Neden Yanun Köyünün Tehcirinden Endişe Etmeliyiz?

Tahminlere göre, 2023 yılının başından bu yana Batı Şeria genelinde 100’den fazla Bedevi topluluğu tamamen ya da kısmen yerinden edilmiştir. Bazı raporlar ise bu sayının 180’den fazla topluluğa ulaştığını belirtmektedir. Nablus’un güneydoğusunda yer alan Khirbet Yanun, yüzyıllardır yerleşik bir köy olması, taş evleri ve kamusal yapılarıyla diğer boşaltılan topluluklardan ayrılan özgün bir örnek olarak öne çıkmaktadır.
Yanun örneği, küçük bir köyün nasıl demografik ve mekânsal açıdan aşındırılarak nihayetinde tamamen boşaltılabildiğine dair temel bir soruyu gündeme getirmektedir. Ayrıca bu durum, topraklara el konulmasından resmî olarak yasadışı yerleşim birimlerinin kurulmasına, yerleşimci şiddetine göz yumulması hatta teşvik edilmesinden çobanlık ve meracılık gibi gerekçelerle illegal yerleşim alanlarının genişletilmesine kadar uzanan resmî ve gayriresmî araçları birleştiren yerleşimci Siyonist projenin ne anlama geldiğini de göstermektedir.
Bu çalışma, köy çevresindeki illegal yerleşimlerin genişlemesi ile köydeki Filistinli unsurun demografik olarak gerilemesi arasındaki ilişkiyi analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu süreç, hükümeti tarafından varlığını güçlendirmek için her yıl milyonlarca dolar aktardığı bir yerleşimci ile, onlarca yıldır ağır varoluşsal baskılar altında yaşayan toprak sahibi arasındaki eşitsiz bir hayatta kalma mücadelesi bağlamında ele alınmaktadır. Uluslararası ve yerel desteğin sınırlı etkisi de bu tabloyu derinleştirmektedir.
Buradaki önem, söz konusu alanın geçici veya göçebe bir Bedevi topluluğu değil; köklü geçmişe sahip, yerleşik bir Filistin köyü olmasıdır. Bu durum, şehir merkezlerinin çevresindeki Filistin kırsal bölgelerini tehdit eden gerçek bir tehlikeye işaret etmektedir. Yanun, “yavaş mekânsal ve insani tüketim” olarak adlandırılabilecek süreci anlamak için örnek bir vaka sunmaktadır. Zira kentsel ve çobanlık temelli illegal yerleşim genişlemesi ile terörist yerleşimci saldırıları iç içe geçmekte; bu da Filistinlilerin kırsaldaki kalıcı yaşam alanlarını giderek daraltmaktadır.
Yanun: Hayatın Kesintiye Uğramadığı Bir Köy
Yerel halkın sözlü anlatılarına göre Yanun ya da Kenanice adıyla Yanu, “sakin ve güzel belde” anlamına gelmektedir.[i] Doğal yapısını büyük ölçüde koruyan bu köy, sakinlerinin çok sevdiği, ziyaretçilerinin ise hayran kaldığı bir yerdir. Yanun, yalnızca koyun ve hayvanların otlatılması için kullanılan tarımsal bir alan değil; yüzyıllar boyunca insan yaşamının kesintisiz sürdüğü bütünleşik bir kırsal yerleşimdi. İngiliz Mandası döneminde yayımlanan köy istatistiklerine göre, nüfusu 1922 yılında yaklaşık 71 kişiydi. Ancak bu sayı zaman içinde çok sınırlı artmış ve modern dönemde en iyi ihtimalle yaklaşık 150 kişiye ulaşmıştır. Bu demografik durağanlık, ileride ayrıntılandırılacağı üzere, köyün maruz kaldığı sessiz tehcir politikasıyla ilişkilendirilmektedir. Köy, 2012 yılından itibaren idarî olarak Aqraba beldesine bağlanmıştır.
Köyde 1970 yılında kurulan Yanun İlkokulu bulunmaktadır. Tarihsel olarak öğrenci sayısı 8 ila 12 arasında değişen okul, Orta Doğu’nun en küçük okullarından biri kabul edilmektedir. Köy boşaltılmadan önce öğrenci sayısı 14’e ulaşmıştı. Ayrıca Yanun’da Emevî dönemine tarihlenen eski bir cami bulunmakta olup, mozaik süslemeli bir kitabe ile dikkat çekmektedir. Köyde Osmanlı dönemine ait tarihî yapılar da yer almaktadır.[ii] Halk anlatılarına göre burada Nun Peygamber makamı da bulunmaktadır. Merhum sosyal tarih araştırmacısı Hamza al-Aqrabawi’nin aktardığına göre köyün tarihi, toprak mülkiyetine dair önemli bilgiler içermektedir. Buna göre “Aşağı Yanun” arazileri ağırlıklı olarak el-Beşnak ve el-Acuri ailelerine aitken, “Yukarı Yanun” arazileri Beni Cabir (Dar Subayh), el-Ağa ailesi, Dar Malik, Çerkes Arslan ailesi ve başka aileler arasında dağılmıştı. Arazi sahiplerinin önemli bir kısmının köyde yaşamaması; bazılarının Ürdün, Bosna Hersek veya başka ülkelere yerleşmiş olması, Yanun topraklarını Yahudi yerleşimcilerin artan ihtiraslarına açık hâle getirmiştir.
Yanun’un toplam arazi alanı başlangıçta yaklaşık 16.450 dönüm (yaklaşık 16,5 km²) olup Awarta köyünden Ürdün Vadisi bölgesine kadar uzanmaktaydı. Ancak işgalci İsrail yönetimi bu arazilerin yaklaşık 13 bin dönümüne illegal yerleşimcilik amacıyla el koydu. Geriye kalan alanlar ise C Bölgesi olarak sınıflandırıldı; bu da burada inşaat yasağı uygulanması ve arazi sahiplerinin bölgeye ancak önceden koordinasyonla ulaşabilmesi anlamına gelmektedir. C Bölgesi ilanından sonra İsrailliler köye “Khirbet Yanun” adını verdi, daha sonra da köy haritalardan silindi ve tüm inşaat faaliyetleri yasaklandı. Böylece köy fiilen ikiye bölündü: su kaynağı nedeniyle eskiden “Ayn Yanun” denilen kuzey kesim ile, bugün on ailenin yaşadığı ve 42 nüfusa sahip güney kesim (B Bölgesi).
Sonuç olarak köy iki parçaya ayrıldı: C Bölgesi içinde kalan ve “Yukarı Yanun” diye bilinen bölüm ile B Bölgesi içinde kalan ve “Aşağı Yanun” olarak anılan bölüm. Uzun yıllar boyunca Yukarı Yanun sakinleri yerleşimci terörüne maruz kaldı; bu durum sürekli göç ve demografik aşınmaya yol açtı. Sonunda burada yalnızca 37 kişiden oluşan altı aile kalmıştı. Son aile de 28 Aralık 2025 tarihinde işgal güçleri ve Yahudi yerleşimcilerin silahlı tehditleri altında köyü terk etti.
Yıllar boyunca Siyonist yerleşimcilerin köylülere, koyun sürülerine ve mülklerine yönelik saldırıları düzenli ve artan biçimde sürdü. Bu saldırılar yalnızca 7 Ekim 2023 sonrasına bağlı değildir; kökleri bundan çok daha eski yıllara uzanmaktadır. Ancak Ekim 2023 sonrasında Siyonist yerleşimcilik faaliyetleri ve yerleşimci terörü belirgin biçimde hız kazanmış, bu da Yanun halkının yaşadığı sıkıntıları ağırlaştırmış ve maruz kaldıkları tehlikeleri artırmıştır.
2000 Yılından Beri Süren Zorla Göç Süreci
İşgal yönetimi, özellikle Bedevi toplulukları olmak üzere Filistinli yerleşimleri boşaltmak için dolaylı bir yöntem olarak “sessiz tehcir” politikası izlemektedir. Ancak Yanun örneği, yerleşik bir kırsal toplum olması bakımından dikkat çekmektedir. Köyde halk taş evlerde yaşamakta, okul, cami ve temel yaşam unsurları bulunmaktadır. Daha önce belirtildiği gibi Yanun, 2002 yılındaki ilk toplu zorunlu göçten bu yana uzun yıllar süren acı, dayanma ve direniş evrelerinden geçmiştir. 2000 yılına kadar köyde yaklaşık 18 Filistinli aile yaşamaktaydı. Ancak bu ailelerin birçoğu köyü terk ederek Aşağı Yanun’a ya da Aqraba beldesine taşınmak zorunda kaldı. 2000 yılı öncesinde Yukarı Yanun’da (kuzey kesim) yaşayan 18 aileden, 2025 yılına gelindiğinde yalnızca altı aile kalmıştı.
2000 yılı, Yanun’da sessiz tehcir sürecinin dönüm noktası oldu. Yahudi yerleşimcilerin saldırıları giderek arttı. Önceleri doğrudan şiddete varmayan tacizlerle sınırlı olan uygulamalar, yıllar içinde silah tehdidi altında “Kuzey Yanun’un tamamen boşaltılmasına” kadar ilerledi.[iii] O yıl Siyonist yerleşimciler köyün tek girişini kapattı, giriş-çıkış saatlerini ve kimin geçeceğini kendileri belirledi. Bu kapatma bazen saatlerce, bazen de tüm gün sürüyor; hiçbir insani durum gözetilmiyordu. Köy sakinlerinden birinin ifadesine göre: “Yanun’a giren herkes sorgulanıyordu: Kimin yanına gidiyorsun? Ne taşıyorsun? Ne zaman çıkacaksın?”[iv]
Bunun yanında köy arazileri yerleşimciler lehine kademeli biçimde gasp edildi; çiftçilerin kalan topraklarına ulaşmaları, ekip biçmeleri ve ürün toplamaları engellendi. Köy sakinlerinden Fevzi Cabir bu durumu şöyle anlatmaktadır: “Uzun yıllardır zeytinlerimizi gerektiği gibi toplayamıyoruz. Yerleşimciler bize sadece üç gün süre veriyor, oysa hasadı tamamlamak için iki haftadan fazla zamana ihtiyacımız var. Süremiz bitince onlar gelip mahsulün büyük kısmını topluyor. Bu yüzden büyük kayıplar yaşıyoruz; ağaçlarla ilgilenme, budama, toprağı sürme ve gübreleme fırsatı da bulamıyoruz. Üretim, yerleşimcilerin dayattığı kısıtlamalar nedeniyle düştü.”[v]
Köylüler topraklarına ulaşabilmek için İsrail yargısına başvurdu ve İsrail Yüksek Mahkemesi nezdinde çeşitli davalar açtı. Ancak bu girişimler sonuçsuz kaldı. Çünkü İsrail yargısı ile işgal kurumları, yerleşim projesini ilerletmek ve daha fazla toprağa el koymak isteyen yerleşimcileri desteklemek konusunda uyum içinde hareket etmektedir.
Tarım arazilerine geniş çaplı el konulması ve çiftçilere getirilen kısıtlamalar, köylülerin temel geçim kaynaklarını ortadan kaldırdı. Böylece fiilî göç süreci 21. yüzyılın başında başlamış oldu. Bunun yanı sıra yerleşimciler uzun yıllar boyunca köy halkına çeşitli şekillerde şiddet uyguladı. Kalkınma ve Çevre Ufukları Dergisi’nde yayınlanan 2016 tarihli bir rapora göre, Yahudi yerleşimciler silahlı şekilde köye baskın düzenlemeyi rutin hâle getirmiş, ayrıca ekinleri tahrip etmek için tarım alanlarına yaban domuzları salmıştı. Daha sonra bu uygulamalar, sığırlarını ekili tarlalara salarak ürünleri yok etmeye kadar genişledi. Köylülerin anlatımlarına göre bu sığırlar yalnızca otlatma amacı taşımıyordu. Hayvanların boyunlarına dinleme ve kayıt cihazları, bazen de kameralar takılarak köyde olup biteni izlemek için kullanılıyordu.
Bu dönemde alışılmadık nitelikteki saldırılar karşısında Yanun halkı ilk büyük felaketini 18 Ekim 2002 Cuma günü yaşadı. Köyde kalan son altı Filistinli aile, Itamar Siyonist yerleşiminden gelen yerleşimcilerin yıllarca süren baskıları nedeniyle can güvenliklerinden endişe ederek topluca köyü terk etti. Saldırılar arasında köyün tek elektrik jeneratörünün yakılması, su depolarının boşaltılması ve yalnızca bir yıl önce döşenen su şebekesinin tahrip edilmesi de vardı. Bununla da yetinmeyen Yahudi yerleşimciler, köyün ana içme suyu kaynağı olan pınar deposunu içinde yıkanarak kirletti; böylece yaşam kaynaklarını hedef aldılar.
O dönemde köylüler maruz kaldıkları ihlallere karşı yardım çağrısında bulundu; saldırıların durdurulmasını ve evlerine dönmelerine izin verilmesini istedi. Bu çağrılar yabancı dayanışma grupları ve yerel halk komitelerinde yankı buldu. Söz konusu gruplar köyde bulunmaya başlayarak hem Yanun’u hem de çevrede Siyonist yerleşimcilik tehdidi altındaki diğer köyleri savunmak için burayı bir merkez hâline getirdi. Böylece Yanun, halk direnişi ve yerleşimciliğe karşı sebatın sembollerinden biri oldu.
Ancak bu çabalar, bölgedeki kesintisiz yerleşim genişlemesi karşısında sonunda yeterli olamadı. Yerleşimcilerin zorla göç projesine tam destek sağlanırken, halkın topraklarında kalmasını güçlendirecek etkili Filistinli destek mekanizmaları geliştirilemedi. Bu durum birçok başka Filistin bölgesinde de görülmektedir.
Ekim 2023’ten sonra yerleşimcilerin bölgedeki varlığı daha da arttı. B’Tselem tarafından belgelenen bilgilere göre, ordu desteğiyle köylülerin meralara ulaşmaları engellendi ve hareketleri kısıtlandı. Ayrıca çobanlık temelli yerleşim faaliyetleriyle Yanun’daki binlerce dönüm arazi çevredeki yerleşimler lehine mera alanına dönüştürüldü. Bu durum, köylülerin toprak ve yaşam alanı üzerindeki kontrolünü hızlı ve fiilî biçimde ortadan kaldırarak köyde kalma ihtimalini neredeyse sona erdirdi.
Yanun’u Yutan Siyonist Yerleşimci Yayılma Süreci
Itamar Siyonist yerleşim birimi, Nablus kentinin eteklerinde, Balata (Mülteci Kampı) ile Askar (Mülteci Kampı) mülteci kamplarının yaklaşık iki kilometre güneyinde yer almakta olup, Yanun topraklarının bir kısmı üzerinde kurulan ilk yerleşim noktası olmuştur. Itamar 1984 yılında kurulmuş, zamanla buradan yayılan altı ayrı yerleşim karakolu çevreyi kuşatarak Nablus’un güney köylerinden Ürdün Vadisi yönüne doğru yerleşimci genişlemeyi derinleştirmiştir. Ana yerleşim birimiyle birlikte bu karakollar, aralarında Yanun’un da bulunduğu beş komşu Filistin köyüne ait 6 binden fazla dönüm araziye el koymuştur.
Bölgede Yahudi yerleşimler ve karakollar kurulmadan önce, işgalci İsrail 1970’lerde A904 adlı bir askerî eğitim sahası ilan etti. Bu bölge, Yanun, Aqraba ve Majdal Bani Fadel köylerinin geniş arazilerini kapsıyor, böylece köylülerin bu topraklara erişimi engelleniyordu. Zamanla bu sınıflandırmanın, aslında yerleşimci yayılmayı gizleyen bir örtü olduğu ortaya çıktı. Nitekim bölge içinde, 1990’ların sonlarında kurulan “Tepe 777” adlı karakol da dâhil olmak üzere çeşitli yerleşim noktaları oluşturuldu. Bölge “kapalı askerî alan” sayılmasına rağmen bu yerleşimci karakol tahliye edilmedi; aksine hükümet son dönemde onu resmileştirme yönünde adımlar attı.
Bugün yerleşim karakolları Yanun’u dar bir açıklığı olan nal biçiminde kuşatmış durumdadır ve ön hatta Itamar yerleşimi bulunmaktadır.[vi] Bu karakollarda köy halkının hareketlerini izleyen askerî gözetleme kuleleri yükselmektedir. Bu tablo, Yanun’a dayatılan tam güvenlik ve yerleşim kuşatmasını yansıtmaktadır. Böylece Yahudi yerleşimciler, Filistinlileri bölgeden uzaklaştıracak başka bir hedefe daha ulaşmıştır: çevresi Yahudi yerleşimlerle sarılmış, tek girişi bulunan ve bu girişin yerleşimcilerin emriyle kapatılabildiği bir köy.
Siyonist yerleşimlerin genişlemesi ve saldırıların artmasıyla birlikte, Yanun’daki Filistin varlığı giderek daraldı. Bu süreç hem doğrudan arazi gasplarıyla hem de geriye kalan alanlar üzerinde fiilî kontrol kurulmasıyla devam etti. Yerleşimcilerin izlediği yok etme mantığı çerçevesinde nüfus kademeli olarak eridi ve Ekim 2023 itibarıyla yalnızca 37 kişi kaldı. Ardından 28 Aralık 2025’te Yukarı Yanun’daki son iki aile de yerinden edildi. Silahlı yerleşimciler köye baskın düzenleyerek, birkaç saat içinde ayrılmadıkları takdirde herkesi öldürmekle tehdit etti. Bunun üzerine aileler her şeylerini geride bırakarak köyü terk etti ve bir gün önce zorla çıkarılan üç aileye katıldı.
Böylece Yanun tamamen boşaltıldı; geriye yalnızca işlenen suçun sessiz tanıkları olan terk edilmiş evler kaldı. Bu olay, köyün ikinci kez zorla boşaltılması anlamına gelmektedir. İlki 2002 yılında yaşanmış, ancak o dönemde köylüler geri dönebilmeyi başarmıştı. O yıllarda Siyonist yerleşim projesi, bugün sahip olduğu ölçüde güç ve tahakküme henüz ulaşmamıştı.
Sonuç
İsrail yerleşimci sömürgeciliği, özünde toprağı ilk ve son hedef olarak gören kolonyal bir mantığa dayanmaktadır. Bu sömürgecilik biçimi, yalnızca belirli bir alanda yayılmak ya da konumlanmakla yetinmez; toprağı yerli halktan arındırmayı hedefleyen daha ileri bir strateji izler. Ülkenin asli sakinlerinin varlığı, sömürgeci açısından başlı başına bir sorun olarak görülmekte; bu nedenle onları çeşitli yollarla yerinden etmeyi amaçlayan politikalar benimsenmektedir. Bu araçlardan biri imha anlayışıdır. Bunun yanında, Siyonist projenin 1948 Nekbe’den bu yana benimsediği tehcir (transfer) politikası da bu çerçevede yer almaktadır.
Bu tablo, Patrick Wolfe’un Yerleşimci Sömürgecilik ve Yerli Nüfusun Ortadan Kaldırılması başlıklı makalesindeki yaklaşımla örtüşmektedir. Wolfe’a göre yerleşimci sömürgecinin temel motivasyonu toprağın denetimini ele geçirmektir. Bu durum Yanun örneğinde açık biçimde görülmektedir. Bu nedenle Siyonist sömürgeciliğin tüm politikaları bu hedef etrafında şekillenmektedir. Wolfe’a göre imha, din, etnik köken ya da medeniyet düzeyi gibi gerekçelerden değil; yerli halkın “ortadan kaldırılması” ve topraklarının ele geçirilmesi ilkesinden kaynaklanan bir araçtır.
Bu çerçevede Yanun’da yaşananlar ve Batı Şeria’da Bedevi topluluklara, köylere ve diğer Filistinli yerleşimlere yönelik devam eden uygulamalar, aynı politikanın farklı tezahürleridir. Gazze Şeridi’nde bu politika soykırım biçimini alırken, Batı Şeria’da sessiz tehcir ve sistematik tasfiye biçiminde ortaya çıkmaktadır. Yanun vakası; yıllarca süren kuşatma, baskı ve saldırıların sonucudur. Bu süreç, iki on yıldan fazla süre boyunca yerinden edilmeye direnen, ilk sürgünün tekrarına izin vermemeye kararlı olan Filistinlilerin direnme kapasitesini zayıflatmıştır. Sonunda ise tüm yaşam imkânlarını kaybeden halk, topraklarını terk etmeye zorlanmıştır.
Öte yandan Yanun örneği, tehcir ve ilhak projesi açısından tehlikeli bir emsal oluşturmaktadır. Burada söz konusu olan, kökleri onlarca yıl geriye giden, taş evlere sahip yerleşik bir köydür. Bu durum, çadır, saç baraka ve taşınabilir yapılara dayalı yaşam tarzları nedeniyle Siyonist yerleşimci proje tarafından daha kolay hedef alınan Bedevi topluluklardan farklıdır. Doğru, Yanun küçük ve görece izole bir köydür; ancak asıl tehlike, yerleşik bir kırsal topluluğun zorla boşaltılmasının sonunda başarıya ulaşmış olmasıdır. Aqraba Belediyesi son tehcirin ardından yayımladığı basın açıklamasında bunu, “uzun ve acı yıllar süren baskı, kuşatma ve tecritin sonucu” olarak nitelemiştir. Açıklamada, kalan az sayıdaki ailenin gösterdiği direnişe rağmen Yanun meselesinin yalnızca yerel ve sınırlı bir olay olarak görülmemesi; aksine, diğer Filistinli yerleşimlerin de karşı karşıya kalabileceği bir uyarı işareti olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Bu da artık yalnızca bir Bedevi topluluğun değil, bir Filistin köyünün zorla boşaltılmasına dair ciddi bir emsal oluştuğunu göstermektedir. Bu durum, yerleşimci Siyonist projenin C Bölgelerindeki Bedevi toplulukların büyük kısmını tasfiye ettikten sonra, artık tümüyle yerleşik köylere yöneldiğine işaret etmektedir. Yanun bir başlangıç örneği olsa da, bugün özellikle Doğu Ramallah ve Güney Nablus çevresindeki B Bölgelerinde Filistin köylerini hedef alan yerleşimci şiddeti, bundan sonraki adımlara dair ciddi bir uyarı niteliğindedir.
[i] Fawzi Bani Jaber, Yanun sakinlerinden biriyle kişisel mülakat, 16/02/2026.
[ii] Salah Jaber, kişisel mülakat, 17/02/2026.
[iii] Önceki kaynak.
[iv] Fawzi Bani Jaber, daha önce zikredildi.
[v] Önceki kaynak.
[vi] Salah Jaber, önceki kaynak.



