Uzman GörüşüYAYINLAR

Uzman Görüşü: Rusya-Ukrayna Savaşının Türkiye’ye Etkileri

Geçtiğimiz günlerde Rusya Ukrayna’ya karşı bir askeri operasyon başlattığını duyurdu. Türkiye’nin gerek bölgesel konumu itibari ile gerekse de her iki ülke ile olan güçlü ilişkileri sebebi ile Rusya-Ukrayna çatışmasından etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır. Türkiye hem Rusya ile hem de Ukrayna ile ticaretten turizme, siyasi iş birliğinden askeri ilişkilere oldukça geniş bir yelpazede ikili ilişkilere sahip bir ülke olarak bu savaşta iki ülkeden birine taraf olmak yerine, sorunun çözümünde iki ülke arasında arabulucu olmak istiyor. Bununla birlikte Türkiye, NATO müttefiki bir ülke olması itibari ile Rusya’ya karşı Batı bloğunda yer alıyor. Ancak Türkiye, NATO üyesi olmakla birlikte Rusya’dan askeri mühimmat alan ve Suriye’de askeri iş birliği bulunan bir ülke olarak da NATO’daki diğer ülkelerden farklı bir konumda bulunuyor.

Vizyon Siyasi Kalkınma Merkezi, söz konusu savaşın Türkiye’ye yönelik siyasi, ekonomik, askeri, stratejik, jeo-politik etkileri üzerine uzmanlar ile yaptığı görüşmeler neticesinde hazırladığı “Uzman Görüşü: Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Türkiye’ye Etkileri” başlıklı yazıyı ilginize sunuyor.

İngiltere The University of Nottingham’da Karadeniz ve güvenlik alanında doktora çalışmalarını sürdüren Ahmet Arda Şensoy’un değerlendirmesi:

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal girişimi kimileri için yeni bir Soğuk Savaş, kimileri için başlarda ABD’nin Rusya’ya verdiği bir taviz olarak okunsa da konuyu süreklilikler ve kırılmalar üzerinden incelemek daha sağlıklı olacaktır.

Öncelikle Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD, aylardır tırmanan krizde Ukrayna’yı sembolik olarak desteklemekten uzak durmaları ile Rusya’nın askerî harekâtına alan açmışlardı. Gelinen noktada ABD ve AB’nin, Rusya’nın Ukrayna’daki yayılmacılığına umursamaz bir tavır takınmaktan Rusya’ya karşı tabiri caizse bir linç kampanyasına savrulmaları oldukça ilginç. Rusya’ya yönelik yaptırımlar tüm ülkeleri net pozisyon almaya zorlarken kriz öncesi Ukrayna’yı askeri ve siyasi olarak destekleyen tek aktör olan Türkiye’nin krizdeki Ukrayna’yı haklı gören ancak krizin bir tarafı olmaktan kaçınan başarılı politikasını da baskı altına alacaktır. Bu doğrultuda Türkiye’nin Montrö’den doğan haklarını kullanacağı vurgusu da bu baskıyı hafifletmek için atılmış bir adım olarak görülebilir.

Yine de Türkiye, 2015 sonrası Suriye’ye yönelik değişen politikası ve Rusya ile geliştirdiği ilişki modeli çerçevesinde Rusya ile ilişkilerini koparmaktan kaçınacaktır. Bu model sayesinde Türkiye, Suriye iç savaşında karşıt cepheleri desteklediği Rusya ile masaya oturabilmiş, Astana Müzakereleri ile Suriye iç savaşına yönelik hızlı kararlar üretebilmiş ve kısa vadeli bir kazan-kazan ortaklığı kurabilmiştir. Çok daha büyük krizler ve kırılmalar olmadığı müddetçe de Türkiye’nin bu ilişki biçimini devam ettirmek için çabalayacağını söylemek mümkündür. Ayrıca Rusya’nın da Suriye’de ihtiyaç duyduğu bu ilişki, Ukrayna işgali sonrası tecrit edilmesi sebebiyle daha da ihtiyaç duyacağı ve devam ettirmek isteyeceği bir model olarak okunabilir.

Bu adımın bir diğer muhtemel yansıması ise Suriye krizine yönelik olacaktır. Bilindiği gibi Rusya’nın Suriye’de bulunan askeri varlığına ve üslerine ikmali Karadeniz merkezli askeri birimleri tarafından yapılmakta. Ukrayna krizi savaş olarak devam ettiği müddetçe Türkiye’nin Boğazları Rus savaş gemilerine kapalı tutması, Rusların Suriye’deki Hmeymim üssüne ve Esed rejimine yapacağı ikmal ve lojistik bağlantısını koparacaktır. Bu da özellikle İdlib’e yönelik Esed rejimi ve Rusya merkezli baskının azalmasına sebep olarak Türkiye’nin elini görece rahatlatacaktır.

Türk SİHA’larının ilk kez Türkiye’nin tarafı olmadığı bir krizde üçüncü bir aktör tarafından kullanılıp Suriye, Libya ve Dağlık Karabağ’daki başarılarına benzer bir performans sergilemesi ABD’nin “Türkiye uzmanlarının” aslında ne kadar ideolojik kalıplar ile Türkiye karşıtı bir pozisyon aldıklarını da kanıtladı. ABD’li senatör Marco Rubio’nun TB2’ler hakkındaki övgüleri de bu ideolojik pozisyonlardan çıkıldığında Türkiye’nin oynadığı kritik rolün görülebildiğini vurgulamaktadır. Bunun Türk-Amerikan ilişkilerine olumlu bir yansıması olup olmayacağı da yakın gelecekte takip edilmesi gereken gündem maddeleri arasında sayılabilir.

Son olarak, özellikle Almanya’nın genelde ise Avrupa Birliği ülkelerinin bağımlı olduğu Rus gazına alternatif arayışları da Türkiye için olumlu bir yansıma olabilir. Rus gazına kısa vadeli bir alternatif olan sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) Katar tarafından sağlanması, Katar’ın Batı ile ilişkilerine ayrı bir boyut katmasının yanında Katar- Türkiye iş birliğinin de fayda görmesine sebep olacaktır. Rus gazına alternatif olarak orta ve uzun vadeli planlarda ise Doğu Akdeniz gazının gündeme gelmesi, bunun ise başarısızlığa uğrayan EastMed yerine ilişkilerin tekrar tesis edildiği Türkiye ile İsrail’in Doğu Akdeniz gaz projesini öne çıkarabilir. Proje önünde birçok engel görülse de iki ülke arasındaki diplomatik sürecin hızlanabileceği söylenebilir.

“Saldırgan realizm ve büyük güçler: Ukrayna krizinde Rusya” başlıklı doktora tezi ile Rusya-Ukrayna çalışmaları uzmanı Batman Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Alım’ın değerlendirmesi:

Rusya’nın Ukrayna’ya dönük başlattığı işgal harekâtı bölgesel güvenlik bağlamında Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye’nin Karadeniz politikasında, Gürcistan ve Ukrayna gibi eski Sovyet cumhuriyetlerinin desteklenmesi ve böylece Rusya’nın Karadeniz’de baskın güç olmasının engellenmesi önemli bir yer kaplamıştır. Nitekim 1990’ların başından itibaren, kurulan hükümetlerden bağımsız olarak, Kiev ve Tiflis ile yakın ilişki içinde olunması Türk dış politikasının öncelikleri arasında yer almıştır. Halihazırda devam eden savaşta ise Ukrayna topraklarının tam teşekküllü olarak Rusya’nın kontrolü altına girmesi ya da Ukrayna’da Rusya tandanslı bir rejimin oluşması durumunda, Türkiye’nin güvenlik eksenli çıkarları kaçınılmaz olarak bundan olumsuz etkilenecektir. Bu nedenle, bölgesel güç dengesinin Rusya lehine değişmesini engellemek Türkiye açısından büyük önem arz etmektedir. Abhazya’nın 2008’de fiili olarak Rusya’nın kontrolüne girmesi ve Kırım’ın 2014’te Rusya topraklarına katılması göz önüne alındığında, Moskova’nın kademeli olarak Karadeniz’de hakimiyetini arttırdığı ortadadır. Son gelişmelerle birlikte ise Mariupol ve Odesa gibi önemli kıyı şehirlerinin de Rusya’nın eline geçmesi durumunda, askeri güç dengesi Rusya lehine daha da fazla değişmiş olacak ve var olan güvenlik riskleri daha da artacaktır.

Türkiye açısında NATO üyeliği teskin edici bir faktör olsa da Montrö Antlaşması’nın ortaya koyduğu engeller Ankara’yı kendi inisiyatiflerini almaya zorlamaktadır. Bu bağlamda Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması yönünde ortaya konulan iradenin devamı büyük önem arz etmektedir. Verilen materyal destek de bir o kadar önemlidir. Halihazırda yaşanan çatışma ortamında Türkiye’nin Ukrayna’ya tedarik ettiği SİHA’ların oynadığı rol ve sıcak çatışma ortamına rağmen savunma alanındaki tedariklerin devam ettiği yönünde gelen bilgiler, Türkiye’nin Ukrayna’yı ayakta tutma çabalarının bir göstergesidir. Bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’nin Rusya’yı karşısına alacak bir politikadan uzak durması da kritik önemdedir. Doğu Akdeniz, Suriye, enerji ve turizm gibi birçok alanda Rusya ile süregelen ilişkiler, Ukrayna savaşında izlenen politikanın hassas bir denge üzerine kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Nitekim Ukrayna Krizi’nin başladığı 2014’ten itibaren Ankara’nın politikası da bu eksende cereyan etmiştir. Batı’nın ekonomik yaptırımlarına katılma çağrılarına olumsuz cevap verilmesi bu bağlamda önemli bir göstergedir.

İzlenen denge politikasına rağmen, Türkiye’nin halihazırda yaşanan savaştan etkilenmesi kaçınılmazdır. Başta turizm sektörü olmak üzere, süregelen savaşın Türkiye için olumsuz etkiler doğurması kuvvetle muhtemeldir. Turizme ek olarak, savaş nedeniyle enerji fiyatlarında yaşanan artış enflasyonist baskı altındaki Türkiye için bir diğer olumsuzluktur. Gerek ekonomik olumsuzlukları gerekse güvenlik eksenli riskleri minimum da tutma noktasında ise Türkiye’nin opsiyonları sınırlıdır. Bunun nedeni Rusya’nın izlediği tavizsiz politikadır. Buna rağmen diplomasi kanallarını açık tutmak, çatışmasızlık çağrılarına destek sunmak ve gerekirse arabuluculuk görevi üstlenilebileceğini ifade etmek Türkiye’nin elindeki geçerli seçeneklerdir.

Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü (ORMER) Araştırma Görevlisi Mehmet Rakipoğlu’nun söz konusu savaşta Türkiye’nin duruşu hakkında değerlendirmesi:

Türkiye Ukrayna’dan da Rusya’dan da vazgeçmek istemiyor ve bu sebeple bir denge siyaseti izliyor ve iki ülke arasında arabuluculuk rolü yapmak istiyor. Türkiye’nin ev sahipliğinde çatışan tarafların dış işleri bakanlarının ilk defa bir araya gelecek olması da Türkiye’nin krizdeki kritik rolünü ortaya koyar nitelikte bir gelişme olarak okunabilir.

Krizin devam etmesi halinde siyasi ve jeopolitik olarak en çok Türkiye etkilenecektir. Çünkü jeopolitik konum açısından baktığımızda gerek Ukrayna’ya olan yakınlığımız gerek Kırım Tatarları bağlamında tarihsel bağlarımız, gerekse Suriye bağlamında Rusya ile olan ilişkilerimiz çok önemli ve kritik meselelerdir. Dolayısıyla bu savaşta en karmaşık denklem Türkiye üzerinde şekilleniyor.

AKP hükümetinin genel dış politika çizgisi olan ve uluslararası ilişkilerin temel nosyonları arasında bulunan egemenlik, bağımsızlık, toprak bütünlüğü gibi meselelerde Türkiye oldukça hassas. Dolayısıyla her ne kadar Rusya ile yakın ilişkilerimiz olsa da bu durum Türkiye’nin dış politikasındaki nosyonları etkilemiyor. Neticede Türkiye, Rusya’nın saldırılarını şiddetli bir şekilde kınıyor ve Rusya’ya karşı toplu bir adım atılmasını bekliyor.

Ancak bununla beraber Türkiye’nin tamamen Rusya’nın karşısında olması biraz zor. Zira Türkiye’nin Batı ile ilişkileri de çalkantılı. Örneğin Amerika ile Türkiye yaklaşık on yıldır ciddi krizler yaşıyor ve bu krizlerin birçoğu yapısal. ABD’de başkan değişse de Türkiye’ye bakış değişmiyor. Bu anlamda ABD’nin teröre desteği, FETÖ’yü teslim etmemesi gibi önemli meseleler var. Bu sebeple Amerika’nın dengelenmesi adına Rusya ile yakınlaşan bir Türkiye görüyoruz. Ama aynı zamanda bu Türkiye farklı alanlarda Rusya’nın ihlallerine karşı durabiliyor.

Sonuç olarak Türkiye Rusya’nın Ukrayna’yı işgal politikalarına karşı Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunmakla birlikte buradan bir Rusya karşıtlığı çıkarılamaz. Türkiye, Rus politikalarını kınamakla birlikte, Rus karşıtlığının önderi olmak istemiyor. Zaten bu durum Türkiye’yi direkt olarak olumsuz etkiler. Rusya’ya karşı başta yaptırım olmak üzere herhangi bir hamle yapacak olsa bu durum Türkiye için makul bir seçenek olmaz. Bu Türkiye’nin Suriye’de yapacağı gelecek operasyonları doğrudan etkiler ve engeller.

Ekonomik bağlamda Türkiye, Almanya, Fransa; Avrupa’daki bu üç ülke Rus gazına ve buğdayına muhtaç. Türkiye, Rusya’ya olan bağımlılığını özellikle de doğal gaz meselesini de aşabilmiş değil. Ayrıca ekonomik sıkışıklığı turist sayısını artırma gibi taktiklerle aşmaya çalışan Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşından etkilenmemesi mümkün değil. Dolayısıyla turistlerin gelememesi Türkiye’yi ekonomik olarak zora sokacaktır. Bu da Türkiye’nin savaşın sonlandırılması noktasındaki diplomatik adımlarını hızlandırabilir.

Sakarya Üniversitesi ORMER araştırma görevlisi Ortadoğu’da silahlanma alanında çalışmalar yapan Furkan Halit Yolcu’nun değerlendirmeleri:

Bu çatışmada Türkiye’nin Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunacak bir politika izlemekle beraber Rusya’ya karşı yaptırımlar konusunda Batı ile hareket etmeyeceğini söyleyebiliriz. Bunu açmak gerekirse, Türkiye’nin Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü 2012-2013’ten beri savunmaya geçtiğini ve Kırım’ın ilhakından sonra bu çizgiyi tamamen netleştirip, tek ilke olarak Ukrayna’nın topraksal bütünlüğünü benimsediğini görüyoruz. Dolayısıyla çatışma başladığı andan itibaren Türkiye Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunarak, Rusya’nın işgalini kınamayı tercih etti.

Türkiye tabii ki her zaman Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden yana olmalı. Türkiye aslında kendi çevresinde devlet egemenliğine aykırı olan, toprak bütünlüğüne aykırı olan her şeye karşı çıkmak konumundadır. Yine eklemek gerekirse Türkiye’nin ilkesel bazda devletler arası çatışmaya karşı duran ve devletlerin sınırlarını değiştirecek herhangi oluşuma engel olmaya çalışan bir dış politikası var.  Çünkü zaten Türkiye’nin 30 yıldır mücadele ettiği bir PKK gerçekliği ve sınırında oluşturulmaya çalışan bir YPG kantonizmi var. Bu kanton devletler ile Türkiye’nin toprak bütünlüğüne tecavüz etme planı var. Bunlara karşı Türkiye 2011 yılından beri tamamen devletlerin topraksal bütünlüğünü savunan ilkesel bir politika benimsemiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin Ukrayna ve Rusya çatışmasında, taraftar olmaktansa ilkesel anlamda yani topraksal bütünlük ilkesini benimsediği için Ukrayna’nın tarafında yer aldığını düşünmek ve bunu savunmak gerekir.

Diğer taraftan Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin ve Amerika’nın aldığı kararlar gibi kararlar alması veya onların uygulayacağı yaptırımlara uyması pek muhtemel değil. Aslında Türkiye her zaman kendini Batıyla özdeşleştiren bir devlettir ve Batı’nın politikalarını da belli bir noktaya kadar çoğu zaman takip etmiş ve uygulamıştır. Ancak Rusya’ya yaptırımlar konusunda Batı’yı takip etmesi pek makul değildir. Neden? Çünkü; Türkiye, Rusya ve Ukrayna’nın çok özel bir güvenlik ve ticaret matrisi var. Son yıllarda Türkiye ile Ukrayna bir yandan savunma sanayinde, bir yandan tarımda bir yandan tekstil ve beyaz eşya sektörlerinde önemli bir ticaret hacmi geliştirdi. Ancak diğer taraftan Türkiye ile Rusya’nın da Suriye’de önemli bir iş birliği var. Ayrıca ciddi bir ticari iş birliği de var. Dolayısıyla benim okuyabildiğim kadarıyla Türkiye, Ukrayna’nın yanında yer almakla birlikte Rusya’ya karşı fiziksel ve ekonomik bir yaptırıma gitmeyecektir. Çünkü Türkiye-Rusya arasındaki ticaret hacmi çok ciddi bir boyutta ve bunun herhangi bir şekilde zarar görmesini iki taraf da istemeyecektir. Dolayısıyla çatışma bitene kadar, en azından sahadaki sıcak çatışma bitene kadar Türkiye, oldukça zorlayıcı, dış politikamızın yine bir testten geçeceği, ilkelerin yerinden sarsılabileceği bir devinim döneminin içine girdi diyebiliriz.

Bu çatışmanın Türkiye’ye yansımalarına baktığımızda olumlu bir şey bulmak gerçekten zor. Yani Türkiye’nin Ukrayna ve Rusya’nın çatıştığı bir ortamdan kendine bir çıkar üretmesi çok zor. Olabilecek olan tek şey Türkiye-Ukrayna ilişkilerinin daha da perçinlenmesi ve burada daha derin bir güvenlik ilişkisinin oluşmasıdır. Bildiğimiz kadarıyla Türkiye, Ukrayna’ya bu çatışma ortamında biraz da olsa destek olmak adına ekstra bir Bayraktar SİHA paketi yolladı. Bunun içinde yedek parçalar Bayraktar SİHA gövdeleri ve 2 ya da 3 adet Bayraktar SİHA’nın olduğu tahmin ediliyor.

Şu da var: Ekonomi anlamında zorlayıcı bir döneme girilebilir. Çünkü Batılı devletler Rusya’yı Swift ağından çıkartma kararı aldı. Türkiye, Rusya ile ticaretine devam ettiği noktada Batılı güçler Türkiye’yi de bu Swift veya ekonomik yaptırımların içine dahil olmaya zorlayabilir.

Ama en nihayetinde Türkiye’nin temel kaygısı Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün bozulmamasıdır. Daha önce Kırım’ın ilhakında da yine aynı pozisyon sergilenmişti. Şimdi de Lugansk ve Donetsk’te de aynı şeyler tatbik edilecektir. Tabii ki bu, Rusya’nın bu toprakları ele geçirmesine engel olmayacaktır. Rusya’nın en nihayetinde Kharkiv, Lugansk, Donetsk’te kontrolü ele getireceği neredeyse yüzde 90 belli bir sonuçtur artık. Bu noktada Türkiye, iki devlet nezdinde ve Batılı güçler ile ilişkilerini en az zararla atlatacak bir boyutta bu çatışmayı yönetmeye çalışacaktır diye düşünüyorum.

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu