İşgal Devletinin Batı Şeria’daki Sivil Faaliyetleri Hedef Alması Etkenleri İnceleme Çalışması

home_politics_blog5
GAZZE ŞERİDİ’NDE ATEŞKES OLASILIKLARI

İşgal Devletinin Batı Şeria’daki Sivil Faaliyetleri Hedef Alması Etkenleri İnceleme Çalışması

Giriş 

Doğası gereği ve -örgütsel direnişle doğrudan bir bağlantısı olmadığı için- dokunulmazlığı korunması gereken Filistin mesleki ve sosyal grupları son zamanlarda işgal devletinin hedefi olmaya artarak devam etmektedir.

Aslında hiçbir Filistinli dokunulmazlığa sahip değildir. İşgal devleti, geleneksel sömürge yöntemlerini kullanarak toplu cezalandırma uygulamasını bütün halka uygulamaktadır. İşgal devleti, sömürgeci tarihi boyunca en küçük olayda bile kadın, doktor, gazeteci, öğrenci ve aktivistleri, medya kurumlarını, meslek, sağlık, dini ve eğitim kuruluşlarını doğrudan hedef almıştır.

İşgal devletinin, bu uygulamalarını yoğun bir biçimde gerçekleştirmesi, askeri veya güvenlik önlemi alma gerekçesiyle değildir; zira birkaç bireysel eylem ve küçük çaplı ayaklanma hariç Batı Şeria’da hareketlilik olmamıştır. Aynı zamanda Filistin Otoritesi ile güvenlik işbirliğine devam etmiştir. Bütün bunlara rağmen İşgal güçleri, gazetecilere, kadınlara, kız öğrencilere ve aktivistlere karşı yaptırımlarını artırdı.  Bununla beraber, Filistin Otoritesinin hâkim olduğu bölgede bile medya kuruluşlarını kapatmak için Filistin Otoritesini yok saymıştır.

Meselenin köküne bakış  

İşgal rejimi 2015’in son çeyreğinden itibaren gazetecilere karşı saldırılarını artırmıştır.[1] İsrail Bakanlar Kurulu 10 Mart 2016 yılında “terörü destekleme” bahanesiyle birkaç Filistin televizyon kanalını kapatma kararı almıştır.[2] Filistin İnsan Hakları Merkezi’nin hazırladığı bir rapora göre, 1 Nisan 2015 ile 31 Mart 2016 tarihleri arasında 17 Filistinli gazeteci gözaltına alınmış veya tutuklanmıştır. Bunlara ek olarak gazetecilere uygulanan darp, göz yaşartıcı gaz veya kurşun ile yaralama, yayın şirketlerini ve radyoları kapatma, evlere baskın düzenleme gibi uygulamalar da eklenmektedir.[3]

Aynı merkezin yayınladığı bir sonraki yılın raporuna göre, 1 Nisan 2016 ile 31 Mart 2017 tarihleri arasında yine 17 Filistinli gazeteci gözaltına alınmış veya tutuklanmıştır. Buna ek olarak aralarında basımevi ve radyo olmak üzere 11 medya kuruluşu basılmıştır. Eşyaları tahrip edilmiş veya ele geçirilmiştir.[4]

Bu saldırılar 1 Nisan 2017 ile 30 Nisan 2018 tarihleri arasında daha da artmıştır. Zira gözaltına alınan veya tutuklanan gazeteci sayısı 40’a ulaşmıştır. Aynı süre zarfında 15 medya kuruluşuna baskın düzenlenmiş olup, bazılarının ekipmanlarına el konulmuş ve kapatılmıştır. Gazeteciler, darp, seyahat yasağı, yayın yasağı, ev baskınları ve üzerlerine ateş açılma gibi uygulamalara maruz kalmıştır. Buna ek olarak Gazze merkezli Filistin ve Risale gazetelerinin Batı Şeria’da basılması engellenmeye devam etmektedir.[5]

Aynı Rapora göre, 2000 yılından 30 Nisan 2018’e kadar 447 Filistinli gazeteci gözaltına alınmış veya tutuklanmıştır. Aynı süre zarfında 123 medya kuruluşu hava saldırısı, baskın, kapatma, el koyma gibi saldırılara maruz kalmıştır. Bu saldırılarda 23 Filistinli gazeteci öldürülmüştür.[6]

Yeni baskılara bakış

İşgal rejimi geçen sene ekim ayında, Kudüs, Aksa ve Filistin el-Yevm kanallarına yayın hizmeti sağlayan birkaç şirketi kapatıp bazılarının sahiplerini ve müdürlerini tutukladı.[7] Böylece işgal rejimi, çalışanlarıyla birlikte medya kurumlarını ve aktivistleri hedef almaya yeniden başlamış oldu. 

Daha önce İsrail Savaş Bakanı Liberman tarafından Batı Şeria’da yayını yasaklanan Kudüs kanalı, temmuz ayında 1948 yılında işgal edilmiş Filistin topraklarında da yasaklanıp Ummul Fahem beldesindeki çalışanları saatler boyunca süren sorgunun ardından tutuklandı.[8] Kısa bir süre sonra, kanalın Batı Şeria’daki müdürü Ala Rimavi, kanalın birkaç çalışanı ve TRT Arapça’nın muhabiri işgal güçleri tarafından tutuklandı[9]. Ardından Quds Press ajansı muhabiri Muhammed Enver Muna tutuklanıp idari tutukluluk yaptırımına tabi tutuldu.[10]

İşgal güçleri, Temmuz’un başında Filistinli kadın yazar Lema Hâtır’ın evine baskın düzenledi ve onu gözaltına alıp Askalan sorgu merkezine sevk etti.[11] Hâtır’ın avukatlarına göre “gözaltına alındığından itibaren devam eden sorgusunda, kendisine yöneltilen sorular sosyal medyaya ve gazetelere yazdığı yazılar etrafında döndürülüyor”.[12] İsrail askeri mahkemesi aynı zamanda, üniversite öğrencisi Ula Merşud’a üniversitedeki öğrenci çalışmalarından[13] ve Facebook üzerindeki yazılarından dolayı 7 ay hapis ve tazminat cezası verdi.[14]

Merşud’a verilen ceza ile birlikte üniversitelerde İslami Öğrenci Topluluklarında (Hamas’a yakın) aktif olan bayan öğrencilere yönelik İsrail İstihbaratın tehdidi de artmıştır. Öğrencilerin evlerine baskın düzenlenip aileleri sıkıştırıldı.[15] Hamas, konu ile ilgili yaptığı basın açıklamasında bu baskınları şiddetle kınadı.[16] Lema Hâtır ile birlikte el-Halil şehrinden belediye meclis üyesi gazeteci Suzan Owawi’yi ve birkaç kadını tutuklamıştır.[17]

Filistin Enformasyon Bakanlığı’nın verilerine göre, 5 Ağustos 2018’e kadar halihazırda tutuklanan Filistinli gazeteci sayısı 21’i bulmuştur. Aralarında 4 kadın gazeteci de bulunuyor.[18]

Etkenlerin incelenmesi

2015 yılında işgal askerlerini ve yerleşimcileri hedef alan bireysel eylemlerden ibaret küçük çaplı dalgalanmalarla kimi zaman yükselen kimi zaman azalan bir “Kudüs Ayaklanması” yaşanmıştır. Ayaklanmayı açıklamada zorlanan işgal rejimi, Filistin medyasını ve aktivistleri suçladı. Ekim 2015'te İsrail’de “Kanun Var” adında bir örgüt İsraillilere karşı şiddeti ve öldürmeyi teşvik eden paylaşımlara yer verdiği bahanesiyle Facebook’a kanuni baskı yaptı.[19] Daha sonra bu girişimin çalışmaları Filistinlilerin kişisel veya genel Facebook sayfalarının kapatılmasıyla ve paylaşımların silinmesi ile neticelendi.[20]

İsrail istihbarat cihazları 2014 yılında Muhammed Ebu Hudeyr ayaklanması ve Gazze’ye karşı düzenlenen büyük saldırı sonrasında Facebook üzerindeki aktivistleri takip etmeye başladı. Bir yıl sonra Facebook’taki yazılarından dolayı yargılanacak kişiler için ilk mahkeme kuruldu.[21] Ayaklanma sürecinde ayaklanmanın merkezi olan Kudüs’te, provoke suçundan 45 Filistinli tutuklandı.[22] Filistin Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyeti’nin verilerine göre 2017’nin ilk yarısında Batı Şeria’da provoke suçundan 70 Filistinli tutuklandı.[23]

İstihbarat cihazı “Şabak” ile istihbarat birimi “Eman” Filistinlilerin sosyal medya hesaplarını takip edip yeni elektronik güvenlik birimleri kuruyor.[24] Bununla da yetinmeyip aktivistleri sıkıştırması için Filistin otoritesine baskı politikası başlattı.[25] Bu görevi tamamlamak için Knesset, hükümet, askeri ve güvenlik birimleri, emekli uzmanlar seferber oldu.[26]

Knesset geçen seneden beri tartıştığı, Facebook üzerindeki denetimi artırmaya yönelik kanunu da ilk oylamasından geçirdi. Bu kanun tasarısının en büyük destekçisi Adalet Bakanı Ayelet Shaked ve İç Güvenlik Bakanı Gilad Ardan’dır. Ancak Netenyahu kanun tasarısının geniş kapsamlı olması sebebiyle İsrail’de ifade özgürlüğünü kısıtlayabileceği ihtimaline karşı tasarıyı durdurup “sosyal medyada terörü teşvik etmeyi engellemeyi” hedefleyen ilk haline geri çevirdi.[27]

İsrail’deki siyasi, askeri ve kanuni girişimlerin, Batı Şeria’daki kadın çalışmaları ve medya çalışmaları gibi sivil faaliyetleri hedef alması İsrail’in yeni bir uygulaması değil, aksine kurulduğundan beri devam eden ve benimsenen bir politikadır. Ancak arda arda gelen küçük çaplı ayaklanmalara karşı 2015’in sonundan bu yana çok artmıştır.

İsrail’in bu yöndeki çabalarının 3 ana dayanağı vardır. Birincisi: Kudüs ve Batı Şeria’da çocuk Muhammed Abu Hudeyr Ayaklanması’ndan Kudüs Ayaklanması’na kadar arda arda gelen bu küçük çaplı ayaklanmalara karşı İsrail’in ciddi bir şekilde karşı koymasıdır. Zira İsrail bu ayaklanmaların en ayrıntılı noktasına kadar inmiştir. Ayaklanmaların yayılmaması için profesyonel yöntemler benimsemiştir. Eylemlerin arkasındaki en küçük faili bulup onu cezalandırmaya çalışmıştır. Bunu yaparken halkın geri kalan kısmına dokunmadan, belirgin kişilere veya belirgin bir bölgeye karşı net bir şekilde yaptırım uyguladı. Bunu yapmasının sebebi direniş gösterenlerin halktan koparılması ve onların izole edilmesidir.

İkincisi: bu ayaklanmaların sınırlı kalması ve ülke çapında yayılmaması, işgal rejiminin bastırmasını kolaylaştırdı. Filistinli örgütlerin benimsediği geniş çaplı mücadelelerden ziyade önemi daha az olan bireysel eylem yapanları baskı altına almak daha kolaydır. İkinci İntifada’da işgal rejiminin önceliği silahlı grupları baskı altına almaktı. Başka dönemlerde Filistinli örgütleri baskı altına almak öncelikti. Şimdi ise daha büyük tehdit bulunmadığı için işgal rejimin önceliği bireysel eylemlerdir. Bunun için yeni siyasi, kanuni ve askeri metotlara başvurmuştur.

Üçüncüsü: İşgal rejimi bireysel eylemler ile sosyal medya üzerindeki hareketliliği arasında doğrudan ve organik iki süreçten oluşan bir bağ kuruyor. Birinci süreç, yalnızca güvenlik ve istihbaridir. Filistinlilerin sosyal medya üzerindeki davranışlarını en ince ayrıntısına kadar inceler ve eylem olmadan önce muhtemel eylemci olup olmadığını test etmeye çalışır. İkinci süreç, Filistinli kadın ve erkeklerin sosyal medya hesaplarını inceleyip harekete geçirici direniş paylaşımlarını ve şehitleri yücelten paylaşımlarını[28]  provoke yasağı kanununa göre daha sonra kolayca yargılamak için arşivlere ekler.   

İşgal güçleri ile Filistin Otoritesinin politikaları yüzünden örgütsel çalışmanın Batı Şeria’da yok olması, medya, öğrenci ve sendika çalışmaları gibi sivil sektörleri baskı altına almayı daha olanaklı kıldı.

Bu baskılardan hiçbir medya kurumu bağışık değildir. Zira yeni serbest bırakılmış bir gazeteciye göre, istihbarat subayları provokatif yayın politikasını izleyen büyük küçük herhangi bir medya kuruluşunu kapatmakla tehdit etmiştir.[29] Serbest bırakılmış bir başka gazeteci ise İsrail istihbaratının provokatif veya yasaklı kanala çalıştığını kanıtlamak için gösterilerde kendi hareketlerini gösteren videoların izlettirildiğini söyledi.[30] Bunlar, İsrail’in Filistin medyasının elini kolunu bağlamaya çalıştığını ve harekete geçirici bir rol almasına ve hatta işgal güçlerin hak ihlallerini aktarmasına engel olduğunu gösterir. Aktarılması halinde ise, bunu provokatif eylem olarak algılar.

İşgal rejiminin, Filistinlilerin herhangi bir siyasi varlığını çekemediği çok açıktır. Bunu Filistin Otoritesini her yerde yok sayarak ve yerinde Sivil İdareyi benimseyerek Filistin halkına doğrudan temasa geçerek gösteriyor. Filistinlilerin hayatına doğrudan karışarak ve sivil alana müdahale ederek ve onu kendine uyacak şekilde tasarlamaya çalışması bu bağlamda değerlendirilebilir. Zira, kadın, öğrenci ve medya çalışmalarına doğrudan müdahale etmesi Filistin siyasetini yok saymaktır.

Filistin davasını tasfiye etmeyi amaçlayan askeri ve siyasi girişimler her yere uzanmıştır. Önceden İsrail kanunlarının alışık olmadığı direniş yollarına ulaşmak için diplomatik, siyasi, askeri ve kanuni uygulamalarını geliştirdi. Filistin’in veya Filistin’e destek veren herhangi bir aktiviteye karşı koymaya çalıştığı görünüyor.  

Örneğin, Filistin İçin İsrail'e Boykot Girişimi BDS’e İsrail’in diplomatik ve kanuni girişimlerle uygulamaya çalıştığı boykot ve ABD’te müttefiklerini bu amaçla harekete geçirmesinde net gözlemleniyor[31]. Aynı şekilde 1948 yılında işgal edilen topraklarda kuzeyde yasaklanan İslami Hareket’in ve Vatanın Evlatları Hareketi, Ulusal Demokratik Topluluk gibi diğer siyasi ve sosyal grupların varlığını hedef alan kanunlarda da görünüyor.[32] Buna İsrail’de iktidar olan sağcı kesimin, Filistinlilerin insan haklarını ihlal eden uygulamaları ele alan İsrail insan hakları ve solcu derneklerini hedef alınması da eklenir.[33] Ahed Tamimi’nin tutuklanmasında olduğu gibi sivil faaliyetlere yoğun saldırı aynı bağlamda okunabilir. Bununla birlikte son yıllarda sivil direniş faaliyetlerini aktaran gazetecilere yapılan saldırıları da açıklıyor.

Özet 

İşgal güçleri, örgütsel çalışmanın yerini doldurabilecek medya, sosyal ağlar, kadın ve öğrenci çalışmaları gibi alternatiflerin de önünü kesmeye çalışıyor. Örgütsel çalışmaların yok olması işgal rejiminin bu alternatiflere karşı savaşımını kolaylaştırdı. Bundan dolayı Filistinlilere fırsat vermemek için karşılaştığı en küçük tehdidi bile ezmeye çalışıyor.

Bu politika işgal rejimine karşı olan doğrudan mücadeledeki Filistinlilerin olanaklarına verdiği zarar ile kısıtlı değildir. Bununla beraber Filistin varlığını bölmeye de yarıyor. Zira abluka altındaki Gazze’de sivil çalışmanın olanakları artarken, Batı Şeria’da kısılması iki farklı baskılama metoduna maruz kalmış iki farklı bölge yaratıyor.

Filistin otoritesinin, aktivist öğrencilere ve gazetecilere karşı benzer uygulamalarından dolayı Filistinlilerin İsrail uygulamalarına karşı vereceği kanuni, medyatik ve diplomatik mücadele görevini zora sokuyor. Zira Filistin otoritesi de genç aktivistleri ve gazetecileri sorguya çekip bazılarını tutukladı. Bundan dolayı Filistinlilerin verebileceği mücadele sınırlı kalacaktır. İsrail’in sivil alanı hedef alması Filistin Otoritesi ve Fetih Hareketi’nin sivil ve barışçıl direniş söylemine ve onun diplomasisine indirilmiş bir darbe olduğunu unutmamak gerekir.

Baskı uygulamaları eski olsa da son 4 yıldır devam eden küçük çaplı ayaklanmalarla ve onlara eşlik eden teknik ve medyatik buluşlara dayalı yeni direniş metotları ile doğrudan bağlantılıdır. Yeni direniş metotları örgütsel klasik direnişin yerini doldurmaya çalışıyor. Küçük çaplı ayaklanmalar, İsrail’in Filistin davasını tasfiye etmeye çalıştığı bir dönemde ortaya çıktı. Dolayısıyla İsrail, barışçıl yöntemler benimseyen ve doğrudan çatışmayan Filistin siyasetini saf dışı bırakmaya çalışıyor.


[1] 2 Mayıs 2016, 1 Nisan 2015 ile 31 Mart 2016 tarihleri arasındaki İşgal güçlerinin Filistin’de medya çalışanlarına yönelik saldırıları, Filistin İnsan Hakları Merkezi

[2] Bir önceki kaynak

[3] Bir önceki kaynak

[4] 2 Mayıs 2017, Medyayı susturmak: 1 Nisan 2016 ile 31 Mart 2017 tarihleri arasındaki İşgal güçlerinin Filistin’de medya çalışanlarına yönelik saldırıları, Filistin İnsan Hakları Merkezi

[5]  6 Mayıs 2018, Medyayı susturmak: 1 Nisan 2017 ile 30 Nisan 2018 tarihleri arasındaki İşgal güçlerinin Filistin’de medya çalışanlarına yönelik saldırıları, Filistin İnsan Hakları Merkezi

[6] Bir önceki kaynak

[7] Söz konusu süre içindeki medyaya karşı yapılan saldırılar ile ilgili VISION’un 2 Kasım 2017 tarihli “İşgal rejiminin Filistin medyasına saldırıları. Etkenler, sonuçlar ve tepkiler” adındaki rapor, https://goo.gl/CcLw4c

[8] 9 Temmuz 2018, İşgal rejimi Kudüs kanalını yasakladı, Arab48 sitesi, https://goo.gl/XTLeb4

[9] 30 Temmuz 2018, İşgal rejimi Kudüs kanalının müdür, muhabir ve kameramanını tutukladı, Arab48 sitesi, https://goo.gl/7irHmt

[10] 13 Ağustos, İşgal rejimi Muhammed Muna’yı idai tutukluluk yaptırımına tabi tuttu, Dunya el-Watan sitesi, https://goo.gl/hudrhH

[11] 24 Temmuz 2018, İşgal rejimi Filistinli kadın gazeteci yazar Lema Hâtır’ı tutukladı, Filistin Enformasyon Merkezi sitesi, https://goo.gl/4phC3h

[12] 30 Temmuz 2018, İşgal rejimin askeri mahkemesi, Lema Hâtır’ın istinaf talebi reddetti, Arab48 sitesi, https://goo.gl/n67sdf 

[13] 30 Temmuz 2018, Ula Merşud 7 ay hapis cezasına çaptırıldı, https://goo.gl/hEUepi

[14] 30 Temmuz 2018, İşgal rejimi, gazetecilik bölümünde okuyan Ula Merşud 7 ay hapis cezası verdi, Arabi el-Cedid, https://goo.gl/vXosnt

[15] 31 Temmuz 2018, İslami Öğrenci Toplulukları bayan öğrencileri bütün baskılara rağmen verimli çalışmalara devam ediyor, Filistin Net, https://goo.gl/M8jHtX

[16] 30 Temmuz 2018, İslami Öğrenci Toplulukları bayan öğrencilerinin evlerine düzenlenen baskılar ve yağdırılan tehditlerle ilgili basın açıklaması, Hamas internet sitesi, https://goo.gl/dZPynA

[17] 25 Temmuz 2018, İşgal güçleri bir buçuk ay içinde 4 kadını tutukladı, Esirler Enformasyon Ofisi sitesi, https://goo.gl/qKE9YQ

[18] 5 Ağustos 2018, Filistin Enformasyon Bakanlığı: 21 gazeteci işgal rejimin ellerinde tutuklu, Arab48, https://goo.gl/mBJPTc

[19] 27 Ekim 2015, İsrail Facebook’a darbe yapıp onu provokasyon ile itham ediyor, Aljazeera, https://goo.gl/eNXPqG

[20]11 Ocak 2018, Facebook İsrail baskısıyla Filistinlilerin hesaplarını kapatıyor, Aljazeera, https://goo.gl/grcm6U

[21] 30 Mayıs 2016, Facebook; Filistinlileri kovalayan bir kılıç, Hibir sitesi, https://goo.gl/EhYJgb

[22] Bir önceki kaynak

[23] 9 Ağustos 2017, İsrail, bu yılın başından itibaren Facebook üzerinde provoke suçundan 70 Filistinli tutuklandı, Arabi el-Cedid, https://goo.gl/Stxz8N

[24] Bir önceki kaynak

[25] 29 Mayıs 2017, İsrail Filistin medyasını kendisine karşı provoke etmekle suçluyor, Aljazeera, https://goo.gl/GoRQy7

[26] Bir önceki kaynak

[27] 18 Temmuz 2018, Netenyahu Facebook üzerindeki denetimi artıran bir kanun tasarısını durdurdu, İsrail Masdar sitesi, https://goo.gl/3Rpxgk

[28] Örneğin, bu çalışmayı hazırlarken, işgal güçleri Facebook üzerinde provokasyon yayın yapmakla itham ettiği Batı Şeria’daki müdürü Ala Rimavi hariç Kudüs kanalı çalışanlarını serbest bıraktı.

[29] 13 Ağustos tarihinde araştırmacının yaptığı özel görüşme 1

[30] 13 Ağustos tarihinde araştırmacının yaptığı özel görüşme 2

[31] 10 Ağustor 2018, “BDS.. İsrail’in başını ağrıtan örgüt”, Sinaryohat Programı, Aljazeera, https://goo.gl/SxMzTt

[32] 26 Kasım 2011 İslami hareket yasaklanalı 2 yıl oldu: özgürlükler kısıtlanmaya devam ediyor, Arabi el-Cedid, https://goo.gl/DgWzE3

[33] 28 Aralık 2018, Dernekler kanunu.. İsrail’in insan hakları ve sol derneklerine karşı silahı, Arabi el-Cedid, https://goo.gl/ZN2N44

Beğendiyseniz paylaşın