Gazze’de Açlığın ve Kuşatmanın Yeniden Tasarlanması

Gazze Şeridi, savaş sonrası dönemde altyapının geniş çapta tahrip edilmesi, üretim sektörlerinin felç olması, halkın satın alma gücünün gerilemesi ve yoksulluk ile işsizlik oranlarının eşi görülmemiş düzeylere ulaşması nedeniyle son derece karmaşık insani ve ekonomik koşullarla karşı karşıyadır.

Bu şartlar altında ticari malların Gazze’ye giriş meselesi, ekonomik toparlanmanın ve halkın asgari geçim istikrarının sağlanmasının temel anahtarlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Savaş sonrası aşamalarda ticaret ve mal akışı hayati bir rol oynar; zira piyasanın yeniden canlanması, istihdam olanaklarının oluşturulması, fiyatların dengelenmesi ve insani yardımlara aşırı bağımlılığın azaltılması doğrudan buna bağlıdır.

Ancak Gazze’ye mal giriş mekanizmaları hâlâ sıkı kısıtlamalara ve savaş sonrasında yeniden düzenlenen karmaşık prosedürlere tabidir. Bu süreç, işgal gücü sıfatıyla İsrail’in kontrolü altında yürütülmekte; böylece ticaret, ekonomik toparlanmayı destekleyen bir araç olmaktan ziyade, baskı, denetim ve ablukanın sürdürülmesinin bir aracı hâline gelmektedir.

Bu rapor, savaş sonrası dönemde Gazze’ye mal girişine ilişkin yeni mekanizmayı analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede ticari malların hareketini düzenleyen hukuki ve idari çerçeve incelenmekte, önceki dönemlerle karşılaştırmalı olarak yaşanan değişimler ortaya konulmaktadır. Ayrıca söz konusu mekanizmanın ekonomik toparlanmaya, özel sektörün rolüne, yerel piyasa istikrarına ve fiyat ile istihdam düzeylerine etkisi değerlendirilmektedir.

1)    Savaş Sırasında Gazze’ye Mal Girişi

Ekim 2023’te savaşın başlamasından önceki olağan koşullarda, Gazze Şeridi farklı geçiş noktaları üzerinden günlük yaklaşık 550–600 tır kabul etmekteydi. Bu sayı, yerel yetkililer ve ekonomi gözlemcileri tarafından dile getirilmiş olup, ticari mallar ve temel ihtiyaç maddelerinin yerel pazara “normal” akışını gösteren bir referans göstergesi olarak kullanılmaktaydı.

Savaşın patlak vermesiyle birlikte, altyapının geniş çapta tahrip edilmesi, geçim kaynaklarının kaybı, gıda stoklarının tükenmesi ve insani yardımlara bağımlı nüfusun artması nedeniyle, halkın mal ve yardım tırlarına olan ihtiyacı keskin biçimde yükselmiştir. Bu çerçevede, temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için günlük en az bin tıra ihtiyaç duyulduğu ifade edilmiştir.

Ancak insani ihtiyaçların arttığı bu dönemde, İsrail’in geçiş noktalarına uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle tır girişlerinde ciddi dalgalanmalar yaşanmıştır. Güney Gazze’ye giren tırların günlük ortalaması yaklaşık 42 ile sınırlı kalmış; kuzey Gazze’ye ise aylar boyunca hiçbir tır girişine izin verilmemiştir.[1]

Bu tablo, fiilî ihtiyaç ile sağlanan arz arasında keskin bir açık bulunduğunu göstermektedir. Uzun süren mal denetimleri, “çift kullanımlı” olarak sınıflandırılan ürünlere getirilen kısıtlamalar, bazı uluslararası kuruluşların kayıtlarının reddedilmesi ve yardım konvoylarına verilen onayların geciktirilmesi gibi uygulamalar, mal girişini daha da zorlaştırmıştır. Üstelik bazı yardım konvoylarının, Refah’ın doğusunda işgal güçleriyle bağlantılı milisler tarafından yağmalandığı da rapor edilmiştir.

Savaş süresince tedarik süreci esas olarak Kerem Ebu Salim (Kerem Şalom) geçiş noktası üzerinden yürütülmüş; mallar çoğunlukla “İsrail” ve Batı Şeria’dan ithal edilmiştir. Bir tırın toplam tedarik maliyeti, satın alma, nakliye ve koordinasyon giderleri dâhil olmak üzere 500 bin şekel ile 1 milyon 300 bin şekel arasında değişmiştir. Ayrıca 2024 yılı boyunca İsrail, Gazze’nin güneyinden kuzeyine mal taşıyan tırlara, eski Netzarim kontrol noktası üzerinden geçişte ek koordinasyon şartları getirmiştir. Bu uygulamalar, kuzey Gazze halkına yönelik uygulanan aç bırakma politikasının sürdüğü bir döneme denk gelmiştir.[2]

Savaşın genel ekonomik etkisi ise Gazze ekonomisinde gayrisafi yurt içi hasılada sert bir daralma, tedarik zincirlerinde yaygın aksamalar ve sanayi ile tarım sektörlerinin üretim kapasitesinde ciddi düşüş şeklinde ortaya çıkmıştır. Böylece temel ihtiyaçların karşılanmasında ithalata neredeyse tam bir bağımlılık oluşmuştur.

2)    Ateşkes Sonrasında İşgalin Mal Girişine Getirdiği Kısıtlamalar

Savaşın durduğunun ilan edilmesi ve Ekim 2025 itibarıyla ateşkesin birinci aşamasının yürürlüğe girmesi sonrasında, Hükümet Medya Ofisi’nin verilerine göre Şubat 2026 başına kadar Gazze’ye giren toplam tır sayısı (insani yardım, ticari mal ve yakıt dâhil) 29.603 olarak kaydedilmiştir. Oysa anlaşma kapsamında 69 bin tırın giriş yapması öngörülmekteydi; bu da %43’lük bir uyum oranına işaret etmektedir.

Detaylara bakıldığında, 17.153 yardım tırı (%58), 11.642 ticari tır (%39) ve 808 yakıt tırı (%14) giriş yapmıştır. Günlük ortalama 257 tır girişi gerçekleşmiştir.

Bu veriler, savaş döneminin bazı aşamalarına kıyasla tır girişlerinde artış yaşanmış olsa da, Gazze’nin gerçek ihtiyacı olan günlük yaklaşık bin tırın çok altında kalındığını göstermektedir. Bu durum, hayati mal ve yardımların girişine yönelik İsrail kısıtlamalarının sürdüğünü ortaya koymaktadır. Yoğun güvenlik denetimleri, “çift kullanımlı” olarak sınıflandırılan mallara getirilen sınırlamalar ve yakıt girişindeki kısıtlılık, yerel piyasanın ekonomik toparlanma kapasitesini ve halkın temel ihtiyaçlarını karşılama imkânını olumsuz etkilemiştir.

“İnsani durumun iyileştirilmesi” söylemini öne çıkaran İsrail, uluslararası baskılara yanıt verdiğini göstermek amacıyla Gazze’ye girişine izin verilen tır sayılarını yüksek göstermeye devam etmiştir. İsrail Hükümeti’nin Bölgelerdeki Faaliyetleri Koordinatörü (COGAT), X platformunda yayımlanan bir açıklamasında, “İsrail Gazze’ye yardımları iki katına çıkarıyor, her gün yüzlerce tır giriş yapıyor” ifadelerini kullanmış; hatta kısa bir dönemde yaklaşık 500 tırın giriş yaptığını belirtmiştir. Ancak bu açıklamalar, Hükümet Medya Ofisi’nin verileriyle çelişmektedir.

Gazze’ye mal akışındaki kriz yalnızca tır sayıları veya geçiş noktalarının kapasitesiyle sınırlı değildir. Asıl sorun, İsrail’in ticari malların hareketi üzerinde kurduğu karmaşık güvenlik, idari ve ekonomik denetim sistemidir.

İşgalci İsrail, savaş sonrası dönemde mal girişine ilişkin yeni bir mekanizma uygulamaya koymuştur. Bu mekanizma, ithalat sürecinin merkezi ve sınırlı biçimde yeniden düzenlenmesine dayanmakta ve savaş öncesi ya da savaş sırasındaki uygulamalardan esaslı biçimde farklılaşmaktadır. İthalat hakkı, özel onay alan sınırlı sayıdaki Filistinli tüccarla sınırlandırılmış; bu tüccarların çoğu, taşımacılık, gümrükleme ve güvenlik denetimi alanlarında faaliyet gösteren – büyük ölçüde İsrailli – aracı şirketlerle çalışmaya zorunlu kılınmıştır.

Gazze Ticaret ve Sanayi Odası’na göre bu mekanizma; malların belirli geçiş noktaları üzerinden sabit güzergâhlardan girişini, çok aşamalı ve uzun süreli denetim süreçlerini, taşımacılık ve gümrükleme hizmetleri için yüksek ücretleri ve her tır için önceden koordinasyon alınmasını (“koordinasyonlar”) şart koşmaktadır. Oda, bu uygulamaların yalnızca mal giriş süresini uzatmakla kalmadığını, aynı zamanda nihai maliyetleri ciddi ölçüde artırdığını ve bunun doğrudan yerel piyasa fiyatlarına yansıdığını vurgulamaktadır.[3]

Söz konusu sistem ayrıca, girişine izin verilen mal türlerine sıkı kısıtlamalar getirmekte; uzun denetim prosedürleri ve geniş “çift kullanımlı” mal listeleri uygulamakta; hammadde ve üretim girdilerinin girişini engellemekte ve hatta insani ihtiyacın zirve yaptığı dönemlerde yardımların girişini dahi sınırlandırmaktadır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin yayımladığı bir rapor ise, Gazze’ye mal girişine getirilen kısıtlamaların güvenlik gerekçelerini çok aştığını ve sistematik bir ekonomik kontrol biçimi oluşturduğunu ortaya koymuştur. 22 Ekim 2024 tarihli BM raporunda, Gazze’nin ekonomik egemenliğinin yokluğu ve kaynaklar ile geçiş noktaları üzerindeki dış denetimin sürmesi nedeniyle gerçek bir ekonomik toparlanmanın mümkün olmadığı; ekonominin yapısal bir bağımlılık içinde tutulduğu ifade edilmektedir.

3) İşgalin Yeni Mal Giriş Mekanizmasının Ayrıntıları

İşgal otoritelerinin Gazze Şeridi’ne mal girişine ilişkin uygulamaya koyduğu yeni mekanizma; karmaşık düzenlemeler, tekelci uygulamalar ve tedarik zincirlerinin sınırlı sayıdaki İsrailli şirketlere sıkı biçimde bağlanması gibi unsurlar içermektedir. Bu yapı, Gazze’deki insani krizi hafifletmek yerine, onu ekonomik araçlarla derinleştiren bir sisteme dönüşmüştür. Mekanizma başlıca şu aktörler üzerinden işlemektedir:

  • İşgal otoriteleri: Ticari geçiş noktaları üzerindeki tam denetimi sürdürmekte; girişine izin verilen veya yasaklanan malların listelerini belirlemekte; tüccarlara verilen izinleri verme ya da geri çekme yetkisini elinde tutmaktadır. Böylece ticaret akışı üzerinde geniş bir takdir yetkisine sahip olmaktadır.
  • İsrailli aracı şirketler: Nakliye, gümrükleme ve güvenlik denetimi süreçlerinde fiilî tekel konumundadır. Filistinli tüccarlar bu şirketlerle çalışmaya mecbur bırakılmakta, gerçek bir alternatif sunulmamaktadır. Gazze Ticaret ve Sanayi Odası’nın belgelendirdiğine göre, bu şirketler rekabet yokluğundan yararlanarak piyasa maliyetlerinin çok üzerinde fiyatlar uygulamaktadır. Kasım 2025 sonuna kadar yalnızca “koordinasyon” ücretleri kapsamında ödenen tutarın yaklaşık 1 milyar dolara ulaştığı belirtilmektedir.
  • Gazze’deki tüccarlar: Ticari faaliyetler, bu sistem içinde çalışmasına izin verilen dar bir tüccar grubuyla sınırlandırılmıştır. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin büyük çoğunluğu süreç dışına itilmiş; böylece piyasa yapısı rekabetçi olmayan, dışlayıcı bir zeminde yeniden şekillenmiştir.

İsrail, söz konusu mekanizmayı özel sektör aracılığıyla insani yardımların genişletilmesi olarak sunmuştur. Ancak Filistinli ve İsrailli kaynakların ortaya koyduğu veriler, bu sistemin kuşatmayı daha sıkı ve tekelci bir ekonomik çerçevede yeniden yapılandırdığını göstermektedir. Mekanizma, “güvenlik değerlendirmesi” adı altında son derece sınırlı sayıdaki Filistinli tüccarın seçilmesine dayanmaktadır. Onaylanan tüccarlar kapsamlı güvenlik soruşturmalarına tabi tutulmakta; tüm mali transferler yalnızca bankalar üzerinden gerçekleştirilmekte; her tır ayrıntılı biçimde denetlenmektedir.

Bu uygulamalar, yüzlerce tüccarın şeffaf kriterler olmaksızın sistem dışına itilmesine yol açmıştır. Bunun sonucunda “koordinasyon” adı verilen uygulama, tekelci piyasa içinde bir tür kara piyasaya dönüşmüştür. İzin sahibi bir tüccar, malı kendi adına ithal edebilmekte; ardından “giriş hakkını” yüksek komisyonlar karşılığında başka tüccarlara devredebilmekte; böylece ürün tüketiciye ulaşana kadar fiyatlar birkaç kez katlanmaktadır.

Mevcut tedarik sisteminde tüm tırlar yalnızca Mısır Arap Cumhuriyeti ve İsrail üzerinden gelmektedir. Batı Şeria’dan mal taşınması tamamen yasaklanmış; tüm girişler Gazze’nin güneyindeki Kerem Ebu Salim geçiş noktası üzerinden yapılmaktadır. Koordinasyon ücretleri ise tır başına 300 bin ile 900 bin şekel arasında değişmekte; bazı vakalarda 1 milyon şekeli aşmaktadır. Böylece tırlar resmî kayıtlarda yardım ya da kolaylaştırma kapsamında gösterilse de, fiilî maliyetini Gazze halkı, açlık ve alternatiflerin yokluğu koşullarında ağır biçimde üstlenmektedir.[4]

4)    Yeni Mekanizmanın Ekonomik ve Toplumsal Etkileri

İsrail’in mal girişine ilişkin yeni mekanizması, soykırım sonrası dönemde Gazze’de oluşan yaşam koşullarını anlamak açısından kritik bir eşik oluşturmaktadır. Bu mekanizmanın etkileri yalnızca idari ya da ticari boyutla sınırlı kalmamış; doğrudan halkın gündelik yaşamına, gıdaya ve temel ihtiyaçlara erişim kapasitesine yansımıştır.

İşgal makamları söz konusu uygulamaların amacını, Hamas’ın mal ve yardımlar üzerindeki kontrolünü engellemek, güvenlik kaygılarını gözetmek ve “çift kullanımlı” maddelerin girişini önlemek olarak açıklamaktadır. Ancak sahadaki gerçeklik, ithalatın dar bir tüccar grubunun elinde toplanmasının, güvenlik kısıtlarını olağanüstü bir kâr fırsatına dönüştürdüğünü göstermektedir. Böylece yeni mekanizma, piyasalar ve fiyatlar üzerinde yoğun bir kontrol tesis etmiş; ekonomik baskı aracı olarak, kuşatmanın kendisi kadar ağır sonuçlar üretmiştir.

Bu çerçevede mekanizma; Gazze yerel pazarının miktar, ürün türü ve zamanlama bakımından İsrail denetimi altına alınmasına; aracı şirketler üzerinden İsrail ekonomik çıkarlarının güçlendirilmesine; tekelci kârların pekiştirilmesine; ekonomik bağımlılığın derinleşmesine ve bağımsız, rekabetçi bir Filistin ticaret sektörünün gelişiminin engellenmesine yol açmıştır. Filistin özel sektörü, bağımsız bir ekonomik aktör olmaktan ziyade, bağımlı bir aracı konumuna itilmiştir.[5]

Aynı zamanda işgal makamları, mal girişine izin verirken ayrımcı bir politika izlemiştir. İnsani kuruluşların, “çift kullanımlı” gerekçesiyle jeneratör, çadır direkleri ve temel inşaat malzemeleri gibi ürünleri getirmesi engellenirken; aynı ürünlerin bir kısmının ticari kanallar üzerinden ve son derece yüksek fiyatlarla girişine izin verilmiştir. Böylece piyasa, bazı İsrailli, Filistinli ve Mısırlı aktörler için kârlı bir faaliyet alanına dönüşmüş; ancak bu durum halkın gerçek ihtiyaçlarını karşılamamıştır.

Gelir kaynaklarının çöktüğü, dayanma kapasitesinin aşındığı ve geniş çaplı yıkımın yaşandığı kuşatma altındaki bir bölgede, malların hangi yöntemle ve kimlerin kontrolünde girdiği belirleyici bir faktöre dönüşmektedir. Bu nedenle yeni mekanizmanın etkileri, Gazze’de benzeri görülmemiş bir ekonomik ve toplumsal krizi derinleştirmiştir.

Piyasalarda temel tüketim maddelerinin fiyatları; kısıtlamalar, yüksek koordinasyon ve geçiş ücretleri ile serbest rekabetin yokluğu nedeniyle keskin biçimde yükselmiştir. Nüfusun büyük kısmı yardımlara bağımlı hâle gelmişken, yeterli ve düzenli bir gelirden yoksun olması krizi daha da ağırlaştırmaktadır.

Son dönemde işgal makamları, İsrail’den mal girişine izin verilen tüccar sayısını iki kişiden 10’un üzerine çıkarmıştır. Bu genişleme, piyasada ürün çeşitliliğinin artmasına, daha fazla mal girişine ve bazı fiyatlarda belirgin düşüşe yol açmıştır. Ancak bu gelişme, kuşatma ve yapısal kısıtlamaların sürdüğü gerçeğini değiştirmemektedir.

Örneğin 330 ml’lik bir kola kutusunun fiyatı bazı dönemlerde 50 şekele kadar yükselmişken, önce 15 şekele, ardından 5 şekele kadar düşmüştür. 1,5 litrelik kola fiyatı ise 100 şekelden 16 şekele gerilemiştir. Dondurulmuş tavuk fiyatı kilogram başına 120 şekelden 20 şekele düşmüş; et ve diğer bazı ürünlerin fiyatlarında da kayda değer azalmalar görülmüştür. Çikolata fiyatları ise türüne göre 30–50 şekel aralığından 1–6 şekel seviyesine inmiştir.

Bununla birlikte, fiyatlardaki bu görece iyileşme ve ürün çeşitliliğindeki artışa rağmen piyasa hâlâ onaylı tüccarlar üzerinden işleyen tekelci bir sistemin denetimi altındadır. Bu tüccarlar malları İsrailli tedarikçilerden satın almakla yükümlü kılınmakta; böylece para ve mal akışı üzerindeki nihai kontrol İsrail’in elinde kalmaktadır. Bu durum, ekonomik toparlanma ihtimalini sınırlayan yapısal bağımlılığın sürdüğünü göstermektedir.


[1] Ekonomi alanı uzmanı Samir Ebu Madelle ile yapılan görüşme, 3 Şubat 2026.

[2] Gazze’deki bir tüccar ile yapılan telefon görüşmesi (isim belirtilmemiş), 14 Ocak 2026.

[3] Gazze Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı A’id Ebu Ramazan ile yapılan telefon görüşmesi, 5 Ocak 2026.

[4] A.g.e.

[5] A.g.e.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu