Büyükler titriyor, çocuklar şiddetinden ağlıyor. Soğuğun ayazından uyuyamıyorlar. Sabah olduğunda ellerinin ayaklarının şiştiğini, bazen de morarmaya başladığını görüyorsun. Ne kışlık giysi var, ne battaniye, ne de ısınacak bir şey. Artık kış mevsimini sevmiyoruz; bu hâlde kalırsak çocuklarımızdan hiçbiri hayatta kalamayacak.”[vi]
Şifa Tıp Kompleksi Genel Müdürü Muhammed Ebu Selmiye’ye göre ise, yalnızca son iki ay içinde dondurucu soğuk nedeniyle altı çocuk hayatını kaybetti.[vii] Böylece 7 Ekim 2023’ten bu raporun kaleme alındığı tarihe kadar, soğuk nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı 21’e yükseldi. Selmiye, hastanenin şu anda vücut ısısı düşmesi, şiddetli hipotermi ve bronşit, zatürre ile solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan viral hastalıklarla boğuşan çok ağır vakalarla dolu olduğunu; bu hastaların büyük çoğunluğunun ise kendilerini soğuktan koruyacak hiçbir imkân sunmayan çadırlarda yaşadığını vurguluyor.
Gazze Şeridi’nde Filistinlilerin maruz kaldığı bu trajik tablo, Siyonist toplumun Gazze’ye yönelik imha edici zihniyetini de gözler önüne sermektedir. İbranice yayın yapan medya organları, sektördeki trajediyle alenen ve utanmaksızın alay eden İsraillilere ekranlarını açmış; kanal çalışanları ve konukları, kimin daha acımasız, daha vahşi ve daha az insani görüneceği yönünde adeta bir yarışa girmiştir.
Yağmur sularına gömülen yerinden edilmiş insanlar hakkında atılan kahkahalar ve yapılan hastalıklı espriler bunun açık göstergesidir. Nitekim Kanal 14’te konuşan bir meteoroloji uzmanı, alaycı bir dille, “Büyük ihtimalle yerinde tek bir çadır bile kalmayacak” demiş, ardından “Açıkçası insan kalmaması da benim için sorun değil” ifadesini kullanmıştır. Sunucunun bu sözlere verdiği yanıt ise, yaşanan ahlaki çöküşü özetler nitelikte olmuştur: “Bizi sevindiriyorsun.”
2) Enerji ve Isınma Krizi
Gazze Şeridi’ne yönelik soykırım savaşının başlamasıyla birlikte, İsrail işgal güçleri elektrik hatları ve şebekelerine ait altyapıyı sistematik biçimde tahrip etmiş; bu durum, enerji sisteminin tamamen çökmesine yol açmıştır. Kuşatma altındaki Gazze halkı, bu yıkım karşısında alternatifler aramak zorunda kalmış; böylece evsel ve ticari güneş enerjisi sistemleri, elektriğin asgari düzeyde temini için başvurulan başlıca kaynak hâline gelmiştir.
Ancak bu sistemler, özellikle kış aylarında, gökyüzünün bulutlarla kaplanması ve güneş ışığının kaybolması nedeniyle son derece sınırlı bir kapasiteye sahiptir. Bunun sonucu olarak Gazzelilerin günlük yaşamı neredeyse tamamen felç olmakta; İsrail saldırılarının başlangıcından bu yana elektriğin neredeyse tek kaynağı hâline gelen güneş enerjisine bağımlılık, halkı dünya ile bağlarını koparmaya zorlamaktadır.
Güneşin kaybolmasıyla birlikte elektrik de kaybolmakta, yaşamın çarkı durmaktadır. İnsanlar artık cep telefonlarını, bilgisayarlarını ya da internet yönlendiricilerini şarj edemez hâle gelmiş; bu durum, onları dış dünyadan izole ederek haberleri takip etmelerini ve mesleki görevlerini yerine getirmelerini engellemiştir.
Elektrik kesintileri, serbest gazeteci olarak çeşitli medya kuruluşlarıyla çalışan Mâri Fethi’yi de etkilemiştir. Fethi durumu şöyle anlatmaktadır: “Soğuk hava dalgaları ve kış koşulları, işimi sürdürmemin önünde ciddi bir engel hâline geldi. Görevlerimi zamanında teslim edemiyorum; üstelik haberleri takip etmekten de kopuyorum. Eğer cep telefonumun şarjını koruyamazsam, tamamen bağlantısız kalıyorum.”[viii]
Öğrenciler Eğitimlerine Devam Edemiyor
Üniversite öğrencisi Hanin Abdu[ix] ise yaşadığı duyguyu şu sözlerle ifade etmektedir: “Güneş her kaybolduğunda büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Çünkü güneşin yokluğu, üniversite derslerimi takip ettiğim ve çevrim içi sınavlarımı gönderdiğim elektriğe ulaşmamı sağlayan enerji sisteminin durması anlamına geliyor.”
Tüm bunlar gündüz saatlerinde, sınırlı da olsa ışık varken yaşanmaktadır. Gece çöktüğünde ise manzara daha da ağırlaşmaktadır. Çoğu bina ve çadır, içlerinde bataryalarla güçlükle ayakta tutulan birkaç zayıf ışık dışında, tam bir karanlığa gömülmektedir. Bu durumu bir Gazzeli şu sözlerle özetlemektedir: “Gece boyunca yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Yatsı ezanını bekliyor, namazımızı kılıyor ve sonra karanlıkta oturup uykuya dalmayı bekliyoruz. Sahip olduğumuz batarya çok zayıf; güneş panelleriyle şarj edildiğinde bile ancak cılız bir ışık verebiliyor. Bu yüzden güneş battığında, o gece karanlığın bizim kaderimiz olacağını biliyoruz”[x].
Soykırım savaşı sırasında ortaya çıkan yeni bir geçim alanı olan cihaz ve batarya şarjı yapan küçük büfelerin sahipleri de benzer bir krizle karşı karşıyadır. Gökyüzünün bulutlu olduğu günlerde, güneş panellerine yeterli ışık ulaşmadığı için bu büfelerin geliri tamamen durmaktadır. Bu durumu anlatan Muhammed Semur, şunları söylemektedir: “Yağmurlu bir gün, bizim için gelirsiz bir gün demek. İnsanlar telefonlarını ve aydınlatma bataryalarını şarj etmeye ihtiyaç duyuyor, ama paneller yeterli üretim yapmıyor.”
Bulutların yoğunlaşması, güneş enerjisiyle çalışan su pompalarının da devre dışı kalmasına yol açmakta; bu durum, içme suyu ve günlük kullanım suyu teminindeki krizi daha da derinleştirmektedir.
Enerji ve Yakıt Malzemesi Kalmadı
Enerji ve yakıt yokluğu, krizi katlayarak ağırlaştırmaktadır. Aileler, plastik çadırlarda ve yıkılmış binalarda gece saatlerinde düşen sıcaklıklara karşı herhangi bir ısınma imkânı sağlayamaz hâle gelmiştir. Gazze Şeridi’ne uygulanan sıkı kuşatma nedeniyle halk, tüm ısınma araçlarından mahrum bırakılmıştır: Elektrik kesintileri, elektrikli ısıtıcıların kullanılmasını imkânsız kılmakta; yakıtın, özellikle de gazın ciddi biçimde azalması, Gazzelilerin soba kullanmasını da engellemektedir.
Buna ek olarak, Gazze’de yemek pişirmek için başvurulan odun da son derece sınırlıdır. Tüm bu etkenler, yetişkinler arasında solunum yolu hastalıklarının yayılmasına, birçok çocuğun ise şiddetli soğuk nedeniyle yaşamını yitirmesine yol açmıştır.
Gazzelilerin yaşadığı zorlukları daha da artıran bir diğer unsur ise, kışlık giysi, battaniye ve yatak eksikliğidir. İsrail işgal ordusu, bu tür ürünlerin Gazze’ye girişini büyük ölçüde yasaklamış; yalnızca çok sınırlı miktarlara izin vermiştir. Oysa ihtiyaç son derece büyüktür. Zira Filistinlilerin büyük çoğunluğu, iki yıl süren soykırım boyunca sahip oldukları neredeyse tüm eşyalarını kaybetmiştir.
Bir tanık bu durumu şöyle dile getirmektedir: “Evlerimizden yoğun bombardıman altında çıktık; geri döneceğimiz umuduyla hiçbir eşya ya da kışlık giysi alamadık. Döndüğümüzde evlerimizin tamamen yok edildiğini, geriye sadece enkaz kaldığını gördük. 2023 kışında piyasada bulunanlarla bir şekilde idare edebilmiştik; ancak işgal ordusunun peşimizi bırakmaması ve sürekli yerinden edilmemiz nedeniyle onları da kaybettik. Sonunda piyasalardaki stoklar da tükendi. Şimdi bulunan az sayıdaki ürün ise fahiş fiyatlarla satılıyor ve satın almaya gücümüz yetmiyor”.[xi]
3) İnsani Müdahalenin Sınırlılığı
Kış aylarında Filistinlilerin yaşadığı ağır koşullar, Gazze Şeridi’ndeki halkın gerçek ihtiyaçları ile bölgeye ulaşan yardımların hacmi arasındaki derin uçurumu açık biçimde ortaya koymaktadır. Ateşkes anlaşmasının ilan edilmesinden bu yana İsrail işgali, özellikle insani protokole ilişkin taahhütlerinden sistematik biçimde kaçınmayı sürdürmektedir. Bu kapsamda, kışlık çadırlar, konteyner evler, battaniyeler ve benzeri temel malzemelerin Gazze’ye girişini engellemektedir.
Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA / UNRWA) göre, İsrail işgali; yüz binlerce çadır, yüz binlerce battaniye ve kışlık giysi taşıyan 6.000 yardım tırının, ayrıca Gazze’nin üç aylık gıda ihtiyacını karşılayabilecek insani malzemenin bölgeye girişini engellemekte; bu yardımların tamamı Gazze kapılarında bekletilmektedir. Bu durum, uluslararası insancıl hukukun ve özellikle Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 55. maddesinin açık bir ihlalini teşkil etmektedir.
Sınır kapılarının kapalı tutulması ve İsrail ordusunun tam denetimi altında olması nedeniyle, Gazze halkına sunulan insani yardım zaten son derece sınırlıyken, işgal güçleri bununla da yetinmemiş; Filistin topraklarında faaliyet gösteren 53 uluslararası sivil toplum kuruluşunu yasakladığını, 37’sinin çalışma ruhsatını ise Ocak 2026’nın başında iptal ettiğini duyurmuştur. Oysa bu kuruluşlar, Gazze Şeridi’nde sivillerin karşı karşıya olduğu yaygın ve derin insani ihtiyaçlara yanıt sunan temel aktörler arasında yer almaktadır.
Bu yasaklardan etkilenen kuruluşlar arasında, özellikle UNRWA’nın rolünün bilinçli biçimde zayıflatıldığı bir ortamda, Gazze’deki insani müdahalenin belkemiğini oluşturan örgütler bulunmaktadır. Bunların başında, hayat kurtarıcı acil sağlık hizmetleri sunan Sınır Tanımayan Doktorlar (Médecins Sans Frontières); yerinden edilenlerin barınma ve temel ihtiyaçlarını karşılayan Norveç Mülteci Konseyi; su, sanitasyon ve gıda güvenliği alanlarında faaliyet yürüten Oxfam ve diğer birçok insani yardım kuruluşu gelmektedir.
İsrail işgali, bu kuruluşların ruhsatlarının iptal edilmesini, çalışan listelerini teslim etmeyi reddetmeleri ve yeni “güvenlik kayıt” prosedürleriyle iş birliği yapmamalarıyla gerekçelendirmiştir. Ancak İsrail’de yayımlanan Haaretz gazetesi, işgal makamlarının uluslararası yardım kuruluşlarının ruhsatlarını iptal etme kararının tamamen siyasi nedenlere dayandığını belirtmiştir.
Sonuç
Kış mevsiminin başlamasıyla birlikte Gazze Şeridi’nde Filistinlilerin yaşadığı acılar, 2026 yılına girerken bölge halkının karşı karşıya olduğu insani felaketin boyutlarını açık biçimde ortaya koymaktadır. Yeni yıl, yüz binlerce Filistinlinin yağmur, deniz suyu ve çamurla dolmuş yıpranmış çadırlar altında hayatta kalma mücadelesi verdiği, ağır bir endişe ve trajedi mirasıyla başlamıştır.
Bu tablo, İsrail işgalinin kırılgan ateşkes anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve son dönemde onlarca uluslararası yardım kuruluşunun çalışmalarını felce uğratan kısıtlamalarla birleştiğinde, Gazze’yi doğrudan askerî yıkımın ötesine geçen, benzeri görülmemiş bir insani krizin eşiğine sürüklemektedir.
Çadırların, konteyner evlerin, yakıtın, ısınma ekipmanlarının, temel tıbbi malzemelerin ve onarım için gerekli unsurların girişinin engellenmeye devam etmesi; özellikle soğuğa ve hastalıklara karşı dirençsiz olan çocuklar ve yaşlılar için yavaş bir ölüm hükmü anlamına gelmektedir.
Yapılması Gereken
Bu durum, uluslararası topluma açık ve ertelenemez bir sorumluluk yüklemektedir: İsrail işgali üzerinde şartsız ve gecikmeksizin sınır kapılarının açılması için baskı kurulmalı; uluslararası yardım kuruluşlarına yönelik kısıtlamalar derhâl kaldırılmalı ve insani yardımın siyasi ya da idari koşullara bağlanmaksızın Gazze’ye akışı güvence altına alınmalıdır. Zira insani müdahaledeki her gecikme yalnızca gıda ve ilaç eksikliği anlamına gelmemekte; kışın soğuğu ve dünyanın sessizliği altında yitirilen daha fazla hayat demek olmaktadır.
Not: Bu metin linkte bulunan Arapça makaleden Türkçe’ye uyarlanmıştır.
[i] Hükümet Medya Ofisi, Aralık 2025, Basın Açıklaması No: (1035).
[ii] Araştırmacı tarafından, Gazze kentinden Han Yunus’un Mevasi bölgesine göç etmek zorunda kalan Mirvat Müşteha ile yapılan röportaj, (24/12/2025).
[iii] Araştırmacı tarafından, Gazze Şeridi’nin kuzeyinden Han Yunus’un Mevasi bölgesine göç eden Rula Ebu Haşim ile yapılan röportaj, (27/12/2025).
[iv] Araştırmacı tarafından, Gazze kentinin doğusundan Gazze sahiline göç eden Üns es-Semri ile yapılan röportaj, (27/12/2025).
[v] Araştırmacı tarafından, Gazze Şeridi’ndeki Filistin Sivil Savunması Sözcüsü Mahmud Bassal ile yapılan röportaj, (30/12/2025).
[vi] Araştırmacı tarafından, Gazze kentinde yerinden edilmiş Ebu Muhammed Ebu Hamide ile yapılan röportaj, (29/12/2025).
[vii] Araştırmacı tarafından, Şifa Tıp Kompleksi Direktörü Dr. Muhammed Ebu Selmiye ile yapılan röportaj, (30/12/2025).
[viii] Araştırmacı tarafından, Gazze kentinde görev yapan gazeteci Mari Fethi ile yapılan röportaj, (01/01/2026).
[ix] Araştırmacı tarafından, Gazze kentinde görev yapan gazeteci Mari Fethi ile yapılan röportaj, (01/01/2026).
[x] Araştırmacı tarafından, Gazze kentinde bir çadırda yaşayan Hibe Ebu Kemil ile yapılan röportaj, (01/01/2026).
[xi] Araştırmacı tarafından, Kerame bölgesinden Gazze kentinin batısına göç eden Şerife Şahin ile yapılan röportaj, (01/01/2026).



