Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Washington Ofisinin Kapatılması: Ufuklar ve Seçenekler

home_politics_blog5
Medya'da Normalleşme

Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Washington Ofisinin Kapatılması: Ufuklar ve Seçenekler

ABD Donald Trump yönetimi, Eylül 2018 başlangıcında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Washington ofisini kapatma kararı aldı. Zaten buradaki Filistin misyonunun tamamını ve misyon ofisini, büyükelçiyi ve ailesini, büyükelçiliğin banka hesaplarını hedef alan tedbirlere başvurmuştu. Amerika’nın Filistinlilere yaptığı baskılar Kudüs’ü “İsrail”in başkenti olarak tanıma ve ABD Büyükelçiliği’ni buraya taşımayla başlamıştı. Ardından ise UNRWA’ya yardımı durdurmuş, yerleşimleri desteklemiş ve Filistin Yönetimi’ne yapmakta olduğu bazı yardımları kesmişti.

Söz konusu kararın çeşitli yönlerine ve olası sonuçlarına vakıf olabilmek amacıyla Vizyon Siyasi Kalkınma Merkezi, siyasi uzman ve analistlere sorular yönelterek ayrıntılı cevaplar aldı. Sorular şu şekildeydi: “Washington’un FKÖ ofisini kapatarak gerçekleştirmek istediği hedefler nelerdir?” “Neden bu zamanlamayı seçmiştir?” “FKÖ’nün Washington ofisinin kapatılmasının ne gibi sonuçları olacaktır?” “Atılan bu adım karşısında Filistin Yönetimi’nin nasıl bir tutum sergilemesi gerekmektedir ve önünde ne gibi seçenekler bulunmaktadır?” “Bu gelişmenin diğer uluslararası aktörlerin – örneğin Avrupa’nın – FKÖ’ye karşı tutumu üzerindeki yansıması ne boyutta olacaktır?”

Uzmanların görüşleri özetle şu şekildedir:

  1. Bu karar ve ABD’nin diğer uygulamaları, ABD-İsrail anlaşmasını kabul etmeleri hususunda Filistinlilere baskı yapmayı amaçlamaktadır.

  2. Bu karar ciddi sonuçlar doğurmayacaktır. Zira FKÖ’nün ofisinin etkisi zaten sınırlıdır. Aynı şekilde diğer devletlerin benzer bir karar alması beklenmemektedir.

  3. Filistinlilerin bu karar karşısındaki başlıca seçenekleri, Filistin içinde ortak bir tavır geliştirmek, ülke içindeki birliği kuvvetlendirmek, demokrasiye uygun adımlar atmak, küresel boykot faaliyetlerini desteklemek ve yalnızca kınama açıklamalarıyla yetinmeyerek ABD ve İsrail’le ilişkileri sonlandırmaktır.

Dr. Basem ez-Zübeydi: Birzeit Üniversitesi Siyaset Bilimleri bölümünde öğretim üyesidir. Nablus’ta bulunan An-Najah Milli Üniversitesi Siyasi Kalkınma ve Planlama Bölümü Başkanlığı görevini yürütmüş, ayrıca Doha’daki Brookings Enstitüsü ile Katar Üniversitesi’nde üye katılımcı olarak bulunmuştur.

FKÖ ofisinin kapatılması, mevcut ABD yönetiminin Filistin-İsrail çatışmasına karşı sahip olduğu siyasi ajandanın gerekliliklerinin yalnızca küçük bir parçasını oluşturmaktadır. Halihazırda bu çatışmanın – aralarında Kudüs, mülteciler vb. sorunlar da olmak üzere – zor hususları ve ciddi meselelerini çözme girişimi söz konusudur. Bu adım aynı zamanda ABD yönetimi içerisinde gözle görülür bir nüfuza sahip olan İsrailli sağcılarının ajandasının da bir yansımasıdır. Öte yandan ABD yönetimi de bu nüfuza ihtiyaç duymaktadır; zira Trump’ın ülke içindeki siyasi durumu endişe verici boyuttadır. Buna bağlı olarak da Trump, gelecekte konumunu tehdit etmesi mümkün olan iç çatışmalarda yanında durmasını sağlamak için İsrail’i memnun etmek zorundadır. Genel anlamda FKÖ ofisinin kapatılması, Yüzyılın Anlaşması’na ulaşma yolunda atılmış bir adımdır ve anlaşmanın uygulamaya koyulması için gereklidir.

Fakat aynı zamanda, söz konusu adımın pratikte bir etkisi olmayacaktır. Zira FKÖ’nün Washington ofisi her zaman istikrarsız olmuş, sürekli yenilenen kararlara bağlı hareket etmiş ve her zaman devlet başkanlığının kararına bağımlı kalmış; yani makinalara bağlı yaşayan bir hasta görünümü vermiştir. Buna bağlı olarak da ofis, bir çatışma alanı olarak görülemez. Bir takım kimseler ofisin pozisyonunu büyütmekte ve ofise abartılı bir anlam yüklemektedir; halbuki Filistin’in diplomatik faaliyetlerinin oynadığı büyük bir rol söz konusu olmayıp, gerekli yeterliliklere de sahip değildir. Öte yandan ofis, nüfuz sahibi kimseler ve ailelerin imtiyaz elde ettikleri bir dernek; milli bir faaliyet alanı olmaktan çok bir dinlence mekanı haline gelmiştir. Bu nedenle de ofisin oynadığı rolün abartılmaması gerekmektedir.

Filistin tarafı ise bu adıma şu ana dek yalnızca bazı isimlerin boş açıklamalarıyla karşılık verdi. Doğru olmayan ve kınamadan öteye gitmeyen bu açıklamalar ise sözlü olarak gerçekleştirildi. Filistin Yönetimi, davranışları ve bu adımı kabul etmeyişi konusunda doğru sözlü olsaydı, ortalığı ayağa kaldırırdı. Ancak maalesef taraflar arasında güvenlik alanındaki koordinasyon kutsal algılanarak devam etmekte ve bazıları ABD yönetimiyle iyi ilişkileri sürdürmek istemektedir. Halbuki aslında, Washington’un Kudüs ve mülteciler konusunda ortaya önceden hazırlanmış dosyalar koymasının ardından, bu ilişkilerin sürdürülmesini haklı kılacak bir gerekçe kalmadığından, koparılması gerekmektedir. Ancak öyle görünüyor ki Filistin Yönetimi, ciddiyetsizliği ve kapasitesinin sınırlılığı nedeniyle böylesi bir adımı atamayacaktır.

Elimizdeki önemli bir seçenek de, Filistin içerisindeki durumu yeniden okumak ve Filistin’in şu an içerisinde bulunduğu hale nasıl geldiğini anlamaktır. Bence bu durumun iki sebebi bulunmaktadır: Birinci sebep ülke dışında olup, Arap dünyası ve bölge ülkeleriyle ilgilidir ki bu konuda bir değişimi ortaya çıkarma gücümüz bulunmamaktadır. Diğer sebep ise Filistin’in kendi içerisindeki gruplaşma ve bölünmesidir ki bu da asıl hayati noktayı teşkil etmektedir. Bu nedenle Filistin’in kendi içerisindeki cephe hususunda bir çalışma başlatılmalı ve böylece halk ile yönetim arasındaki boşluğun kapatılması için gayret gösterilmelidir. Bununla birlikte Filistin Yönetimi ve kurumlarının daha etkin hale getirilmesi ve Filistin toplumunun içine düştüğü savrulmayla mücadele edilebilmesi için demokrasi seçeneği yeniden etkin bir biçimde kullanılmalıdır. Ülke içerisindeki vaziyet düzeltilmeden, Filistin tarafının göstereceği hiçbir gayretin manası olmayacaktır.

Tüm dünya Trump’a kızgın olsa da, ona engel olamamaktadır. Hatta Çin dahi bu konuda yetersiz kalmaktadır. Filistin meselesi ise bu dönemde başlıca aktörlerin öncelik listesinde yer almamaktadır. Belki de, Filistin’in kendi içerisindeki sıkıntılar yüzünden giderek önemini kaybetmektedir. Dünya çapındaki birçok dostumuzu kaybetmiş bulunmaktayız. Sözün özü, her halükarda sorunun kaynağı Filistin’in halihazırdaki zayıflığıdır. Bu zayıflık da FKÖ’ye ve temsiline, yine siyasi ve diplomatik rolüne ve uluslararası arenadaki varlığına yansımaktadır.

Dr. Hasan Eyyub: An-Najah Milli Üniversitesi Siyaset Bilimleri Bölüm Başkanı’dır.

Son yaşananlar, bundan önce uygulanmakta olan siyasi baskılardan farklı bir hüviyettedir. Şu anda siyasi teamül kalıplarını değiştirme ve “siyasi soykırım” olarak adlandırılabilecek bir tutumu benimseme eğilimi kendisini göstermektedir. Mevcut gidişat Washington’un, Filistin meselesine nihai bir çözüm bulmak için tek taraflı adımlar attığını ortaya koymaktadır. ABD yönetiminin Kudüs, yerleşim birimleri, UNRWA ve mülteciler meseleleriyle başlayan tavrı, son olarak FKÖ konusunda kendisini göstermiştir. Halihazırdaki atmosfer, kalıcı bir çözüm bulma konusundaki müzakerelerin bir kenara bırakılarak İsrail ve ABD’nin, Filistin meselesini kendi olmasını istedikleri şekilde kabul ettikleri bir forma bürünmektedir. Nitekim bu İsrail’in attığı adımlarla, özellikle de ulus devlet yasasının kabul edilmesiyle örtüşmektedir.

FKÖ’nün Washington ofisinin kapatılması, ABD ve İsrail’in yalnızca FKÖ’yü Washington’un gördüğü şekliyle gayrimeşru hale getirmesi anlamına gelmeyip, ileride gerçekleşecek müzakerelerde muhatabın FKÖ olmayacağı manasını da taşımaktadır. Şahsen ben Washington’un yakın zamanda FKÖ’yü terör örgütü ilan etmesini ihtimal dışı görmüyorum. FKÖ ABD yönetimiyle siyasal düzeyde iletişim kurmayı reddetmeyi sürdürdüğü sürece, söz konusu ihtimal daha da artacaktır.

Amerika’nın bu adımına karşı FKÖ ve Filistin Yönetimi, derhal BM Genel Kurulu’na dönmeli ve Genel Kurul ile uluslararası toplumun aldığı Siyonizmin ırkçılık kabul edilmesi gibi bazı kararların yeniden nazar-ı itibara alınmasını sağlamalıdır. Aynı şekilde kapsamlı bir milli hareket başlatılmalı, bunun için toplumun tüm kesimleri ile örgütlerinin katılacağı geniş çaplı bir konferans düzenlenmelidir. Farklı yerlerde düzenlenecek bu konferans vasıtasıyla ortak bir milli strateji çizilmelidir. Üçüncü husus ise Filistin’de kullanılan söylem, buna bağlı olarak da söylemin doğduğu stratejinin değiştirilmesinin zorunluluğudur.

Öte yandan diğer bir mesele de, FKÖ ve Filistin Yönetimi’nin boykot stratejisine açık ve aleni bir biçimde katkı sağlamasının gerekliliğidir. Şu ana kadar siyasi nedenlerle iki yapı da boykotu benimsediğini açık bir şekilde ilan etmemiştir. Daha da önemli bir adım ise, Filistin’in iç düzeninin derlenip toparlanması ve aşamalı olarak geniş çaplı bir halk mücadelesine hazır olunmasıdır. Ancak şu ana dek ortaya koyulmuş net bir strateji bulunmamakta, konuyla ilgili kınama açıklamalarıyla yetinilmektedir.

Avrupa Birliği henüz ABD’nin atmış olduğu adımlarla ilgili olumlu ya da olumsuz bir tavır ortaya koymuş değildir. AB ülkeleri FKÖ’nün siyasi arenadan silinmesinin tehlikeye gebe olduğunun bilincindedir. Bu nedenle Avrupa’da böylesi bir adım atacak hiçbir taraf bulunmamakta, hiçbir Avrupa ülkesi ABD yönetiminin halihazırdaki tez canlılığını taşımamaktadır. Bu bağlamda ben, Avrupa ülkelerinin Washington’un peşi sıra giderek benzer adımlar atacaklarına inanmıyorum.

ABD’nin son kararları sonrasında Filistin siyasal projesinin ortadan kalkacağı ve Amerikan yönetiminin yeni muhataplar bularak bunları Filistinlilere dayatacağı konusundaki endişelerle ilgili olarak ise şunlar söylenebilir: Washington bundan önce de farklı muhatap arayışları içerisinde olmuştur. Bir dönem Muhammed Dahlan ismi çok konuşulmuş, sonrasında Ürdün’le bir konfederasyon kurma meselesi ortaya atılmıştır. Belki de Filistin Yönetimi’nin yerine İsrail sivil yönetiminin getirilmesi gündeme gelebilir. Zira son yıllarda sivil yönetim, Filistin Yönetimi’nin aleyhine olarak büyük bir rol oynamaktadır. Bu ise belki de Filistin Yönetimi’nin gerçekleştirmek üzere kurulduğu görevlerini yerine getirme becerisinin giderek zayıfladığının bir göstergesidir. Öte yandan “İsrail” de Filistinlilerle doğrudan etkileşime geçerek Filistin Yönetimi’ni zor durumda bırakmaya çalışabilir. Bu takdirde ise Yönetim’in siyasi ve idari durumu bir çıkmaza girecektir. Dolayısıyla ben, ileride olacaklar hususunda katiyen iyimser değilim. Çünkü bizler ne istediğimizi bilmiyoruz. Ayrıca şu anda nasıl hareket edeceğimize dair net bir bakış açısına da sahip değiliz.

Dr. Ali el-Carbavi: Birzeit Üniversitesi Uluslararası Araştırmalar Yüksek Lisans Programı Müdürü’dür. 2009-2012 yılları arasında Planlama ve İdari Kalkınma Bakanı, 2012 yılında ise Yükseköğretim Bakanı olarak görev yapmıştır. Ayrıca 2011-2013 yılları arasında Filistin Milli Planı’nın hazırlanmasında danışman olarak görev almıştır.

ABD’nin Filistin meselesini belirli bir aşamaya getirmek ve FKÖ’yü siyasi projede etkisizleştirmek için bir hedefler birleşimi bulunmaktadır. Bu göstergeler, Filistin meselesinin üzerinin çizilmesi anlamını taşımaktadır. Mevcut Amerikan yönetimi, Filistinlileri kendi sunduğu şartlara göre hazırlanmış çözümleri kabul etme noktasına getirmek istemektedir. Filistinlilerin kabul etmemesi halinde ise Washington açısından çözüm, meseleyi tam anlamıyla nötralize etmek; yani ABD tarafından alınacak tek taraflı kararları Filistinlilere dayatmak olacaktır. Söz konusu kararlar, ABD’nin büyükelçiliğini taşımaktan başlayarak mülteciler ve yerleşimcilik sorunlarına varana kadar, Filistin meselesi konusunda atmış olduğu adımlar dizisinin bir parçasıdır. Kanaatimce ABD, Filistin meselesini ve Filistin yönetimini etkisizleştirme tavrını sürdürecek, bu yöntem mevcut ABD yönetimi değişinceye yahut Filistinliler Washington’un talepleri karşısındaki tavrını değiştirinceye kadar devam edecektir.

Önümüzde sınırlı sayıda seçenek bulunmaktadır. ABD yönetimiyle karşı karşıya gelme kuvvetimiz olmayabilir ancak Filistin’in kendi içine dönmeye gücümüz yetecektir. Sorunun temelinde yaşamakta olduğumuz trajik durum yatmaktadır. İçinde bulunduğumuz bölünme felç haline gelmiş olup, varlığını halen sürdürmektedir. Öyleyse bu denklemi değiştirme imkanımız var mıdır? Bununla beraber önümüzde toplumsal bir sorun da bulunmaktadır. Yaşadığımız gerçekliği değiştirebilmemiz için ciddiyetle atmamız gereken üç adım bulunmaktadır: Birincisi Filistin’in kendi içindeki durum üzerinde çalışmak, ikincisi meselemize sahip çıkmak için ister kurumlar isterse de uluslararası platformlar bazında olsun ulaşabildiğimiz her yere gitmek, üçüncüsü ise uluslararası boykot kampanyasını yaymaktır.

ABD’nin kararının diğer devletlerin tutumunu etkileyeceğini düşünmüyorum. Mesele uluslararası tarafların FKÖ’yü ya da Filistin meselesini tanımaması noktasına varmayacaktır. Nitekim bu taraflar, Filistin meselesinde temel birer aktör olmayıp izledikleri politikalar bağımlı politikalardır ve doğrudan etkileri söz konusu değildir. Bu nedenle bahsi geçen tarafların Filistin meselesindeki tavırları olduğu gibi kalacak, değişmeyecektir.

Dr. Mehdi Abdulhadi: Filistin Uluslararası İlişkiler Akademik Topluluğu (PASSIA) Müdürü’dür. 1985-1986 yıllarında Ürdün-Filistin Ortak Komitesi ve İşgal Toprakları Bakanlığı’nda danışmanlık yapmıştır.

ABD Başkanı Trump’ın önünde uzun bir kararlar listesi bulunmaktadır. Bu kararların içeriğinde Filistin yönetimi ve halkını ABD-İsrail ajandasına uygun olarak kullanmak amacıyla, Filistin halkı ve yönetimiyle kurulan ilişkiler incelenmektedir. ABD bunun için ofisleri ve hesapları kapatmakta, finansmanları ve projeleri iptal etmektedir. Trump yönetiminin müzakerelere dönmeleri karşılığında Filistinlilere 5 milyon dolar vermeyi teklif etmesi dahi tek başına, ABD’nin Filistin halkına belirli çözümleri dayatmak için siyasi, ekonomik ve askeri dayatmalarda bulunma girişiminde olduğunu ortaya koymaktadır.

FKÖ’nün Washington ofisinin kapatılması ne ilk adımdır, ne de son adım olacaktır. Buna bağlı olarak çatısı altında faaliyet gösterilebilecek Arap dünyasından diplomasi ofisleri aranmalı, Filistinliler kullanılmayı ve yönlendirilmeyi kabul etmeme tavrını sürdürmelidir. Zira bu noktada söz konusu tavır büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle Filistin Yönetimi ile ABD arasında siyaset, medya, diplomasi, güvenlik ve ekonomi alanlarında bir çatışmanın yaşanması vasıtasıyla başlayacak, pratik bir gerçekliğe geçiş yapılmalıdır. Onurlu bir yaşam için ve bize dayatılmaya çalışılan “İsrail’in yörüngesi haline gelmek”ten kurtulmak amacıyla söz konusu çatışma Filistin topraklarının tamamına yayılmalıdır.

Diğer bir husus ise Filistin’in kendi içindeki ilişkilerini yeniden düzenleme ve karşı karşıya olduğumuz saldırıyla mücadele edebilmek için ortak bir strateji kapsamında milli birliği tesis etmenin gerekliliğidir.

Halihazırda içerisinde bulunduğumuz durum, öncekilerden farklıdır. Başta BM olmak üzere uluslararası taraf ve yapılar, AB, Çin, Japonya ve Rusya şu ana dek Trump yönetiminin pervasız tavırlarına boyun eğmemiştir. Bu yapı ve ülkeler ABD’nin hegemonya ve baskı tuzağına düşmeyecektir. Öte yandan birçok devlet ile Washington arasında bir diplomatik ve siyasi çatışma yaşanmakta, bizim ise Filistin meselesi açısından bu çatışmadan yararlanma imkanımız bulunmaktadır.

FKÖ kurumlarının Filistin Yönetimi kurumları lehine olarak zayıflaması hususunda ise şunu söyleyebiliriz: Filistin’in resmi temsiliyeti ilk veya son defa olarak böylesi bir zaafla karşı karşıya kalmış değildir. Nitekim 1948 Nekbe ve 1967 Nekse dönemlerinde ve yine 1993 Oslo’dan sonraki dönemde benzer bir zafiyet yaşanmıştır. Bugün ise yönetim ve birlik krizi tekerrür etmektedir. Ancak bu noktada otorite ve temel dayanak, halk ve halkın direnişi, davasına olan inancı, toprağında kalmak için fedakarlıkta bulunma gücü ve başına gelenlere direnme becerisidir.

Beğendiyseniz paylaşın