GAZZE ŞERİDİ’NDE ATEŞKES OLASILIKLARI

Filistin son günlerde, Gazze Şeridi’nde ateşkes yapılması hususunda gerçekleşen siyasi tartışmalara tanıklık etmektedir. Zaman zaman ateşli hale gelen tartışmalarda, ateşkesin içeriği, Filistinlerin ateşkes ile ne kazanacakları, ödeyecekleri siyasi bedeller, ayrıca ateşkesin uzlaşı ve bölünmenin yanı sıra Yüzyılın Anlaşması’yla bağlantısı ele alınmaktadır.

Ateşkes düşüncesi ve olası sonuçlarının birçok yönüne vakıf olabilmek amacıyla Vizyon Siyasi Kalkınma Merkezi, siyasi uzman ve analistlere kapsamlı sorular yöneltmiş ve kendilerinden yanıtlar almıştır. Konuyla ilgili yöneltilen sorular şu şekildedir: “Gazze’deki insani durumun iyileştirilmesi karşılığında Filistinliler siyasi olarak neleri kabul edebilir?”, “Filistin’deki bölünme ateşkes anlaşmalarını ne boyutta etkileyebilir ve bölünmenin devam etmesi durumunda elde ne gibi seçenekler bulunmaktadır?”, “Ateşkesin gözetimini yapacak taraflardan beklenen güvenceler nelerdir? Bu güvenceler Filistin halkına nasıl açıklanacaktır?”, “Ateşkes çabalarının başarısızlıkla sonuçlanması durumunda Filistinlilerin başvuracağı diğer seçenek ve alternatifler nelerdir?”

Dr. İbrahim Ebraş, Gazze el-Ezher Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Toplum ve Siyaset Bilimleri Bölümü Başkanı: Halihazırda yaşananlar, sınır kapılarını açarak kısmi bir rahatlama sağlama, gıda maddelerinin girişini kolaylaştırma, havaalanı ve su yolları gibi geleceğe dair bazı projeler planlama suretiyle Gazzelilerin çektikleri sıkıntıları hafifletme ile Gazze’deki direniş projesinin sona erdirilmesi arasında bir takas olarak nitelenebilir. Zira belirli bir süre için bile olsa ateşkes yapılması, direnişin durması demektir. Daha da kötüsü “İsrail”, bu anlaşmaların Hamas Hareketi ile yapılması ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün dışarıda bırakılmasını istemektedir. Bu da bölünmenin daha da kuvvetlenmesi anlamına gelecektir. Halbuki insani durumu hafifletme gerekçesi kullanılarak gerçek anlamda bir ulusal uzlaşıya gidilebilir, Hamas Gazze Şeridi’ni ulusal uzlaşı hükümetine teslim edebilirdi. Hükümet ise son cezai uygulamaları (yaptırımlar) sonlandırarak memurlara karşı sorumluluklarını yerine getirme gibi yükümlülüklerini üstlenebilirdi. Şu anda üzerinde konuşulan şey bir ateşkes değil, uluslararası ve bölgesel ölçekte tehlikeli siyasi boyutları bulunan siyasi bir anlaşmadır.

Hamas ve diğer gruplar “İsrail”le bir anlaşma imzalamadığı takdirde bu, Filistin halkının iki başı olduğu anlamına gelecektir; bir baş Gazze’de, diğer baş ise Batı Şeria’da. Bu da Filistin halkının tek ve meşru temsilcisi olan FKÖ üzerinde olumsuz bir etki doğuracaktır. Böylesi bir anlaşmanın başta Filistinlilerin görüş birliğiyle, sonrasında ise yalnızca Washington’un değil uluslararası toplumun gözetiminde gerçekleşmesi gerekmektedir. Zira “İsrail”, Oslo Anlaşması’ndan bu yana bizleri, işin sonunda hiçbir anlaşmaya bağlı kalmayacağına alıştırmıştır. Tüm bunlarla mücadelenin tek kesin yöntemi, Filistinlilerin ortak ve güçlü bir tavır ortaya koymasıdır. Bunun için de çıkar hesaplarının ve iktidar bölüşümü planlarının ötesine geçen milli bir strateji gerekmektedir. Bu amaçla kapsayıcı bir milli konsey yahut milli bir konferans düzenlenmeli ve FKÖ’nün gözetiminde tüm milli güçlerin katılımı sağlanmalıdır. Böylece insani durumun iyileşmesi için siyasi tutumumuzu takas etmek zorunda kalmayız. “İsrail”in Batı Şeria’yı dışlayarak yalnızca Gazze’ye yönelmemesi için Filistinliler ortak tavır sergilemelidir. Bulunduğumuz hal üzere devam ettiğimiz takdirde “İsrail”, Yahudileştirme ve yerleşimcilik projesini tamamlayacak, direniş tasfiye edilecektir. Ayrıca yalnızca silahlı direnişin tasfiyesiyle yetinilmeyecek, Batı Şeria’daki barışçıl direniş de ortadan kaldırılacaktır.

Dr. George Jackman, Birzeit Üniversitesi’nde Demokrasi ve İnsan Hakları ile Çağdaş Arap Çalışmaları alanlarında Yüksek Lisans programı ile Felsefe ve Kültür Çalışmaları Departmanı Öğretim Üyesi: Filistinliler, özellikle de direniş, açısından işgal rejimiyle halihazırda savaşa girmek arzu edilecek bir durum değildir. Bunun birçok nedeni olmakla birlikle en önemlisi, Gazze Şeridi’nde giderek kötüleşen insani durumdur. Ancak ateşkes görüşmelerinde birincil zorluk, ateşkesin Trump’ın planıyla olan bağıdır. Bu zorluğun ise iki boyutu bulunmaktadır; birinci boyut İsrail’in şartlarına uygun olarak siyasi düzleme yeniden dönmekle ilişkili bulunan siyasi boyutu iken, ikinci boyutu ise kentte kısmen de olsa bir istikrar sağlamak amacıyla Gazze Şeridi’ne insani yardım yapılması ve sonrasında anlaşmanın siyasi boyutu üzerinde çalışmak üzere “İsrail” lehine bir sükûnet ortamı sağlanmasıdır. Gelecek aşamalarda, Refah sınır kapısının sürekli olarak açılması, Filistinlilerin Ariş Havalimanı’nı kullanmasına izin verilmesi, Gazze Şeridi’ndeki işgücünü Sina Yarımadası’nın kuzeyine çekmek amacıyla endüstriyel bölgeler inşa edilmesi, elektrik sorununun çözülmesi, içme sularının arıtılması ve İsrail’in güvenlik gözetiminde Mısır veya Kıbrıs’tan geçecek bir deniz koridoru oluşturulması gibi uzlaşı anlaşmasıyla ilişkisi bulunmayan adımlara tanık olunabilir. Bu nedenle şu anda yaşananlar, insani durumla ilgili olmayıp siyasi çerçevede meydana gelen müzakerelerdir. Trump’ın planı kapsamında siyasi olarak gerçekleştirilmek istenen ise Gazze Şeridi’nde insani sorunların çözülerek özerk bir yönetimin kurulmasıdır. Bundaki amaç ise belirli bir düzeyde istikrar sağlanması ve “İsrail”in sınır kapılarını ve hava sahasını denetleyerek, buraları kontrolü altında tutmasıdır.

Hiç kimsenin herhangi bir anlaşma bağlamında belirli güvenceler vermesi söz konusu değildir. Eldeki tek güvence, İsrail’in istikrar ve sükunetin sağlanmasından çıkar sağlayacak olmasıdır. Sükûnet devam ettiği sürece vaziyet de olağan şeklini sürdürecektir. “İsrail” Hamas’ı Gazze’deki güvenlik durumunun birinci sorumlusu haline getirebilir, yani güvenlik alanındaki tüm gelişmelerden Hamas’ı mesul tutabilir. Böylece herhangi bir güvenlik ihlalinin yaşanması durumunda, geçmişteki çatışmalarda da tanık olunduğu üzere, Hamas hedefte olacaktır.

Sözün özü, eldeki tek seçenek mevcut durumun devam etmesi, geri dönüş yürüyüşlerinin sürdürülmesi, yangın balonlarının sürekli gönderilmesi, böylece gelecek çatışmalara hazırlık yapılmasıdır.

Dr. Adnan Ebu Amir, Gazze Şeridi’nde bulunan Ummah Açık Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı ve Medya ve Gazetecilik Bölümü Başkanı: İnsani durumun düzeltilmesi için, Filistinlilerin mutlaka siyasi tavizler vermesi gerekmemektedir. Direniş ile işgal rejimi arasında, direnişin ambargonun kaldırılmasına karşılık geri dönüş yürüyüşleri ve yangın balonlarının sonlandırılmasını kabul etmesi gibi, aşamalı bir karşılıklı anlaşma süreci gerçekleştirilebilir. Ancak şu an böylesi bir anlaşmanın hayata geçirilmesi mümkün görünmemektedir. Nitekim her iki taraf da geçmişte ateşkes dönemlerine girmiş, her defasında işgal rejimi ateşkesi ihlal etmiştir. Bugün ise Gazze Şeridi’ndeki insani durum iyiden iyiye kötüleşmişken, bu durumun kullanılması suretiyle siyasi bir anlaşmanın imzalanması ihtimal dahilindedir. Hatta Filistin Yönetimi söz konusu görüşmeleri kabul etmediğini ilan etse dahi bu türlü bir anlaşma yukarıdan bazı taraflarca dayatılabilir.

“İsrail” mevzubahis olunca herhangi bir güvenceden söz edilemez. Birçok anlaşma ve uzlaşıda bu tecrübe edilmiştir. Bu nedenle Filistinlilerin tamamının hemfikir olmasıyla sağlanacak gerçek bir anlaşma ile bölgesel ortaklar ve uluslararası baskılar söz konusu olmazsa, hiçbir anlaşma uzun sürmeyecektir. Bu ise bir anlaşma imzalamaksızın “Sükunete karşılık sükûnet” seçeneğinin tercih edilmesi ve sahada karşılıklı tedbirlerin alınması ihtimalini doğuracaktır. Fakat ben şu anda böyle bir ateşkesin imzalanmasını olası görmüyorum. Gizli ya da yazılı bir anlaşmaya ulaşıldığı takdirde ise Amerikan yönetimi, bölgedeki siyasi anlaşmaları bitinceye dek, özellikle de sırada Mısır, Katar ve Birleşmiş Milletler beklerken, bu anlaşmanın devam etmesinin garantörü olabilir.

Halihazırda Gazze’de giderek kötüleşen durumun düzelmesi yönünde bir umut ışığı bulunmamaktadır. Bölünmenin devam etmesi, tüm ateşkes anlaşmalarının başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olacaktır. Ayrıca görüşmelere katılan tüm tarafların, Filistin’in kendi içerisinde bir uzlaşı sağlamaması durumunda hiçbir ateşkesin devam etmeyeceğini anlaması gerekmektedir. Aynı şekilde işgal rejiminin bir anlaşma yapmaya zorlanmaması, durumu yeni gelişmelere gebe hale getirerek, başlanılan noktaya dönülmesine yol açabilir. Yine geri dönüş yürüyüşlerinin ve yangın balonlarının etkisini yitirmesine sebep olabilir ki bu da her an yeni bir çatışmaya girilebilecek bir ortamın oluşması anlamına gelmektedir.

Dr. Ahmed Refik Avz, El-Kudüs Üniversitesi’nde Medya ve Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi: el-Fetih ve Filistin Yönetimi konumunu pekiştirmek, Hamas ise katılım sağlamak istemektedir. Arabulucu rolündeki Mısır arabulucu olmayıp, mevcut görüşmelerde bir ortak rolündedir. Mısır çıkarlarını hayata geçirmek için baskı yapmaktadır; zira Mısırlılar Filistin meselesine dahil oldukça, güvenlik ve bölgesel meselelerdeki çıkarları daha fazla gerçekleşmektedir. Bu süreçte Arap dünyasından üçüncü bir tarafın yer almasını istiyoruz. Arapların anlaşma imzalanmadığı takdirde gerek anlaşma gerekse de ateşkes açısından, yapılamayan anlaşmanın açığını kapayacak bir varlık göstermesini talep ediyoruz. Çünkü bizim bir üst merci ve ittifak kurma sorunumuz bulunmaktadır. el-Fetih ve Hamas’ın ittifakları bulunmakta, bu ittifakların bir kısmı çıkar anlayışına dayanmaktadır. Öte yandan barış anlaşmaları, yalnızca Filistinlileri ilgilendirmemekte, bölgesel ve uluslararası boyutları da bulunmaktadır. Buna bağlı olarak mevcut taraflar haricindeki kesimlerin de kabulü olmadıkça, ortaya herhangi bir anlaşma, ateşkes ya da ülke içi bir barış anlaşması çıkacağına inanmıyorum. Bu nedenle elimizde geçen 11 yılda tanık olduğumuz Filistin içi anlaşmazlığın devam etmesi ile “İsrail”le yapılacak ateşkesin şekli üzerinde anlaşmazlık yaşanması seçenekleri bulunmaktadır. Bu durumda da karşımıza birçok zorluk çıkacaktır. Zira el-Fetih, ateşkesin yalnızca Filistin Yönetimi vasıtasıyla imzalanabileceğini, Hamas ise el-Fetih Hareketi’nin bütünün kendisi değil, bir parçası olduğunu söylemektedir. Hamas yıllar boyunca kendisinin fedakarlıkta bulunduğunu, bu nedenle de el-Fetih’in Filistin halkını tek başına temsil etmesini kabul etmeyeceğini dile getirmektedir.

“İsrail” mevzubahis olunca herhangi bir güvenceden söz edilemez. Mısırlıların kendileri dahi hiçbir anlaşmanın garantörlüğünü yapmamışlardır. Mısır’ın verdiği güvenceleri 2014 savaşında, ateşkes anlaşması ve karşılıklı anlaşmalar imzalandığında tecrübe ettik. Elimizdeki güvence, Filistin içindeki güç ve birliktir. Bu güç, “İsrail”in anlaşmalara bağlı kalması konusunda uyarılması sorumluluğunu üstlenecektir. Filistin içinde güç ve birlik elde edilemediği takdirde ise, hiçbir güvence söz konusu olmayacaktır. Buna bağlı olarak doğacak alternatif ise gerçek anlamda bir bölünme ve kopmadır. Nitekim “İsrail”, Gazze Şeridi’ne giderek Hamas yönetimini devirip Filistin Yönetimi’ne burayı armağan etmeyecektir. Zira “İsrail”in başlıca hedeflerinden biri, bölünme halinin devam etmesidir. Çünkü bölünme hali, “İsrail”in güvenlik stratejilerinden birisidir. “İsrail” Filistin’de tek bir tarafla değil, her iki tarafla da müzakere etmek istemektedir. Bu nedenle de biri Batı Şeria’da, diğeri ise Gazze Şeridi’nde olmak üzere iki farklı anlaşma imzalamak istemektedir. İşte bu, İsrail’in daimi stratejisidir.

Beğendiyseniz paylaşın