2026 Filistin Yerel Seçimleri ve Yeni Yasa Üzerine Tartışmalar

Filistin Merkez Seçim Komisyonu, 25 Nisan 2026’da yapılması planlanan yerel seçimler (belediyeler ve köy meclisleri) için hazırlıklara başlamıştır. Bu süreç, Filistin Devlet Başkanı tarafından çıkarılan ve yerel yönetim organlarının seçimine ilişkin 2025 tarihli (23) sayılı kararnameye dayanmaktadır.

Söz konusu kararname, başta seçim sistemi ve kadınların temsili olmak üzere çeşitli değişiklikler içermektedir. Ayrıca, seçim listelerinde aday olanların, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün programına ve uluslararası meşruiyet kararlarına bağlılıklarını teyit eden bir taahhütname sunmalarını zorunlu kılan bir madde de yer almaktadır.

Bu hazırlıklar eşliğinde, Filistin’de hukuki, entelektüel ve siyasi çevrelerde yeni yasal düzenlemelerin özü ve içeriği üzerine geniş bir tartışma gündeme gelmiştir. Bazı kesimler ise, seçimlerin bu yeni değişiklikler çerçevesinde yapılmasının tek bir siyasi rengin hâkimiyetini pekiştireceğini, seçimleri demokratik bağlamından uzaklaştıracağını ve yerel meclislerin hizmet odaklı rolünü zayıflatacağını savunarak, seçimlerin boykot edilmesi çağrısında bulunmuştur.

Yeni Yasa: Eşi Benzeri Görülmemiş Düzenlemeler

2025 yılına ait (23) sayılı kararname niteliğindeki yasa, Filistin Merkez Seçim Komisyonu verilerine göre 136 belediye meclisi ve 284 köy meclisi olmak üzere toplam 420 yerel yönetim biriminde gerçekleştirilecek yerel seçimlere ilişkin tüm usulî ve icraî yönleri kapsayan 74 maddeden oluşmaktadır.

Yasada en fazla tartışma yaratan düzenlemelerin başında 14. madde gelmektedir. Bu maddeyle, daha önce kapalı liste esasına dayanan seçim sistemi değiştirilmiş; belediyelerde nispi temsil esasına dayalı karma bir sisteme (açık liste, seçmenin listeden yalnızca 5 isim seçmesi) geçilirken, köy meclislerinde çoğunluk sistemi ve bireysel adaylık modeli benimsenmiştir. Bu değişikliğin, özellikle siyasal olarak daha zayıf, ailevi ve aşiretçi yapının daha baskın olduğu bölgelerde temsil dengesini bozması beklenmektedir.

Zira bireysel adaylık sistemi, program temelli rekabet yerine kişisel ve ailevi ilişkiler üzerinden yürüyen bir yarışmayı teşvik edebilir; gençlerin, sivil, mesleki ya da parti temelli listelerin şansını zayıflatabilir. Ayrıca, parti-siyaset ile aşiretçi çıkarları harmanlayan pragmatik oluşumların önünü açması ve bireysel ihtilafları derinleştirmesi muhtemeldir.

21. maddede öngörülen ve adaylık yaşını 23’e düşüren düzenleme, gençlerin siyasete katılımı açısından ilk bakışta olumlu görünse de, siyasal aktivist Rima Nezzal’a göre bu adım, gençlerin özgürce aday olabileceği bir siyasal ortamın bulunmadığı bir bağlamda atılmaktadır. Üstelik yeni seçim sistemi, geleneksel ailevi ve yerel iktidar yapılarını yeniden üretmektedir. Bu durum, gençler açısından teşvik edici olmak yerine, ters etki yaratarak siyasetten uzaklaşmaya yol açabilir.

Eşitsizlikler Üzerine Kurulu Yasa

Kadınların temsiline ilişkin olarak 15. maddede öngörülen düzenlemeler ise, kadınlar arasında kent–kır ayrımına dayalı yeni bir eşitsizlik üretmektedir. Yeni yasaya göre, 9 üyeli meclislerde kadınlara 2 sandalye (%22), 11 üyeli meclislerde 3 sandalye (%27), 13 üyeli meclislerde 4 sandalye (%30,7) ve 15 üyeli meclislerde yine 4 sandalye (%26,6) ayrılmaktadır. Rima Nezzal’a göre bu sayısal düzenleme, kadınların siyasal katılımı ilkesine gerçek bir bağlılığı yansıtmamakta; aksine, kadın hareketinin ve sivil toplumun onlarca yıl boyunca elde ettiği kazanımları zayıflatmaktadır.

Ancak yeni yasanın en tehlikeli maddesi, 16. maddedir. Bu madde, yerel seçimler tarihinde benzeri olmayan bir siyasi şart getirmekte; aday listelerinde yer alan kişilerin, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün programına, uluslararası yükümlülüklerine ve uluslararası meşruiyet kararlarına bağlı olduklarını yazılı bir beyanla taahhüt etmelerini zorunlu kılmaktadır.

Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu (Ombudsmanlık) Genel Direktörü Ammar Duveyk, bu “emsalsiz” şartın tehlikesine dikkat çekmekte; söz konusu maddenin, daha önce tartışmaya açılan hiçbir taslakta yer almadığını vurgulamaktadır. Duveyk’e göre bu düzenleme, Filistin’de siyasal çoğulculuk için doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır. Ayrıca şu uyarıda bulunmaktadır: “Filistin Kurtuluş Örgütü’nün programına bağlılık şartı, süreci bütünüyle patlatabilir. Bu haliyle kalması durumunda, sivil toplum kuruluşları arasında seçimleri hem izleme hem de seçimlerle ilişki kurma konusunda geniş çaplı bir boykot eğilimi bulunmaktadır.”

Hukuki Tartışma

Yerel seçimlere ilişkin kararname niteliğindeki yasa, Filistin Yasama Konseyi’nin yokluğu ve Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın kararname yoluyla yasama yetkisini tek başına kullanması bağlamında ciddi bir hukuki ve anayasal tartışmayı beraberinde getirmiştir.

Hukuk uzmanı Raid Bedviye, adaylardan Filistin Kurtuluş Örgütü’nün programına ve uluslararası meşruiyet kararları çerçevesindeki yükümlülüklerine bağlılık beyanı istenmesinin, “ne Filistin yasalarında ne de Temel Yasa’da herhangi bir dayanağı bulunmadığını” vurgulamaktadır. Bedviye, Temel Yasa’da yalnızca Filistin Yönetimi’nin uluslararası sözleşme ve anlaşmalara bağlı kalmasını öngören bir hüküm bulunduğunu, bunun ise hiçbir şekilde belirli bir siyasi programın şart koşulması anlamına gelmediğini ifade etmektedir.

Bedviye’ye göre yaşananlar, “Cumhurbaşkanı’nın siyasi programıyla örtüşmeyen tüm siyasi partilerin fiilen dondurulması” anlamına gelmekte; bu durum açık bir siyasi tasfiye ve aynı zamanda siyasi baskı pratiği oluşturmaktadır. Filistin Yönetimi’nin uluslararası anlaşmalara bağlılığının, yerel yönetimler, yasama organı ya da cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılım için belirli bir siyasi programı şart koşmayı meşrulaştırmadığını belirten Bedviye, Temel Yasa’nın “aday olma ve seçme-seçilme hakkı bakımından tüm vatandaşları eşit” kabul ettiğinin altını çizmektedir.

Bedviye ayrıca söz konusu kararın yürürlükteki Filistin yasalarına aykırı olduğunu, anayasa ve diğer temel mevzuatla açık biçimde çeliştiğini ifade etmektedir. Yasama Konseyi’nin yokluğunda bu denli geniş kapsamlı kararname ve yasaların çıkarılmasının, Filistin siyasi hayatının işleyişine zarar verdiğini ve hukuki ile anayasal meşruiyetinin ciddi biçimde tartışmalı olduğunu belirtmektedir.

Bu değerlendirmeye, Filistin Barolar Birliği Konseyi’nin eski üyesi Cihad ez-Zuabi de katılmaktadır. Zuabi’ye göre yeni getirilen şart açıkça hukuka aykırıdır; zira belediyeler siyasi değil, hizmet odaklı kurumlardır ve onlara siyasi programlar dayatılması mantıksızdır. Zuabi, “Belediyelerin herhangi bir siyasi yönelimle ilgisi yoktur; yerel yönetimler, kent ya da nüfus topluluğunun çıkarlarını gözetmekle yükümlüdür” diyerek, söz konusu düzenlemenin yerel yönetimlerin doğasına aykırı olduğunu vurgulamaktadır.

Demokratik Güçler Yasayı Reddediyor

Demokratik güçler de söz konusu yasayı reddettiklerini açıklamıştır. Bu güçler; Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Halk Partisi, Filistin Demokratik Birliği (FIDA) ve Filistin Ulusal Girişim Hareketi’ni kapsayan Filistinli parti ve oluşumlar birliğinden oluşmaktadır.

Demokratik güçler yayımladıkları bildiride, bu yasada yapılacak herhangi bir değişikliğin “en geniş toplumsal uzlaşıyı gerektirdiğini” vurgulamış ve bunun yerinin, seçimlerinin bir yıl içinde yapılacağı ilan edilen yasama organı olduğunu belirtmiştir. Açıklamada, “yeni ve tehlikeli değişikliklerin, seçim sisteminin ruhuna zarar verdiği; gerek liste gerekse bireysel adaylar için yeni şartlar getirdiği” ifade edilmiş; özellikle her adayın Filistin Kurtuluş Örgütü’nün programına, uluslararası yükümlülüklerine ve uluslararası meşruiyet kararlarına bağlılık taahhüdü imzalamaya zorlanmasının altı çizilmiştir.

Demokratik güçler, bu şartın söz konusu biçimiyle, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’ye aykırı olmasının yanı sıra, Bağımsızlık Bildirgesi ve Temel Yasa ile güvence altına alınmış hakları da ihlal ettiğini belirtmiştir. Bununla birlikte, Filistin ulusal haklarıyla ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının, Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü’nün siyasi programının merkezi bir parçasını oluşturduğuna özellikle dikkat çekilmiştir.

Açıklamada ayrıca, Filistinli güçlerin büyük çoğunluğu ile sivil ve insan hakları kuruluşları tarafından dile getirilen geniş kapsamlı itiraz ve eleştirilerin görmezden gelinmesinin; ulusal uzlaşının ve yasama organının yokluğunda, yasada tek taraflı değişiklikler dayatılmasının, belediye seçimleri yasasında geriye gidiş anlamına geldiği ifade edilmiştir. Bu yaklaşımın, belediyelerin mevcut durumunu daha da karmaşıklaştırdığı ve seçimlerin toplumsal etkisini güçlendirmek yerine zayıflattığı vurgulanmıştır.

Demokratik güçler, söz konusu değişikliklerin tamamının, halkın geniş kesimlerinin ve siyasi güçlerin seçimlere katılımı önünde engeller oluşturacağını, iç bölünmeyi pekiştireceğini ve siyasi sistem krizini derinleştireceğini değerlendirmiştir.

Bu çerçevede demokratik güçler, “yerel seçimlerin bu yasa çerçevesinde yapılmasını reddettiklerini” ilan etmiş; Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a, söz konusu kararnameyi geri çekmesi ve belediye seçimlerinin önceki yasa temelinde yapılması çağrısında bulunmuştur.

Hamas: Yasa, İşgalin Vizyonuyla Örtüşüyor

İslami Direniş Hareketi Hamas, yerel seçimlerin yeni yasa çerçevesinde yapılmasına karşı uyarıda bulunarak, söz konusu düzenlemenin “işgalin daha fazla boyun eğdirme, bağımlılık ve Batı Şeria’yı parçalama hedefleriyle örtüştüğünü” ifade etmiştir.

Hareket tarafından yayımlanan açıklamada, yasanın özellikle 16. maddesinin, fiiliyatta “adaylık için İsrail işgalinin tanınmasını şart koşmak” anlamına geldiği belirtilmiş; bunun, vatandaşların temsilcilerini özgürce seçme hakkına yönelik son derece tehlikeli bir ihlal teşkil ettiği vurgulanmıştır.

Hamas, yeni yasayı “ulusal, İslami ve bağımsız güçleri sistematik biçimde dışlamaya yönelik açık bir girişim” olarak nitelendirmiştir. Açıklamada, bu kesimlerin bugün birçok ana belediyede etkili ve belirleyici bir varlığa sahip olduğuna dikkat çekilmiş; yasanın, “belediye haritasını, Filistin Yönetimi içindeki belirli bir kesimin ve Fetih Hareketi’nin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden dizayn etmeyi” amaçladığı, bunun da İsrail ve ABD baskılarıyla uyumlu olduğu ifade edilmiştir.

Hareket ayrıca, yasada yer alan şartların, “Filistin toplumunu denetim altına almayı hedefleyen ve Filistin Yönetimi’nin yeniden yapılandırılması projeleriyle uyumlu, uluslararası baskılara boyun eğme bağlamında” gündeme getirildiğini belirtmiştir. Bu projelerin, işgale hizmet ettiği ve Filistin davasını tasfiye etmeyi amaçlayan planlarla örtüştüğü kaydedilmiştir.

Hamas, açıklamasının sonunda tüm Filistinli güç ve fraksiyonlara çağrıda bulunarak, “seçimlere ilişkin bu tehlikeli yasanın geçirilmesine karşı birlikte hareket edilmesi” gerektiğini vurgulamıştır. Yasanın; Filistin ulusal sistemine zarar verdiği, siyasi çoğulculuğa açık bir saldırı niteliği taşıdığı, dış dayatmalara boyun eğmeyi meşrulaştırdığı ve bunun tüm Filistin halkına zorla kabul ettirilmeye çalışıldığı ifade edilmiştir.

28 Sivil ve Hak Örgütünden Ret Çağrısı

Yeni yasaya ilişkin tartışmalar sürerken, 28 sivil toplum ve insan hakları kuruluşu ortak bir açıklama yayımlayarak, yasanın 16. maddesinde yer alan ve “tehlikeli” olarak nitelendirdikleri şarttan derhal geri adım atılması çağrısında bulunmuştur. Kuruluşlar, söz konusu maddenin ifade özgürlüğüne açık bir müdahale teşkil ettiğini vurgulamıştır.

Açıklamaya imza atan kurumlar, bu şartın hiçbir zorunluluğu bulunmadığını, aksine vatandaşların seçim sürecine olan güvenini zedeleyecek olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade etmiştir. Ayrıca kararın, önceki taslakların tartışılması sürecinde sivil toplum kuruluşları tarafından dile getirilen temel ve esaslı itirazları göz ardı ederek çıkarıldığına dikkat çekilmiştir.

Bakan Hicavi: Son Sözü Anayasa Mahkemesi Söyler

Yeni yasaya yönelik eleştiriler ve itirazlar karşısında Filistin Yerel Yönetimler Bakanı Sami Hicavi, yasanın “önceki uygulamalardan ve bu uygulamalara ilişkin değerlendirmelerden hareketle, halktan gelen değişiklik taleplerine yanıt verdiğini” savunmuştur. Hicavi’ye göre yeni düzenleme, yerel yönetimlerde vatandaşların daha iyi temsil edilmesini sağlamayı, toplumsal katılım alanını genişletmeyi, demokratik seçeneği güçlendirmeyi ve seçimlerin özgürlük ve dürüstlük ilkeleri çerçevesinde yapılmasını hedeflemektedir.

Hicavi, basına yaptığı açıklamada, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne bağlılık şartına ilişkin olarak, “Bu siyasi bir konudur, ayrıntısına girmeyeceğim; ancak şunu söyleyebilirim ki Filistin Kurtuluş Örgütü, Filistin halkının meşru ve tek temsilcisidir” ifadelerini kullanmıştır.

İtirazlara dair değerlendirmesinde ise Hicavi, “Herhangi bir yasa hakkında kendisine ulaşan itiraz ve görüşleri değerlendirecek bir Anayasa Mahkemesi vardır. Bu konuya girmek benim yetki ve sorumluluk alanımda değildir” diyerek, nihai karar merciinin yargı olduğunu belirtmiştir.

Sonuç

Yukarıda aktarılanlar, yerel seçimlere ilişkin yeni yasanın ve içerdiği köklü değişikliklerin, yasama merciinin yokluğu ve Filistin iç siyasi bölünmüşlüğünün sürmesi koşullarında son derece kritik bir mesele etrafında kapsamlı bir iç tartışmayı tetiklediğini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda Filistin Yönetimi üzerinde, başta Amerika Birleşik Devletleri ve “İsrail” olmak üzere bölgesel ve uluslararası aktörler tarafından uygulanan baskılar, Filistin iç krizinin derinliğini gözler önüne sermektedir.

Bu baskılar, toplumsal yaşamın birçok alanına sirayet edebilecek, Filistin toplumunun yeniden mühendisliğine varabilecek sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır. Bu durum, söz konusu baskılarla yüzleşme konusundaki tereddüt ya da “fırtınayı atlatma” adına onlara boyun eğme eğilimi ve bölgesel ile uluslararası siyasi dengelerde olası değişimleri bekleme yaklaşımıyla daha da belirginleşmektedir.

Ancak bu yasanın asıl ve daha büyük sorunu, vatandaşlara doğrudan hizmet sunan yerel ve hizmet odaklı kurumların özüne dokunmasıdır. Bu durum, son derece hassas ve tehlikeli bir dönemde, Filistin sokağının yerel meclislere duyduğu güveni sarsabilir; bu kurumların konumunu ve işlevini zayıflatabilir.

Özellikle Batı Şeria’da Filistin kurumsal yapısını tasfiye etmeyi, yerine İsrail egemenliğini ikame etmeyi ve Filistin varlığı pahasına yerleşim faaliyetlerini güçlendirmeyi hedefleyen açık bir İsrail çabası söz konusuyken, mevcut düzenlemelerin yaratacağı etkiler daha da hayati hale gelmektedir. Dolayısıyla bu aşamada ihtiyaç duyulan şey, Filistinli tüm adımların daha yüksek bir bilinç ve farkındalıkla ele alınması, yalnızca bir tarafın dar hesaplarıyla değil, Filistin ulusal çıkarlarını merkeze alan daha geniş ölçütlerle değerlendirilmesidir.

Not: Bu metin linkte bulunan Arapça makaleden Türkçe’ye uyarlanmıştır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu