Hindistan’dan İsrail’e “Beni Menaşe” Göçü

İsrail hükümeti, Kasım 2025’te, Kuzeydoğu Hindistan’da yaşayan ve “Beni Menaşe” (Bnei Menashe) olarak bilinen bir topluluktan yaklaşık 5.800 kişinin 2030 yılına kadar kademeli olarak İsrail’e getirilmesini öngören bir planı onayladı. Bu kapsamda, 2026 yılı sonuna kadar yaklaşık 1.200 kişinin nakledilmesi planlanmaktadır.[i] Planın uygulanması çerçevesinde; Başhahamlık, Din Değiştirme Dairesi, Göç ve Entegrasyon Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Nüfus ve Göç İdaresi ile Yahudi Ajansı temsilcilerinden oluşan resmî bir heyet görevlendirilmiş; adayların dosyalarını incelemek ve yürürlükteki hukuki ve dini şartları karşılayıp karşılamadıklarını denetlemek üzere bölgeye gönderilmiştir. Knesset’in Göç, Entegrasyon ve Diaspora Komitesi verilerine göre Mart 2026’ya kadar yaklaşık 600 göçmenin ulaşması, aynı yılın Ağustos ve Eylül aylarında ise benzer sayıda ikinci bir grubun gelmesi beklenmektedir.[ii] Medya raporları, ilk seçilen grubun Şubat 2026’da ayrılmasının öngörüldüğünü belirtmektedir.[iii]
Bu adım, 1950’lerden itibaren on binlerce Hint Yahudisinin İsrail’e göç etmiş olmasına rağmen, Hindistan Yahudileri arasında özellikle bu topluluğun neden öne çıkarıldığına; ayrıca planın zamanlaması, bağlamı ve hedeflerine ilişkin çeşitli soruları gündeme getirmektedir.
Genel olarak söz konusu plan, yaklaşık yirmi yıl önce başlayan ve bu topluluğa mensup Hint Yahudilerinin kademeli biçimde İsrail’e getirilmesini amaçlayan sürecin devamı niteliğindedir. Bununla birlikte, yukarıda anılan karar, İsrail makamlarının bu dosyaya yaklaşımında niteliksel bir dönüşümü temsil etmektedir. Zira mesele, sınırlı bir dini tanınma çerçevesinden çıkarılarak çağdaş İsrail göç politikalarının daha geniş yapısı içine dâhil edilmiş kurumsal ve planlı bir düzeye taşınmıştır.
Bu dönüşüm, “Beni Menaşe” göç dosyasının hükümetin düzenleyici ve demografik öncelikleri içinde yeniden konumlandırıldığını göstermektedir. Özellikle 2023’te Gazze’ye yönelik savaşın başlamasının ardından ortaya çıkan güvenlik ve siyasi değişkenler ile Yahudi göç oranlarındaki dalgalanma dikkate alındığında, söz konusu adım güncel demografik ve güvenlik değerlendirmeleriyle uyumlu biçimde göç mekanizmalarının ve araçlarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak okunabilir.
Antropolojik Veri ile Tevratî Anlatı Arasında
Topluluğun üyeleri, Hindistan’ın kuzeydoğusundaki Manipur ve Mizoram eyaletlerinden gelmektedir. Etnik olarak Kuki–Chin–Mizo halklarına mensupturlar ve dilsel açıdan Tibet–Burman (Tibeto-Burman) dil ailesi içinde sınıflandırılmaktadırlar.[iv]
“Beni Menaşe” adı ise, 20. yüzyılın son çeyreğinde, topluluğun kimliğini Tevrat merkezli bir anlatı çerçevesinde yeniden tanımlama süreci bağlamında ortaya çıkmıştır. Bu adlandırma, topluluğu Yahudi geleneğinde “kayıp on kabile”den biri olarak anılan “Menaşe Kabilesi”ne (İbr. Menashe) bağlamaktadır. “Menashe” (מנשה), Tevrat anlatısında Hz. Yusuf’un oğullarından biri olan Menaşe’nin İbranice adıdır. Kuzeydoğu Hindistan’daki yerel dillerdeki telaffuz ve fonetik dönüşümler nedeniyle bazen “Samuday Menasi” (kelime anlamıyla “Menaşe Topluluğu”) ifadesi de kullanılmakta ve bu adla atıfta bulunulan kabile kimliği vurgulanmaktadır.
Bu adlandırma, klasik bir etnografik tanımlamadan ziyade, dini–sembolik boyutlar taşıyan bir kimlik inşasını temsil etmektedir. Söz konusu dönüşüm, çoğunluğu Hristiyan olan yerel–etnik bir aidiyetten, varsayımsal bir Tevratî soya dayanan üst-kimliğe geçiş anlamına gelmiştir. Böylece kolektif hafıza, sınır aşan bir dini referans çerçevesinde yeniden şekillendirilmiştir.
Bu sürecin ilk işaretleri 1950’li yıllara kadar uzanmaktadır. “Kayıp On Kabile” anlatılarının dolaşıma girmesi ve 1951’de Mila Shala’ya[v] atfedilen ruhani bir vizyon, topluluğun İsrailoğulları’nın[vi] kayıp kabilelerinden birinin torunları olduğu iddiasını güçlendirmiştir. Bu vizyon, yerel sözlü miras unsurlarının Tevratî bir anlatı içinde yeniden yorumlanmasına katkıda bulunmuş; ayrıca Hindistan’daki bazı yerel grupların Yahudi dini pratiklerini, varsayılan özgün kimliğe dönüş olarak benimsemelerini teşvik etmiştir.[vii]
Bu kimlik dönüşümünü, Hindistan–İsrail ilişkilerinin daha geniş siyasi ve kurumsal bağlamından bağımsız düşünmek mümkün değildir. India, 1950 yılında Israel’i resmen tanımış; aynı yıl Jewish Agency for Israel Bombay’da (bugünkü Mumbai)[viii] bir göç ofisi açmıştır. Yine 1950’de kabul edilen Law of Return (Geri Dönüş Yasası),[ix] Yahudilerin İsrail’e göçünü düzenleyen açık bir hukuki çerçeve oluşturmuştur.
Bu tarihsel eşzamanlılık dikkat çekicidir: Göç için yasal altyapı oluşturulurken, aynı dönemde yerel bir ruhani anlatı kimliği Tevratî bir ufukta yeniden tanımlamaya yönelmiştir. Bununla birlikte, söz konusu topluluk o dönemde resmî hahamî tanınma elde edememiş; göç imkânı yalnızca hahamlık tarafından tanınan Yahudi cemaatleriyle sınırlı kalmıştır.
1970’lerin sonu, topluluğun temsilcilerinin “kayıp kabileler” projesini benimseyen Eliyahu Avichail ile temas kurmasıyla kritik bir dönüm noktası oluşturdu. Avichail’in Hindistan’ın kuzeydoğusuna yaptığı ziyaretler, 1979 yılında “Beni Menaşe” adlandırmasının yerleşmesine ve İsrail’deki dini kurumlarla iletişim kanallarının açılmasına katkı sağladı.[x] Bu süreç, 1980’ler ve 1990’lar boyunca sınırlı sayıda göç dalgasının gerçekleşmesiyle sonuçlandı.
Ancak topluluğun “muhtemel torunlar” kategorisinde değerlendirilmesi, İsrail’de hem hahamî hem de idari kurumlar nezdinde dini ve hukuki statülerinin tartışmalı kalmasına yol açtı. Bu tartışmalar, 2003 yılında dönemin İçişleri Bakanı Avraham Poraz tarafından alınan ve Hindistan’dan göç de dâhil olmak üzere bazı göç kanallarının dondurulmasını öngören kararla zirveye ulaştı. Kararın gerekçesi, topluluğun hahamlıkça belirlenen dini ölçütleri karşılayıp karşılamadığına dair çekincelere dayanıyordu.[xi]
Böylece dosya, dini meşruiyet ile idari prosedür gereklilikleri arasında askıda kaldı; bu durum, dini kimliğin tanımı ile bu kimliğin kurumsal denetim mekanizmaları arasındaki yapısal iç içeliği yansıttı.
Bugüne kadar söz konusu topluluktan yaklaşık dört bin kişinin İsrail’e göç ettiği tahmin edilmektedir.[xii] Bu sayı, İsrail toplumunda Hindistan kökenli Yahudiler arasında sınırlı bir demografik varlığa işaret etmektedir. Hindistan kökenli Yahudilerin toplam sayısı yaklaşık yüz bin civarındadır; bunların çoğunluğunu Bene Israel topluluğu (Maharashtra eyaletinde) oluştururken, daha küçük gruplar arasında Cochin Jews (Kerala) ve Baghdadi Jews (Kalküta) yer almaktadır.[xiii]
Bu farklılık, “Beni Menaşe” göçünün izlediği kurumsal yolun niteliğiyle yakından ilişkilidir. Zira bu göç, 1950’ler ve 1960’lardaki Hindistan’dan İsrail’e yönelik ana göç dalgalarından farklı olarak kademeli ve kısıtlı bir çerçevede ilerlemiştir.[xiv] “Beni Menaşe” göçü, resmî ve düzenleyici tanınma bakımından görece yenidir; topluluğun kökeni ve Yahudi dini hukukuna (Halaha) uygunluğu uzun süre tartışma konusu olmaya devam etmiştir.
Koşullu Tanınma ve Kurumsal Çerçevenin İnşasına Doğru
2005 yılında hahamî otorite tarafından koşullu bir dini tanıma kararı verildi. Buna göre topluluk üyeleri “İsrail soyundan” kabul edildi; ancak resmî göç sürecinin tamamlanabilmesi için, yürürlükteki hahamî ölçütlere uygun biçimde resmî Yahudiliğe geçiş (giyur) prosedürünü tamamlamaları şart koşuldu.[xv] Karar, dönemin İsrail Başhahamı Shlomo Amar’ın desteğiyle ve kendisini Yahudilikle tarihsel ya da ruhani bağ içinde tanımlayan topluluklarla iletişim kurmayı amaçlayan Shavei Israel himayesinde alındı.
Bu tanıma, göç sürecinin hukuki dayanağını oluşturarak önemli bir dönüm noktası teşkil etti ve son yirmi yılı, resmî olarak tanınan göç dalgalarının referans zaman aralığı hâline getirdi. Bununla birlikte dosyanın yönetimi, kurumsal düzeyde süregelen çekişmelere açık kalmaya devam etti.
Ancak söz konusu dini tanıma, o aşamada kapsamlı bir hükümet kararına dönüşmedi. Bu durum, “Beni Menaşe” topluluğunun İsrail’in göç ve entegrasyon sistemine derhâl ve bütüncül biçimde dâhil edilmesini engelledi. Rakamlar da bu karmaşıklığı yansıtmaktadır: İsrail Sosyal İşler Bakanlığı tarafından – göçlerinin üzerinden on beş yıl geçmiş olanlar arasından – resmî olarak tanınanların sayısı 1.258 kişiyle sınırlı kalmış;[xvi] bu sayı yaklaşık dört bin göçmenin yalnızca bir bölümünü oluşturmaktadır.
İzleyen yıllarda dosya, dini merciler ile idari kurumlar arasında süregelen yetki ve yaklaşım farklılıklarına konu olmuş; bu da politikaların görece istikrarsız bir seyir izlemesine yol açmıştır.
Söz konusu dönemde İçişleri Bakanı, ülkeye giriş ve ikamet politikalarının belirlenmesinde geniş takdir yetkisine sahipti. Bu çerçevede İsrail hükümeti, Ekim 2007’de, dini dönüşüm amacıyla ülkeye girişleri düzenleyen 2442 sayılı kararı kabul etti. Karar, İçişleri Bakanı’nın, Yahudiliğe geçiş ve yerleşme amacı taşıyan gruplara, ancak özel gerekçelere dayalı bir hükümet onayı bulunması hâlinde vize verebileceğini öngörüyordu.[xvii] Dönemin İçişleri Bakanı Meir Sheetrit bu karara itiraz etti; bu durum fiilen topluluk üyelerinin göçünün durmasına yol açtı. Yaklaşık sekiz ay sonra, Ağustos 2008’de itiraz geri çekildi[xviii] ve “Beni Menaşe” topluluğundan 150 kişinin İsrail’e göçüne onay verildi.[xix]
Bununla birlikte 2007–2008 döneminde uygulanan sıkı dönüşüm şartları ve girişlerin büyük ölçüde aile birleşimi vakalarıyla sınırlandırılması, “toplu göç” olarak tanımlanan süreci önemli ölçüde kısıtladı. Süreç, bakanlık kararlarındaki değişimlere bağlı hâle geldi ve 2008–2012 yılları arasında büyük ya da istikrarlı göç dalgaları oluşmadı.
Kurumsal sürecin yeniden etkinleştirilmesiyle birlikte, 2012 yılında Knesset, beş yıllık bir aranın ardından “toplu göçün” yeniden başlatılmasını onayladı. Yahudiliğe geçiş prosedürünü tamamlayan ya da gerekli onayı alan yeni grupların getirilmesine yönelik düzenlemeler açıklandı.[xx] Sonraki yıllarda ise “Beni Menaşe” topluluğundan sınırlı fakat ardışık göç dalgaları devam etti.
2025 yılında alınan hükümet kararıyla birlikte dosya, kesintili ve aşamalı bir idare biçiminden çıkarılarak planlı ve kurumsal bir çerçeveye taşınmıştır. Kararın görüşülmesi ve uygulama mekanizmalarının takibi kapsamında Knesset’in Göç, Entegrasyon ve Diaspora Komitesi özel bir oturum düzenlemiş; burada planın uygulama ve mali boyutlarına ilişkin veriler sunulmuştur. Sunulan bilgilere göre, Hindistan’ın kuzeydoğusunda yaklaşık 5.000 kişi göç işlemlerinin tamamlanmasını beklemekte; bunlardan yaklaşık 1.200’ünün 2026 yılı sonuna kadar İsrail’e nakledilmesi öngörülmektedir.[xxi]
Plan için 2025–2028 dönemini kapsayan yaklaşık 90 milyon şekellik bir bütçe ayrılmıştır. Kaynağın büyük bölümü Göç ve Entegrasyon Bakanlığı ile Başbakanlık Ofisi’ne bağlı resmî din değiştirme sistemine tahsis edilmiştir. Uçuş giderleri ise Jewish Agency for Israel (İsrail Yahudi Ajansı) tarafından karşılanmaktadır.
Gelenler, ülkenin kuzeyindeki merkezlerde altı ay süreyle barındırılmakta; bu süreçte din değiştirme prosedürlerini tamamlamakta ve İbranice dil eğitimi almaktadırlar. 2027 sonrası dönem ise yeni hükümet kararlarına ve uygun bütçe tahsislerinin sağlanmasına bağlıdır.[xxii]
Bu düzenlemeler, “Beni Menaşe” dosyasının salt dini tanınma alanından çıkarak bütünleşik bir idari yapıya taşındığını göstermektedir. Bu yapıda din değiştirme süreci, yeni bir hukuki statü üretmenin merkezî aracı hâline gelmekte; hahamî karar ile devletin aidiyeti düzenleme ve denetleme araçları kesişmektedir. Böylece koşullu tanıma, dini kimlik, hukuki meşruiyet ve göç politikaları arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığı kurumsal bir çerçevenin inşasına giriş kapısı işlevi görmektedir.
İsrail’in Demografik ve Siyasi Güdüleri
Resmî açıklamalarda, “Beni Menaşe” topluluğunun tüm üyelerinin göçünün esas olarak aile birleşimini amaçladığı belirtilmektedir; zira aile fertlerinin bir kısmı hâlihazırda İsrail’de yaşamaktadır. Ancak bu plan, daha geniş anlamlar da taşımaktadır. Mevcut girişimler, Ekim 2023’ten itibaren savaşa katılmak üzere İsrail’e gelen topluluk üyelerinin ailelerinin birleştirilmesini ve savaş öncesinde göç etmiş olanların yakınlarını da kapsamaktadır.
Her ne kadar bu husus açık ve resmî biçimde ilan edilmemiş olsa da, Michael Freund, Shavei Israel adına yaptığı açıklamada, savaşın başlamasından bu yana Kuzeydoğu Hindistan’daki “Beni Menaşe” topluluğundan yüzlerce kişinin İsrail’e göç ederek İsrail ordusuna gönüllü katılma talebinde bulunduğunu belirtmiştir.[xxiii]
“On Birinci Milyon” ve Kuzeye Yerleştirme Politikası
Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, “Beni Menaşe” dosyası, İsrail’in Yahudi nüfusu artırmaya yönelik daha kapsamlı politikasıyla bağlantılıdır. Bu bağlamda, “On Birinci Milyon” olarak anılan ve İsrail’e bir milyon ek Yahudi getirmeyi hedefleyen girişim çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Yeni gelenlerin büyük ölçüde Celile bölgesine ve diğer kuzey şehirlerine yerleştirilmesi planlanmaktadır. Bu tercih, son yıllarda hızlı demografik değişimlerin yaşandığı bölgelerde nüfus dengesini yeniden tesis etmeye yönelik planlama öncelikleriyle ilişkilidir. 2023’te Gazze’ye yönelik savaşın ardından Yahudi göç oranlarında görülen dalgalanma ve özellikle Hizbullah ile yaşanan gerilimlerin kuzey yerleşimlerinde güvenlik kaynaklı tahliyelere ve nüfus yoğunluğunda düşüşe yol açması, bu demografik kaygıları daha da güçlendirmiştir.[xxiv]
“Celile’nin Yahudileştirilmesi” Bağlamı
Kuzeye yönelim, İsrail literatüründe ve planlama belgelerinde “Celile’nin Yahudileştirilmesi” olarak bilinen stratejik çerçeveyle de ilişkilendirilmektedir. Galilee bölgesi, kayda değer bir Filistinli Arap nüfus yoğunluğuna sahiptir. Dolayısıyla topluluk üyelerinin kuzeye yerleştirilmesi salt idari bir tercih olarak değil; uzun vadeli mekânsal–demografik mühendislik anlayışının bir parçası olarak okunmaktadır. Bu yaklaşım, nüfusun yeniden dağıtımı ve mekânın stratejik biçimde yeniden yapılandırılması hedefleriyle bağlantılıdır.[xxv]
Dini Tanınma ile Siyasi Hesapların Kesişimi
Demografik boyutun yanı sıra, sürecin siyasi ve seçimsel yansımalarına dair değerlendirmeler de yapılmaktadır. “Beni Menaşe” üyelerinin resmî hahamî çerçevede Yahudiliğe kabul edilmeleri, onların büyük ölçüde dini–milliyetçi akımlara entegre olmalarını muhtemel kılmaktadır. Bu durum, dosyayı destekleyen siyasi aktörlere ilave toplumsal destek sağlayabilir ve dini ile seçim alanındaki konumlarını güçlendirebilir.
Bu bağlamda dini tanınma süreci, yalnızca kimliksel bir dönüşüm değil; aynı zamanda siyasi temsil ve parti tabanlarının yeniden şekillenmesiyle kesişen bir dinamik olarak ortaya çıkmaktadır. Böylece göç, din değiştirme ve yerleştirme politikaları; demografik hedefler ile siyasi hesapların iç içe geçtiği çok katmanlı bir stratejinin parçası hâline gelmektedir.
Sonuç
Yukarıda ortaya konan çerçeve ışığında, “Beni Menaşe” vakası kolektif kimliğin yeniden inşasında çok katmanlı ve dönüşümsel bir süreci temsil etmektedir. Topluluk, kültürel temsillere ve sözlü hafızaya dayalı yerel–etnik bir çerçeveden; kademeli olarak İsrail’in kurumsal yapısına entegre edilen dini–hukuki bir çerçeveye geçiş yapmıştır.
Bu bağlamda Yahudi aidiyeti, sabit ve tarihsel olarak tartışmasız bir veri olmaktan ziyade, yerel mirasın Tevrat merkezli bir anlatı ışığında yeniden yorumlanmasıyla şekillenen metodik bir anlamlandırma sürecinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu yorum süreci, koşullu bir hahamî tanıma ile hukuki zemine taşınmış; ardından göç ve vatandaşlık sistemine entegre edilerek düzenli bir yasal statüye dönüştürülmüştür.
Bu gelişim hattı, dini anlatılar ile antropolojik veriler ve göçü düzenleyen hukuki çerçeveler arasındaki iç içeliği gösteren dikkat çekici bir örnek sunmaktadır. Söz konusu etkileşim, uzun süre küresel Yahudi sahnesinin periferisinde kalan bir topluluğun İsrail’in kurumsal ve stratejik hesaplarına dâhil edilmesine yol açmıştır. Böylece “Beni Menaşe” dosyası, yalnızca bir kimlik tanınma meselesi değil; aynı zamanda göç yönetimi ve demografik dengelerin yeniden yapılandırılması bağlamında daha geniş bir devlet stratejisinin parçası hâline gelmiştir.
[i] İsrail Başbakanlık Ofisi, “Basın Açıklaması: Hükümet, Başbakan ve Göç ve Entegrasyon Bakanı’nın Beni Menaşe’nin İsrail’e Göçünün Tamamlanmasına İlişkin Önerisini Onayladı”, 23 Kasım 2025. Erişim: 11 Şubat 2026: n9.cl/6xo02 [İbranice].
[ii] Bkz.: Knesset – Göç (Aliyah), Entegrasyon ve Diaspora Komitesi, “Beni Menaşe Topluluğundan 1200 Kişinin 2026’da İsrail’e Gelmesi Bekleniyor – Hindistan’dan Beni Menaşe’nin Göçünün Tamamlanmasına İlişkin Hükümet Kararı”, Knesset Haberleri, 31 Aralık 2025. Erişim: 11 Şubat 2026: n9.cl/it9ur [İbranice].
[iii] Bkz.: HC Vanlalruata / TNN, “Mizoram’daki Bnei Menashe Kabilesinden 300 Kişi İsrail’deki ‘Vaat Edilmiş Topraklar’a Hazırlanıyor.” The Times of India, 25 Kasım 2025. Erişim: 11 Şubat 2026: n9.cl/e6qm2
“İsrail, Beni Menaşe’nin Aliyah Süreci İçin İncelemesini Başlattı; İlk Grubun Şubat Ayına Kadar Gelmesi Bekleniyor.” Daily Excelsior, 6 Ocak 2026. n9.cl/k13n7
[iv] Bkz.: Dipankar Dey, “Ethnic Fault Lines”, Millennium Post, 21 Şubat 2026. n9.cl/051ca
[v] Beni Menaşe topluluğuna ilişkin literatürde, Mizoramlı kabile lideri Mi(l)a Shala’nın, 20. yüzyılın ortalarında kendisine atfedilen ruhani bir deneyime dayanan anlatı çerçevesinde, bazı Mizo kabilelerinin İsrailoğulları kökenine sahip olduğu inancının yerleşmesinde sembolik bir rol oynadığı belirtilmektedir.
[vi] Bkz.: Tudor Parfitt, The Lost Tribes: The History of a Myth, Londra: Weidenfeld & Nicolson, 2002.
Shalva Weil, “Lost Israelites from the Indo-Burmese Borderlands: Re-Traditionalisation and Conversion Among the Shinlung or Bene Menasseh”, Anthropologist, 6(3): 219–233 (2004).
[vii] Hillel Halkin, topluluğun kolektif kimliği güçlendirmek amacıyla tarihsel ve ruhani bir anlatıyı yeniden canlandırdığını; yerel kimlik ile dışarıdan alınan Yahudi gelenekleri arasındaki etkileşimi doğrudan tarihsel bir mirastan ziyade kültürel ve dini bir evrim süreci olarak tanımlamaktadır. Bkz.:
Hillel Halkin, Across the Sabbath River: In Search of a Lost Tribe of Israel, Boston: Houghton Mifflin, 2002.
[viii] Embassy of India, Tel Aviv, “İkili İlişkiler”, Hindistan Hükümeti – Tel Aviv Hindistan Büyükelçiliği, Şubat 2026. Erişim: 22 Şubat 2026: n9.cl/1ww28
[ix] İsrail Devleti’nin 1948’de Filistin topraklarında ilan edilmesinin ardından, Knesset 1950 yılında Law of Return’u (Geri Dönüş Yasası) kabul etmiş; bu yasa her Yahudiye İsrail’e göç etme ve İsrail vatandaşlığı alma “hakkı” tanımıştır.
[x] Shavei Israel, “The Long Journey Home, Jewish Action Magazine”, January 11, 2004. n9.cl/d5fssb
[xi] Hillel Fendel, “Historic: Bnei Menashe Permitted to Move to Israel”, 7 Israel national news, Aug 20, 2008. n9.cl/swe78
[xii] Prime Minister’s Office, “Press Release”, November 23, 2025. n9.cl/6xo02
[xiii] Embassy of India, “Bilateral Relations”, February, 2026. n9.cl/1ww28
[xiv] A.g.e.
[xv] Shavei Israel, “Rabbinate Recognizes Bnei Menashe as “Descendants of Israel”, March 31, 2005. n9.cl/sajpz
[xvi] Knesset, “1200 Members”, December 31, 2025. n9.cl/it9ur
[xvii] İsrail Hükümeti, “Policy Regarding the Granting of Entry Visas to Israel for Groups for the Purpose of Conversion and Naturalization (Government Decision No.2442).” October 14, 2007. Erişim February 23, 2026: n9.cl/uv6a9 [In Hebrew]
[xviii] Fendel, “Historic: Bnei Menashe”, Aug 20, 2008. n9.cl/swe78
[xix] Sangzuala Hmar / TNN, 150 Bnei Menashes to migrate to Israel, The Times of India, Dec 8, 2008. n9.cl/m6o69q
[xx] Gabe Fisher, “Immigration of ‘lost tribe’ to resume after 5 years”, The Times of Israe, 6 November 2012. n9.cl/gxka00
[xxi] Knesset, “1200 Members”, December 31, 2025. n9.cl/it9ur
[xxii] A.g.e.
[xxiii] Itamar Eichner, “Members of Indian Bnei Menashe Tribe Say Seeking to Enlist in IDF”, Ynetnews, 17 January 2024. n9.cl/a5oiy
[xxiv] Prabin Kalita and HC Vanlalruata, After Israel’s nod, ‘lost tribe’ gest ready to leave India, The Times of India, February 25, 2026. n9.cl/zkrlw
[xxv] Historic Discount: Land Authority Approves ’Unprecedented’ Discounts on Negev, Galilee Plots, Matzav.com, September 14, 2023. n9.cl/u5gzp



