2025 İsrail Demografik Verilerine Dair Bir Okuma

Son yıllarda İsrail, demografik yapısını ve toplumsal, siyasal süreçlerini benzeri görülmemiş biçimde etkileyen kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Uzun yıllar boyunca istikrarlı biçimde yüksek seyreden nüfus artış hızları, göç dalgaları yoluyla demografik gücün tahkim edilmesi ve yüksek doğurganlık oranlarıyla karakterize edilen bir dönemden sonra, Knesset Araştırma Merkezi, Taub Sosyal Araştırmalar Merkezi ve İsrail Merkez İstatistik Bürosu tarafından yayımlanan veriler yeni bir kırılma noktasına işaret etmektedir.

Bu yeni dönemin temel özellikleri, doğal nüfus artışında belirgin bir gerileme ve göç dengesinde yaşanan değişimdir. Söz konusu gelişmeler, yoğun siyasal kutuplaşmanın hâkim olduğu bir iç bağlamda; 2023 yılında Gazze’ye karşı yürütülen soykırım savaşının yol açtığı ekonomik koşullar ve güvenlik yansımalarıyla birleşerek, İsrail iç ortamını geleceğe dair daha kırılgan ve öngörülemez hâle getirmiştir.

Bu çalışma, demografik dönüşümü; göç dinamiklerindeki yön değişimini ve negatif göç dengesinin yükselişini izleyerek, doğurganlık oranlarındaki düşüş ve ölüm oranlarındaki artışı ele alarak incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca göçün ölçümünde uygulanan metodolojik değişikliğin etkileri tartışılmakta ve nihayetinde 2026 yılına yönelik demografik projeksiyonlara dair bir değerlendirme sunulmaktadır.

Sayılar ve Göstergeler

İsrail Merkez İstatistik Bürosu tarafından yayımlanan veriler, 2025 yılı boyunca —2023’ten itibaren kademeli olarak biriken eğilimlerin ardından— belirgin bir demografik dönüşümün yaşandığını ortaya koymaktadır. Aşağıdaki tabloda öne çıkan temel göstergeler yer almaktadır:[i]

GöstergeDeğerAnalitik Notlar
Toplam nüfus10,178 milyonYahudiler, Araplar ve diğer grupları kapsamaktadır.
Ülkeden ayrılanlar69.300Negatif göç dengesinin oluşmasında başlıca etkendir.
Ülkeye dönenler19.000Ayrılanların sayısına kıyasla keskin bir düşüşe işaret etmektedir.
Dış göç dengesi–20.000Üst üste ikinci yıl negatif seyretmektedir.
Nüfus artış hızı%1,12024 yılına benzer düzeyde olup, 2023 oranının altındadır.
Yeni gelenler (Geri Dönüş Yasası kapsamında)24.6002024 yılına kıyasla yaklaşık 8.000 kişilik azalma söz konusudur.
Doğum sayısı182.000Doğumların %76’sı Yahudiler, %24’ü Araplar arasında gerçekleşmiştir.
Ölüm sayısı50.0002024 yılına kıyasla yaklaşık 2.000 artış kaydedilmiştir.

Bu veriler toplu olarak değerlendirildiğinde, göçün İsrail’deki demografik değişimin ana belirleyici unsuru hâline geldiği görülmektedir. Ülke, doğal nüfus artışının zayıfladığı ve sınır aşan nüfus hareketlerine daha fazla bağımlı hâle geldiği yeni bir evreye girmektedir. Bu durum, İsrail’in demografik dengeye ve hızlanan bu eğilimlere yanıt olarak geliştirmeyi hedeflediği politikalar bağlamında, geleceğe ilişkin temel ve yapısal soruları gündeme getirmektedir.

Birincisi: Göç Dinamiklerindeki Kırılma ve Negatif Göç Dengesinin Yükselişi

İsrail, 2022 yılından bu yana benzeri görülmemiş bir demografik dönüşüm sürecine girmiştir. Bu dönüşüm, ülkeden ayrılanların sayısında keskin bir artışa karşılık geri dönenlerin sayısında süreklilik arz eden bir düşüşle somutlaşmış; böylece onlarca yıldır ilk kez negatif bir göç dengesi ortaya çıkmıştır. Knesset Araştırma ve Bilgi Merkezi’nin, İsrail Merkez İstatistik Bürosu verilerine dayanan bulgularına göre, 2022 yılında ülkeden ayrılanların sayısı 59.400’e ulaşmış ve bu rakam 2021’e kıyasla %44’lük bir artışa işaret etmiştir.

Bu eğilim 2023’te daha da hızlanmış; ayrılanların sayısı 82.800’e yükselerek 1948’den bu yana kaydedilen en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Veriler, 2024 yılında da bu eğilimin zayıflamadığını göstermektedir. Nitekim Ocak–Ağustos 2024 döneminde yaklaşık 49 bin kişinin İsrail’den ayrıldığı kaydedilmiş; bu sayı, 2023’ün aynı dönemine oldukça yakın seyrederek söz konusu olgunun geçici değil, nüfus davranışlarındaki yapısal bir dönüşümün sonucu olduğunu ortaya koymuştur.[ii]

Her ne kadar İsrail’e yeni göçmen akışı devam etse de, ülkeden ayrılanların sayısı artık gelenlerin ya da geri dönenlerin sayısını açık ara aşmaktadır. 2023 yılında İsrail’e dönenlerin sayısı yalnızca 24.200 civarında kalmış; bu rakam ayrılanların sayısının %29 altında gerçekleşmiştir.

2024’ün ilk aylarında ise geri dönenlerin sayısı yaklaşık 12.100 ile sınırlı kalmış ve bu da 2023’e kıyasla ilave %22’lik bir düşüş anlamına gelmiştir. Bu gelişmeler sonucunda göç dengesi 2022’de –29.700, 2023’te –58.600 ve Ağustos 2024’e kadar –36.900 olarak kaydedilmiştir. Başka bir ifadeyle, İsrail yalnızca göç nedeniyle 2022’den bu yana yaklaşık 125.200 kişilik bir nüfus kaybı yaşamıştır.

Bu süreç, 2023 yılında Gazze Şeridi’ne yönelik savaşla da örtüşmüştür. Veriler, Ekim 2023’ün ülkeden ayrılmalar bakımından istisnai bir ay olduğunu göstermekte; bu durum, bireysel güvenlik algısındaki bozulmayı ve siyasal ile askerî kurumlara duyulan güvenin zayıflamasını yansıtmaktadır. Bununla birlikte, daha derinlemesine bir analiz, söz konusu savaşın tek belirleyici unsur olmadığını; aksine yaklaşık iki yıl önce başlamış olan bir eğilimi hızlandırıcı bir etki yarattığını ortaya koymaktadır.

İsrail Merkez İstatistik Bürosu ile Knesset Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan resmî veriler, İsrail’deki negatif göç olgusunun medya abartısından ibaret olmadığını, gerçek ve ölçülebilir bir olgu olduğunu teyit etmektedir. Bununla birlikte, bu olgunun genellikle sunulduğundan daha karmaşık bir yapıya sahip olduğu görülmektedir.

Nitekim 2023–2024 döneminde ülkeden ayrılanların sayısındaki artışın büyük ölçüde, henüz topluma entegre olmamış yeni göçmen gruplarıyla, özellikle de “diğerleri” olarak tanımlanan—ne Yahudi ne de Arap kategorisine dâhil edilen—kesimle bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır. Bu grubun göç etme oranı 10 bin kişide yaklaşık 391 gibi istisnai bir düzeye ulaşırken, Yahudiler arasında bu oran yalnızca 48’de kalmıştır. Bu tablo, İsrai’lin geniş bir kesim için kalıcı bir yerleşim alanından ziyade geçici bir durak hâline gelmeye başladığına işaret etmektedir.

Bununla birlikte, bu durum Yahudilerin ülkeden ayrılmadığı anlamına gelmemektedir. Aksine, diğer gruplara kıyasla ayrılma oranları daha düşük olsa da, nüfus içindeki çoğunluk konumları nedeniyle mutlak sayıları yüksek kalmaktadır.

Nitekim İsrail, 2023 yılında son onlarca yılın en yüksek ayrılma rakamını kaydetmiştir. Bu çerçevede negatif göç, kapsamlı bir demografik çöküşe işaret etmekten ziyade; siyasal ve ekonomik istikrarsızlıkla, ayrıca İsrail’in bir göç destinasyonu olarak cazibesinin aşınmasıyla bağlantılı yapısal bir olgu olarak değerlendirilmelidir. Bu tablo, esasen toplumsal kırılganlığı ve son yıllardaki göç dalgalarının yeterince başarıyla entegre edilememesini yansıtmaktadır.

Bu sürece paralel olarak, İsrailli akademisyenler arasındaki göç de krizin derinleştiğine işaret eden ek bir gösterge olarak öne çıkmaktadır. İsrail Merkez İstatistik Bürosu’nun yayımladığı bir rapora göre, 1990–2018 yılları arasında İsrail’de ikamet etmiş doktora derecesi sahiplerinin %16’sı günümüzde yurt dışında yaşamaktadır.

Bu oran; matematik alanında doktora yapmış olanlar arasında %25,4, bilgisayar bilimlerinde %21,7, mikrobiyolojide %17,3 ve fizikte %17 düzeyine ulaşmaktadır. Veriler, beyin göçünün giderek hızlandığını ve İsrail’in 2024 yılında net bir akademik açık verdiğini; başka bir ifadeyle, ülkeden ayrılan akademisyen sayısının geri dönenlerden fazla olduğunu ortaya koymaktadır.

Göçün etkileri siyasal kompozisyon üzerinde de hissedilmektedir. Mevcut tahminler, son üç yıl içinde ülkeden ayrılanların büyük bölümünün İsrail’de muhalefete daha yakın toplumsal kesimlerden geldiğini; özellikle de Tel Aviv bölgesinde yoğunlaşan seküler, orta ve üst sınıflara mensup grupların öne çıktığını göstermektedir.

Göçteki artış, özellikle genç nüfus arasında, üç temel etkenin kesişimiyle açıklanabilir. Birinci etken, sağ siyasal akımın karar alma merkezleri üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmeye yöneldiği yönündeki algının güçlenmesiyle birlikte, siyasal belirsizlik duygusunun derinleşmesidir. Bu durum, önümüzdeki yıllarda rejimin niteliğine dair yaygın kaygıları beslemektedir.

İkinci etken, savaşın yol açtığı ekonomik birikimli etkiler ve piyasalara ile kredi sistemine duyulan güvenin zayıflamasıdır; buna karşılık, İsrail dışındaki mesleki ve yaşam olanakları bu kesimler açısından daha istikrarlı ve cazip görünmektedir.

Üçüncü etken ise, kentsel merkezlerde yaşayan seküler kesimler ile hâkim sağ eğilimler arasındaki kültürel ve değer temelli uçurumun giderek derinleşmesidir. Bu durum, söz konusu grupların genel toplumsal ortamdan yabancılaşma hissini artırmakta ve daha fazla uyum, kişisel güvenlik ve gelecek güvencesi sunan alternatif mekânlar arayışına yönelmelerine yol açmaktadır. Tüm bunlara ek olarak, Covid-19 pandemisinin uzun vadeli etkileri de bu süreci besleyen unsurlar arasında yer almaktadır.[iii]

2023 yılından bu yana ülkeden ayrılanların toplam sayısının 211 bine ulaştığı ve bunlardan yalnızca yaklaşık 69 bininin geri döndüğü dikkate alındığında, mevcut eğilimin devam etmesi hâlinde bir sonraki seçimlerde muhalefetin iki ila üç milletvekilliği kaybetme olasılığının bulunduğu değerlendirilmektedir. Zira dinî partilerin ve dinî Siyonist akımın seçmen tabanı, diğer toplumsal kesimlere kıyasla göçe daha az eğilim göstermektedir.

Doğurganlıktaki Gerileme ve Ölümlerdeki Artış: İç Demografik Kaynağın Tarihsel Kapasitesinden Kopuşu

Dış göç, nüfus artış dinamikleri üzerinde giderek en etkili unsur hâline gelirken, büyümenin içsel motoru olan doğal artış (doğumlar ile ölümler arasındaki fark) da artan bir sarsıntıya maruz kalmaktadır. Nitekim İsrail, onlarca yıl boyunca, büyük ölçüde Haredi toplumundaki yüksek doğurganlık oranlarının etkisiyle, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri arasında en yüksek doğurganlık oranlarını korumuştur. Ancak bu demografik üstünlük, artık önceki büyüme temposunu sürdürmek için yeterli olmaktan çıkmıştır.

2024 yılına ait resmî veriler, toplam doğurganlık hızının kadın başına 2,9 çocuk seviyesinde gerçekleştiğini göstermektedir.[iv] Bu oran, nüfusun kendini yenileme eşiği olarak kabul edilen 2,1’in üzerinde olmakla birlikte,[v] nüfus artışı üzerindeki etkisi iki başka faktör nedeniyle giderek zayıflamaktadır: ölüm oranlarındaki artış ve negatif net göçün genişlemesi. Taub Merkezi’nin tahminlerine göre, nüfus artış hızı 2024 ve 2025 yıllarında %1,1’e, 2023’te ise %1,3’e gerilemiş; bu oran, önceki yıllarda %1,8–2 aralığında seyreden ortalamanın belirgin biçimde altına düşmüştür. Bu gerileme, negatif göçün yüksek doğurganlığın telafi edici etkisini kademeli olarak aşındırmaya başladığını ve ülkenin, ikame düzeyinin üzerinde kalmaya devam etmesine rağmen, bir demografik dönüm noktasına doğru ilerlediğini ortaya koymaktadır.

Söz konusu düşüş iki temel faktörle ilişkilidir: doğurganlıktaki gerileme ve ölümlerdeki artış. Son on yıl içinde yıllık doğum sayısı büyük ölçüde sabit kalmış olsa da, veriler doğurganlık oranlarında belirgin bir aşağı yönlü eğilime işaret etmektedir.

Öngörüler, on yılın sonunda seküler ve geleneksel Yahudi kadınların doğurganlığının kadın başına yaklaşık 1,7’ye, dindar kadınların doğurganlığının 2,3’e ve Haredi toplumundaki doğurganlığın ise kadın başına yaklaşık 4,3 çocuğa gerileyeceğini göstermektedir. Arap toplumundaki eğilimler de benzer bir desene işaret etmekte olup, bu durum önümüzdeki yıllarda toplam doğum sayısında fiilî bir düşüş yaşanma olasılığını güçlendirmektedir.

Taub Merkezi verileri, nominal doğum sayısının[vi] 2016–2025 döneminde yaklaşık 181 bin düzeyinde neredeyse sabit kaldığını ortaya koymaktadır. Bu görece istikrar, Müslüman ve Dürzi kadınlar arasında son yirmi yılda yaklaşık %30’a ulaşan keskin doğurganlık düşüşü ile Hristiyan kadınlar ve diğer gruplar arasında son on iki yılda benzer ölçekte (%30 civarında) gerçekleşen azalmaya rağmen korunabilmiştir. Buna karşılık Yahudi kadınlar, seküler kesimdeki belirgin düşüşe rağmen, dindar ve Haredi kadınlar arasındaki doğum oranlarının görece istikrarı sayesinde, doğurganlık düzeyini nispeten sabit tutabilen tek grup olmuştur.

Ölümler bakımından ise, sağlık hizmetlerinde bir gerilemeden ziyade, 1950’ler ve 1960’larda doğan kuşakların ileri yaş evrelerine girmesi nedeniyle, önümüzdeki dönemde benzeri görülmemiş bir artış beklenmektedir. Taub Merkezi’nin projeksiyonlarına göre, ölüm sayısının 2025–2040 yılları arasında %77 oranında artması öngörülmektedir. Buna ek olarak, 2023 yılında Gazze’ye yönelik savaş ve sonrasındaki gelişmeler, Yahudi erkekler arasında ortalama yaşam süresinin 82,4 yıldan 81,5 yıla gerilemesine yol açmıştır.

Bu demografik değişimler, nüfus büyüklüğüne ilişkin önemli bir ölçüm farkıyla da kesişmektedir. İsrail Merkez İstatistik Bürosu verilerine göre, 2025 yılı sonunda nüfus yaklaşık 10,178 milyon olarak hesaplanmaktadır; ancak bu rakam, ilhak yasası uyarınca Kudüs ve işgal altındaki Golan Tepeleri’ni de kapsamaktadır. Bu iki bölge dışarıda bırakıldığında, toplam nüfus 9,8 milyonun üzerine çıkmamaktadır.

Kudüs ve Golan hariç tutulduğunda Filistinli nüfus yaklaşık 1,8 milyon kişiye, yani toplam nüfusun %18,1’ine tekabül etmektedir. Buna karşılık, resmî istatistikler Kudüs ve Golan’daki Arap nüfusu da dâhil ederek bu oranı %21,1’e, yani 2,147 milyon kişiye yükseltmektedir.

Göçün Ölçümünde Metodolojik Revizyon ve 2026’ya Yönelik Öngörüler

İsrail Merkez İstatistik Bürosu, 2023 yılında “ülkeden ayrılan” ve “geri dönen” tanımlarında köklü bir metodolojik değişikliğe gitmiştir. Bu düzenleme, nüfusun sınır aşan hareketliliğini uluslararası standartlara ve güncel verilere daha uygun, daha gerçekçi biçimde ölçme hedefinden kaynaklanmaktadır.

Buna göre, daha önce bir kişinin “göç etmiş” sayılması için İsrail dışında 12 ay geçirmiş olması yeterliyken, yeni tanım takvim yılı içinde toplam 275 gün yurt dışında kalma ölçütüne dayandırılmış; ayrıca bu sürenin ilk 90 gününün kesintisiz olması şartı getirilmiştir. Bu değişiklik, eski yöntemle karşılaştırıldığında kaydedilen göç rakamlarının yaklaşık 2,3 ila 2,6 kat artmasına yol açmış; böylece 2019’da 15.600 olarak kaydedilen ayrılma sayısının 2024’te 83.000’e sıçramasını açıklamıştır.

Resmî rapora göre, 2025 yılında İsrail’den uzun süreli ikamet amacıyla ayrılanların sayısı yaklaşık 69.300’e ulaşırken, ülkeye dönen ya da yeni gelenlerin sayısı yalnızca 19 bin civarında kalmıştır. 2023 başından 2025 sonuna kadar olan dönemde ise İsrail’den ayrılanların toplam sayısı 211 bini aşmış; buna karşılık geri dönenler ya da yeni göçmenler yaklaşık 67 binle sınırlı kalmıştır.

Taub Merkezi’nin istatistiksel projeksiyonları (ARMA modeli) negatif göç eğiliminin en az Haziran 2026’ya kadar süreceğini göstermektedir. Buna göre, 2026’nın ilk yarısında aylık ortalama yaklaşık 3.800 kişilik net negatif göç beklenmektedir. Bu durum, 2026 yılını İsrail’in üst üste üçüncü kez net negatif göç yaşadığı bir yıl hâline getirmekte olup, ülke açısından tarihsel bir demografik istisna teşkil etmektedir. Taub Merkezi araştırmacıları, göçte olası bir iyileşmenin, mevsimsellik etkileri ve yeni ölçüm kriterleri nedeniyle, 2027 baharından önce görünür hâle gelmesinin zor olduğu uyarısında bulunmaktadır.

Sonuç

Bu analizler, İsrail’in uzun erimli bir düşük demografik istikrar evresine doğru ilerlediğine işaret etmektedir. Taub Merkezi’nin tahminlerine göre nüfus artış hızının %0,9 düzeyine kadar gerilemesi, artık geçici bir dalgalanma olmaktan çıkıp, yapısal ve kalıcı bir örüntü hâline gelmektedir. Bu durum, üç eşzamanlı sürecin kesişmesinden kaynaklanmaktadır: benzeri görülmemiş bir hızda artan dış göç, en yüksek doğurganlığa sahip Yahudi gruplar dâhil olmak üzere genel doğurganlık oranlarındaki düşüş ve ölüm oranlarındaki yükseliş.

Bu gelişme, belirgin bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Zira nüfus artış hızının %1,1’in altında seyretmesi, İsrail toplumunu demografik daralma eşiğine yaklaştırmaktadır. Nüfus büyüklüğünün korunabilmesi—başka bir ifadeyle ikame düzeyinin sürdürülebilmesi—doğal nüfus artışı bakımından yaklaşık %2,1’e yakın bir büyüme oranını gerektirmektedir.

Ortaya çıkan tablo, yalnızca ekonomik ya da toplumsal bir sorun olmanın ötesine geçerek, tarihsel olarak “kritik Yahudi demografik kütle” varsayımı üzerine inşa edilmiş olan Siyonist projenin kendisi açısından varoluşsal bir meydan okumaya dönüşmektedir.

Daha kalabalık ve daha hızlı büyüyen bir Arap çevresi karşısında demografik üstünlüğün korunması hedefi, negatif göçün süreklilik kazanması, Yahudi doğurganlığının yavaşlaması ve nüfusun yaşlanmasıyla birlikte ciddi biçimde aşınmaktadır. Böylece İsrail’in, toplumun kendini yenileme kapasitesinin zayıfladığı ve geçmiş on yıllarda olduğu gibi dış göç yoluyla oluşan açığın telafi edilemediği bir demografik aşınma evresine girme riski giderek belirginleşmektedir.

Bu çerçevede mevcut veriler, önümüzdeki yirmi yılın İsrail’de nüfus yapısının yanı sıra siyasal, toplumsal ve mekânsal dengelerin de yeniden şekilleneceğine işaret etmektedir. Bu dönüşümün, ekonomi, ordu, siyasal sistem ve iç güç dengeleri üzerinde uzun vadeli ve derin etkiler üretmesi kaçınılmaz görünmektedir.


[i] İsrail Merkez İstatistik Bürosu, “2026 Başında İsrail’de Nüfusun Demografik Yapısı”, Kudüs, 31 Aralık 2025. https://www.cbs.gov.il/he/mediarelease/DocLib/2025/422/01_25_422b.pdf

[ii] Knesset Araştırma Merkezi, “İsrail Göçüne İlişkin Veriler”, 6 Ekim 2025. https://fs.knesset.gov.il/25/Committees/25_cs_mmm_9272520.pdf

[iii] Knesset Kanalı, “İsrailli Gençler Özel Komisyonu, Gençlerin ve Ailelerin İsrail’den Göçünü Tartışıyor”, 22 Ocak 2025. https://main.knesset.gov.il/en/news/pressreleases/pages/press22125y.aspx

[iv] Reuters; The Times of Israel, “İsrail’de Doğurganlık Oranı, Kadın Başına 2,9 Çocuk ile OECD Ülkeleri Arasında Açık Ara En Yüksek Seviyede Kalmaya Devam Ediyor”, 21 Haziran 2024.
https://www.timesofisrael.com/israels-birth-rate-remains-highest-in-oecd-by-far-at-2-9-children-per-woman/

[v] Nüfus ikamesi (kuşak ikamesi): Bir kuşaktan diğerine doğanların sayısının ölenlerin sayısına eşitlenmesini sağlayan toplam doğurganlık oranını ifade eden kavramdır. Bu eşik, nüfus büyüklüğünün uzun vadede sabit kalmasını mümkün kılar.

[vi] Nominal (mutlak) doğum sayısı: Belirli bir yıl içinde fiilen gerçekleşen toplam doğum sayısını ifade eder; nüfus içindeki oranı ya da yüzdesel payı değil, mutlak sayıyı belirtir.


Not: Bu metin linkte bulunan Arapça makaleden Türkçe’ye uyarlanmıştır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu